Yargıtay · Hukuk Genel Kurulu

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2026/332 E. 2026/466 K. – Kurum İşleminin

Konu: Kurum İşleminin İptali

Mahkeme
Yargıtay
Daire
Hukuk Genel Kurulu
Esas No
2026/332
Karar No
2026/466
Karar Tarihi
Konu
Kurum İşleminin İptali

MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 28. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/2842 E., 2025/910 K. ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 16.01.2025 tarihli ve 2024/9803 Esas, 2025/750 Karar sayılı BOZMA kararı

Taraflar arasındaki Kurum işleminin iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılıp düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı ... Kurumu vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı davalı ... Kurumu vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA Davacı vekili; müvekkilinin yaşlılık aylığı almaktayken aynı ad ve soyadı taşıyan dava dışı sigortalının çalışmasının müvekkili adına kaydedilmesinden dolayı yersiz ödeme olduğunun müvekkiline şifahen söylendiğini, bu konuya ilişkin tebligatın site bekçisine usulsüz olarak tebliğ edildiğini, davalı Kurumun kusur ve ihmaline dayalı olarak yersiz ödeme yapıldığından bahisle 102.154,18 TL borç tahakkuk ettirilmesinin yerinde olmadığını ileri sürerek Kurum işleminin iptaline, olmadığı takdirde tahsil edilmesi gereken eksik prim tutarına faiz işletilmemesine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı ... Kurumu (Kurum/SGK) vekili; Kurum işleminin usul ve yasaya uygun olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 30.11.2022 tarihli ve 2021/634 Esas, 2022/374 Karar sayılı kararı ile; davacıya 01.08.2007 tarihi itibariyle 506 sayılı Kanun gereğince 55 yaş ve 3600 prim gün sayısı üzerinden bağlanan yaşlılık aylığının bir kısım hizmetinin aynı adı taşıyan dava dışı sigortalıya ait olduğundan bahisle kesildiği, davacının bu hizmetin kendisine ait olduğuna ilişkin iddiasının bulunmadığı ancak iptal sonrası prim gün sayısı düştüğünden tahsis koşullarını kaybettiği, davalı Kurumun hatası nedeniyle aylık bağlandığı ve davacının kasıtlı davranışının bulunmadığı anlaşıldığından 5510 sayılı Kanun’un 96/1-b maddesi gereğince tespit tarihinden geriye doğru en fazla 5 yıllık ödemenin talep edilebileceği, davalı Kurum tarafından da 25.11.2015-25.11.2020 tarihleri arasında yapılan yersiz ödeme nedeniyle borç çıkarıldığı, bu itibarla Kurum işleminin yerinde olduğu ayrıca davacının faize hükmedilmemesi talebinin yerinde olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 15.05.2024 tarihli ve 2023/399 Esas, 2024/1609 Karar sayılı kararı ile; 22.10.2020 tarihli Kurum işlemi ile aynı adı taşıyan dava dışı sigortalının çalışmalarının davacıya mal edildiği, doğru sicile aktarılmayan hizmetlerin iptali nedeniyle davacının 3600 gün şartını kaybettiğinden bahisle aylığının 01.08.2007 tarihinden itibaren kesilerek 25.11.2015-25.11.2020 tarihleri arasında ödenen 102.154,18 TL aylık ve 6.000,00 TL bayram ikramiyesinin borç çıkarıldığı, Kuruma sigortalıların geçmiş dönem çalışmaları üzerinde zaman konusunda herhangi bir sınırlamaya tabi olmaksızın inceleme yapması ve buna bağlı olarak sosyal güvenlik hakkının sağladığı güvenceyi ortadan kaldıracak şekilde yetki tanınmasının eşitlik ve hukuki güvenlik ilkeleriyle bağdaşmadığı, Anayasa Mahkemesinin 28.11.2018 tarihli ve 2015/18918 Başvuru Numaralı kararındaki tespit ve ilkeler dikkate alındığında iptale konu edilen çalışmanın üzerinden uzun süre geçtikten sonra yapılan iptal işlemiyle ortaya çıkan 14 günlük prim ödeme gün sayısı eksikliğine bağlı işlemin sonuçları ölçülü olmadığı gibi iyi yönetim gereklerine uymayan davalı Kurumun sorumluluğa hiç katlanmamasının da kabul edilemeyeceği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılıp düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulü ile Kurum işleminin iptaline, dava tarihi olan 11.06.2018 tarihine kadar davacıya ödenmeyen yaşlılık aylıklarının hakediş tarihlerinden işleyecek faiziyle tahsili gerektiğinin ve davacının Kuruma borçlu olmadığının tespitine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile “...Eldeki davada; davacıya 01.08.2007 tarihi itibariyle mülga 506 sayılı Kanun 55... gün üzerinden yaşlılık aylığı bağlandığı, 327 gün hizmetinin 12389972 sigortalı sicil numaralı ...'ya ait olduğu gerekçesiyle davacının yaşlılık aylığı koşullarını kaybettiği gerekçesiyle söz konusu aylığın Kurum tarafından 22.10.2020 tarihinde kesildiği, davacının 327 günlük hizmetin kendisine ait olduğu yönünde itirazı bulunmadığı ve davacının iptal edilen hizmet süresi ile birlikte; prim gün sayısının 3913 günden 3586 güne indiği ve davacının yaşlılık aylığı bağlanan tarih olan 01.08.2007 tarihi itibariyle tahsis koşullarını kaybettiği, Kurum işleminin yerinde olduğu, fakat davacının yargılama devam ederken 4-a kapsamında yeni hizmetleri olup aylık koşulları değerlendirilirken yukarıda belirtilen yasal düzenlemeler de göz önünde bulundurularak, davacının iptal edilen sigortalılık süresi dışında, mevcut prim ödeme gün sayısı belirlenerek irdeleme yapılmalı, davacının aylık-kısmi aylık şartları bu kapsamda ve yargılama sırasında oluşması halinde istemi durumunda bağlanabileceği hususu gözetilmeli, davacı istemi bu çerçevede değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir...” gerekçesiyle oy çokluğuyla karar bozulmuştur. B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının 3201 sayılı Kanun gereğince yurt dışında geçen 3500 gün karşılığını borçlanarak ödemesi üzerine daha önceki 5510 sayılı Kanun’un 4/1-a maddesi kapsamındaki sigortalılığı nedeniyle 3600 gün üzerinden 01.08.2007 tarihinde yaşlılık aylığı tahsis talebinde bulunduğu ve davalı Kurumca takip eden ay yaşlılık aylığı bağlandığı, öte yandan davacının anılan borçlanma dışında 5510 sayılı Kanun’un 4/1-a maddesi kapsamındaki sigortalılığından 327 günün (doğrusu: 345 gün) aynı adı taşıyan başka birine ait olması sebebiyle iptalinden sonra 3600 gün prim gün şartını yitirmesi nedeniyle davalı Kurumca on üç yıl boyunca ödenen yaşlılık aylığının 2020 yılında iptal edilerek borç çıkarıldığı, başkasına ait sigortalılığın davacı üzerinde gösterilmesinin Kurum hatasından kaynaklandığı, davalı Kurum tahsis talebi tarihinde hatayı bildirseydi davacının daha fazla gün üzerinden borçlanarak şartları yerine getirebileceğinin açık olduğu, davalı Kurum tarafından kazanılmış bir durum yaratılarak davacıya güven verildiği, aksi durumun sosyal güvenlik hakkının zedelenmesine neden olacağı belirtilerek önceki gerekçe de tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Direnme kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekilince temyiz isteminde bulunulmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı Kurum vekili; davacının tahsis talebinde bulunduğu sırada adına fazladan tescil yapıldığını görmediğini veya fark etmediğini kabul etmenin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davacının fazladan yapılan bildirimi fark etmemesinin mümkün olmadığını, ayrıca sadece Kurum işleminin iptalinin talep edilmesine rağmen talep aşılıp genişletilerek hüküm kurulduğunu belirterek direnme kararının bozulmasını talep etmiştir. C. Uyuşmazlık Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda 01.08.2007 tarihi itibariyle 506 sayılı Kanun gereğince 55 yaş ve 3600 gün üzerinden yaşlılık aylığı bağlanan davacının 345 gün hizmetinin aynı adı taşıyan dava dışı sigortalıya ait olduğundan bahisle iptal edildiğinden yaşlılık aylığı tahsis koşullarını 01.08.2007 tarihinden itibaren kaybettiği gerekçesiyle yaşlılık aylığının kesilmesine yönelik Kurum işleminin yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. D. Gerekçe 1. İlgili Hukuk 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun (5510 sayılı Kanun) 96. maddesi. 2. Değerlendirme 1. Öncelikle konuyla ilgili kavramlar ve yasal düzenlemeler üzerinde kısaca durulmasında fayda bulunmaktadır. 