Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2023/1177 E. 2026/2291 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2023/1177
- Karar No
- 2026/2291
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2023/1177 KARAR NO : 2026/2291
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 02/02/2023 NUMARASI : 2017/1423 Esas 2023/47 Karar DAVA : ALACAK - KAYIT KABUL KARAR TARİHİ : 15/10/2026 KARAR YAZIM TARİHİ :15/10/2026
İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2017/1423 Esas ve 2023/47 Karar sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Mahkemece yapılan açık yargılama sonucunda; ''...Davacı vekili tarafından sunulan dava dilekçesinde özetle; çeklerde ciranta olarak ismi bulunan ...'nın davalı şirketin sahibi olduğu, yani davacıya çeki ciro eden çek cirantası ...'ya davalı şirketin tüm hisselerinin ait olduğu, davacı tarafından yapılan kontrollerde mal fiyatının sehven düşük olarak faturaya yansıtıldığı, bunun davalı yanca da kabul edildiği, davalının yapım işini üstlenmiş olduğu limanda kullanmak üzere davacıdan mal aldığı buna karşılık davacı tarafça 23/12/2015 tarih ve 079164 nolu ve 30/11/2015 tarih ve 079201 nolu faturalar düzenlendiği, söz konusu düzenlenen faturaların bedellerinin sehven düşük olarak faturaya yansıtıldığı bunun davalı yanca kabul edilmekle birlikte mali zorluk nedeniyle fark bedellerini 28/07/2017 ve 23/08/2017 tarihinde iki eşit taksitle verebileceğini beyan ettiği bunun kabul edildiği, ödemelere karşılık bahse konu tarihli vadeleri içerir 75.000,00'er TL'lik iki adet çek verildiği, ödeme günü gelmeden davalının davacıyı arayarak ödeme güçlüğü olması sebebiyle çekin ibraz edilmemesinin istenildiği, ticari ilişkinin sürdürülmesi ve davalının zor duruma düşmemesi için iyi niyetli olarak bunun kabul edilerek ibrazının sağlanmadığı ve bu nedenle karşılıksız işlemi görmeyerek çek vasfının yitirildiği, bu çeklerle alakalı İstanbul Anadolu 24 İcra Müdürlüğü'nün 2017/24843 Esas sayılı dosyası üzerinden takip başlatılmış ise de zamanında ibraz olmaması sebebiyle İstanbul Anadolu 6 İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2017/706 Esas sayılı dosyası ile takibin iptal ettirildiği, davalı tarafından ödeme yapılmadığı, yeni tarihli çek verilmediği, daha sonra aynı firmaya verilmiş aynı malların bu fiyatın çok üzerinde olduğunun kayıtlarda sabit olduğu bu nedenle bahse konu fatura miktarlarının eksik tutarlı olduğunun anlaşılabileceği, söz konusu fiyat farkına yönelik 04/12/2017 tarih ve A-076251 nolu 150.000,00 TL bedelli fiyat farkı faturası düzenlendiği, çeklerin ibraz edilmemesinden kaynaklı davalının sebepsiz zenginleştiği belirtilerek TTK 732 maddesinden kaynaklı 28/07/2017 ve 23/08/2017 vade tarihli 75.000,00'er TL bedelli 2 adet çek bedeli toplamı 150.000,00 TL'nin keşide tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile davalıdan alınarak davacıya verilmesinin, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalı üzerinden bırakılmasının talep edildiği görülmüştür. Davalı vekili tarafından sunulan 10/01/2018 havale tarihli cevap dilekçesinde özetle; İddiaların soyut ve mesnetsiz olduğu, davacı tarafından müvekkili aleyhine İstanbul Anadolu 24 İcra Müdürlüğü'nün 2017/24843 Esas sayılı dosyası üzerinden yapılan başlatılan takibe borcun bulunmaması sebebiyle yapılan itiraz üzerine İstanbul Anadolu 6 İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2017/706 Esas ve 2017/584 Karar sayılı ilam ile takibin iptaline karar verildiği yine davacı tarafından davalı aleyhine İstanbul Anadolu 24 İcra müdürlüğü'nün 2017/24841 Esas sayılı dosyası üzerinden cari hesaba dayanak başlatılan takibe itiraz edilmeyerek dosya