Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2024/1145 E. 2026/1036 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2024/1145
- Karar No
- 2026/1036
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 27. HUKUK DAİRESİ Esas No: 2024/1145 - Karar No:2026/1036
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 27. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2024/1145 KARAR NO : 2026/1036
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R
BAŞKAN : ÜYE : ÜYE : KATİP :
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 28/06/2024 NUMARASI : 2022/71 E-2024/491 K
DAVACI : VEKİLİ : Av.
DAVALI : VEKİLİ : Av.
DAVANIN KONUSU : Alacak (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ : 01/10/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 01/10/2026 Davacı vekili tarafından davalı aleyhine açılan eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkin davada mahkemece verilen karara karşı süresi içinde davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine yapılan incelemede; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili: Müvekkilinin, ...İnşaat Yapım İşi ihalesine teklifte bulunduğunu, 24/07/2017 tarihinde ihalenin müvekkil firma uhdesinde bırakılarak 14.08.2017 tarihinde ihale sözleşmesi yapıldığını, yapılacak işin sahasına 06-07/09/2017 tarihlerinde kurum yetkililerince gidildiğini ve işin yapılmasında herhangi bir sakınca görülmediği tespit edilerek yer teslim tutanağı düzenlendiğini ve müvekkil firmaya, işe başlanması talimatı verildiğini, müvekkili firmanın yapılacak iş için gerekli ekipman, malzeme ve iş gücünü hazır ettiğini ve davalı idarenin belirlediği yere şantiyeyi kurmak için idarenin teslim etmiş olduğu sahaya iş programına uygun tarihte gelindiğini, ... İçme Suyunun kaynağının Kapuz Kaynağı olduğunu, Kapuz Kaynağıdan alınacak suyun, müvekkili firmanın yapacağı iletim hatlarıyla içme suyu temini sağlanacağını, müvekkilinin kaynağın bulunduğu yerde inşaat faaliyetlerine başlayacakken yöre halkının, böyle bir inşaatın yapılmasına karşı çıktığını ve yüklenici firmanın işe başlamasına engel olduğunu, bu yönde gerek köy muhtarınca, gerek davalı kurumca gerekse kolluk güçlerince düzenlenen tutanakların mevcut olduğunu, ayrıca bu durumun müvekkil firma yetkililerince de video kaydına da alındığını ve durumun yazıyla davalıya bildirildiğini, işveren idarenin de yöre halkıyla olan sorun çözülene kadar işin başka kısımlarının yapılması yönünde müvekkiline yazılı talimat verdiğini, bu talimatla birlikte yapılamayan iş kalemlerine ait tutarların toplam ihale bedelinden çıkarılarak yeni bulunacak günlük imalat miktarına göre revize iş programı yapılması gerektiğini, davalı idare ve müvekkili firmaca yapılan revize iş programlarında; imalatının yapılması yöre halkı tarafından engellenen hatlar, buna bağlı diğer imalatlar ve diğer kurumlarla yapılması gereken ancak yapılmayan protokollerden dolayı yapılamayan işler iş programından çıkarılmışsa da ihale toplam bedelinden yapılamayan iş kalemlerinin toplam tutarı da iş programından çıkarılması gerekirken çıkarılmadığını, müvekkilinin bu uygulamaya hem sözlü hem yazılı itiraz ettiğini, hak ediş ve iş programlarına müvekkili firmaca şerh düşüldüğünü, iş programından iş kalemi çıkarılırken günlük imalat miktarına denk gelen günlük birim fiyatının da iş programından çıkarılması gerektiğini, aksi halde yüklenici firmanın iş programının gerisine düşmüş gibi görülmesinin kaçınılmaz olduğunu, iş programında günlük birim fiyatta revize yapılmadığı için müvekkilinin sürekli olarak iş programının gerisinde