2. Sosyal güvenlik sosyal hukuk devleti tanımı içerisinde yer alan ve bu ilkeyi oluşturan temel kavramlardan birisidir. Sosyal güvenlik alanında oluşturulacak tüm kuralların, özde sosyal hukuk devleti anlayışına uygun olması zorunludur. Sosyal hukuk devleti, niteliğinin bir gereği olarak sosyal güvenlik kavramını yaşama geçirerek somutlaştırır. Sosyal devletin gerçekleşme aracı olan sosyal güvenlik kavramı insanlığın en derin gereksiniminin bir sonucudur. Bu gereksinim, gelecekten emin olma düşüncesinin bireyin karşılaşacağı ve yaşamı için tehlike oluşturan olaylara karşı bir güvence arayışının ürünüdür. Tehlikeye ve yoksulluğa düşen birey için asgari bir güvence sağlamak sosyal güvenliğin varlık koşulu diğer bir ifadeyle olmazsa olmazıdır. 3. Bu nedendir ki, sosyal güvenlik hakkına temel insan hakları arasında yer verilmiş ve uluslararası hukuk normları ile Anayasalarda güvence altına alınmıştır. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 60. maddesinde de herkesin sosyal güvenlik hakkına sahip olduğu ve devletin bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alacağı ve teşkilatı kuracağı hükme bağlanmıştır. 4. Sosyal güvenlik hakkı kapsamında sigortalılara sağlanan haklardan biri de yaşlılık aylığı bağlanmasıdır. Zira insanlar genellikle belli bir yaşa ulaştıktan sonra çalışma gücünü kısmen ya da tamamen kaybetmeleri nedeniyle aktif çalışma hayatına son verme ihtiyacı duyarlar. Aktif olarak çalışıp gelir elde etme imkânından yoksun oldukları bu dönemde gelir kaybına uğrarlar. İşte uzun vadeli sigortalı kollarından biri olan yaşlılık sigortasının temel amacı sigortalıya ömrünün iş göremediği geri kalan kısmında yardım etmek ve geçimini sağlayacak sürekli bir gelir sağlamaktır. 5. Ancak yaşlılık aylığı bağlanması kanunlarda belli koşullara bağlanmıştır. Bunlar hizmet akdine tabi olarak çalışan sigortalılar yönünden belli bir yaşa ulaşma, belli bir süre sigortalı olma ve prim ödeme ile yaşlılık aylığı bağlanması için Kuruma yazılı istekte bulunma olarak sayılabilir. 6. Gelinen noktada 5510 sayılı Kanun’nun 96. maddesine değinilmelidir. Sözü edilen 96. madde Kurum tarafından ilgililere fazla veya yersiz olarak yapılan 5510 sayılı Kanun kapsamındaki her türlü ödemelerin geri alınmasını düzenlemekte olup fazla veya yersiz ödemelerin kasıtlı veya kusurlu davranışlardan kaynaklanması durumu ile Kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanması durumunu ayrı ayrı ele almıştır. Buna göre Kurumun hatalı işleminden kaynaklanan nedenlerle yapılan fazla veya yersiz ödemelerin yaptırımı, ilgililerin kasıtlı veya kusurlu davranışı sonucu yapılan fazla veya yersiz ödemelerin hükümlerine göre hafifletilmiştir. 7. Nitekim 5510 sayılı Kanun’un 96. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde; yersiz ödemenin kişilerin kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğması durumunda hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede, ödeme tarihinden itibaren hesaplanan kanuni faizi ile birlikte geri alınacağı hüküm altına alınmıştır. Bununla birlikte fıkranın (b) bendinde, fazla veya yersiz ödemenin Kurumun hatalı işleminden kaynaklanması hâlinde hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler toplamının, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren yirmi dört ay içerisinde ödenmesi durumunda faizsiz olarak tahsil edileceği, bu sürenin geçmesinden sonra yapılacak ödemeler bakımından ise yirmi dört aylık sürenin sonundan itibaren hesaplanan kanuni faizi ile geri alınacağı belirtilmiştir. 