borcunun infaz edildiği, bu nedenle senet konusu borcun olmadığı, davacının kötü niyet iddiasının yerinde olmadığı, davalı tarafından davacıya sipariş edilen usturmaçalara ilişkin 30/11/2015 tarih ve 271.400,00 TL bedelli 23/12/2015 tarih ve 265.972.00 TL bedelli fatura tanzim edilmiş buna karşılık olarak cevap dilekçesinde miktarları belirtilen 11 adet çekin davacıya verildiği, taraflar arasında 2017 yılında yeniden mal alışverişi olduğu, davacı tarafından tanzim edilen 19/04/2017 tarih ve 247.800,00 TL tutarlı, 19/04/2017 tarihli ve 289.100,00 TL faturalara ilişkin yine cevap dilekçesinde miktarları belirtilen 8 adet çekin davacıya verildiği, bu ödemelerin mahsubu ile kalan 88.822,00 TL'lik cari hesap borcunun az önce belirtildiği gibi 2017/24841 Esas sayılı dosya ile tahsil edildiği dolayısıyla davalının davacıya borcunun olmadığı, dava konusu 2 adet çekin güvene dayalı olarak davacının talebine istinaden 2017 ve 2018 yılı sezonunda yapılma ihtimali olan limanlarla ilgili önceki fiyatlar üzerinden mal alımı yapabilmek için teminat amaçlı verildiği, davacının da bunu bildiğinden çeklere karşılıksız işlemi yaptırmadığı, tarafların tacir olduğu, 04/12/2017 tarihli faturanın belirtilen nedenlerle kabulünün mümkün olmadığı, sözde fiyat farkını oluşturan alışveriş üzerinden 2 sene geçtikten sonra tanzim edilmesinin gerçeği yansıtmadığı gibi davacının kötü niyetli olduğunu gösterdiği, tam tersine davalının davacıdan alacaklı olduğu belirtilerek davanın reddi ile yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacı üzerinden bırakılmasının talep edildiği görülmüştür. Cevap dilekçesinin tebliği üzerine davacı tarafça cevaba cevap dilekçesinin sunulduğu, incelenmesinde dava dilekçesindeki hususların tekrarı mahiyette yazılı beyanlarda bulunulduğu, bunun tebliği üzerine davalı tarafça ikinci cevap dilekçesinin sunulduğu ve bunun incelenmesinde ise yine cevap dilekçesindeki hususların tekrarı mahiyette yazılı beyanlarda bulunulduğu, böylece dilekçelerin teatisi aşaması usulüne uygun tamamlanmakla taraf teşkili sağlanmış ve yine usulüne uygun olarak tahkikat aşamasına geçilmiştir. DELİLLER: İstanbul Anadolu 24. İcra Müdürlüğü'nün 2017/24843 ve 2017/24841Esas sayılı dosyalarının Uyap örneği, İstanbul Anadolu 6. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2017/706 Esas sayılı dosyasının Uyap örneği, davacı kayıtlarının incelenmesine esas İstanbul Anadolu 7. ATM'nin 2018/70 Talimat sayılı dosyasından alınan rapor, davalı kayıtlarının incelenmesine esas hazırlanan 28/01/2019 tarihli rapor, İstanbul Anadolu 7. ATM'nin 2020/5 Talimat sayılı dosyası üzerinden aldırılan ek rapor, İzmir İflas Müdürlüğü'nün 2018/19 İflas sayılı dosyasında yapılan yazışmalar, sektör bilirkişisinden alınan 10/11/2022 tarihli rapor, davacı vekilince sunulan yemin dilekçesi dosyamız arasındadır. Davacı kayıtlarının incelenmesine esas İstanbul Anadolu 7. ATM'nin 2018/70 Talimat sayılı dosyası üzerinden kazandırılan 01/03/2019 tarihli raporun dosya taraflarına usulüne uygun olarak tebliğ edildiği, incelenmesinde; davacının 2017 yılına ilişkin defter kaydında alacağa konu edilen 75.000,00'er TL'lik 2 adet çekin bulunduğu, davacının eksik fiyatlarla tanzim edilen faturaların yerine tanzim ettiği 04/12/2017 tarihli fiyat farkı faturasının davacı kayıtlarında olduğu, dava tarihi itibariyle davacının davalıdan 156.310,36 TL tutarında alacaklı gözüktüğü, rapora karşı davacı vekili tarafından ve davalı vekili tarafından beyan ve itirazlarda bulunulduğu görülmüştür. Davalı kayıtlarının incelenmesine esas kazandırılan 28/01/2019 havale tarihli raporun dosya taraflarına usulüne uygun olarak tebliğ edildiği, incelenmesinde; dava konusu alacağa dayanak çeklerin davalı kayıtlarında kayıtlı olmadığı, davalının davacıya 20/04/2017 tarihi itibariyle 88.822,00 TL'lik cari hesap borcunun olduğu, icra dosyası üzerinden ödendiği belirtilmekle birlikte bu ödemenin yapılıp yapılmadığının tespit edilemediği hususlarında görüş ve kanaat bildirildiği, rapora karşı davacı vekili tarafından ve davalı vekili tarafından beyan ve itirazlarda bulunulduğu görülmüştür. Mahkememizce dosyanın 03/10/2019 tarihli duruşmada yeniden davacı kayıtlarını inceleyen bilirkişiye tevdi yönündeki ara kararı üzerine İstanbul Anadolu 7. ATM'nin 2020/5 Talimat sayılı dosyası üzerinden aldırılan ek raporun dosyaya kazandırıldığı ve taraflara usulüne uygun tebliğ edildiği anlaşılmış, incelenmesinde; yapılan itirazların ispata muhtaç olduğu görüşündeki kanaat bildirildiği görülmüştür. Mahkememizce 01/11/2022 tarihli duruşmada verilen ara karar ile dosyanın sektör bilirkişisine tevdi edilmekle hazırlanan 10/11/2022 havale tarihli raporun dosyaya sunulduğu ve taraflara usulüne uygun tebliğ edildiği anlaşılmış, incelenmesinde özetle; 11/09/2015 tarihli 134430 nolu faturadaki ürün değerine ilişkin adet miktarının 8.750,00 TL, sonraki yapılan alımlara dair 30/11/2015 tarihli 079201 nolu fatura ile 23/12/2015 tarihli 079164 nolu faturalardaki ürün değerine ilişkin adet miktarının 4.600,00 TL olarak belirlendiği, her üç faturadaki malzemenin aynı nitelikte olduğu, kauçuk fiyatlarının dolar bazında 2015 yılı günümüz arasında büyük bir değişim göstermediği, faturalara konu usturmaçanın kaydırmaz levhası ile bugünkü uzak doğu piyasa değerinin 2800 - 3000 USD aralığında, arz talep esnasındaki duruma satıcı müşteri ilişkisine ve ödeme koşullarına bağlı olarak ödemeler belirlenmekle birlikte yurt içi ve yurt dışı pazar koşulları da göz önüne alınarak adet olarak satış fiyatının 2700 - 3100 USD bandı aralığında yani karşılığının 8.100,00 - 9.300,00 TL aralığında olabileceği, dosya muhteviyatından 8.750,00 TL birim fiyatlı ürünün 2 ay süre sonra 4.600,00 TL birim fiyatlı faturaya yansıtıldığı konusundaki fatura miktarının sehven düzenlenip düzenlenmediği hususundaki nihai değerlendirmenin Mahkememize ait olduğunun değerlendirildiği, davacı vekilince rapora beyanlarda bulunulduğu, davalı tarafça ise beyan yahut itirazda bulunulmadığı görülmüştür. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Mahkememizce yapılan yargılama sonucunda; tarafların iddia ve savunmaları, deliller ve tüm dosya kapsamına göre; Yapılan inceleme neticesinde; dosya tarafları arasında usturmaça alışverişinden kaynaklı ticari bir münasebetin bulunduğu, bu kapsamda davaya dayanak alacak haricinde taraflar arasında bu ilişkiden kaynaklı başkaca faturalar ve bu faturalara yönelik çek ile borcun ödenmesine dair ilişkinin olduğu, Mahkememiz davacısı tarafından cari hesaptan kaynaklı alacağın tahsiline yönelik davalı aleyhine İstanbul Anadolu 24 İcra Müdürlüğü'nün 2017/24841 Esas sayılı dosyası üzerinden takip başlatılması üzerine davalı yanca icra dosyasına yapılan ödeme ile taraflar arası alacak borç durumunun sona erdirildiği, davacı tarafından davalı aleyhine düzenlenen faturalardan 23/12/2015 tarihli 079164 nolu ve 30/11/2015 tarihli 079201 nolu faturalardaki mal fiyatlarının sehven düşük olarak gösterilmesi iddiası ve bu kapsamda davalı tarafça verildiği beyan edilen çeklerin bedelinin tahsil edilememesi sebebiyle davalı aleyhine çek bedelleri toplamı üzerinden dava açıldığı konularında bir uyuşmazlık olmadığı tespit edilmiştir. Yukarıdaki yapılan tespit göz önüne alındığında taraflar arası uyuşmazlık konusu hususun; bahse konu fatura bedellerinin olması gerekenden daha düşük düzenlenip düzenlenmediği, düzenlenmiş ise olması gereken bedelin tespiti ile tespit edilecek tutardan davalının sorumlu olup olmayacağı, davacı tarafa verildiği beyan edilen 75.000,00'er TL bedelli 2 adet kambiyo vasfını yitirmiş çeklerden kaynaklı ve ayrıca bu çeklerin çekler konusu tutara yönelik düzenlendiği belirtilen 04/12/2017 tarih ve A076251 nolu faturadan kaynaklı davacının alacaklı olup olmadığının, bu anlamda davalı yanın fiyat farkından kaynaklı sebepsiz zenginleşip zenginleşmediğinin tespiti ile değerlendirilmesine yönelik açılan alacak davası olduğu anlaşılmıştır. Taraflar arası uyuşmazlığın değerlendirilmesine geçmeden evvel şu hususun belirtilmesinde fayda vardır. Tahkikatın devamı sırasında davalı şirketin iflas ettiği anlaşılmakla birlikte iflas işlemlerinin İzmir İflas Müdürlüğü'nün 2018/19 Esas sayılı dosyası üzerinden yürütüldüğünün tespiti üzerine davanın 2. alacaklar kurulu toplantısından 10 gün sonraya kadar durmasına karar verildiği ve 2. alacaklar kurulu toplantısı yapılmakla birlikte taraf teşkilinin sağlandığı anlaşılmıştır. Her ne kadar yukarıda da belirtildiği gibi dosyaya kazandırılan gerek mali müşavir kök ve ek raporuna gerekse sektör bilirkişisi raporuna itiraz yahut beyanlarda bulunulmuş ise de yapılan itirazların bir kısmının resen değerlendirilmesi gereken itirazlardan olduğu, bir kısmının aksi iddia edilmekle birlikte raporda karşılandığı kanaatine varılmakla birlikte mali müşavir kök ve ek raporları ile sektör bilirkişisi raporunun hüküm kurmaya elverişli olduğu kanaatine varılmıştır. Yukarıda da belirtildiği gibi dosya taraflarının ticari defter ve kayıtlarının tetkikine dair gerek alınan kök rapor gerekse ek rapora yukarıda da belirtildiği gibi beyanlarda bulunulmuş ise de taraf kayıtlarının incelenmesinde; davacı tarafın davalı aleyhine düzenlediği fiyat farkı faturasının davacı tarafta kayıtlı olmasına rağmen davalı yanda olmadığı, bu fiyat farkı faturasının davalı tarafça inkar edildiği ve ayrıca davacı tarafça bu fiyat farkına ilişkin verildiği beyan edilen çeklerin kambiyo vasfının yitirildiği sabit olduğundan fiyat farkı uygulamasının ve vasfı yitirilen kambiyodan kaynaklı alacaklı olduğunun ispatının davacı tarafta olduğu kanaatine varılmıştır. Taraflar arası ticari ilişkiye konu faturalardan eksik düzenlendiği belirtilen faturalardaki usturmaça birim fiyatlarının 4.600,00 TL, aynı usturmaçalara ilişkin yaklaşık 2 ay evvel düzenlenen faturalarda ise usturmaça birim fiyatlarının 8.750,00 TL olduğu görülmüştür. Taraflar arası ilişkinin niteliği ve iddia ve savunmalar göz önüne alındığında sehven düzenlendiği belirtilen fatura miktarının gerçeği yansıtıp yansıtmadığının öncelikli olarak tespiti ile yansıtmadığının anlaşılması halinde olması gereken fatura değerinin belirlenmesi ile buradan çıkacak sonuca göre dosya kapsamında yukarıda belirtilen iddianın ispatı anlamında değerlendirme yapılarak sonuca gidilmesi gerektiği kanaatine varılmış bu kapsamda toplanan deliller ve tüm dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde; dosya tarafları arasında ticari bir münasebet bulunmakla birlikte alım satıma yönelik yazılı anlamda herhangi bir sözleşmenin olmadığı, 2015 yılı Kasım ve Aralık ayında davalı aleyhine düzenlenen fatura içeriklerinde 80 mm usturmaça satışının olduğunun ve ürünün birim fiyatının 4.600,00 TL olarak belirlendiğinin aynı yıl Mart ayında ise yine aynı nitelikte ürün satılmakla birlikte bu sefer ürünün birim fiyatının 8.750,00 TL olarak belirlendiği göz önüne alındığında faturanın olması gerekenden eksik hesaplandığı yönündeki iddianın ya yemin delili ya davalının kabulü ya da bir sözleşme ile ispatlanması gerektiği buna karşılık davalının