kaldığının görüldüğünü, müvekkilinin aylık hakediş alırken fiyat farkı da almakta olduğunu, ancak davalı idarenin, fiyat farkını müvekkiline öderken, müvekkilinin iş programının gerisinde kaldığını gerekçe göstererek (cezalı olarak) en düşük fiyat farkı endeksini uyguladığını, bu durumun hakkaniyete aykırı olduğunu, müvekkilinin kendi kusurundan dolayı hiç bir zaman iş programının gerisinde kalmadığını, davalı idarenin, iş sahasını müvekkiline çalışmaya elverişli olarak teslim edememesinden ve teslim edilemeyen yerlerin günlük imalat birim fiyatının iş programından çıkarılmamasından dolayı müvekkilinin iş programını gerisinde kalmış gibi görüldüğünü, müvekkili iş programının gerisinde kalmamış olup isnat edilen kusuru kabul etmediklerini, davalı idarenin, yöre halkının yapılacak işe engel olması sorununu aşamadığından Kapuz Kayanğı civarında yapılması gereken inşaatlar yapılamadığı gibi diğer kurumlarla (...) da yapılması gereken protokolleri yapamamış olmasından müvekkiline inşaat yapılacak sahaları inşaat yapmaya elverişli olarak teslim edemediğini, davalı idarenin, içme suyu kaynağını temin edemediğinden ... İçme Suyu Yapım İşini tasfiye ettiğini, davalının işin tasfiyesine gitmesinin müvekkilinin iş programının gerinde kalmasında kusurlu olmadığının açık göstergesi olduğunu belirterek, açıklanan nedenlerle müvekkilinin iş programları yeniden düzenlenip, hak edişlere uygulanması gereken fiyat farkının tekrar hesaplanarak hak ediş tarihleri itibariyle yasal faiziyle müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili:Dava dilekçesinde belirtilen ve işin uzamasına sebep olan Kapız kaynağı imalatlarına ilişkin muvafakat sorunu belediyece çözümlenemediğinden işe başlanamadığını, işin 01.11.2017-10.11.2017 tarihleri arasında durdurulmasının uygun görüldüğünü, davacıya 35 günlük süre verildiğini, bahsedilen sorun çözülünceye kadar kaynak ve isale hattı hariç sözleşme kapsamındaki diğer işlerin tamamlanması talimatının verildiğini, 27.08.2019 tarihli olurla yükleniciye 83 günlük ek süre verildiğini, 9 nolu hakkediş raporuna göre KDV hariç 5.199.958,61 TL'lık iş yapıldığını, sözleşme bedeline göre %78 oranında nakdi–fiziki gerçekleşme sağlandığını, köy sakinlerinin ikna edilmesi konusunda sonuç alınamadığından köylülerin muhalefeti nedeniyle yapılamayacağı anlaşıldığından işin tasfiye edilmesinin uygun görüldüğünü, Yapım İşleri Genel Şartnamesinin sözleşme eki olduğunu, anılan şartnamenin 39.maddesinde geçici hakedişlere itiraz usulünün düzenlendiğini, bu bağlamda yüklenicinin hakkedişlere usulüne uygun şekilde itiraz etmediğini, yanlızca 10 ve 11 nolu hakedişlere usulüne uygun itirazda bulunduğu, itiraz etmediği hakedişleri olduğu gibi kabul etmiş sayıldığını, müvekkili idarece yapılan tüm işlemlerin kanun ve sözleşme hükümlerine uygun olarak tesis edildiğini belirterek, davanın usul ve esas bakımından reddine karar verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesince: Davanın, taraflar arasındaki eser sözleşmesi kapsamında eksik ödenen hakediş bedellerinin tahsili için açılan alacak istemine ilişkin olduğu, mahkeme yetkisine itiraz edilmediği, taraflar arasındaki uyuşmazlığın; davaya konu sözleşmenin revizeler sonrası tasfiyesinde hak edişlere uygulanan fiyat farkının eksik hesaplanıp hesaplanmadığı, hatalı hesaplanmışsa miktarı, davacının hak edişlere usulüne uygun ihtirazi kayıtta bulunup bulunmadığı, davacının talep edebileceği alacağı varsa miktarı, faizin başlangıcı ve oranına ilişkin olduğu, davalı şirketten davaya konu sözleşme uyarınca düzenlenen hak ediş belgelerinin delil