Anayasa Mahkemesi · İkinci Bölüm

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, B. No: 2014/19831, 10.05.2017

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
İkinci Bölüm
Esas No
2014/19831
Karar Tarihi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

NERİMAN SAY VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2014/19831)

Karar Tarihi: 10/5/2017

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, kadastro tespitine itiraz davasında usul ve kanuna

aykırı karar verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının; esaslı iddiaların

kararda tartışılmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının; yargılamanın uzun

sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği

iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 19/12/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

gönderilmiştir

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Adana ili, Karataş ilçesi, Taşçı köyü, Köyüstü

mevkiinde kain 107 parsel sayılı taşınmaz 1968 yılında yapılan kadastro çalışmaları

sırasında 1950 tarihli ve 160 no.lu tapu kaydına dayanılarak 117.600 m2 miktarla eşit hisse olarak Ü.K. ve M.K. adına

tespit görmüştür.

9. Bu taşınmaza bitişik 108 sayılı parselin sahibi olan

başvurucuların dedesi ve kayınbabası H.S. 2/12/1968 tarihli dilekçesinde 107

sayılı parselin gerçek yüzölçümünün 73.000 m2 olduğunu belirterek 108 parselin miktar

noksanlığının 107 parsel sayılı taşınmazdan tamamlanması talebiyle Tapulama

Komisyonuna itiraz etmiştir.

10. H.S. 23/1/1970 tarihinde vefat etmiş, Tapulama Komisyonunun

9/6/1977 tarihli kararıyla itirazı reddetmesi üzerine H.S.nin

mirasçısı ve başvurucuların murisi olan A.G.S. 5/8/1977 tarihinde Karataş

Tapulama Mahkemesinde (Mahkeme) kadastro tespitine itiraz davası açmıştır.

11. Mahkeme 9/2/1984 tarihinde davanın ölen kişi aleyhine

açıldığını belirterek husumet yönünden ret kararı vermiştir.

12. Temyiz üzerine karar, Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin

19/11/1987 tarihli kararı ile davadan önce vefat ettiği anlaşılan davalı Ü.K.nın mirasçılarının davaya dâhil

edilerek esastan karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulmuştur.

13. Bozma üzerine Mahkemece yeniden yapılan yargılamada verilen

20/12/2004 tarihli kararda, dava konusu taşınmaza komşu taşınmazların dayanak

tapu kayıtlarında 107 sayılı parselin komşu taşınmaz olarak gösterildiği, yine

107 ve 108 sayılı parsellerin dayanak kayıtlarının birbirlerini komşu olarak

gösterdiği, davacı ve davalılar arasında kullanılan yerlerin eskiden beri

değişmez sabit bir şekilde kullanılageldiği, sabit sınırlı kabul edilen tapu

kayıtlarında, tapu kaydında yazan miktara değil sınırların nazara alınması

gerektiği, 108 sayılı parselde uygulanan tapu kaydında eksik görünen miktarın

107 sayılı parsele katılarak tespit gördüğü hususunun ispatlanamadığı, bu

hususta davacı tarafın tanık dahi dinletemediği belirtilerek dava

reddedilmiştir.

14. Temyiz üzerine dosya Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin 30/3/2006

tarihlikararlarıyla tebligat eksikliği gerekçesiyle

Mahkemesine geri çevrilmiştir.

15. Bu arada Mahkeme kısa ve gerekçeli karar arasındaki

farklılığın giderilmesi için 28/4/2006 tarihindetavzih

kararı vermiştir.

16. Eksikliğin giderilmesi üzerine Yargıtay 16. Hukuk Dairesi

11/12/2006 tarihli kararıyla Mahkemenin kısa ve gerekçeli karar arasındaki

çelişkiyi tavzih kararıyla gideremeyeceğini belirterek hükmü yeniden bozmuştur.

17. Başvurucuların murisi A.G.S.nin

26/1/2006 tarihinde vefat etmesi üzerine başvurucular davacı mirasçı sıfatıyla

davayı takip etmeye başlamışlardır.

18. Mahkeme 13/4/2009 tarihli kararında bozmadan önceki kararın

gerekçesini (bkz. § 13) tekrarlayarak davayı reddetmiştir.

19. Temyiz üzerine karar Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin

27/12/2011 tarihli kararıyla onanmıştır.

20. Karar düzeltme talebi aynı Dairenin 5/12/2013 tarihli

kararıyla reddedilmiştir.

21. Ret kararı 22/11/2014 tarihinde başvuruculara tebliğ

edilmiş, 19/12/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

22. Mahkemenin 10/5/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

.

A. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

23. Başvurucular, Mahkeme kararının gerekçesinin eksik ve

yetersiz olduğunu,lehlerine

olan teknik bilirkişi raporunun iddiaları çerçevesinde kararda tartışılmadığını

belirterek gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

24. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin adil

yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiş ancak gerekçeli karar hakkından

açıkça söz edilmemiştir. Bununla birlikte Anayasa'nın 36. maddesine "adil

yargılanma" ibaresinin eklenmesine ilişkin düzenlemenin gerekçesinde

Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce güvence altına alındığı

hususuna atıfta bulunularak adil yargılanma hakkının madde metnine dâhil

edildiği vurgulanmıştır. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin birçok

kararında, gerekçeli karar hakkının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6.

maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkı

kapsamında yer aldığı belirtilmiştir.Dolayısıyla

gerekçeli karar hakkının Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma

hakkı kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmelidir.

25. Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında da “Bütün

mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.” denilerek

mahkemelere kararlarını gerekçeli yazma yükümlülüğü yüklenmiştir. Anayasa’nın

bütünlüğü ilkesi gereği anılan Anayasa kuralı da gerekçeli karar hakkının

değerlendirilmesinde gözönünde bulundurulmalıdır.

26. Gerekçeli karar hakkı, kişilerin adil bir şekilde

yargılanmalarını sağlamayı ve denetlemeyi amaçlamaktadır. Tarafların muhakeme

sırasında ileri sürdükleri iddialarının kurallara uygun biçimde incelenip

incelenmediğini bilmeleri ve ayrıca demokratik bir toplumda, kendi adlarına

verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de

gereklidir (Sencer Başat ve diğerleri [GK],

B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34).

27. Mahkemelerin anılan yükümlülüğü, yargılamada ileri sürülen

her türlü iddia ve savunmaya karar gerekçesinde ayrıntılı şekilde yanıt

verilmesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz. Ancak derece mahkemeleri, kendilerine

sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda değilseler de (Yasemin Ekşi, B. No: 2013/5486, 4/12/2013,

§ 56) davanın esas sorunlarının incelenmiş olduğu gerekçeli karardan

anlaşılmalıdır.

28. Bir kararda tam olarak hangi unsurların bulunması gerektiği

davanın niteliğine ve koşullarına bağlıdır. Muhakeme sırasında açık ve somut

bir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili olması,

başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte bulunması hâlinde

davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ile

yanıt verilmesi gerekir (Sencer Başat ve

diğerleri, § 35).

29. Aksi bir tutumla mahkemenin, davanın sonucuna etkili

olduğunu kabul ettiği bir husus hakkında “ilgili ve yeterli bir yanıt”

vermemesi veya yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddiaların

cevapsız bırakılmış olması hak ihlaline neden olabilecektir (Sencer Başat ve diğerleri, § 39).

30. Somut olayda Mahkemenin taraflarca dosyaya sunulan deliller,

keşif sonucu alınan rapor, mahallî bilirkişi beyanını değerlendirmek suretiyle

davanın sonucuna etki edebilecek tüm iddia ve savunmaları tartışarak davanın

reddine karar verdiği anlaşılmıştır. Bu açıdan gerekçeli karar hakkına yönelik

bir ihlalin bulunmadığının açık olduğu sonucunaulaşılmıştır.

31. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Yargılamanın Sonucunun Adil Olmadığına

İlişkin İddia

32. Başvurucular, Mahkemenin davayı reddederken mahallî

bilirkişi beyanına dayandığını, mahallî bilirkişinin diğer komşu parsellerin

sınırlarını tam ve sağlıklı olarak bilemediğini, Yargıtay içtihatlarına göre

mahallî bilirkişinin taşınmaz sınırlarını tereddütsüz bilmesi gerektiğini, fen

bilirkişisinin dayanak tapu kaydının dava konusu yere uymadığını raporunda

tespit ettiğini, Mahkemenin bu raporu görmezden geldiğini, olağanüstü

zamanaşımı koşullarının oluşup oluşmadığının da araştırılmadığını, mahkemenin

delilleri yanlış değerlendirmesi nedeniyle kendilerine ait 108 parsel sayılı

taşınmazdan eksik kalan 44107 m2lik yerin ellerinden çıktığını belirterek Anayasa'nın 35.

ve 36. maddelerinde güvence altına alınan haklarının ihlal edildiğini ileri

sürmüşler, yeniden yargılama ve tazminat talebinde bulunmuşlardır.

33. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların Anayasa'nın 35. maddesinde

güvence altına alınan mülkiyet haklarının ihlal edildiği iddiasının, Mahkemece

yapılan değerlendirmelere yönelik olduğu anlaşılmış, bu nedenle iddiaların adil

yargılanma hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

34. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında kanun

yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda

incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak derece mahkemeleri

önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece

mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup

olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece

mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda

açık bir keyfîlik içermesi ve bu durumun

kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş

olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular açıkça keyfîlik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince incelenemez (Necati Gündüz, Recep Gündüz, B. No:

2012/1027, 12/2/2013, § 26).

35. Başvurucuların ihlal iddiaları, yukarıda belirtilen içtihat

kapsamında kanun yolu şikâyeti niteliğindedir. Somut olayda Mahkeme,

başvurucular ve davalı tarafın iddia ve savunmalarını incelemiş, 21/6/1987

tarihli ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun ilgili hükümlerini somut olay

çerçevesinde değerlendirmek (bkz. § 13) suretiyle ispatlanamadığından bahisle

davanın reddine karar vermiştir. Mahkemenin gerekçesi ve başvurucuların

iddiaları incelendiğinde iddiaların özünün derece mahkemeleri tarafından hukuk

kurallarının ve delillerin değerlendirilmesinde ve yorumlanmasında isabet

olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu

anlaşılmaktadır.

36. Açıklanan nedenle başvurunun bu kısmının da diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekmektedir.

C. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

37. Başvurucular, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüşlerdir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

38. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

.

2. Esas Yönünden

39. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

yargılamanın süresi tespit edilirken sürenin başlangıç tarihi olarak davanın

ikame edildiği tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak -çoğu zaman icra

aşamasını da kapsayacak şekilde- yargılamanın sona erdiği, yargılaması devam

eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma hakkının

ihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esas alınır (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,

2/7/2013, §§ 50, 52).

40. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

yargılama süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken yargılamanın

karmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın süratle sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate alınır (Güher Ergun ve diğerleri, §§ 41-45).

41. Anılan ilkeler ve Anayasa Mahkemesinin benzer başvurularda

verdiği kararlar dikkate alındığında somut olayda Karataş Tapulama Mahkemesinde

5/8/1977 tarihinde açılan kadastro tespitine itiraz davasında Mahkemenin

9/2/1984 tarihinde davayı husumet yönünden reddettiği, temyiz üzerine Yargıtay

16. Hukuk Dairesinin 19/11/1987 tarihli bozma kararının ardından yapılan

yargılamada 20/12/2004 tarihinde davanın esastan reddine karar verdiği, kararın

Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin 11/12/2006 tarihli kararıyla bir kez daha

bozulması üzerine yapılan yargılamada Mahkemenin bu defa 13/4/2009 tarihli

kararıyla davayı reddettiği, kararın Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin 27/12/2011

tarihli kararıyla onandığı, karar düzeltme talebinin aynı Dairenin 5/12/2013

tarihli kararıyla reddedildiği, bu suretle yargılama sürecinin bu tarih

itibarıyla sona erdiği anlaşılmıştır. Bu nedenle karmaşık niteliği bulunmayan

ve başvurucular ve murislerinin yargılamanın uzamasında önemli bir etkisinin de

tespit edilmediği başvuru konusu davada yaklaşık 36 yıl 4 aylık yargılama

süresinin makul olmadığı sonucuna varmak gerekir.

42. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence

altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

D. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

43. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı

fıkrası şöyledir:

“Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının

ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi

hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere

hükmedilir …”

44. Başvurucular toplam 650.000 TL maddi, herbiri

için ayrı ayrı 100.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuşlardır.

45. Somut olayda makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği

sonucuna varılmıştır.

46. İhlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları

karşılığında başvurucular Neriman Say, Züleyha Aysu Say, Hamza Gensu Say'a ayrı ayrınet 31.200

TL, başvurucular Ayşe Gökşin Tambağ, Hamza İlteriş Say ve Rabia Say'a müştereken net 31.200 TL manevi

tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

47. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harçtan oluşan

yargılama giderinin başvuruculara müştereken ödenmesine, 1800 TL vekâlet

ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucular Neriman Say, Züleyha Aysu

Say, Hamza Gensu Say'amüştereken

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. a) Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması,

b) Yargılamanın sonucunun adil olmadığına

ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olması,

nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR

OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. Maddesinde güvence altına alınan makul süre

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucular Neriman Say, Züleyha Aysu Say, Hamza Gensu Say'a ayrı ayrı net 31.200 TL, başvurucular Ayşe

Gökşin Tambağ, Hamza İlteriş

Say ve Rabia Say'a müştereken net 31.200 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. 206,10 TL harçtan oluşan yargılama giderinin başvuruculara

MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

E. 1800 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin

başvurucular Neriman Say, Züleyha Aysu Say, Hamza Gensu

Say'a MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adana Kadastro Mahkemesine (kapatılan

Karataş Kadastro Mahkemesinin E.2008/3, K.2009/1 sayılı dosyası)

GÖNDERİLMESİNE,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

10/5/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep

KÖMÜRCÜ

M. Emin KUZ

Raportör

:

Yakup MACİT

Başvurucular

:

1. Neriman

SAY

2. Ayşe

Gökşin TAMBAĞ

3. Hamza İlteriş SAY

4. Rabia SAY

5. Züleyha

Aysu SAY

6. Hamza Gensu SAY

Vekili

:

Av. Mustafa

ÖZTÜRK

Atıf: Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, B. No: 2014/19831, T. 10.05.2017, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-ikinci-bolum-2014-19831-basvuru-10-05-2017-b1ed7cf296b5