Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2022/1603 E. 2026/551 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2022/1603
- Karar No
- 2026/551
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2022/1603
KARAR NO: 2026/551
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İSTANBUL 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
KARAR TARİHİ: 18/01/2022
NUMARASI: 2020/710 Esas - 2022/18 Karar
DAVA: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 26/03/2026
Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 12 adet bononun temelindeki asıl borç ilişkisi ve cari hesaplara dayalı olarak davalı/borçlu aleyhine icra takibi ikame edildiğini, davalı şirket(şahıs şirketi) tarafından icra takibine konu borcun tamamına, böyle bir borcun bulunmadığı gerekçesi ile itiraz ettiğini, bu sebeple huzurdaki davayı ikame etme gereği hasıl olduğunu, taraflar arasında temel borç ilişkisi ve kambiyo senedinden doğan borç ilişkisi olmak üzere iki ayrı borç ilişkisi doğduğunu, dolayısıyla senet zaman aşımına uğramış ve kambiyo senet vasfını yitirmişse, senet hamilinin alacaklı olduğu kişi ile arasında temel ilişki varsa bu senedi yazılı delil başlangıcı olarak göstererek temel ilişkiye dayanmasının mümkün olduğunu, bonoda “malern” kaydının bulunmasının düzenleyen ile lehtar arasında başka bir temel ilişkinin bulunduğuna işaret olduğunu, düzenleyenin lehtardan mal/eşya alması karşılığında bono düzenlendiğini gösterdiğini, davalının davacı şirketten aldığı mal karşılığında 12 adet bono düzenlenmiş olup bunu “malen” kaydı eklemek suretiyle de ikrar ettiğini, ancak söz konusu bonoların vade tarihi gelmesine ve protesto çekilmesine rağmen davacı şirkete herhangi bir ödeme yapılmadığını, zaman aşımına uğramış bono, temel ilişki yönünden delil başlangıcı niteliğinde olduğundan, alacak, tanık dahil her türlü delille ispat edebileceğini, davaya konu icra takibine konu alacağın bonoya dayalı likit alacak olduğunu, bu durumda 1ikit alacağa haksız şekilde itiraz eden borçlu aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerekeceğinin sabit olduğunu belirterek, davanın kabulü ile icra takibine yapılan itirazın iptaline ve takibin devamına, davalının %20' den az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı yana bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP : Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davalının adresi itibariyle mahkemenin yetkisine itiraz ettiklerini, davalının icra dosyasına itirazının haklı olduğu, öyle bir borç olmadığını, uygulanan faiz oranının fahiş olduğunu, takip dayanağı olarak gösterilen 15.08.2012 düzenleme tarihli bonoların kambiyo vasfını kaybettiğini, zaman aşımı itirazında bulunduklarını, TTK 661. Maddede ifade edildiği üzere kambiyo evrakı vade tarihinden itibaren 3 yıl geçmekle zaman aşımına uğradığını, bu sebeple açılan davanın reddi gerektiğini, davalının davacıya böyle bir borcu olmadığını belirterek, öncelikle yetki itirazlarının kabulüne, zaman aşımı itirazının kabulü ile haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davanın reddine, haksız ve kötü niyetli şekilde davalı aleyhine takip yapılması sebebiyle davacı-alacaklının takip miktarının %20'si oranında icra inkar tazminatı ödemesine, yargılama giderleri ve ücreti vekaletin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI : İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "davacı tarafından 66.928,72-TL 12 adet bono ve cari hesaptan kaynaklı alacağın tahsili için davalı aleyhine icra takibi başlatıldığı ancak davalı tarafça borca itiraz edildiği, davacı tarafından mahkememizde iş bu itirazın iptali davası açıldığı ve mahkememiz tarafından yapılan yargıla sırasında alınan bilirkişi raporunda davacının 66.928,72 TL sunulan ilgili hesap dökümlerinde mevcut alacağının davalıya tanzim edilen halı - kumaş faturalarından kaynaklı olduğu, davalının