Yargıtay · Hukuk Genel Kurulu

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2025/676 E. 2026/471 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
Hukuk Genel Kurulu
Esas No
2025/676
Karar No
2026/471
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/235 E., 2025/1049 K. ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 19.11.2024 tarihli ve 2024/1795 Esas, 2024/8791 Karar sayılı BOZMA kararı

Taraflar arasında görülen karşılıklı boşanma davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl davanın kabulüne, karşı davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davalı-karşı davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesince karşı dava yönünden verilen kararın kaldırılmasına ve karşı davanın kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı-karşı davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesince Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

Direnme kararı davacı-karşı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı kadın vekili dava dilekçesinde; tarafların 05.06.2007 tarihinde evlendiklerini, ortak iki çocuklarının dünyaya geldiğini, erkeğin eşine fiziksel, ekonomik ve psikolojik şiddet uyguladığını, hakaret ettiğini, aşağıladığını, birlik görevlerini yerine getirmediğini, müvekkilinin çalışmasına izin vermediğini, sadakat yükümlüğünü ihlâl ettiğini ileri sürerek tarafların zina ve evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanmalarına, velâyetlerin anneye verilmesine, her bir çocuk yararına 1.000,00 TL tedbir-iştirak, müvekkili yararına 2.000,00 TL tedbir-yoksulluk nafakası ile 100.000,00 TL maddi 100.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP VE KARŞI DAVA 1. Davalı-karşı davacı erkek vekili cevap ve karşı dava dilekçesinde; tüm iddiaları inkarla, evlilik süresince psikolojik şiddet ve baskı gören tarafın müvekkili olduğunu, davacının surat asma ve küsme huyunun çok sık olduğunu, tartışma anında eşini kışkırttığını, 2018 yılından beri eşini ... isimli bir erkekle aldattığını, bu erkekle yaptığı tüm yazışmaları telefonun arşiv bölümünde sakladığını, karşılıklı erotik mesajlaşmalar incelendiğinde görüleceği üzere tarafların otel ve pansiyonlarda buluştuklarını, müvekkilinin bu kayıtları 2020 yılı Ocak ayında tesadüf eseri eşinin telefonunda gördüğünü ileri sürerek asıl davanın reddine, karşı davanın kabulü ile tarafların zina ve evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanmalarına, velâyetlerin babaya verilmesine, her bir çocuk yararına 250,00 TL tedbir-iştirak nafakası ile müvekkili yararına 50.000,00 TL maddi 250.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. 2. Davacı-karşı davalı kadın vekili karşı davaya cevap dilekçesinde; ileri sürülen tüm iddiaları ve özellikle zina eylemini asla kabul etmemekle birlikte bir an için eylemin gerçek olduğu kabul edilse bile öğrenme tarihi olarak bildirilen Ocak 2020 yılından itibaren 20.03.2020 tarihli yaralama olayı yaşanana kadar evlilik birliğinin devam ettiğini, 20.03.2020 tarihinde yaşanan tartışmada erkeğin eşini yaralaması nedeniyle evden uzaklaştırılmasına karar verildiğini ve tarafların bu olaydan sonra bir araya gelmediklerini, dolayısıyla affedilme olgusu nedeniyle zina eylemine dayanılamayacağını savunmuştur. 3. Davalı-karşı davacı erkek vekili ikinci cevap dilekçesinde; müvekkilinin aldatıldığını 2020 yılının Ocak ayı içerisinde çocukların yarıyıl tatiline girmesinden çok kısa bir süre önce ve küçük oğlu ...'a ders çalıştırdığı sırada öğrendiğini, bu olaydan sonra eşine kimse duymadan anlaşmalı olarak boşanalım dediğini, kadının boşanmayı kabul etmediğini, çocuklarını düşünen babanın zina olayını mahkemeye intikal ettirmek istemediği gibi yakınları ve çevresi tarafından da duyulmasını istemediğini, bu sebeple eşini anlaşmalı boşanmaya ikna etmeye çalıştığını, son olarak 24.03.2020 tarihinde bu konuda tartışma yaşandığını, eldeki