Anayasa Mahkemesi · Birinci Bölüm

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2014/1807, 11.05.2017

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
Birinci Bölüm
Esas No
2014/1807
Karar Tarihi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

ŞEFİKA ÖZEN BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2014/1807)

Karar Tarihi: 11/5/2017

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, menfi tespit davasında usul ve kanuna aykırı karar

verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının; esaslı iddiaların kararda

tartışılmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının; yargılamanın uzun sürmesi

nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 11/2/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu ile R.. Hazır Giyim ve Tekstil Sanayi A.Ş. (Şirket)

arasında imzalanan 27/7/2006 tarihli Mağaza Lisans ve Bayilik (Franchise) Sözleşmesi ile başvurucu Konya'da bulunan bir

alışveriş merkezinde bayi olarak Şirket ürünlerini satmaya başlamıştır.

8. Başvurucu, Şirketin sözleşmeden doğan yükümlülüklerini yerine

getirmediğini, çek olarak ödemelerini yaptığı hâlde bir kısım ürünü

göndermediğini, gönderilmeyen ürünlerle ilgili çeklerin iade edilmesi

gerektiğini belirterek icra takibine konu çekler nedeniyle borçlu olmadığının

tespitine karar verilmesi istemiyle 17/11/2008 tarihinde Konya 2. Asliye

Ticaret Mahkemesinde dava açmıştır.

9. Mahkemenin 17/12/2012 tarihli kararında çekin ödeme vasıtası

olduğu, davacının borca karşılık çek bedellerini ödediğini ispat etmekle

yükümlü olduğu, davalı Şirket yöneticisinin takip konusu çeklere karşı 30.000

TL parayı tahsil ettiklerine ilişkin beyanının ikrar niteliğinde olduğu,

davacının çeklere karşılık farklı tarihlerde banka EFT yoluyla 38.000 TL

ödediğini ispat ettiği, bunun dışındaki borçların ödendiği hususunun ispatlanamadığı,

davacı ve davalı Şirket defterlerinin usulüne uygun tutulmaması nedeniyle

taraflar açısından lehe veya aleyhe delil olamayacağı, tanık beyanlarının da

davanın niteliğine göre ispata elverişli olmadığı belirtilerek davanın kısmen

kabulüne karar verilmiştir.

10. Başvurucu tarafından temyiz edilen karar Yargıtay 19. Hukuk

Dairesinin 13/5/2013 tarihli kararı ile onanmıştır.

11. Karar düzeltme talebi aynı Dairenin 6/11/2013 tarihli kararı

ile reddedilmiştir.

12. Ret kararı 13/1/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş,

11/2/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

13. Mahkemenin 11/5/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Gerekçeli Karar

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

14. Başvurucu, yargılama sırasında ileri sürdüğü iddiaların

Mahkemenin gerekçeli kararında cevaplandırılmadığını belirterek gerekçeli karar

hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

15. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin adil

yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiş ancak açıkça gerekçeli karar

hakkından açıkça söz edilmemiştir. Bununla birlikte yandan Anayasa'nın 36.

maddesine "adil yargılanma" ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede,

Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan

adil yargılama hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki

hakkaniyete uygun yargılanma hakkının kapsamına gerekçeli karar hakkının da

dâhil olduğu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin birçok kararında vurgulanmıştır.

Dolayısıyla Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının

gerekçeli karar hakkı güvencesini de kapsadığının kabul edilmesi gerekir.

16. Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında da “Bütün

mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.” denilerek

mahkemelere kararlarını gerekçeli yazma yükümlülüğü yüklenmiştir. Anayasa’nın

bütünlüğü ilkesi gereği anılan Anayasa kuralı da gerekçeli karar hakkının

değerlendirilmesinde gözönünde bulundurulmalıdır.

17. Gerekçeli karar hakkı, kişilerin adil bir şekilde

yargılanmalarını sağlamayı ve denetlemeyi amaçlamaktadır. Tarafların muhakeme

sırasında ileri sürdükleri iddialarının kurallara uygun biçimde incelenip

incelenmediğini bilmeleri ve ayrıca demokratik bir toplumda, kendi adlarına

verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de

gereklidir (Sencer Başat ve diğerleri [GK],

B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34).

18. Mahkemelerin anılan yükümlülüğü, yargılamada ileri sürülen

her türlü iddia ve savunmaya karar gerekçesinde ayrıntılı şekilde yanıt

verilmesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz. Ancak derece mahkemeleri, kendilerine

sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda değilseler de (Yasemin Ekşi, B. No: 2013/5486, 4/12/2013,

§ 56) davanın esas sorunlarının incelenmiş olduğu gerekçeli karardan

anlaşılmalıdır.

19. Bir kararda tam olarak hangi unsurların bulunması gerektiği

davanın niteliğine ve koşullarına bağlıdır. Muhakeme sırasında açık ve somut

bir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili olması,

başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte bulunması hâlinde

davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ile

yanıt verilmesi gerekir (Sencer Başat ve

diğerleri, § 35).

20. Aksi bir tutumla mahkemenin, davanın sonucuna etkili

olduğunu kabul ettiği bir husus hakkında “ilgili ve yeterli bir yanıt”

vermemesi veya yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddiaların

cevapsız bırakılmış olması hak ihlaline neden olabilecektir (Sencer Başat ve diğerleri, § 39).

21. Somut olayda taraflarca dosyaya sunulan ve toplanan deliller

değerlendirilmek suretiyle davanın sonucuna etki edebilecek tüm iddia ve

savunmaların gerekçeli kararda tartışılarak davanın kısmen kabulüne karar

verildiği anlaşılmıştır. Bu açıdan gerekçeli karar hakkına yönelik bir ihlalin

bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

22. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Yargılamanın Sonucunun Adil Olmadığına

İlişkin İddia

23. Başvurucu, uyuşmazlığın franchise

ve alt kira sözleşmesinden kaynaklandığını, Mahkemenin bu hususları dikkate

almadan sadece çek ve banka dekontlarını dikkate alarak değerlendirme

yaptığını, dosyaya sunduğu delillerin ve davalının ikrarının gözönüne alınmadığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

24. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında kanun

yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda

incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak derece mahkemeleri

önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece

mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup

olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece

mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda

açık bir keyfîlik içermesi ve bu durumun

kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş

olmasıdır. Bu çerçevede kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular açıkça keyfîlik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince incelenemez (Necati Gündüz, Recep Gündüz, B. No:

2012/1027, 12/2/2013, § 26).

25. Başvurucunun ihlal iddiaları, yukarıda belirtilen içtihat

kapsamında kanun yolu şikâyeti niteliğindedir. Somut olayda Mahkeme, başvurucu

ve davalı tarafın iddia ve savunmalarını incelemiş, ilgili Kanun hükümlerini

somut olay çerçevesinde değerlendirmek (bkz. § 9) suretiyle davanın kısmen

kabulüne karar vermiştir. Mahkemenin gerekçesi ve başvurucunun iddiaları

incelendiğinde iddiaların özünün Derece Mahkemeleri tarafından hukuk

kurallarının ve delillerin değerlendirilmesinde ve yorumlanmasında isabet olmadığına

ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

26. Açıklanan nedenle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekmektedir.

C. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

27. Başvurucu, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

28. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

29. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

yargılamanın süresi tespit edilirken sürenin başlangıç tarihi olarak davanın

ikame edildiği tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak -çoğu zaman icra

aşamasını da kapsayacak şekilde- yargılamanın sona erdiği tarih yargılaması

devam eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esas

alınır (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 50, 52).

30. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

yargılama süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken yargılamanın

karmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın süratle sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate alınır (Güher Ergun ve diğerleri, §§ 41-45).

31. Anılan ilkeler ve Anayasa Mahkemesinin benzer başvurularda

verdiği kararlar dikkate alındığında somut olayda Konya 2. Asliye Ticaret

Mahkemesinde 17/11/2008 tarihinde açılan menfi tespit davasında Mahkemenin

17//2012 tarihinde davayı kısmen kabul ettiği, temyiz üzerine Yargıtay 19.

Hukuk Dairesinin 13/5/2013 tarihli kararıyla hükmün onandığı ve karar düzeltme

talebinin aynı Dairenin 6/11/2013 tarihli kararıyla reddedildiği anlaşılmıştır.

Bu nedenle karmaşık niteliği bulunmayan ve başvurucunun yargılamanın uzamasında

önemli bir etkisinin de tespit edilmediği başvuru konusu davada yaklaşık 4 yıl

11 aylık yargılama süresinin makul olmadığı sonucuna varmak gerekir.

32. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence

altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

D. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

33. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) numaralı

fıkrası şöyledir:

“Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının

ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi

hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere

hükmedilir…”

34. Başvurucu, ihlalin tespitine karar verilmesi talebinde

bulunmuştur.

35. Somut olayda makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği

sonucuna varılmıştır.

36. Başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği

iddiasıyla ilgili olarak herhangi bir tazminat talebinde bulunmadığı

anlaşıldığından başvurucu lehine manevi tazminata karar verilmesi mümkün

değildir.

37. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harçtan oluşan

yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. a) Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması,

b) Yargılamanın sonucunun

adil olmadığına ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması,

nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Talep olmadığından başvurucu lehine manevi tazminata KARAR

VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,

D. 206,10 TL harçtan oluşan yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Konya 2. Asliye Ticaret Mahkemesine

(E.2008/17, K.2012/452) GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

11/5/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Hicabi DURSUN

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör

:

Yakup MACİT

Başvurucu

:

Şefika ÖZEN

Atıf: Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2014/1807, T. 11.05.2017, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-birinci-bolum-2014-1807-basvuru-11-05-2017-09947041226d