söz konusu faturalardan kaynaklanan borcuna karşılık senet verdiği, verilen senetlerinin ödenmemesi sebebiyle protestolu senet kayıtlarının yapılması neticesinde 2013 yılında 66.928,72 TL davacının alacaklı kaldığı ve bu alacağın 2020 takip tarihinde de devam ettiğinin belirlendiği ancak davacı tarafından alacağına karşılık davalıdan senet alınması sebebiyle bu senetlerin davacı elinde olduğunun aranması gerektiği değerlendirildiğinde, takip dosyasında 25.850 TL tutarında 12 adet senedin suretinin bulunduğu, suretin aslının davacı elinde olduğunun belirlenmesi halinde kalan 41.078,72-TL “lik senetlerin akıbetine ilişkin de ayrıca davacı elinde olduğunun veya ödenmeden davalıya iade edildiğinin dosyada bilgisinin olmadığının tespit edildiği anlaşılmakla davanın kısmen kabulü ile davalının .... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasındaki itirazının 25.850,00-TL üzerinden iptali ile takibin 25.850,00-TL olan asıl alacağa takip tarihinden itibaren yıllık %9 oranında yasal faiz uygulanmak suretiyle devamına, fazlaya ilişkin talebin reddine, alacağın likid olması nedeniyle davalının alacağın %20'si oranında icra inkar tazminatına mahkumiyetine, koşulları oluşmadığından davalı vekilinin kötüniyet tazminatı talebinin reddine, ..." karar verilmiştir.
Bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle ; dava konusu takibin kambiyo senetlerinin temelindeki asıl borç ilişkisine ve cari hesaba dayanılarak başlatılmış olduğunu ve işbu davanın konusunun da bu borç ilişkisi olduğunu, yerel mahkeme dava konusu bonolar sebebiyle davalı ...'nın borçlu olduğu kanaatine vardığını ancak hatalı değerlendirme ile "davacı şirketin davalıya sattığı tüm mallar karşılığında senet aldığı" kabul edilerek; cari hesapta görünen miktar üzerinden değil, icra takibinde cari hesap ile birlikte dayanak belge olarak sunulan senetler üzerinden hüküm kurduğunu, davacı şirkete ait ticari defterler ve diğer ticari kayıtlar incelendiğinde; dava konusu senetlerin cari hesabın bir kısmını oluşturduğunu ve tüm alışverişin bu senetler üzerinden yapılmadığını, dolayısıyla dosyada mübrez bilirkişi raporunda da bu hususun eksik kaldığını ve senede bağlanmayan alacak kalemlerinin göz ardı edildiğini, bununla birlikte usulüne uygun tutulan ticari defter ve cari hesaplarda davalının toplamda 66.928,72 TL borçlu olduğunu, yerel mahkemece yalnızca senet karşılığı borç yününden davanın kabulüne karar verdiğini, cari hesaptaki bakiye alacak yönünden davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu, cari hesap ekstresi, taraflar arasındaki temel ilişkinin ve dava konusu borcun varlığının ispatı amacıyla sunulmuş olduğunu ve eksik inceleme ile hatalı değerlendirme neticesinde hüküm kurulduğunu, davalı borçlunun dava konusu bonolarda imzasını inkar etmediği de dikkate alındığında; davacı şirketin, davalı ile arasındaki temel borç ilişkisini ve dava konusu borcu, tanık dahil her türlü delille ispatlamasının mümkün olduğunu, davacı şirketin alacağının tamamının senede bağlı olmadığının göz ardı edildiğini, davalı taraf tacir olup, tüm yargılama boyunca davalı tarafından ticari defter ve kayıtların ibrazından kaçındığını ve hukuki dayanaktan yoksun bir şekilde borçlu olmadığını iddia ettiğini, salt bu durum dahi davalının haksız olarak icra takibine itiraz ettiğini ve borcunu ödemekten kaçtığını gösterdiğini, yerel mahkemece yeterli inceleme yapılmaksızın hatalı bir şekilde sanki icra takibinde yalnızca dava konusu senetler dayanak gösterilmiş gibi bir sonuca gidildiğini, söz konusu kararda; itirazın iptali davasında alacağın ispatının genel hükümlere tabi olduğunun, bu kapsamda takip konusu alacağını ispata yarayan her türlü delilin sunulabileceğinin, takip dayanağı belgeler tam olarak incelenmeden karar verilemeyeceğinin hususlarının göz ardı edildiğini, beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.
GEREKÇE :Dava, cari(açık) hesaptan kaynaklanan alacağın tahsili istemiyle başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali davasıdır.
İlk derece mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından yukarda yazılı sebepler ile istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, davanın ispatlanıp ispatlanmadığı, davacının cari hesaptan kaynaklı alacağı bulunup bulunmadığı noktalarındadır.
Davacı takip alacaklısı tarafından, davalı takip borçlusu hakkında, .... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı takip dosyasında, "30.05.2002 tarihli 66.928,72 TL tutarlı asıl alacak 12 adet bono ve cari hesaplar'' sebebine dayalı olarak 66.928,72 TL asıl alacağın tahsili istemiyle 16.07.2020 tarihli takip talebi ile ilamsız icra takibi başlatılmış, itiraz üzerine takip durmuştur.
Davacı tarafça, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu(İİK)'nun 67. maddesi uyarınca itirazın 9.514,51 TL yönünden iptaline karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır.
Mahkemece uyuşmazlığın çözümü için tarafların ticari defterlerinin incelenmesine karar verilmiştir.
Ticarî defterlerin ibrazı ve delil niteliği, HMK’nın 222. maddesinde düzenlenmiş olup maddenin 1. fıkrasında mahkemenin, ticarî davalarda tarafların ticarî defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebileceği ve aynı maddenin 2. fıkrasında ise ticarî defterlerin, ticarî davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması gerektiği düzenlenmiştir. Ticarî defter kayıtları ikinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan tarafın, ticarî defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticarî defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticarî defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir (HMK m. 222/3). Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticarî defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olurlar. (HMK m. 222/4).
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 222/5. maddesi uyarınca taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticarî defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır. Bu hüküm, taraflardan birinin ileri sürdüğü hususun ispatında münhasıran karşı tarafın defterlerine delil olarak dayandığı hâllerde uygulanacaktır. Ayrıca ticarî defterlerin ibraz edilmemesi durumunda ibrazı isteyen tarafın iddiasını ispatladığı kabul edilecek olup bu hususta hâkime takdir yetkisi tanınmamıştır.
Öte yandan taraflardan birinin diğer deliller yanında karşı tarafın ticarî defterlerine dayanmasıyla karşı taraftan ticarî defterlerin ibrazının istenilmesi, ancak ticarî defterlerin ibrazından kaçınılması durumunda, HMK’nın belgelerin ibraz mecburiyetini içeren 219 ve devamındaki hükümler uygulama alanı bulacaktır. Bu çerçevede HMK’nın 220/3. maddesinde düzenlenen belgenin ibraz yükümlülüğüne aykırı davranışın sonucunda, HMK’nın 222/5. maddesindeki düzenlemeden farklı olarak hâkime takdir hakkı tanınmış olup hâkim, ibraz edilmeyen belgenin/ticarî defterin içeriği hakkında, somut durumun niteliğine uygun düştüğü ölçüde yapacağı değerlendirme sonrasında ibrazı isteyen diğer tarafın beyanının kabul edilip edilemeyeceğine karar verecektir (Pekcanıtez, Özekes, Akkan, Korkmaz, s. 1834).(Yargıtay HGK'nın 27.01.2022 tarihi ve 2019/11-172 E. - 2022/69 K. sayılı kararı )
Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı tarafça, davalının aldığı mallara karşılık senet verdiğini cari hesap borcunun da bulunduğunu ileri sürülerek anılan hususların ispatı için diğer deliller yanında her iki tarafın ticarî defterlerine dayanıldığı, yargılama sırasında ticarî defterlerin ibrazı için mahkemece verilen süreler sonrasında ihtara rağmen davalı tarafça, herhangi bir mazeret ileri sürülmeksizin ticarî defterlerin dosyaya ibraz edilmediği anlaşılmaktadır.
Davacı tarafça ileri sürülen iddiaların ispatı için davalının ticarî defterleri yanında diğer delillere de dayanılmış olup davalının ticarî defterlerinin ibrazı ve bundan kaçınmanın sonuçlarına ilişkin olarak uygulama alanı bulacak olan düzenlemeler HMK’nın 219 ve 220. Maddeleridir. İleri sürülen hususların ispatında münhasıran davalı defterlerine dayanılmamış olması durumunda uygulanmayacak hüküm TTK’nın 83/2. maddesi olup somut olay bakımından HMK’nın 220. maddesi geçerliliğini korur(Yargıtay HGK'nın 17.02.2022 tarihi ve 2019/11-328 E. - 2022/154 K. sayılı kararı).
Yargılama sırasında davacının ticarî defterleri üzerinde gerçekleştirilen bilirkişi incelemesi sonucu dosya arasına alınan bilirkişi raporlarında; davalı tarafın defter ve kayıtlarını sunmadığı, davacı tarafın defter ve kayıtlarına göre, taraflar arasındaki ilişkinin 2010 yılında başladığı, davacının tanzim ettiği faturalara ilişkin 2011 yılında senet ile tahsilat yapıldığına ilişkin kayıtlar olduğu ancak 2012 yılında, önceden alınan senetlerin ödenmemesi sebebiyle protestolu senet açıklamalı kayıtların mevcut olduğu, davacının davalıdan 66.928,72 TL alacaklı olduğu, takip dosyası ekinde aşağıda dökümü yapılan 25.850,00 TL tutarında 12 adet senetlerin suretlerinin mevcut olduğu, bu senetlerin asıllarının davacının elinde bulunduğu kabulünde geriye kalan 41.078,72 TL tutarındaki senetlerin asıllarının iade edilip edilmediği, akıbeti hakkında asıllarının davacı elinde olup olmadığı hakkında dosyada bilgi bulunmadığı, davacı tarafından alacağına karşılık davalıdan senet alınması sebebiyle bu senetlerin davacı elinde olduğunun aranması gerektiği değerlendirildiğinde, takip dosyasında 25.850,00 TL tutarında 12 adet senedin suretinin bulunduğu, suretin aslının davacı elinde olduğunun belirlenmesi halinde kalan 41.078,72-TL lik senetlerin akıbetine ilişkin de ayrıca davacı elinde olduğunun veya ödenmeden davalıya iade edildiğinin dosyada bilgisinin olmadığı tespit edilmiştir.
Somut olayda, davacı, davalının aldığı mallara karşılık bir kısım senetler verdiğini, senetleri ve kalan cari hesap borcunu ödemediği iddiası ile .... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı takip dosyasında 12 adet bono ve cari hesap nedeniyle icra takibi yapmıştır. Mahkemece, takip dosyasında 25.850,00 TL tutarında 12 adet senedin suretinin bulunduğu, suretin aslının davacı elinde olduğunun belirlenmesi halinde kalan 41.078,72-TL “lik senetlerin akıbetine ilişkin de ayrıca davacı elinde olduğunun veya ödenmeden davalıya iade edildiğinin dosyada bilgisinin olmadığının tespit edildiği anlaşılmakla davanın 25.850,00 TL yönünden kısmen kabulüne karar verilmiştir. Dosya kapsamından davacı söz konusu senetleri alacak olarak alıp, defterlerine cari hesapta ödeme olarak kaydetmiş, sonrasında ödenmediği bahsiyle tersine kayıt oluşturmuşsa da, kendi tek taraflı kayıtlarındaki ödememe gerekçesi, cari hesapta kayıtlı 41.078,72-TL tutarlı senetlerin aslını sunmamış olması, söz konusu senetlerin davalıya tutanakla iade edildiği veya menfaat sağlanmadığı ispatlanamadığından Mahkemece davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.
HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle:
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-Davacı tarafından yatırılan 80,70 TL istinaf peşin harcının alınması gereken 732,00 TL karar harcından mahsubu ile eksik olan 651,30 TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,
3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)a maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.26/03/2026