8. Somut olayda 06.07.2007 tarihli tahsis talebine istinaden 506 sayılı Kanun'un geçici 81/A maddesi kapsamında 3600 gün prim gün sayısı şartlarını sağlandığından 01.08.2007 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlandığı ancak davacıyla aynı ad ve soyadını taşıyan dava dışı sigortalının hak sahibi eşinin ölüm aylığı bağlanmasına ilişkin başvuru üzerine yapılan inceleme neticesinde 21.10.2020 tarihli Kurum komisyon kararı ile dava dışı sigortalıya toplam 345 gün hizmetin mal edilmesine karar verildiği ve 22.10.2020 tarihli Kurum işlemi ile de dava dışı sigortalıya ait hizmetlerin sehven davacıya mal edildiği, bu hizmetlerin doğru sicile aktarılması nedeniyle emeklilik şartları tekrar değerlendirilerek dava dışı sigortalıya ait olan 345 günden 293 günü kullanarak 3879 prim gün sayısı üzerinden yaşlılık aylığı alan davacının toplam prim gün sayısının 3586 güne düşmesi nedeniyle 3600 gün şartını kaybettiğinden bahisle aylığının 01.08.2007 tarihinden itibaren kesildiği ve 5510 sayılı Kanun'un 96/1-b maddesi gereğince 25.11.2015-25.11.2020 tarihleri arasındaki yersiz ödenen 102.154,18 TL aylık ve 6.000,00 TL bayram ikramiyesinin borç çıkarıldığı, ayrıca 07.03.2022 tarihli hizmet cetveline göre davacının mülga 506 sayılı Kanun kapsamındaki 86 gün çalışması ile 21.08.1985-09.10.1987 tarihleri arasında 769 gün, 30.05.1996-31.12.2003 tarihleri arasında ise 2731 gün olmak üzere toplam 3500 gün yurt dışı hizmetlerinin yanı sıra 388 gün Bağ-Kur hizmetleri dikkate alınarak 02.02.2023 tarihli tahsis talebine istinaden 01.03.2023 tarihinden itibaren tekrar yaşlılık aylığı bağlandığı, eldeki davanın da 13.04.2021 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır. 9. Yukarıda belirtilen yasal düzenlemeler ve yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, yurt içinde 86 gün kadar çok kısa bir süre çalıştıktan sonra uzun yıllar yurt dışında çalışan davacının isim benzerliği nedeniyle hatayla adına tescil edilen 345 günlük hizmetin kendisine ait olmadığını tahsis talebinde bulunduğu sırada fark etmemesinin mümkün olmadığı, zira davacının daha sonra bu hizmetlerin kendisine ait olduğuna dair itirazının da bulunmadığı, ayrıca Kurumca sigortalıların internet ortamından hizmet cetveline kolayca ulaşmalarına olanak sağlandığı gözetildiğinde 01.08.2007 tarihi itibariyle 506 sayılı Kanun gereğince 55 yaş ve 3600 prim gün sayısı üzerinden yaşlılık aylığı bağlanan davacının 345 gün hizmetinin aynı adı taşıyan dava dışı sigortalıya ait olduğundan iptali ile tahsis koşullarını 01.08.2007 tarihinden itibaren kaybettiği gerekçesiyle yaşlılık aylığının kesilmesine ilişkin olarak tesis edilen Kurum işleminin yerinde olduğu kabul edilmelidir. Öte yandan direnme kararının hüküm fıkrasında dava tarihinin 13.04.2021 yerine 11.06.2018 olarak yazılması da hatalıdır. 10. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında, davacının tahsis talebi sırasında yurt içindeki çalışma süresine ilişkin beyanının olmadığı, bu konuda araştırma ve inceleme yapma yetkisinin davalı Kurumda olduğu, sosyal güvenlik mevzuatının teknik ve karışık olması nedeniyle davacının ne kadar süreyle çalışması hâlinde aylık almaya hak kazanacağını veya ne kadar süreyle borçlanması gerektiğini bilmesinin mümkün olmadığı, davacının aylığa hak kazanabilmesi için eksik olan gün sayısının sadece 14 gün olduğu, bu eksiklik zamanında bildirilmiş olsaydı davacının bu tutarı da ödeyebileceği dikkate alındığında çalışmanın üzerinden kırkbir yıl ve aylığın bağlanmasından on üç yıl geçtikten sonra davalı Kurumun hatası nedeniyle aylığın kesilerek borç çıkarılmasının Anayasa'nın 35... . maddelerine aykırı olduğu, öte yandan Kurum işleminden kaynaklanan hatanın sigortalıya yüklenmesinin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesine aykırı olduğu, direnme kararının genişletilmiş gerekçeyle onanması gerektiği ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul Çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. 11. Hâl böyle olunca direnme kararı yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı bozulmalıdır. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davalı ... Kurumu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 371. maddesi gereğince BOZULMASINA, Dosyanın HMK'nın 373. maddesinin 2. fıkrası uyarınca kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 09.09.2026 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.