olarak dosyaya celp edildiği, tüm deliller toplandıktan sonra, dosyanın davacının ticari defterleri üzerinde SMMM, inşaat mühendisi ve taraflar arasındaki sözleşmenin yorumunda yardımcı olmak üzere sözleşmeler konusunda nitelikli hesap uzmanından oluşan bilirkişi heyetine tevdi edilerek 14/11/2022 tarihli bilirkişi raporunun alındığı, tarafların beyan ve itirazlarını karşılar şekilde özellikle davacı vekilinin 16/12/2022 tarihli celse zapta geçen beyanları da dikkate alınmakla ek rapor düzenlenmesi için dosyanın yeniden bilirkişi heyetine tevdi edilerek 13/03/2023 tarihli ek raporun alındığı, gerçeğin daha ziyade tezahürü için dosya, ön inceleme duruşmasında tespit edilen uyuşmazlıklar konusunda ve dosyaya sunulan kök ve ek rapora karşı beyan ve itirazları da değerlendirir şekilde rapor düzenlenmesi için SMMM, inşaat mühendisi ve tarafların arasındaki sözleşmenin yorumunda yardımcı olmak üzere borçlar mevzuatında nitelikli hesap uzmanından oluşan yeni bir bilirkişi heyetine dosya tevdi edilerek 09/08/2023 tarihli rapor ve tarafların beyan ve itirazları üzerine 25/04/2024 tarihli ek raporun alındığı, toplanan delillere, alınan gerekçeli bilirkişi raporlarına, tarafların beyan ve itirazlarının mahiyetine göre; taraflar arasındaki uyuşmazlığın davaya konu eser sözleşmesinin revizeleri sonrası tasfiyesinde hak edişlere uygulanan fiyat farkının eksik hesaplanıp hesaplanmadığından kaynaklandığı, ancak alınan her iki bilirkişi heyeti raporuyla tespit edildiği üzere, hak edişlerin mevzuata ve iş programına uygun hesaplandığı, hakedişlerin bir kısmının davacı tarafça itirazsız imzalandığı, çekince belirtilerek imzalanan hakedişlerdeki çekincelerde ise Yapım İşleri Genel Şartnamesinin 39. maddesi hükümleri kapsamına uygun olarak davacının isteğini detaylı olarak belirtilmediği, davacının alacağını talep hakkı bulunmadığı, dolayısıyla davacının alacağını ispat edemediği, mahkemece alınan bilirkişi raporları ve gelen yazı cevapları ile kabul ve tespit edildiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle: Müvekkilinin kusurunun olmadığının dosyaya sunulan bilirkişi raporundan da anlaşıldığını, müvekkilinin kusurunun olmadığı halde iş programının gerisinde kalmış gibi hak edişlere uygulanan fiyat farkı endeksinin cezalı olarak uygulandığını, davalı idarenin talimatıyla, yöre halkının engellemesinden dolayı su kaynağından başlanması gereken işlerin iş programından çıkarılmadığını ve revize iş programı yapıldığını, revize iş programı yapılırken günlük yapılması gereken birim iş miktarı ve parasal değerin iş programında bırakıldığını, ek süre verilerek revize iş programı yapıldığını, hal böyle olunca müvekkilinin kusuru olmadığı halde iş programının gerisinde göründüğünü ve yapılan işe karşılık hak edişlerine cezalı fiyat farkı uygulandığını, oysaki müvekkilinin kendi kusurundan dolayı iş programını aksatmadığını, su kaynağının olduğu yerdeki yöre halkının engellemesi ve diğer kurumlarla yapılması gereken protokollerin yapılmamasından dolayı eksilen işlerin revize iş proğramından çıkarılması gerektiğini, ancak yapılan revize iş programlarında bu yöntemin kullanılmadığını, davalı kuruma yaptıkları itirazlarına verilen cevaplarda, kurum iç değerlendirme yazısına atıf yapılarak geriye dönük fiyat farkı düzeltilmesi yapılamayacağının bildirildiğini, davalı kurumun vermiş olduğu cevabın, kanuna ve Yapım İşleri Şartnamesine aykırı olduğunu, bu iç yazışmanın ihale usulü yapılan işte bağlacıyı olmaması gerektiğini, hükme esas alınan bilirkişi raporunda; itiraz kayıtlı olan hak edişlere yapılan itirazların Yapım