Anayasa Mahkemesi · Birinci Bölüm

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2014/11021, 07.06.2017

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
Birinci Bölüm
Esas No
2014/11021
Karar Tarihi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

SAHRA AKYER VE SİNEM TURAN BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2014/11021)

Karar Tarihi: 7/6/2017

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmaması,

mahkemenin gerekçe göstermeksizin alt sınırdan uzaklaşarak ceza vermesi ve

cezanın bireyselleştirilmesi kurumlarını tatbik etmemesi, Yargıtay Cumhuriyet

Başsavcılığı tebliğnamesinin tebliğ edilmemesi ve

delillerin hatalı değerlendirilmesi nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal

edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvurular 30/6/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvurular, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan

ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. 2014/11031 başvuru numaralı

bireysel başvuru dosyasının hukuki irtibat nedeniyle 2014/11021 başvuru

numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmesine karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği

bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı; başvurucuların Bursa ilindeki

bir daireyi ortak kiralayarak fuhuş yaptıkları, bu amaçla fikir birliği içinde

fuhşa aracılık ettikleri ve bunun karşılığında ücret aldıkları iddiasıyla başvurucular

hakkında soruşturma başlatmıştır. Soruşturma kapsamında adli arama yapılmış ve

4/11/2007 tarihinde başvurucuların ifadesi alınmıştır.

9. Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı, başvurucuların fuhuş için yer

temini ve fuhşa aracılık etmek suçunu işledikleri iddiasıyla aynı yer 15.

Asliye Ceza Mahkemesine 13/12/2007 tarihli iddianameyle kamu davası açmıştır.

10. Başvurucular, Bursa 15. Asliye Ceza Mahkemesinin 5/10/2009

tarihli kararıyla atılı suçtan 2 yıl 1 ay hapis cezasına mahkûm edilmişlerdir.

11. Başvurucuların temyizi üzerine Yargıtay 14. Ceza Dairesi,

24/3/2014 tarihli kararıyla hüküm onanmıştır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tebliğnamesi bozma istemlidir.

12. Yargıtay kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Sanıkların aşamalardaki savunmaları,

tanık beyanları ve tüm dosya içeriğine göre, sanıkların suça konu evi birlikte

tuttukları, giderlerini beraber karşıladıkları, evi kendileri ile birlikte

başkalarının da fuhuş amacıyla kullandığı, emlakçılık yapıp evi kiraya veren

tanık H. B.nin evin sahibi R. Ç.nin

İngiltere'de yaşadığını, kira kontratını sanık Sahra ile yaptıklarını ve bir

aylık peşin kirayı sanıktan aldığını, daha sonra birkaç kez aramasına rağmen

bir daha gelmediğini, sanık Sahra'nın da ev kirasını H. [B.ye] elden verdiğini

beyan etmesi karşısında olayla ilgili bir bilgi ve görgüsü bulunmadığı

anlaşılan ev sahibi R.nin dinlenilmesine ilişkin tebliğnamede bozma isteyen düşünceye iştirak

edilmemiştir."

13. Başvurucular, anılan karardan 16/6/2014 tarihinde haberdar

olduklarını belirtmişlerdir.

14. Bireysel başvurular 30/6/2014 tarihinde yapılmıştır.

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

15. Mahkemenin 7/6/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

16. Başvurucular, makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

17. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

18. Ceza yargılamasının süresi tespit edilirken sürenin

başlangıç tarihi olarak bir kişiye suç işlediği iddiasının yetkili makamlar

tarafından bildirilmesi veya isnattan ilk olarak etkilendiği arama ve gözaltı

gibi birtakım tedbirlerin uygulandığı tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak

ise suç isnadına ilişkin nihai kararın verildiği, yargılaması devam eden

davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma hakkının

ihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esas alınır (B.E., B. No: 2012/625, 9/1/2014, § 34).