"K A R Ş I O Y"

1. Sayın Çoğunlukla aramızda oluşan uyuşmazlık, Sosyal Güvenlik Kurumu (Kurum) tarafından yapılan yanlışlık nedeniyle 14 günlük prim ödeme gün sayısı eksikliğine dayalı olarak davacıya bağlanan aylığın, 13 yıl sonra iptal edilip edilmeyeceği ve davacıya yapılan ödemelerin geri istenilip istenilemeyeceği noktasında toplanmaktadır. 2. Anayasa’nın 35. maddesinde “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir./ Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir./ Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz” denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmıştır. 3. Anayasa’nın 60. maddesinde ise “Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir./Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar” denilmiştir. Buna göre sosyal güvenlik herkes için bir hak ve bunu gerçekleştirmek devlet için bir görevdir (AYM, Esas 2022/15, Karar 2022/73, 1/6/2022, § 26). 4. Davacıya 01.08.2007 tarihinden itibaren 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'na göre 55 yaş ve 3600 gün sigortalılık üzerinden yaşlılık aylığı bağlanmıştır. Davacı, yurt dışı borçlanması yapmış ve 3600 gün yeterli iken Kurumun yanıltması ile davacıya 3913 gün üzerinden aylık tahsis edilmiştir. 5. Davacının dosyasına isim benzerliği nedeniyle aktarılan aynı isimdeki başka bir sigortalının 327 gün sigortalılık süresi 13 yıl sonra iptal edilmiş, sigortalılık süresi 3600 günden 3586 güne düştüğü gerekçesi ile davacının aylığı iptal edilerek 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 96/b maddesi kapsamında geriye doğru 5 yıllık sürede verilen aylıkların istirdadı istenmiştir. Kurumca yapılan yanlış aktarmanın olmaması durumunda davacıya aylık tahsisi için gerekli olan eksik sürenin 14 gün olduğu anlaşılmaktadır. 6. 5510 sayılı Kanun'un 42. maddesinde (506 sayılı Kanun'un 31. maddesi); “Kurum, sigortalıya veya hak sahiplerine bağlanacak gelir, aylık veya toptan ödemeleri, gerekli belgelerin ve incelemelerin tamamlandığı tarihten itibaren en geç üç ay içinde hesap ve tespit ederek sonuçlarını yazı ile bildirir” kuralına yer verilmiştir. Buna göre Kurumun emeklilik tahsis ve inceleme işlemlerini sonuçlandırmak için 3 aylık yasal bir işlem süresi bulunmaktadır. 7. Davacının aylık bağlanma talebi sırasında Türkiye'de ne kadar çalışmasının olduğunu bildiren bir beyanının olmadığı, bu konudaki gerekli araştırma ve incelemeyi yapma yetkisinin tamamıyla Kurumda olduğu, sosyal güvenlik mevzuatının son derece teknik ve karmaşık olması nedeniyle davacının ne kadar süreyle çalışması hâlinde aylık kazanmaya hak kazanacağı veya ne kadar süreyle borçlanması gerektiği hususunda bir bilgiye sahip olmadığı, hatta bu davaya bakan Hâkimlerin bile bu hesaplamayı ancak uzman bilirkişiler aracılığıyla tespit edebildiği, davacının ancak Kurumun yönlendirmesine göre ne kadar ödeme yapabileceğini hesaplayabileceği hususları bir bütün olarak değerlendirildiğinde davacının kötüniyetli olarak bu aylığı bağlattığını söyleyebilmek güçtür. 8. Esasen Kurumca davacıdan aylıklar 5510 sayılı Kanun'un 96/b maddesine göre istendiğinden Kurum ve mahkemelerin, yapılan işlemin Kurumun hatasından kaynaklandığını kabul ettikleri anlaşılmaktadır. 