İşleri Şartnamesine uygun olmadığının belirtildiğini, ancak Yapım İşleri Şartnamesine uygun olmama durumunun açıklanmadığını, yapılan itirazların Yapım İşleri Şartnamesinde yer alan şekle uygun olarak yapıldığını, söz konusu şartnamenin 40.maddesi hükmünden de anlaşılacağı üzere geçici hakediş raporlarına itiraz edilmemesinin kesin hesap için bağlayıcı olmadığı, geçici hakedişlere itiraz edilmemesinin cezalı fiyat farkı endeksinin kabul edildiği anlamını taşımayacağını, müvekkilinin bazı hakediş raporlarına itirazı kayıt koymamış olsa dahi, kesin hesap öncesi yapılmış olan revize iş programına ve hak edişlere itiraz kaydının müvekkilince düşüldüğünü, bu revize iş programının ve tüm hak edişlerin hatalı olduğunu bu nedenle daha önce ihtirazı kayıt konmayan hak ediş raporlarına, kesin hesap yapılırken ihtirazı kayıt koyduğunu ve kesin hesabı kabul etmediğini yazılı olarak beyan ettiğini, müvekkilinin Yapım İşleri Genel Şartnamesindeki şekle uygun olarak ihtirazı kayıtta bulunduğunu, bilirkişi raporlarına itirazlarında da bu durumu izah ettiklerini, ancak itirazlarının mahkemece değerlendirilmediğini, mahkemeden başta davalı idare olmak üzere ihale usulü iş yaptıran kurumlardan; davanın konusuna uygun durumlar oluştuğunu yapım işlerinde revize iş programlarının nasıl yapılmasına ilişkin görüş istenmesinin talep edildiğini, ancak bu talepleri değerlendirilmeden hüküm kurulduğunu, bu taleplerinin değerlendirilmeden hüküm kurulmasının hukuka aykırı olduğunu, dosyaya sunulan bilirkişi raporlarında da işin yapılacağı yerde yerel halkın yapılan işe karşı çıktığı, daha sonra Karayollarınca yapılması gereken protokoller ve alınması gereken izinler davalı idarece yerine getirilmediği, işin yapımı sırasında meydana gelen tüm olumsuzlukların davalı idareden kaynaklandığı, müvekkili firmanın kusuru olmadığına yer verilmiş olduğunu, cezalı fiyat farkı endeksinin uygulandığı durumların ilgili mevzuatta düzenlendiğini, yüklenici firmanın kendi kusurundan dolayı iş programının gerisinde kalması halinde imal edilen işler için ödenecek hakedişlerine cezalı fiyat farkı endeksi uygulanmakta olduğunu, dosya kapsamından da anlaşılacağı üzere müvekkilinin hiçbir zaman kendi kusurundan dolayı iş programının gerisinde kalmadığınıdan müvekkiline cezalı fiyat farkı endeksi uygulanmasının hakkaniyete aykırı olduğunu, müvekkilinin kesin hesap yapılırken 11 nolu hak edişe yazılı olarak itirazı kayıt koyduğunu, ihtirazı kaydı daha önceki geçici hak edişlerde uygulanan cezalı fiyat farkı endeksi uygulandığı ve kurumun eksik ödeme yaptığı için koyduğunu, kurum kayıtlarında bu ihtirazı kaydın bulunduğunu, müvekkilinin yaptığı ihtirazı kaydın açıklaması için müvekkili firmaya davalı kurumca bildirimde bulunulmamasının da hakkaniyete aykırı olduğunu, dosyaya sunulan ve hükme esas alınan bilirkişi raporunda her ne kadar süresinde ve şekle uygun olarak hak ediş raporlarına ihtirazı kayıt konmamasından söz edilmişse de iş programlarından da açıkça anlaşıldığı gibi sonradan fark edilen bir hesap hatasının söz konusu olduğunu, sırf şekil şatlarına uyulmadı diye açık ve fahiş bir hatalı hesaptan dolayı müvekkilinin maddi zarara katlanmasının beklenmesinin hakkaniyete aykırı olduğunu, yapılan hesaplamada yanılgıya düşülmesinin her zaman düzeltilebileceğini, aynı durumun davalı kurum için de söz konusu olduğunu, davalı kurum geçici hak edişlerde müvekkiline fazla ödeme yapmış olasaydı yapılan ödemeyi müvekkilinden geri isteyecek olduğunu, sonuç olarak davanın konusunun, yapılamama sebepleri müvekkilinden kaynaklanmayan imalatlara ait miktar