davanın mevcut pandemi nedeniyle geç açıldığını belirterek asıl davanın reddine, karşı davanın kabulü ile tarafların zina nedeniyle boşanmalarına karar verilmesini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 21.04.2022 tarihli ve 2020/228 Esas, 2022/286 Karar sayılı kararı ile; tarafların 05.06.2007 tarihinde evlendikleri, ortak iki çocuklarının dünyaya geldiği, eşler arasında 06.01.2019 tarihinde yaşanan tartışma sonrası kadın yararına koruma kararı verildiği, üç ay sonra erkeğin eve döndüğü ve ortak yaşamın devam ettiği, dolayısıyla bu tarihten önce gerçekleşen olayların taraflara kusur olarak yüklenemeyeceği, 20.03.2020 tarihinde yaşanan son olayda erkeğin kadını darp ettiği ve bu olaydan sonra tarafların bir araya gelmedikleri, boşanmaya sebep olan olaylarda eşine fiziksel şiddet uygulayan erkeğin tam kusurlu olduğu kabul edilerek, asıl davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına, tam kusurlu olan erkeğin karşı davasının reddine, velâyetlerin anneye verilmesine, her bir çocuk yararına aylık 700,00 TL tedbir-iştirak, kadın yararına 350,00 TL tedbir nafakası ile 20.000,00 TL maddi 20.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine, çalışıyor olması nedeniyle kadının yoksulluk nafakası talebinin reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı-karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 18.12.2023 tarihli ve 2022/2603 Esas, 2023/3435 Karar sayılı kararı ile; her ne kadar İlk Derece Mahkemesince kadının zina yaptığına ilişkin kusurlu davranışın erkek tarafından affedildiği gerekçesi ile kadına kusur olarak yüklenmesinin mümkün olmadığına karar verilmiş ise de bu hususun isabetli olmadığı, gerçekleşen olaylara ve özellikle sunulan mesaj kayıtlarına göre kadının başka bir erkek ile cinsel ilişki yaşadığının anlaşıldığı, erkeğin söz konusu mesajları Ocak 2020 tarihinde tesadüfen görmesi üzerine anlaşmalı olarak boşanmak ve çocukların eğitim durumlarını etkilememek amacıyla dava açmayı ertelediği, erkeğin öğrenme tarihinin daha önceki bir tarih olduğunun kanıtlanamadığı, boşanmaya sebep olan olaylarda zina yapan kadının ağır buna karşılık eşine fiziksel şiddet uygulayan erkeğin az kusurlu olduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile erkeğin zinaya dayalı davasının kabulüne, erkek yararına 20.000,00 TL maddi 20.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine, sair istinaf itirazlarının reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı-karşı davalı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. 2. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "...1.Taraflarca karşılıklı olarak açılan boşanma davalarının yapılan yargılaması neticesinde İlk Derece Mahkemesince, eşine fiziksel şiddet uygulayan erkeğin tam kusurlu olduğu gerekçesiyle asıl davanın evlilik birliğinin sarsılması hukuki sebebine dayalı olarak kabulü ile tarafların boşanmalarına ve fer'îlerine, birleşen davanın ise reddine karar verilmiş, İlk Derece Mahkemesi kararı erkek vekilince temyiz edilmiş ve istinaf incelemesi yapan Bölge Adliye Mahkemesince davalı-karşı davacı erkeğin zina hukuki sebebine dayalı davasının kabulüne karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı-karşı davalı kadın vekili tarafından temyiz edilmiştir. "Eşlerden biri zina ederse diğer eş boşanma davası açabilir. Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer. Affeden tarafın dava hakkı yoktur (TMK m.161). Somut olayda, tarafların en son erkeğin, kadını darp etmesi üzerine 20.03.2020 tarihinden itibaren ayrı yaşamaya başladıkları, kadının boşanma davası açması üzerine erkeğin karşı boşanma davası açtığı, erkeğin karşı dava dilekçesindeki beyanlarından 2020 yılının Ocak ayında eşinin telefonundaki mesajlardan eşinin zina eylemini öğrendiğini, eşine "eğer mesajları silmiş olsaydın ben hiçbirisini görmezdim sen de kendi ayıbınla yaşardın" dediğini beyan ettiği, zina eyleminden haberdar olmasına rağmen darp eyleminin gerçekleştiği tarihe kadar birlikte yaşamaya devam ettiği, bu durumda kadını affettiği, aksi yöndeki iddiaların ise ispatlanamadığı, boşanmaya sebebiyet veren olaylarda eşine fiziksel şiddet uygulayan erkeğin tam kusurlu olduğu anlaşılmaktadır. Açıklanan sebeplerle davalı-karşı davacı erkeğin zina hukuki sebebine dayalı davasının reddi gerekirken, kabulüne karar verilmesi usul ve kanuna aykırı ise de, kadının kabul edilen boşanma davası temyizin kapsamı dışında bırakılmak suretiyle boşanma hükmü kesinleştiğinden, erkeğin boşanma talebinin konusuz hale geldiği de görülmektedir. Bu durumda erkeğin boşanma davasının konusuz kalması nedeniyle davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına ilişkin kararla birlikte davanın açıldığı tarihteki, tarafların haklılık durumuna göre yargılama giderlerinin takdir ve tayin edilmesi gerekmektedir. Bu husus gözetilerek bir karar verilmek üzere hükmün bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir. 2.Yukarıda (1) numaralı paragrafta açıklandığı üzere boşanmaya sebebiyet veren olaylarda davalı-karşı davacı erkek tam kusurlu olup yararına 4721 sayılı Kanun’un 174 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkrası koşulları oluşmamıştır. Hal böyle iken Mahkemece yanılgılı kusur belirlemesi sonucu yazılı şekilde erkek yararına maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. 3. 4721 sayılı Kanun'un 174 üncü maddesinin birinci fıkrasında mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu olan tarafın, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebileceği, aynı maddenin ikinci fıkrasında boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan tarafın, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebileceği öngörülmüştür. Yukarıda (1) numaralı paragrafta açıklandığı üzere, evlilik birliğinin sarsılmasına sebep olan olaylarda tazminat isteyen davacı-karşı davalı kadının ağır ya da eşit kusurlu olmadığı, erkeğin kusurlu eylemlerinin kadının kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği ve boşanma sonucu bu eşin, en azından diğerinin maddî desteğini yitirdiği anlaşılmıştır. O halde, Mahkemece, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, tazminata esas olan fiilin ağırlığı, 4721 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesi ile 6098 sayılı Kanun'un 50 inci ve 51 inci maddelerinde düzenlenen hakkaniyet kuralları da dikkate alınarak davacı-karşı davalı kadın yararına 4721 sayılı Kanun'un 174 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkrası uyarınca uygun miktarda maddî ve manevî tazminata hükmedilmesi gerekirken, hatalı kusur belirlemesinin sonucu olarak yazılı şekilde talebin reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir..." gerekçesiyle karar oy çokluğuyla bozulmuştur. B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile önceki kararda yer alan gerekçe tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Direnme kararına karşı süresi içinde davacı-karşı davalı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı-karşı davalı vekili temyiz dilekçesinde; zina olayını kabul etmemekle birlikte gerçekleştiği iddia edilen eylemin karşı tarafça affedildiğini, boşanmaya sebep olan olaylarda erkeğin tam kusurlu olduğunu, böyle olunca Yargıtay bozma ilâmı doğrultusunda karar verilmesi gerektiği belirtilerek direnme hükmünün bozulmasını talep etmiştir. C. Uyuşmazlık Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda kadının zina eyleminin erkek eş tarafından affedilip affedilmediği, buradan varılacak sonuca göre erkeğin zinaya dayalı boşanma davasının kabulünün gerekip gerekmediği ve ayrıca boşanmaya sebep olan olaylarda erkeğin tam kusurlu olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre kadın yararına Türk Medeni Kanunu'nun 174. maddesinde yazılı tazminat koşullarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır. D. Gerekçe 1. İlgili Hukuk 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 1 61... . maddeleri. 