9. Sonuç olarak davacının aylığa hak kazanabilmesi için eksik olan gün sayısı sadece 14 gün olup bunun kendisine zamanında bildirilmesi hâlinde bu miktarı da borçlanarak ödeyebileceği nazara alındığında iptale konu çalışmanın üzerinden 41 yıl ve maaşın bağlanmasından 13 yıl sonra tamamıyla idarenin hatasından kaynaklanan bu işlemi iptal ederek davacıdan geriye doğru 5 yıllık aylığın faiziyle birlikte istenmesinin ve davacının borçlanma hakkının elinden alınarak geriye dönük aylık tahsis imkânının ortadan kaldırılmasının, Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) kararında da vurgulandığı üzere son derece orantısız ve kişilerin Anayasa'nın 35. maddesinde belirtilen mülkiyet ve 60. maddesinde belirtilen sosyal güvenlik haklarına ilişkin hukuki güvenliklerini zedeleyen bir yaklaşım olacağı değerlendirilmektedir. 10. Nitekim Anayasa Mahkemesi de benzeri bir olayda aylığın bağlanmasından uzun bir süre sonra ve İdarenin hatasından kaynaklanan bir nedenle aylık bağlama işleminin iptal edilerek bunun davacıdan tahsiline yönelmenin mülkiyet hakkı bağlamında kişilerin hukuki güvenliklerini ihlal edeceği sonucuna vardığı görülmektedir. 11. Yüksek Mahkeme anılan kararda bu hususu şöyle ifade etmiştir: "Sonuç olarak idarenin hatalı işlemlerinden kaynaklanan müdahalelerin sonuçlarını gidermek kamu makamlarının yükümlülüğündedir. İdarenin hatalı işlemlerinden doğan yükün bütünüyle kişiler üzerinde bırakılması mülkiyet hakkına yapılan müdahaleyi ölçüsüz kılar. Somut olayda idarece başvurucu nezdinde ölüm aylığına müstahak olduğu inancı uyandırılarak askerlik borçlanmasının yaptırılması ve on altı yıl sonra tesis edilen yeni bir işlemle önceki hesaplamada hata yapılmış olduğu gerekçesiyle başvurucuya 1997 yılından itibaren ödenen sosyal güvenlik aylığının ödenmeye başlandığı tarihten itibaren geçerli olacak şekilde iptal edilmesi ve başvurucunun geriye dönük olarak borçlandırılması sonucu başvurucu 1997-2003 yılları arasındaki döneme ilişkin iadesi istenilen ölüm aylıklarından mahrum kalmıştır. Üstelik başvurucunun yaşı, başkaca herhangi bir gelirinin bulunmaması ve aradan geçen bu süre sebebiyle yeni bir sigortalılık talebinde bulunma imkânının önemli ölçüde kısıtlanmış olması da dikkate alınmalıdır. Son olarak hatanın yalnızca prim gün sayısının çakışmasından kaynaklandığı, eksik kalan prim gün sayısının ise oldukça az olduğu, başvurucunun üstelik zamanında bu gün sayısı üzerinden prim de ödemiş olduğu ve başvurucuya ödenen yaşlılık aylığının da mütevazı sayılabileceği gözetilmelidir" Ümmü Çakır [2.B.], B. No: 2015/18918, 28.11.2018, § 59). 12. Öte yandan 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 2. maddesi sosyal güvenlik hukuku alanında da uygulama alanı bulmakta olup Kurum işleminden kaynaklanan hatanın tamamının sigortalıya yüklenmesi TMK'nın 2. maddesine aykırılık teşkil etmektedir. Nitekim HGK’nın bir kararında “…davacıyı kendi hatalı işlemi nedeniyle yıllarca sigortalı sayan Kurumun, davacıya sigortalı olduğu inancını verdikten sonra yaptığı yanlışlığın farkına vararak sigortalılık süresini indirmesi 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesinde düzenlenmiş olan herkesin haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorunda bulunduğu ilkesine aykırı bulunduğu belirgindir” denilerek bu husus açıklığa kavuşturulmuştur (HGK 03.02.2010 gün Esas 2010/10-23, Karar 2010/52). HGK'nın 01.10.1997 gün ve 1997/10-578-758, 03.12.2008 gün ve 2008/1-732-736, 23.05.2001 gün ve 2001/21-420-430, 11.11.2009 gün ve 2009/10-412-510 sayılı kararlarında da aynı prensip benimsenmiştir. 13. Açıklanan nedenlerle BAM direnme kararının onanması gerekirken aksi yöndeki Sayın Çoğunluğun görüşüne iştirak etmiyoruz.

Atıf: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2026/332, K. 2026/466, T. 09.09.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-hukuk-genel-kurulu-2026-332-e-2026-466-k-2e905db7d426