Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2023/135 E. 2026/1651 K. – İtirazın İptali
Konu: İtirazın İptali
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2023/135
- Karar No
- 2026/1651
- Karar Tarihi
- Konu
- İtirazın İptali
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2023/135
KARAR NO: 2026/1651
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesi
TARİHİ: 16.11.2022
NUMARASI: 2019/273 Esas - 2022/880 Karar
DAVA: İtirazın İptali (Şirket pay devri sözleşmesinden kaynaklanan)
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında düzenlenen 31.08.2015 tarihli hisse devir sözleşmesi ile müvekkilinin ...A.Ş.'de bulunan %54 oranındaki hissesinin tamamını 35.000,00 TL karşılığında davalıya devredeceğini taahhüt ettiğini, devir bedelinin bu sözleşmenin imzalanmasından itibaren 3 yıl içinde müvekkiline ödeneceğinin kararlaştırıldığını, ancak davalı tarafından müvekkiline herhangi bir ödeme yapılmadığını, müvekkili tarafından borcun ve cari hesap alacağının ödenmesi amacıyla davalıya .... Noterliğinin ....04.2018 tarihli ihtarının gönderildiğini, ihtarnamenin tebliğine rağmen sözleşme borcunun ödenmemesi nedeniyle.... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasında başlatılan takibe yönelik itiraz üzerine durduğunu, davalının 5.429,23 TL' lik cari hesap borcunu kabul ederek ödediğini, ancak 31.08.15 tarihli hisse devir sözleşmesinden doğan borcu kabul etmediğini, her ne kadar sözleşmede hisse devir bedelinin 3 yıl içerisinde ödeneceği bir başka değişle en geç 3 yılın sonunda ödenmiş olacağı beyan edilmiş ise de davalının sözleşmenin başlangıç tarihi olan 31.08.2015 tarihinden bu yana müvekkiline herhangi bir ödeme yapmadığını ileri sürerek, itirazın iptali ile takibin devamına ve alacağın %20' si oranından aşağı olmama üzere icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, savunmasında özetle; davacının 31.08.15 tarihli sözleşmeye istinaden 35.000 TL hisse bedelinin tahsilini istediğini, davacının sözleşme tarihinde ... AŞ'de ki %54 oranındaki hissesinin tamamını 35.000 TL bedelle müvekkiline devrettiğini, devir işlemlerinin hukuka uygun olarak defterlere işlendiğini, noter huzurunda tasdik edildiğini, 2015 senesinden beri tek pay sahipli anonim şirket olarak faaliyetine devam ettiğini, 2015 yılından bugüne kadar şirketin davacının da ortak olduğu döneme ait tüm kamu borçlarının müvekkilince ödendiğini, bir davada alacaklı olduğunu iddia eden tarafın TMK'nın 190. maddesine göre alacağını ispatlaması gerektiğini, müvekkilinin davacıya herhangi bir borcu bulunmadığını, taraflar arasındaki sözleşme uyarınca davacının alacağını aldığının davacının imzasını taşıyan sözleşme ile belirlendiğini savunarak, davanın reddi ile kötü niyet tazminatına karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Davacı vekili, sunulan bila tarihli sözleşmenin 31.08.2015 tarihli sözleşmeden önce yapıldığını, dava konusu olmayan bila tarihli hisse devir sözleşmesinin müvekkilinin hissesinin 35 payına karşılık olarak 35.000,00 TL ödenmesine ilişkin olduğunu, işbu davanın konusunun ise 31/08/2021 tarihli müvekkilinin %54 hissesine karşılık olarak davalı tarafından ödenmeyen sözleşmeye ilişkin olduğunu müvekkilinin 35 pay karşılığı bedeli alarak davalı tarafı ibra ettiğini savunmuş ise de; dava dışı şirketin ticaret sicil dosyası, 01.09.2015 tarihli davacı tarafından imzalanan yönetim kurulu kararı ve tüm dosya kapsamı birlikte incelendiğinde; dava dışı şirketi 24.07.2013 tarihinde davacı ve davalının birlikte kurduğu, şirketin hisse adedinin kuruluştan itibaren 50.000,00TL tutarlı 50 adet (35 hisseye karşılık 35.000 TL davacı, 15 hisseye karşılık 15.000TL davalı) olduğu, 01.09.2015 tarihli davacı tarafından imzalanan yönetim kurulu kararında davalının hisse adedinin 50.000,00-TL tutarlı 50 olarak belirtildiği ve tek ortak olarak davalının adının yazılı olduğu, 02.09.2015 tarihinde yapılan 2013 ve 2014 yılı Olağan Genel Kurul Toplantı Tutanağında Divan Başkanı olarak ...'in imzası bulunmakta olup, hazirun cetvelinde 50.000,00.-TL tutarlı 50 adet pay sahibi olarak görüldüğü, 31.08.2015 tarihli devir sözleşmesinden sonra dava dışı şirketin tek pay sahipli anonim şirket olarak ticaret sicilde yer aldığı ve bu payların sahibinin de davalı olduğu, hisse devrine ilişkin 01.09.2015 tarihli tek yönetim kurulu kararı bulunduğu, şirketin 50.000,00TL tutarlı 50 adet hissesi karşısında, davacı tarafın %35 hisseye karşılık 35 pay ve %54'lük hisse gibi iddia ettiği oranların birbirini tutmadığı (şirketin yüzde yüz hissesinin 50 adet olduğu düşünüldüğünde, %54'ünün 27 adet olacağı), davacının şirketin kuruluşunda 35 hisseye karşılık 35.000 TL sermayesi bulunduğu, tek devir yapıldığı ve şirketin tek ortaklı hale geldiği, bila tarihli sözleşmedeki pay adedinin davacının kuruluştaki payı ile uyuştuğu, 35 paya karşılık 35.000 TL'lik sermaye dışında davacının şirkette başka hissesinin bulunmadığı, TTK'nın 18/2. maddesine göre her tacirin ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerektiği, davalının ödeme iddiasını imzası inkar edilmeyen bila tarihli sözleşme ile ispatladığı..." gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;
Taraflar arasındaki 31.08.2015 tarihli hisse devir sözleşmesi ile müvekkilinin ... A.Ş.'de bulunan hissesinin tamamını 35.000,00 TL karşılığında davalıya devredeceğini taahhüt ettiğini ve devir bedeli olan 35.000,00 TL'nin sözleşmenin imzalanmasından itibaren 3 yıliçinde müvekkiline ödeneceğinin kararlaştırıldığını, müvekkilinin hissesini davalıya devretmesine rağmen sözleşmede kararlaştırılan bedelin ödenmemesi üzerine takip başlatıldığını, davalının da bu bedelle payın devir edildiğini kabul ettiğini, ancak 2015 yılından itibaren şirketin tüm kamu borçlarını kendisinin ödemesi nedeniyle borcu bulunmadığını savunduğunu, ayrıca sözleşme uyarınca müvekkilinin alacağını aldığını ve buna ilişkin sözleşme bulunduğunu savunduğunu,
Sözleşmeler incelendiğinde 31.08.2015 tarihli sözleşmenin %54 oranındaki hisseye ilişkin olduğunu, bila tarihli sözleşmenin ise 35 paya karşılık olduğunun belirtildiği, ancak hisse oranlarına ilişkin yapılan incelemede tek hisse olduğunun tespit edildiğini, bahsedilen hisse oranlarının aynı şeyi ifade ettiği, bu kapsamda davalının hisse devrine karşılık olan bedeli ödediği iddiasını imzası inkar edilmeyen bila tarihli sözleşme ile ispat ettiği kabul edilerek davanın reddine karar verildiğini,
Mahkemenin sözleşmelere ilişkin açıklama ve itirazları dikkate alınmayarak, yalnızca dava ve cevap dilekçeleri ile mahkemenin yaptırdığı bilirkişi incelemesi dikkate alınarak hüküm kurduğunu, oysa dosyaya davalı tarafından sonradan sunulan bila tarihli sözleşmenin mahkemeyi yanıltıcı nitelikte olduğunu, kasten ve kötüniyetle sunulduğun ispat edildiğini, mahkemenin ise bu açıklamaları dikkate almadığını, hisse oranlarına bakılarak hüküm kurulmuş ise de ibra ifadelerinin neden geçersiz olduğuna ilişkin savunmaların dikkate alınmadığını hükmün bu nedenle kaldırılması gerektiğini,
Davalının 31.08.2015 tarihli sözleşme ile devir aldığı payların bedelini 3 yılda ödemediğini, borcun ödendiğine ilişkin süresinde bir kanıt sunulmadığını, devir tarihi olan 31.08.2015 tarihinden sonraki gün 02.09.2015 tarihinde genel kurul yapılmasının da bu sözleşme kapsamında devir yapıldığını ortaya koyduğunu, bu hususun da devrin 31.08.2015 tarihli sözleşmeye dayanarak yapıldığını gösterdiğini,
Davalının ibraz ettiği tarihsiz sözleşmenin delil olarak dikkate alınamayacağını, bu delilin süresinden sonra sunulması nedeniyle incelenemeyeceğini, tarih bulunmaması nedeniyle belgenin ispat gücünün zayıflatıldığını, içinde ibra barındıran bir dilekçesinin tarihinin belli olması gerektiğini, sözleşmede geçen "bugünkü tarihi itibariyle", "Bugün haricen ve peşinen", "bugünden sonra", "bugün haricen ve nakden" gibi çok sayıda kelime yer aldığını, bu nedenle imza tarihinin de belirlenmesi gerektiğini, genel kurul toplantısından 2 gün öncesine ait tarih barındıran bir sözleşme dosyaya delil olarak sunulmuşken, karşı tarafın süresi içerisinde sunmadığı ve kendi içerisinde çelişkili, tarihsiz ve ispata elverişsiz belgeye itibar edilmesinin hatalı olduğunu,
Henüz doğmamış bir alacak için düzenlenen ibranamenin geçersiz olduğunu, ibranamedeki ibarelere göre henüz devir işlemi tamamlanmadan yani alacak doğmadan ibra verilemeyeceğini, her iki sözleşme dikkatlice incelendiğinde müvekkilinin iddialarının doğruluğunun anlaşılacağını, 31.08.2015 tarihli sözleşmede borcun devirden üç yıl sonra ödeneceğinin yazıldığını, ortada iki sözleşme bulunduğunu, ilk yapılan sözleşmenin tarihsiz olduğunu, ikinci yapılan sözleşmenin ise 31.08.2015 tarihli olduğunu, ancak davalı ilk sözleşmede "ibra" beyanı geçtiği için ilk yapılan tarihsiz sözleşmenin son yapılan sözleşme olduğunu iddia ederek borçtan kurtulmak istediğini, borcu ödediğine dair hiçbir belge sunmadığını, zaten borcu da önceki tarihli sözleşmeden doğmadığını, tarihsiz sözleşmeden 31.08.2015 tarihli sözleşmeden daha önce yapıldığını ve tarihsiz sözleşmedeki ibra beyanının geçersiz olduğunu, davalının her defasında kamu borçları olduğu için ikinci sözleşme yapıldığını ifade ettiğini, ancak kamu borçları ifadesinin tarihsiz sözleşmede değil, son yapılan 31.08.2015 tarihli sözleşmede geçtiğini, son yapılan 31.08.2015 tarihli sözleşmede, tarihsiz sözleşmede bahsedilmeyen kamu borçlarından bahsedildiğini ve bu borçların davalıya ait olacağının belirtildiğini, davalının kamu borçları yüzünden ikinci sözleşmenin imzalandığı beyanını doğrulandığını, ancak ikinci sözleşmenin iddia ettiği gibi tarihsiz olan değil, 31.08.2015 tarihli sözleşme olduğunun davalı beyanı ile ispatlandığını, davalının sözleşmenin yapılma sırasını değiştirerek mahkemeyi yanılttığını, tarihsiz ve geçersiz ibra beyanını kullanarak borçtan kurtulmayı amaçladığını,
31.08.2015 tarihinde yapılan sözleşmenin son yapılan sözleşme olduğu ve bu sözleşmeye göre borcun ödenmediğini, ancak davalı, içinde "ibra" ibaresi geçen bila tarihli sözleşmenin en son yapılan sözleşme olduğunu iddia ettiğini, davalının aynı zamanda şirketin kamu borçları olduğu için 2ikinci sözleşmenin yapılmasına ihtiyaç duyulduğunu, bunun da sözde 31.08.2015 tarihli sözleşmeden sonra yapıldığını iddia ettiğini, buna göre 31.08.2015 tarihinde ilk sözleşme imzalandıysa, 01.09.2015 tarihinde yönetim kurulu kararı alındığı ve 02.09.2015 tarihinde de genel kurul yapıldığını, davalının kamu borçlarını bir günde fark etmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, TTK'nın 499. maddesine göre çıplak hisse devri yapılabilmesi için biri sözleşmenin varlığı ve bunun ortaklar pay defterine kaydedilmesinin yeterli olduğunu bunun da adi sözleşme ile yapılabileceğini, davacının devir borcunu ödediğini kanıtlaması gerektiğini,
Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne, karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE
Dava, davacı tarafından davalıya devir edilen anonim şirket pay bedelinin tahsili istemine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.
Davacı ile davalı dava dışı ... AŞ'nin ortaklarıdır. Dosyaya sunulan ve imzası inkar edilmeyen 31.08.2015 tarihli sözleşme başlıklı belge ile davacı ..., ... ... Şirketinde bulunan %54 oranındaki hissesinin tamamını 35.000 TL bedelle davalı ... ...'e devredeceği, hisse devir bedelinin sözleşmenin imzalanmasından itibaren 3 yıl içinde davacıya ödeyeceği kararlaştırılmıştır. Sözleşmenin 2.maddesinde hisse devri öncesinde doğmuş ve gerekse devirden sonraki 2 yıl süre içinde doğan ... ... Şirketinin borçlarından dolayı tüm sorumluluğun ... ...'e ait olacağı, bu borçlardan dolayı üçüncü kişi ve kurumların davacıya müracaat etmesi halinde bu hususa ilişkin borcun tamamının davalı ... ... tarafından ödeneceği kabul edilmiştir.
Taraflar arasında imzası inkar edilmeyen bu sözleşmenin yanı sıra davalı tarafından ibraz edilen tarihsiz bir sözleşme de bulunmaktadır. Bu sözleşmede devir eden davacının ... ... Şirketindeki 35 payına karşılık hissesinin tamamını 35.000 TL bedelle davalı ... ...'e bugün tarih itibariyle aktif ve pasifleriyle birlikte nominal değeriyle devir ettiği, devir bedelinin bugün haricen ve peşinen tahsil ettiği ve alacağı kalmadığı, devre konu hissenin bugünden sonra devir alana ait olduğu ve bu sözleşmenin ibrazı ile gerekli işlemlerin yapılmasına muvafakat edildiği anlaşılmaktadır.
Anonim şirketin senede bağlanmamış payları kural olarak alacağın temliki hükümlerine göre yazılı bir sözleşmeyle devredilebilir. Her iki ortakça imzalanan 01.09.2015 tarihli 01 nolu hisse devri hakkındaki yönetim kurulu kararı uyarınca, davacının şirketteki 35 hissesinin 35.000 TL bedelle davalıya devir edildiği ve davalının bu devir sözleşmesiyle şirket ortaklığına kabul edildiği anlaşılmaktadır.
Davacı, tarihsiz sözleşmenin, 31.08.2015 tarihinden önce düzenlendiğini ileri sürerken, davalı bu sözleşmenin 31.08.2015 tarihli sözleşmeden sonra imzalandığını ve kamu borçları nedeniyle davacının ödeme yükümlülüğü bulunduğunu, davalının ibra edildiğini savunmaktadır. Hangi sözleşmenin daha önce düzenlendiği davalı tarafından ibraz edilen sözleşmede tarih bulunmadığından sözleşme metninden anlaşılmamaktadır. Bu nedenle mahkemece hükmün gerekçesinde taraflar arasındaki hukuki nitelik değerlendirilerek tarihsiz sözleşmeye itibar edilmesi gerektiği kabul edilmiştir.
Gerçekten de 31.08.2015 tarihli sözleşmede kamu borçlarından davalının borçlu olduğu belirtilmişken, tarihsiz sözleşmede belirlenen 35.000 TL bedelin davacı tarafından alınarak tahsil edildiği belirtilmiştir. Bu durumda ikinci sözleşme içinde miktar ve bu miktarın tahsilini barındırdığından makbuz hükmündedir.
Bu sözleşmeyle davacı belirlenen 35.000 TL pay bedelini aldığını kabul ve ikrar etmiştir. Bu kabulden ayrılmayı gerektirir herhangi bir yön bulunmamaktadır. İlk derece mahkemesinin gerekçesi, sözleşmelerde kullanılan ibareler, davalı tarafından ibraz edilen ve imzası inkar edilmeyen sözleşmedeki 35.000 TL bedelin alındığı, her iki sözleşmede tahsil edilen pay bedelinin 35.000 TL olduğunun belirtilmesi karşısında, davalı tarafından ibraz edilen sözleşmenin makbuz hükmünde olduğu dikkate alınarak sonraki tarihte düzenlendiğine ilişkin mahkeme kabul ve gerekçesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Her iki sözleşmenin yazılı belge niteliğinde olduğu, ödeme belgesi olan bir delilin itiraz niteliğinde olması nedeniyle yargılamanın her aşamasında sunulması mümkündür.
Davalının sunduğu imzası inkar edilmeyen belgede, satım bedelinin alındığı açıkça belirtilmiş olup, bu belge makbuz niteliğindedir. Belgede tarih bulunması, ödemenin alındığına ilişkin belgenin ispat kuvvetini etkilemez. Davacının iddiası gibi önce bedelin ödendiğine ilişkin ibra verilip, ardından pay devir sözleşmesi ile yeniden pay satım bedelinin ve vadesinin belirlenmesi hayatın olağan akışına aykırıdır. Öncelikle pay devir sözlemesinin yapılması ve vadenin belirlenmesinden sonra, tarafların yeniden bir araya gelerek belirlenen devir bedelinin ödendiğine veya başka bir şekilde bu borcun sona erdiğine karar vermeleri hayatın olağan akışına daha uygundur. Açıklanan tüm bu nedenlerle davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm istinaf başvuru nedenlerinin esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.
Açıklanan bu gerekçelerle, davacı vekilinin istinaf başvuru nedenleri ile sınırlı olarak dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkemesinin kararında ve gerekçesinde yasaya ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca esastan reddine dair aşağıdaki karar verilmiştir.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan gerekçelerle;
1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine,
2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 651,30 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına,
3-Davacı tarafça yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraf vekillerine tebliğine,
5-Dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;
HMK'nın 353.1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 30.09.2026 tarihinde, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.
30.09.2026