ve parasal değerlerin yapılan revize iş programlarından çıkarılmamış olması olup hükme esas alınan bilirkişi raporlarında da dava konusunun değerlendirilmediğini, mahkemenin ileri sürdükleri iddialara uygun hüküm kurmadığını belirterek, mahkeme kararının kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkin olup, mahkemece davanın reddine dair verilen karara karşı süresi içinde davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 115/1 hükmünde dava şartlarının mevcut olup olmadığı hususunun yargılamanın her aşamasında mahkemece kendiliğinden araştırılması gerektiği belirtilmiş olup anılan kanunun 114. maddesinin 1. fıkrasında da dava şartları sayılmıştır. Aynı yasa maddesinin 2. fıkrasında ise diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümlerin saklı olduğu belirtilmiştir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5/A maddesi ile getirilen düzenlemede, bu Kanunun 4. maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması bir dava şartı olarak kabul edilmiştir. 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A maddesine göre, ilgili kanunlarda arabulucuya başvurulmuş olmasının dava şartı olarak kabul edilmiş olması durumunda, davacının arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılmadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorunda olduğu, bu zorunluluğa uyulmaması halinde, mahkemece davacıya son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunması aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiyenin gönderilmesi gerektiği düzenlenmiştir. Yine mahkemece gönderilen ihtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın mahkemece davanın usulden reddine karar verilmesi, ayrıca arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması halinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilmesi gerektiği hüküm altına alınmıştır. Başka bir anlatımla; dava açılmadan önce arabulucuya hiç başvurulmamış olması dava şartı yokluğu sebebiyle davanın reddini gerektiren bir husus olup, arabulucuya başvurulmuş olmakla birlikte anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslının veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğinin mahkemece verilen kesin süre içerisinde sunulmamış olması ise davanın usulden reddi yaptırımına bağlanmıştır. Dava konusu somut olayda; taraflar arasındaki uyuşmazlığa ilişkin arabuluculuğa başvurulup başvurulmadığı noktasında herhangi bir bilgi ve belgeye rastlanılmamış olup, Asliye Ticaret Mahkemesince arabuluculuk dava şartı noktasında inceleme ve değerlendirme yapılmaksızın hüküm kurulmuş olması nedeniyle, istinaf nedenleri ve kararın esası incelenmeksizin davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile mahkeme kararının HMK'nın 353/1-a.4 maddesi gereğince kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi gerekmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, 2- Ankara 14. Asliye Ticaret Mahkemesinin 28/06/2024 gün ve 2022/71 E-2024/491 K sayılı kararının HMK'nın 353/1-a.4 maddesi gereğince kaldırılmasına, 3-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 4-Davacı tarafından yatırılan 427,60 TL istinaf karar harcının istek halinde kendisine iadesine, 5-Davacı tarafından ödenen istinaf kanun yoluna başvurma harcı ve yaptığı istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince verilecek kararda dikkate alınmasına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 353/1-a maddesi gereğince KESİN olarak 01/10/2026 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Başkan Üye Üye Katip
e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır