Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2023/1171 E. 2026/2288 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2023/1171
- Karar No
- 2026/2288
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2023/1171 KARAR NO : 2026/2288
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : MANİSA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 10/03/2023 NUMARASI : 2021/1188 Esas 2023/150 Karar DAVA : ALACAK KARAR TARİHİ : 15/10/2026 KARAR YAZIM TARİHİ:15/10/2026
Manisa Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/1188 Esas ve 2023/150 Karar sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Mahkemece yapılan açık yargılama sonucunda; ''...Davacı vekili dava dilekçesi ile; Müvekkilinin bağ üstü koruma örtü ticareti yaptığını, davalıya bağ üstü koruma örtü sistemi satıp faturalarını kestiğini, karşı tarafın borcunu ödememesi üzerine Alaşehir İcra Müdürlüğü'nün 2021/2271 Esas sayılı takip dosyasında davalı aleyhine icra takibi başlattığını, davalının takibe itiraz ederek malı teslim almadığını ve kendisine fatura tebliğ edilmediğini ifade edip borcu kabul etmediğini, bunun üzerine müvekkili şirketin Alaşehir 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde 2021/161 Değişik sayılı dosyasında tespit yaptırdığını, davalının üzerine kayıtlı olan üzüm bağlarının üstünün müvekkili tarafından örtüldüğünün tespit edildiğini, müvekkil şirketin bu sistemin parçalarını dilekçesinde belirttiği şirketlerden satın aldığını, faturaları dilekçesine eklediğini, arabuluculuk başvurusundan netice alınamadığını, müvekkilinin icra takibi ile ilgili herhangi bir itirazın iptali davası açmadığını iddia ederek fazlaya ilişkin hakları saklı tutulmak suretiyle 473.662,00 TL'nin dava tarihinden itibaren faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini, keşif sırasında örtü koruma sistemi bedeli fatura bedelinden yüksek çıktığı takdirde fazlaya ilişkin haklarının saklı tutulmasını talep etmiştir. Davacı vekili duruşmalarda dilekçesini tekrar ederken davalı vekili cevap dilekçesi vermemiş, yargılama sırasında verdiği 17/06/2022 tarihli beyan dilekçesi ile; Müvekkilinin alacaklı şirkete herhangi bir borcu bulunmadığını, şirketin sahibi ve eşi ile ortak üzüm ihracatı yapan müvekkilinin bu şahıslar tarafından dolandırılarak zarar ettiğini, faturaların içeriğinin doğru olmadığı gibi yapılan örtü işleminin yapılmadığını, gerekli güçlendirmelerin yapılmadığını, bu işlemlerin tam ve sağlam olarak yapılmadığı için örtünün zarar gördüğünü, taraflar arasındaki ticari ilişkinin sonlandırılmasını içine sindiremeyen ....'ün yönlendirmesi ile bu takip ve davanın açıldığını, faturalar üzerinde müvekkilinin teslim alındığına dair bir kayıt bulunmadığı gibi irsaliyede düzenlenmediğini, Alaşehir 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2022/4-1 Değişik iş sayılı dosyasında örtü naylonlarının yırtıldığının örtü sisteminin tamamen zarar gördüğünün ve imalat için gerekli olan güçlendirmenin yapılmadığının tespit edildiğini ifade etmiştir. Dava dilekçesine ekli faturalar incelenmiş, tapu kayıtları getirtilmiş, Alaşehir İcra Dairesi'nin 2021/2271 sayılı takip dosyası, Alaşehir 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2021/161 Değişik iş sayılı dosyası getirtilmiş, mahallinde keşif yapılarak tanıklar dinlenmiş, bilirkişiden rapor ve ek rapor alınmış ve davalının tacir olup olmadığı hususunda araştırma yapılmıştır. Yapılan