19. Ceza yargılamasının süresinin makul olup olmadığı

değerlendirilirken yargılamanın karmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların

ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın

süratle sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate

alınır (B.E., § 29).

20. Anılan ilkeler, davanın karmaşık olmaması, taraf sayısı ve

Anayasa Mahkemesinin benzer başvurularda verdiği kararlar dikkate alındığında

somut olayda yaklaşık 6 yıl 4 ay 20 günde tamamlanan yargılamanın süresinin

makul olmadığı sonucuna varmak gerekir.

21. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence

altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

B. Gerekçeli Karar

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

22. Başvurucular, Mahkemenin gerekçe göstermeksizin teşdit uyguladığını

ve cezanın bireyselleştirilmesi araçlarından olan erteleme ve hükmün

açıklanmasının geri bırakılması kurumlarının tatbik etmediğini belirterek adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

23. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin adil

yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiş ancak açıkça gerekçeli karar

hakkından açıkça söz edilmemiştir. Bununla birlikte adil yargılanma hakkının

somut görünümlerinden biri olan gerekçeli karar hakkı esasen Anayasa’nın 36.

maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da zımni bir unsurudur.

24. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin adil

yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiş ancak gerekçeli karar hakkından

açıkça söz edilmemiştir. Bununla birlikte Anayasa'nın 36. maddesine "adil

yargılanma" ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf

olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılama

hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki

hakkaniyete uygun yargılanma hakkının kapsamına gerekçeli karar hakkının da

dâhil olduğu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin birçok kararında vurgulanmıştır.

Dolayısıyla Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının

gerekçeli karar hakkı güvencesini de kapsadığının kabul edilmesi gerekir (Abdullah Topçu, B. No: 2014/8868,

19/4/2017, § 75).

25. Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında da “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli

olarak yazılır.” denilerek mahkemelere kararlarını gerekçeli yazma

yükümlülüğü yüklenmiştir. Anayasa’nın bütünlüğü ilkesi gereği anılan Anayasa

kuralı da gerekçeli karar hakkının değerlendirilmesinde gözönünde

bulundurulmalıdır (Abdullah Topçu,

§ 76).

26. Mahkemelerin anılan yükümlülüğü, yargılamada ileri sürülen

her türlü iddia ve savunmaya karar gerekçesinde ayrıntılı şekilde yanıt

verilmesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz. Ancak derece mahkemeleri, kendilerine

sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda değilseler de (Yasemin Ekşi, B. No: 2013/5486, 4/12/2013,

§ 56) davanın esas sorunlarının incelenmiş olduğu gerekçeli karardan

anlaşılmalıdır.

27. Somut olayda, alt sınırdan uzaklaşma sebebi olarak suçun

işleniş şekli, kastın oluşumu ve yoğunluğu ile başvurucuların suça konu

faaliyetinin süresi dikkate alınmıştır. Başvurucuların yargılama sürecindeki

olumlu tutum ve davranışları gözetilmiş, cezaları takdiren

1/6 oranında indirilmiştir. Ancak hükmolunan ceza miktarı dikkate alındığında

şartları oluşmadığından erteleme ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması

kurumları uygulanmamıştır.

28. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Silahların Eşitliği ve

Çelişmeli Yargılama İlkelerinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

29. Başvurucu, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tebliğnamesinin başvurucu Sahra Akyer'in

kendisine veya müdafiine tebliğ edilmemesi nedeniyle

silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

30. Anayasa Mahkemesi benzer iddiaların ileri sürüldüğü

başvurularda bu konudaki ilkeleri belirlemiştir. Anılan başvurularda,

başvurucunun Yargıtay önündeki başarı şansını zedeleyen her türlü mütalaadan

haberdar edilme hakkına sahip olduğu ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tebliğnamesinin niteliğine rağmen başvurucuya tebliğnameye karşı yazılı görüş bildirme olanağının

tanınmamasının silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerini ihlal

ettiği sonucuna varılmıştır (Gürhan Nerse, B. No: 2013/5957, 30/12/2014, §§ 35-40; Zekayi Çelebi, B. No: 2014/5633,

18/5/2016, §§ 25-30).

31. Somut olayda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tebliğnamesi, bozma istemlidir. Bu itibarla başvurucuya

lehine sonuç doğurabilecek nitelikteki Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tebliğnamesine karşı yazılı görüş bildirme olanağı

tanınmamasının silahların eşitliği

ve çelişmeli yargılama ilkelerine yönelik bir ihlal oluşturmadığının açık

olduğu anlaşılmaktadır.

32. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

D. Diğer İhlal İddiaları

33. Başvurucular; tanıklarla yüzleştirme yapılmadığı için

aracılık yapan şahsın doğru tespit edilemediğini ve sanıkların birbirleri ile

karıştırıldığını, suçun unsurlarının oluşmadığını, etkili ve yeterli soruşturma

ve kovuşturma yapılmadığını, delillerin takdirinde yanılgıya düşülmesi

suretiyle haksız olarak mahkûm edildiklerini belirterek adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

34. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında, kanun

yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda

incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde dava

konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ileuyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun adil olup olmaması

bireysel başvurukonusu olamaz. Ancak bireysel başvuru

kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden, bariz takdir hatası veya

açık bir keyfîlik içeren tespit ve sonuçlar bu

kapsamda değildir (Ahmet Sağlam,

B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 42).

35. Somut olayda mahkeme kararı incelendiğinde, tanıkların

anlatımları, kira kontratı sureti, yakalama ve ev arama tutanakları gibi

delillerin değerlendirildiği ve söz konusu yerin başvurucu Sahra Akyer tarafından tutulduğu ve masraflarının birlikte

karşılandığı yönündeki sanık beyanlarının dikkate alındığı görülmüştür. Öte

yandan ev sahibinin yurt dışında yaşadığı, kira kontratının aracı emlakçı

tarafından düzenlendiği, ev sahibinin olayla ilgili bilgi ve görgüsünün

bulunmadığı da Yargıtay onama kararında görülmektedir (bkz. § 12).

Başvurucuların anılan iddialarının esas itibarıyla Derece Mahkemelerince

verilen kararların delillerin değerlendirilmesinde isabet bulunmadığına ve

dolayısıyla kararın sonucuna ilişkin olduğu görülmektedir. Yapılan yargılamada,

Mahkemenin ve Yargıtayın kararında bariz takdir

hatası veya açık bir keyfîlik oluşturan herhangi bir

durum da tespit edilmemiştir.

36. Başvurucu tarafından ileri sürülen ihlal iddialarının

yukarıda belirtilen içtihat kapsamında kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu

sonucuna varıldığından başvurunun bu kısmının

açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna

karar verilmesi gerekir.

E. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

37. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Kararlar" kenar başlıklı 50. maddesinin ilgili

kısmı şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

38. Başvurucular 25.000 TL manevi, 10.000 TL maddi tazminat

talebinde bulunmuştur.

39. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

40. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edilmesi nedeniyle

yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında

başvuruculara ayrı ayrı net 6.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi

gerekir.

41. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin

başvuruculara ayrı ayrı ödenmesine karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin ihlal

iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Diğer ihlal iddialarının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvuruculara ayrı ayrı net 6.000 TL manevi tazminat

ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA AYRI AYRI ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Bursa 15. Asliye Ceza Mahkemesine

(E.2007/1004, K.2009/1165) GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 7/6/2017

tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Nuri

NECİPOĞLU

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör

:

Akif

YILDIRIM

Başvurucular

:

1. Sahra

AKYER

2. Sinem

TURAN

Vekili

:

Av. Nalan

BENER

Atıf: Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2014/11021, T. 07.06.2017, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-birinci-bolum-2014-11021-basvuru-07-06-2017-f916638c7ae2