faturayı kabul etmediği gibi içeriğini de inkar ettiği bu nedenle davacı yana sorulan soru üzerine dayanıldığı belirtilen yemin deliline ilişkin dilekçenin sunulduğu, bunun davalı yana usulüne uygun olarak tebliğ edilmekle birlikte her ne kadar yemin dilekçesinin iflas eden şirket yetkilisi ...'ya gönderilmesi gerektiği belirtilmiş ise de Yargıtay 23 HD'nin 2014/5164 Esas ve 2014/4666 Karar sayılı ilamı göz önüne alınarak iflas idaresine gönderilmesi gerektiği kanaatine varılarak bu anlamda çıkarılan tebligat gereğinin davalı tarafça yerine getirilemediğinin anlaşıldığı, buradan hareketle içeriği inkar edilmiş ise de fiyat farkı faturasının içeriği bakımından iddianın davacı tarafça ispatlandığı kanaatine varıldığı ve ancak az yukarıda da belirtildiği gibi miktara yönelik de kabul edilmeme yönünde beyan olduğundan fatura içeriğine ilişkin miktarın yerinde olup olmadığı bakımından yapılan inceleme neticesinde ise fatura tutarının olması gereken kadar olduğu yönündeki ispat külfetinin davacıda olduğu kanaatine varılmış bu kapsamda sektör bilirkişisinden rapor kazandırılmış olup söz konusu rapor göz önüne alındığında hüküm kurmaya elverişli olduğu anlaşılan sektör bilirkişisince tanzim edilen 10/11/2022 havale tarihli rapordan da anlaşılacağı üzere 079164 nolu ve 079201 nolu faturaların birim fiyatlarının sehven düzenlendiği, olması gereken birim fiyatına yönelik miktar aralığının belirtildiği her ne kadar diğer faturalar 8.750,00 TL birim fiyatlı düzenlenmiş ise de şu aşamada bilirkişi tarafından bildirilen asgari birim fiyatı göz önüne alınarak değerlendirme yapmanın yerinde olacağı, bu nedenle 079164 nolu faturanın KDV dahil miktarının 265.972,00 TL olduğu anlaşılmakta ise de 8.100,00 TL olarak düşünüldüğünde olması gereken KDV dahil miktarın 468.342,00 TL olarak, 079201 nolu faturanın KDV dahil miktarının 271.400,00 TL olduğu anlaşılmakta ise de yine 8.100,00 TL'den düşünüldüğünde olması gereken KDV dahil miktarının 477.900,00 TL olarak tespit edildiği, dolayısıyla her iki faturanın da esasen sehven düzenlendiği hususunun ortaya çıktığı, davacının en baz fiyat göz önüne alındığında 079164 nolu faturadan 202.370,00 TL, 079201 nolu faturadan ise 206.500,00 TL tutarında eksik fiyatlandırma yaptığı anlaşılmakla birlikte bu tutarlar göz önüne alındığında faturanın sehven düzenlendiğinin sabit görüldüğü buradan hareketle Kasım ve Aralık ayında düzenlenen faturaların olması gerekenden daha fazla olduğu yönündeki iddianın davacı tarafça ispat edildiği kanaatine varılmakla birlikte her ne kadar davacının söz konusu fiyat fark tutarı yukarıda belirtildiği şekilde daha fazla olduğu anlaşılmış ise de taleple bağlılık ilkesi gereği kambiyo vasfının yitirildiği anlaşılan çeklerden kaynaklı olarak talebe konu edilen çek bedelleri yönünden az önce belirtilen yemin metni içeriği göz önüne alındığında yeminin davalı yanca edasından kaçınıldığı kanaatine varılarak konu edilen bedel uyarınca davacının davalıdan alacaklı olduğu şeklinde yapılan değerlendirme neticesinde açılı davanın kabulü ile 150.000,00 TL'nin 75.000,00 TL'sinin 28/07/2017 tarihinden, 75.000,00 TL'sinin ise 23/08/2017 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. Her ne kadar davacı tarafça ilk duruşmada İstanbul Anadolu 24. İcra Müdürlüğü'nün 2017/24843 Esas sayılı dosyası üzerinden başlatılan takibe yapılan itiraz üzerine durdurulması sebebiyle işbu dosya üzerinden inkar tazminatı talep edilmiş ise de davanın niteliği gereği bu yönde bir tazminatın talep edilemeyeceği kaldı ki dava ve cevaba cevap dilekçesinde de bu hususun ileri sürülmediği göz önüne alındığında kısa kararda bu durum belirtilmeyerek bu kalem tazminatı yönünden talebin yerinde olmadığı..." gerekçesi ile, davanın KABULÜ ile 150.000,00.TL'nin 75.000,00.TL'sinin 28/07/2017 tarihinden, 75.000,00.TL'sinin ise 23/08/2017 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte DAVALIDAN ALINARAK DAVACIYA VERİLMESİNE karar verilmiş, verilen bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 28/12/2018 tarih ve 2018/1155 Esas 2018/1611 Karar sayılı ilamı ile müflis davalı şirketin 1. Alacaklılar toplantısında müflis şirket iflas idaresi üyeliğine ..., ... ve ...'in seçilerek İzmir 3. İcra Mahkemesi tarafından atamaları yapıldığını, iflas tasfiyesinin İzmir İflas Müdürlüğü'nün 2018/19 Esas sayılı dosyası ile yürütülmekte olduğunu, davalı şirketin iflasına karar verilmiş olduğundan davanın kayıt kabul davasına dönüşmesi gerektiği halde alacak davası olarak karar verilmesinin hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, İİK 195 madde gereği mahkemenin iflas tarihine kadar faiz kararı vermesi gerekirken, herhangi bir hüküm belirtmeksizin faizin"... belirtilen tarihlerden itibaren işleyecek avans faizi ile davalıdan alınmasına..." karar verilmiş olmasının hatalı olduğunu, müvekkili müflis şirket açısından davanın maktu harca tabi olduğunu, doğal olarak neticeten hükmedilmesi gereken yargılama giderlerinin de (Avukatlık vekalet ücreti, harçlar,masraflar) maktu harca tabi olacağını, mahkemenin bu konuda da hatalı hüküm kurduğunu, gerekçede ilginç bir şekilde tacirler arasındaki ilişkide yazılı fatura olduğu belirtilmiş olmasına rağmen, bu faturanın sehven hatalı olduğunun kabul edilerek inceleme yapılmasının yanlış olduğunu, ticaret hukukunda tacirler arasında "anlaşma serbestisi" mevcut olup taraflar arasındaki anlaşmaya Mahkemece karışılmaması gerektiği açık ve net bir şekilde belirtilmiş olmasına ve yine Ticaret kanununda tacirin "Basiretli İş adamı" olarak davranma yükümlülüğü olmasına rağmen mahkemenin ticaretin kaç para üzerinden yapılması gerektiği gibi hukuki dayanaktan yoksun bir yargılama yaptığını, taraflar arasındaki ticari ilişkiyi doğrudan bilmesi mümkün olmayan İflas İdaresi Üyelerini yemine davet edip, konu hakkında doğrudan bilgisi olmayan İflas İdaresi üyelerinin itirazlarına rağmen yemin etmedikleri için davanın kabul edilmiş olmasının da hukuki dayanaktan yoksun olduğunu belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE: Dava, alacak istemine ilişkin olup yargılama sırasında davalı şirketin iflas etmesinden dolayı kayıt kabul istemine dönüşmüştür. İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır. "...2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun "Müflisin tasarruf ehliyetsizliği ve poliçe ödenmesi hükümleri" kenar başlıklı 191 inci maddesinin birinci fıkrasında; "Borçlunun iflas açıldıktan sonra masaya ait mallar üzerinde her türlü tasarrufu alacaklılara karşı hükümsüzdür." denilmiştir. Müflisin masa malları üzerindeki tasarruf yetkisi iflâs ile kısıtlandığından, aynı Kanun’un "iflas idaresinin vazifesi" kenar başlıklı 226 ncı maddesi uyarınca da, masanın kanuni mümessilinin iflas idaresi olduğu hükmü kabul edilmiştir. Belirtilen hükümler gereğince; iflasın açılmasıyla taraf sıfatı ve dava takip yetkisi artık müflise değil iflas idaresine ait olup, adi tasfiyede İİK'nın 226-229 uncu maddeleri gereği iflas masasını temsil yetkisi iflas idare memurlarına, şayet basit tasfiye (İİK'nın m. 218) usulü benimsenmişse, bu temsil yetkisi İflas Dairesine aittir. Müflisin, iflâsın açılması ile hak ehliyetini kaybetmediği gibi dava ehliyetini de kaybettiği söylenemese de, müflisin masa malları üzerindeki tasarruf yetkisi kısıtlandığından, masa ile ilgili davalar hakkındaki taraf sıfatı ve dava takip yetkisi artık müflise değil, iflâs idaresine ait olacaktır. İflâs idaresinin bu dava takip yetkisini kullanıp kullanmayacağını tespit edebilmek için, ilk önce iflâs organlarının oluşması ve her dava hakkında esaslı bilgi sahibi olunması gerekir. Bu ise, zaman isteyen bir husustur. İşte bu nedenle, İİK'nın "Hukuk davalarının tatili" kenar başlıklı 194 üncü maddesi gereğince müflisin davacı ve davalı bulunduğu hukuk davalarının, iflâsın açılması ile belli bir süre için durması öngörülmüştür. İİK'nın 194 üncü maddesine göre, acele haller müstesna olmak üzere iflasın açılması ile kural olarak müflisin davacı ve davalı olduğu hukuk davaları durur, ancak alacaklıların ikinci toplantısından on gün sonra devam olunabilir. İflâsın açılması ile duracak olan davalar, iflâstan önce açılmış olup da halen derdest bulunan ve iflâs masasına giren mal, alacak ve haklara ilişkin hukuk davalarıdır. Bunlar, müflisin açmış olduğu davalar ile müflise karşı açılmış olan davalardır. Davaların durduğu bu süre içinde, iflâs idaresi duran davalar hakkında araştırma yapar ve bu davaların geleceği hakkında karar verir. Burada müflisin davacı veya davalı olmasına göre usul işlemleri farklılık arz eder. Müflisin davacı olduğu davalarda, iflâs idaresi bir davanın başarı şansı olduğu kanısına varırsa masanın bu davayı takip etmesine karar verir. Bu karar ikinci alacaklılar toplantısının uygun bulması ile kesinleşir ve ikinci alacaklılar toplantısından sonraki on günlük süre geçince bundan böyle davaya, davacı olarak iflâs idaresi tarafından devam edilir. İİK'nın "Münazaalı hakların talep eden alacaklılara temliki" kenar başlıklı 245 inci maddesi gereği, iflâs idaresi ve ikinci alacaklılar toplantısı, davanın başarı şansı olmadığı kanısına varırlarsa masanın davayı takip etmemesine karar verirler. Bu halde o davayı takip yetkisi, isteyen alacaklıya devredilir. Hiçbir alacaklı davayı takip etmek istemezse, o zaman, müflisin dava takip yetkisi yeniden doğar ve müflis iflâsın kapanmasını beklemeden, davayı kendi adına devam ettirebilir. İİK'nın 230 vd. maddeleri gereği, müflisin davalı olduğu davalarda ise; iflâs idaresi, alacakları tahkik ederken, müflise karşı dava açan alacaklının alacağının mevcut olup olmadığı hakkında bir karar vermez; sadece, bu alacağı davalı çekişmeli alacak olarak sıra cetveline geçirir. Bu alacağın, dolayısıyla davanın kabul edilip edilmeyeceği hakkındaki karar, ikinci alacaklılar toplantısında alınır. İkinci alacaklılar toplanması davaya devam edilmesine karar verirse, iflâs idaresi, ikinci alacaklılar toplantısından on gün sonra davayı takip eder veya tayin edeceği bir avukat vasıtasıyla davayı takip ettirir. Bir hukuk davasının kayıt-kabul davasına dönüşmesi için davalının iflas etmesi, iflas idaresinin de dava konusu alacağı iflas masasına kabul etmemesi gerekir. Davalı tarafı dava sırasında iflas eden aleyhine iflastan önce açılan ve İİK'nın 194 üncü madde hükmünde sayılan istisnalardan olmayan bir davaya bakan mahkemenin asıl dava konusu alacağın, ikinci alacaklılar toplanmasında, iflas masasına kaydedilip, alacağın masaca kesin olarak kabul edilip edilmediğinin araştırması ve şayet kesin suretle kayıt ve kabul edilmiş ise, konusu kalmayan davada hüküm tesisine yer olmadığına karar vermesi; masaya kayıt edilmesi istenip de alacak kısmen veya tamamen reddedilmiş ise ve kayıt-kabul davası ayrıca açılmamışsa, davaya alacağın iflas masasına kayıt ve kabulü davası olarak devam edilerek, varılacak sonuç dairesinde bir karar vermesi gerekir..." (Bknz. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 29.03.2023 tarih ve 2023/203 Esas 2023/881 Karar sayılı ilamı) "....İİK'nın 195/1. maddesinin "Borçlunun taşınmaz mallarının rehni suretiyle temin edilmiş olan alacaklar müstesna olmak üzere iflasın açılması müflisin borçlarını muaccel kılar. İflasın açıldığı güne kadar işlemiş faiz ile takip masrafları anaya zammolunur" hükmü uyarınca iflas tarihine kadar doğan iflas alacağı ve fer'ileri ile takip masrafları konusunda uzman bilirkişiden rapor alınıp, belirlenen tutarın kayıt ve kabulüne karar verilmesi gerekir. İİK'nın 195. maddesine göre iflas masasına yazılacak alacakların iflas tarihi itibariyle hesaplanıp, belirlenmesi gerekir. İflasın açılması ile ipotekle temin edilen alacaklar hariç, diğer alacaklar muaccel hale gelir ve şayet davacı tarafça açıkça faiz talebinde bulunulmuşsa iflasın açıldığı tarihe kadar işleyen faizler ve takip masrafları da asıl alacağa eklenerek masaya yazılır. İİK'nın 196/3. maddesi uyarınca asıl alacağa faiz işlemeye devam ederse de, bu ancak tasfiye bakiyesi kalırsa ayrıca ödenir...." (Bknz. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 2021/3801 Esas ve 2022/2715 Karar sayılı ilamı) Öte yandan kayıt kabul davaları alacağın iflas masasına kaydı istemine ilişkin olup, belirli bir miktarın tahsiline yönelik olmadığından, alacağın iflas masasına kaydına karar verilmekle yetinilir. Alacağın ödenmesi ancak tasfiye sonunda masa mevcudunun sıra cetveline uygun biçimde dağıtımı aşamasında gerçekleşir ve alacakların tam olarak ödenip ödenmeyeceği ancak bu aşamada anlaşılabilir. Bu nedenlerle, bu davalarda maktu karar ve ilam harcı alınması ve maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerekir(Bknz. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 17.01.2024 tarih ve 2023/211 Esas 2024/205 Karar sayılı ilamı). Bu hususlar gözardı edilerek, toplam 150.000.00.TL'nın, 75.000,00.TL'sinin 28/07/2017 tarihinden, 75.000,00.TL'sinin ise 23/08/2017 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte tahsili yönünde alacağa, nispi oranda karar ve ilam harcına ve davacı yararına nispi vekalet ücretine hükmedilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, doğru görülmemiştir. Açıklanan bu durum karşısında; davalı vekilinin bu yönlere ilişkin isitnaf kanun yolu başvurusunun kabulü ile istinaf incelemesine konu ilk derece mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK’nın 355. ve 353/(1)-a-4.ve 6. maddeleri gereğince kaldırılmasına, kararın kaldırılma sebep ve şekline göre istinaf yoluna başvuran davalı vekilinin sair istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, karar verilmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun KABULÜ ile İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 02/02/2023 tarih ve 2017/1423 Esas 2023/47 Karar sayılı hükmünün 6100 sayılı HMK'nun 355 ve 353/(1).a.4.ve 6. maddeleri uyarınca KALDIRILMASINA, 2-Dosyanın HMK 353/(1)-a maddesi gereğince Dairemiz kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE, 3-Kararın kaldırılma sebep ve şekline göre davalı vekilinin sair istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, 4-İstinaf başvurusuna konu kararın kaldırılması nedeniyle başvuru sırasında alınan peşin harcın başvuru sahibi davalıya iadesine, 5-İstinaf başvurusu aşamasında başvuru sahibi davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin mahkemesince verilecek nihai kararla hüküm altına alınmasına, 6-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından istinaf kanun yoluna başvuran davalı yararına vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına, 7-Kararın taraflara tebliği, harç ve gider/delil avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK’nın 353/(1)-a maddesi gereğince kesin olmak üzere 15/10/2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.