yargılamaya, davacı vekilinin iddiasına, davalı vekilinin beyanlarına, tapu kayıtlarına, değişik iş ve icra dosyalarına, mahallinde yapılan keşfe, tanık anlatımlarına, bilirkişi rapor ve ek raporu ile oluşan vicdani kanıya göre; Davacı şirketin bağ üstü koruma ticareti kapsamında davalıya bağ üstü koruma örtü sistemi sattığı, faturaları düzenlediği, davalının borcunu ödememesi üzerine Alaşehir İcra Müdürlüğü'nün 2021/2271 Esas sayılı dosyasında icra takibi başlatıldığı, itiraz üzerine takibin durduğu, davadan önce yaptırılan delil tespiti ve keşifte alınan bilirkişi raporuna göre davacıya ait 3 adet taşınmazda bağ örtü koruma sistemlerinin yapıldığının ve yapılan işlemlerin davacı tarafından sunulan faturalarla uyumlu olduğunun tespit edildiği, ... mahallesi ... ada ... nolu parselde koruma sisteminin üzerinde davacı firmaya ait tabelanın da işin davacı firma tarafından yapıldığını gösterdiği, tanıkların anlatımlarının iddiayı doğrular mahiyette bulunduğu, bilirkişi rapor ve ek raporunun denetime elverişli, yapılan işe uyumlu ve günün ekonomik şartlarına paralel olarak hazırlandığı, davacı vekilinin ek rapora göre davasını ıslah edip harcını yatırdığı, davalının taraflar arasında yapılan eser sözleşmesi karşılığında davacıya bedel ödemediği, davalı vekilinin ayıp iddiasının davanın açılmasından çok sonra ve Borçlar Kanunu gereğince makul ayıp ihbarı süresinin üstünden çok zaman sonra ileri sürülmesi nedeniyle değerlendirilemeyeceği, ayıpla ilgili hususların ayrı dava konusu yapılabileceği anlaşıldığından davanın kabulüne karar verilmiştir. Davalı vekili arabuluculuk son tutanağına göre uyuşmazlığın itirazın iptali niteliğinde olduğunu ve dava şartının oluşmadığını ileri sürmüş ise de, Alaşehir Arabulucuk Bürosu'nun 2021/175 sayılı dosyasında düzenlenen arabuluculuk tutanağında davacı vekilinin davalıya bağ örtü sistemi sattığı, bedelini alamadığı ve alacağının yaklaşık 565.000,00 TL olduğunu bildirerek arabuluculuk yoluna başvurduğu tespitinin yapıldığı, aynı büronun 2021/153 sayılı 08/10/2021 tarihli arabuluculuk son tutanağına göre "taraflar arasında arabuluculuk faaliyetine konu olup tarafların anlaşamadıkları hususun başvurucunun Alaşehir İcra Müdürlüğü'nün 2021/2271 sayılı takip dosyasındaki alacağının başvurucuya ödenmemesi hususu" olduğunun açıkça belirtildiği, itirazın iptali davalarının esasında alacak davası niteliğini de taşıdığı, Arabuluculuk Daire Başkanlığı'nın istikrar kazanmış görüşlerine göre bir uyuşmazlıkla ilgili olarak yapılan arabuluculuk başvurusunun hangi ad altında yürütülmüş olursa olsun sonunda anlaşmazlıkla sonuçlandırılması halinde o uyuşmazlıkla ilgili arabulucuk süreci tamamlanmış olacağından söz konusu uyuşmazlıkla ilgili dava şartının yerine getirilmiş sayılacağı ve usul ekonomisinin de bunu gerektirdiği anlaşıldığından davalı vekilinin bu yöndeki itirazına itibar edilmemiştir. Alaşehir Ticaret Sicil Müdürlüğünün 27/12/2022 tarihli cevabi yazısına göre davalının alaşehir ticaret sicilinin 3483 sırasında kayıtlı limited şirketin ortağı ve müdürü olduğu, yapılan bağ örtü koruma sisteminin bedelinin çok yüksek bulunduğu, ticari iş kapsamında kaldığı anlaşıldığından mahkememizin görevli olduğu..." gerekçesi ile, davanın KABULÜ ile, 928.612,00.TL alacağın dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, verilen bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacının Alaşehir İcra Dairesi Müdürlüğü'nün 2021/2271 sayılı takip dosyasında, 05.08.2021 düzenleme tarihli, 19:15:00 düzenleme saatli ve SZN2021000000001 nolu 110.598,73.TL, 05.08.2021 düzenleme tarihli, 19:41:00 düzenleme saatli ve SZN2021000000001 nolu 241.746,82.TL, 05.08.2021 düzenleme tarihli, 19:30:00 düzenleme saatli ve SZN2021000000002 nolu 121.318,81.TL, tutarlı üç adet faturadaki alacağa dayanan, 476.233,82.TL takip çıkışlı ilamsız icra takibi yaptığını, bu faturalardan 110.598,73.TL'lik fatura ile 241.746,82.TL'lik faturanın sıra numarasının bile aynı olup müvekkilinin itiraz ettiğini, icra takibinin durdurulduğunu, alacaklının arabuluculuğa başvurduğunu, davacının ticari şirket olduğunu, müvekkilinin ise üzüm üreticisi müstahsil olduğunu, alacağa dayanak fatura kesip alacak miktarı muaccel hale gelip, icra takibi konusu yapıldıktan sonra, tacir olan davacının daha fazla olduğunu iddia etmesinin hakkın kötüye kullanılması olduğunu, müstahsil olan müvekkilinin üzüm üreticisi olarak hisseli tapusu olan taşınmazlara davacı şirketten yaptırmış olduğu bağ örtü sisteminin fenne uygun tam ve sağlam olarak yapılmadığından borca itiraz ettiğini, davacı şirketin tacir olmasını ve müvekkilin de limited şirket ortağı ve müdürü olması sebebiyle dava konusu alacağın ticari işten kaynaklandığını kabul etmesinin usule aykırı olduğunu, Asliye Hukuk Mahkemesi'nin görevli olduğunu, icra takibine konu yapılan faturalardan kaynaklanan bir alacak kabul edilmiyorsa o zaman müvekkilinin bu davada tek başına davalı sıfatı bulunmasının da usule aykırı olduğunu zira bağ örtü sisteminin yapıldığı ve keşifte gezilip görüldüğü Manisa İli Alaşehir İlçesi.... Mahallesi...ada ...parsel, Manisa İli Alaşehir İlçesi .... Mahallesi ... ada ... parsel ve Manisa İli Alaşehir İlçesi ...Mahallesi ... ada ...parsel saylı taşınmazlardan ... ada...parselin tapu kaydında müvekkilinin 1/2 müşterek hissesi,... ada ... parsel ve ... ada ... parsel saylı taşınmazlarda ise 1/5 verasette iştirak halinde hissesi bulunduğunu, taraf teşkili sağlanmadan davaya devam edilemeyeceğini, keşifte dinlenen tanık beyanları ile bağ örtü sisteminin gereken sağlamlıkta yapılmadığını, müvekkilinin sağlamlaştırma talep ettiği halde bu işlemlerin yapılmadığının açıkça ve bizzat davacı tanıklarının beyanları ile ortaya çıkmışken, yapılan işin tam ve sağlam olarak teslim edildiği, diğer tarafın süresi içerisinde ayıplı mala itiraz etmediğinden bahisle bu husustaki itirazlarının kabul edilmemesinin doğru olmadığını, iş tamamlanmadan, yarım bırakıldığı halde müvekkili hakkında icra takibi yapıldığını, alacağa dayanak faturalar usulüne uygun şekilde müvekkiline tebliğ edilmiş olsa, müvekkilinin ayıplı mala karşı itirazlarını sunma imkanı bulabilecekken böyle bir imkanının olmadığını, yapılan keşifte, tekniğe uygun şekilde sağlamlaştırma işleminin yapılmadığı ve bu sebeple bir kısım yapılmış örtülerin rüzgar ve yağış sebebiyle bozulduğunun, bizzat mahkeme heyeti tarafından da mahallinde yapılan keşifte gözlemlendiğini ve bilirkişiler tarafından da rapora konu edildiğini, keşiften sonra yağış ve fırtına sebebiyle işbu eksik iş teslimi ve güçlendirme yapılmaması nedeniyle örtü sistemi neredeyse tamamen yıkılıp kullanılamaz hale geldiğinin 10.01.2022 tarihinde yaptırılan delil tespiti ile Alaşehir 1.Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2022/4 Değ.İş. Sayılı dosyasında uzman bilirkişi marifeti ile tespit edildiğini, davanın usul ve esastan reddine karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE: Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir. İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası yargılamanın açıklığı ilkesini kabul etmiştir. 6100 sayılı HMK'nın 294. ve devamı maddelerinde hükmün nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı etraflıca hükme bağlanmıştır. Yargılamanın açık bir şekilde yapılması ve tesis edilen hükmün açıkça belirtilmesi ilke olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle hükmün açık, anlaşılır ve şüpheye yer vermeyecek şekilde infazı kabil olarak kurulması ve de en önemlisi sonradan yazılacak gerekçeli kararın kısa karara uygun bulunması gerekir. Aksi halde, yargılamanın açıklığı ilkesi dolayısıyla kamu vicdanı zedelenmiş ve mahkeme kararlarına duyulan güven sarsılmış olacaktır. Kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki olmaması gerektiği gibi gerekçe ile hüküm fıkrası arasında da çelişki bulunmaması yasal bir zorunluluk olup, HMK'nın 298/2. maddesinde gerekçeli kararın tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamayacağı düzenlenmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu' nun 2009/19-109 Esas ve 2009/123 Karar sayılı ilamında da değinildiği üzere, 10.04.1992 tarih, 1991-7 Esas 1992-4 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, hâkimin tefhim etmiş olduğu kısa kararla gerekçeli kararın uyum içinde olması gerektiğini öngörmektedir. Yargı erkinin görev ve yetkisi, Anayasa ile yasaları amaçlarına uygun olarak yorumlayıp uygulamak, keza İçtihadı Birleştirme Kararlarının bağlayıcılığını gözetmekten ibarettir. Kısa kararla gerekçeli karar arasındaki çelişkiye cevaz verilmemesinin amacı, kamunun mahkemelere olan güveninin sarsılmamasına yöneliktir. Tefhim edilen hüküm başka, gerekçeli karardaki hüküm başka ise bu durumun mahkemelere olan güveni sarsacağı tartışmasızdır. Kararların bu hususlara aykırı oluşturulması mahkeme kararlarına duyulan güveni sarsacağı gibi verilen kararların hukuki denetiminin yapılmasını da olanaksız kılmaktadır. 6100 sayılı HMK 297. maddesi (1086 sayılı HUMK. m. 388) uyarınca mahkeme kararında, iki tarafın iddia ve savunmalarının özeti, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar, ihtilaflı konular hakkında toplanan deliller, delillerin tartışılması, ret ve üstün tutma sebepleri, sabit görülen vakıalarda bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde, hüküm sonucu kısmında da, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. Aynı Kanunun 389. maddesinde de “Verilen karar ile iki tarafa tahmil ve bahşedilen vazife ve haklar şüphe ve tereddüdü mucip olmıyacak surette gayet sarih ve açık yazılmalıdır” hükmüne yer verilmiştir (6100 sayılı HMK m. 297 ve 298). Belirtilen madde hükümlerine göre, hakim gerekçeye uygun karar vermek zorunda olup gerekçe ile hüküm birbirine uygun olmalıdır. Başka bir anlatımla, tesis edilen hüküm, infazı kabil ve uygulanabilir olmalıdır. Bu kural yargıda açıklık ve netlik prensibinin bir gereğidir. Yine Anayasanın 141. maddesinin 3. fıkrası hükmü de mahkeme kararlarının gerekçeli olması gerektiğini düzenlemektedir. Bir mahkeme kararının gerekçesi, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyar; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterir. Tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta bir gerekçe bölümünün bulunması zorunludur. Ayrıca, karar aleyhine yasa yollarına başvurulduğunda kanun yolu incelemesi sırasında gerekçe sayesinde kararın usul ve yasaya uygun olup olmadığı denetlenebilir. Diğer bir anlatımla, kanun yolu incelemesi ancak bir kararın gerekçe taşıması halinde mümkün olabilir. Dolayısıyla gerekçe, bir hükmün olmazsa olmaz unsurudur. Nitekim, 07.06.1976 gün ve 3/4-3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde yer alan "Gerekçenin, ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimde geçerli ve yasal olması aranmalıdır. Gerekçenin bu niteliği, yasa koyucunun amacına uygun olduğu gibi, kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek niteliği de tartışma götürmez bir gerçektir" şeklindeki açıklama ile de aynı ilkeye vurgu yapılmıştır. Ayrıca HMK.' nun 26. maddesine göre; ''Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir. Hâkimin, tarafların talebiyle bağlı olmadığına ilişkin kanun hükümleri saklıdır.'' Anılan hususlar kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Aksine düşünce ve uygulama, gerek yargı erki ile hakimin, gerek mahkeme kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile bağdaşmaz. Bölge Adliye Mahkemeleri'nce ancak ilk derece mahkemesince yukarıda belirtildiği gibi usulünce tefhim edilmiş kısa karar ve bu kısa karara uygun olarak yazılmış gerekçeli karar hakkında istinaf değerlendirmesi yapılabilir. Yukarıdaki açıklamalar ışığında, yerel mahkemece kısa kararda "davanın KABULÜNE" karar verilmesine rağmen istinaf incelemesine konu kararın hüküm fıkrasında "...Davanın KABULÜ ile, 928.612,00.TL alacağın dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine," belirtilerek yerel mahkeme kararının hüküm fıkrası ile kısa karar arasında çelişkiler içerecek şekilde HMK'nın 297. ve 298. maddelerine aykırılık teşkil ettiği sonucuna varılmıştır. Açıklanan bu durumlar karşısında; istinaf incelemesine konu ilk derece mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK’nın 297., 298., 355. ve 353/(1)-a-4. maddeleri gereğince re'sen kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın HMK’nın 353/(1)-a maddesi uyarınca kararı veren mahkemeye gönderilmesine, kararın kaldırılma sebep ve şekline göre istinaf yoluna başvuran davalı vekilinin istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Manisa Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 10/03/2023 tarih ve 2021/1188 Esas 2023/150 Karar sayılı hükmünün 6100 sayılı HMK'nun 297., 298., 355 ve 353/(1).a.4. maddeleri uyarınca RE'SEN KALDIRILMASINA, 2-Dosyanın HMK 353/(1)-a maddesi gereğince Dairemiz kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE, 3-Kararın kaldırılma sebep ve şekline göre davalı vekilinin istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, 4-İstinaf başvurusuna konu kararın re'sen kaldırılması nedeniyle başvuru sırasında alınan peşin harcın başvuru sahibi davalıya iadesine, 5-İstinaf başvurusu aşamasında başvuru sahibi davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin mahkemesince verilecek nihai kararla hüküm altına alınmasına, 6-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından istinaf kanun yoluna başvuran davalı yararına vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına, 7-Kararın taraflara tebliği, harç ve gider/delil avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK’nın 353/(1)-a maddesi gereğince kesin olmak üzere 15/10/2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.