2. Değerlendirme 1. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili kanun maddelerinin incelenmesinde yarar görülmektedir. 2. Türk Medeni Kanunu'nun "Zina" başlıklı 161. maddesi "Eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir. Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer. Affeden tarafın dava hakkı yoktur" hükmünü taşımaktadır. 3. Zina; eşlerden birinin, bir başka kişiyle bilerek ve isteyerek cinsel ilişkide bulunmasını ifade eder. Zinanın boşanma sebebi olabilmesi için cinsel ilişki koşulu gerçekleşmiş olmalıdır. Zina mutlak ve özel bir boşanma sebebi olup, zina nedeniyle ayrıca ortak hayatın çekilmez hâle gelmiş olması unsuru aranmaz. Bu nedenle zinanın sayısı, kiminle, ne zaman ve hangi koşullarda yapıldığı önem arz etmez. 4. Zinanın ispatı için, cinsel ilişkinin gerçekleştiğine dair kuvvetli emarelerin bulunması gerekir. Diğer bir ifade ile zina için getirilen deliller toplamının, hayat tecrübelerine göre, zina eyleminin işlendiğini kuvvetle muhtemel göstermesi gerekir. Bu nedenle salt "şüphe" yeterli değildir. Hâkim, kişileri ve durumlarını gözönünde tutarak zinanın yapıldığına kanaat getirmelidir (Bilge Öztan, Aile Hukuku, Ankara-2015, s. 649). 5. Türk Medeni Kanunu’nun "Maddi ve manevi tazminat" başlıklı 174. maddesinde "Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebilir. Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir" hükmü düzenleme altına alınmıştır. Görülüyor ki hâkim, boşanmaya sebep olan olaylarda kusursuz veya az kusurlu bulunan eş yararına tazminat ödenmesine karar verme yetkisine sahiptir. 6. Maddi tazminat, mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu tarafın, kusurlu taraftan talep ettiği tazminattır. Maddi tazminatın ön koşulu, talep edenin boşanma yüzünden mevcut veya beklenen menfaatlerinin zedelenmesi, boşanma ve maddi zarar arasında nedensellik bağının bulunmasıdır. Başka bir sebepten kaynaklı kayıplar maddi tazminat kapsamında yer alamaz. Mevcut menfaatlerin belirlenmesinde evliliğin taraflara sağladığı yararlar göz önünde bulundurularak tarafın maddi tazminat talebi değerlendirilir. Evliliğin boşanma ile sona ermesi hâlinde taraflar birliğin sağladığı menfaatlerden ileriye dönük olarak faydalanamayacaklardır. Beklenen menfaatler ise evlilik birliği sona ermeseydi kazanılacak olan olası çıkarları ifade eder. 7. Türk Medeni Kanunu’nun 174. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen manevi tazminata boşanmaya sebep olan olayın, kişilik haklarına saldırı teşkil etmesi hâlinde hükmedilir (Türk Hukuk Lugatı, Ankara-2021 Baskı, Cilt-I, s. 763). Manevi zarar ise, insan ruhunda kişinin iradesi dışında meydana gelen acı, ızdırap ve elem olarak ifade edilmektedir. Manevi tazminat da, bozulan manevi dengenin yerine gelmesi için kabul edilen bir telafi şeklidir. Hukuka aykırı ve kusurlu bir davranış sonucu hakkı ihlâl edilenin zararının giderilmesi, menfaatinin denkleştirilmesi hukukun temel ilkesidir. Ancak TMK'nın 174/2. maddesi genel tazminat esaslarından ayrılmış, aile hukukunda getirilmiş, kendine özgü bir haksız fiil düzenlemesidir. Eşler arasındaki ilişkinin özelliği itibariyle burada manevi zararı tam olarak belirlemek zordur. Manevi tazminat miktarı, maddi olarak kesin bir miktar değildir. Manevi tazminat talep eden eşin ruhen uğramış olduğu çöküntü ile psikolojik olarak yaşamış olduğu sıkıntılara karşılık olarak onu rahatlatacak olan bir bedeldir. Bu özelliği nedeniyledir ki; yasa, menfaati zedelenen ve kişilik hakları ihlâl edilen eşe "uygun bir tazminat" verileceğini belirtmektedir. O hâlde hâkim; manevi tazminatın miktarını belirlerken, kişilik haklarına yapılan saldırının niteliği ile tarafların ekonomik ve sosyal durumları dikkate alınarak takdir hakkını kullanmalıdır.

8. Eldeki davada; tarafların 05.06.2007 tarihinde evlendikleri, bu evlilikten ortak iki çocuklarının dünyaya geldiği, karşılıklı açılan davaların her ikisinin de zina ve evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedenine dayalı boşanma istemine ilişkin olduğu, boşanmaya sebep olan olaylarda ise erkeğin eşine süregelen şekilde fiziksel şiddet uyguladığı, buna karşılık kadının da zina yaptığı hususunda Mahkemeler ile Özel Daire arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlık; kadın tarafından gerçekleştirildiği anlaşılan zina eyleminin, erkek eş tarafından affedilip affedilmediği noktasında toplanmaktadır. Öyle ise uyuşmazlığın çözüme kavuşturulabilmesi için üzerinde durulması gereken diğer olgu da "af" hususudur. 9. Af; sözlük anlamı ile bir suçu, bir kusuru veya bir hatayı bağışlama olarak tanımlanmış olup, ceza hukukunda yer verildiği gibi özel hukuk bakımından da kanunlarımızda düzenleme yeri bulan, esasen bir haktan vazgeçmeyi içeren bir his açıklaması veya bir davranış şeklidir. Evlilik birliğinin sarsılması sebebiyle boşanma davasında af niteliğinde davranışlar gerçekleşmişse, artık bu davranışlar boşanma hükmüne esas alınamaz. Boşanma davalarında af olgusunun gerçekleştiğinin kabul edilebilmesi için öncelikle bu yönde bir iddia ve bu iddianın; kayıtsız şartsız bir irade beyanı, eğer yoksa en azından affı gösterir nitelikte tutum ve davranış ile ispatlanmış olması gerekmektedir. Genel bir ifadeyle af niteliğinde sayılabilecek davranışlar; barışmış olmak, af iradesini göstermek, hoşgörü ile karşılamak ve olaylara rağmen birliği sürdürmek şeklinde ifade edilebilir. Eşlerin evlilik birliğini kurtarmak maksadıyla birliğin devamı yönünde iyiniyetli girişim ve barış müzakerelerinin boşanma davalarında af niteliğinde sayılamayacağı kuşkusuzdur. Boşanmaya sebep olan olayların hoşgörü ile karşılanması nedeniyle af gerçekleşmeli ve bunun sonucunda da; tarafların yeniden birlikte olmaları yani ortak hayatın yeniden kurulmuş olması gereklidir. Nitekim benzer hususlar Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 11.10.2022 tarihli ve 2019/2-523 Esas, 2022/1271 Karar sayılı kararında da aynen vurgulanmıştır. 10. Yapılan açıklamalar ışığında somut olaya gelince; erkeğin cevap ve karşı dava dilekçesinde yer alan beyanlarına göre eşinin zina eylemini Ocak 2020 yılında öğrendiği, olayı duyduğu anda şok geçirdiği, biraz sakinleştikten sonra eşiyle konuştuğu ve çocukları düşünerek "bu olayı kimse duymadan anlaşmalı boşanma yolu ile bitirmek istediğini" söylediği, bu iddiaya karşılık kadının kabul anlamına gelmemekle birlikte olaydan sonra evlilik birliğinin devam ettiğini belirterek bahse konu eylemin affedildiğini savunduğu anlaşılmaktadır. Hemen belirtmek gerekir ki eşlerin salt aynı evde yaşamaya devam etmeleri, kusurlu davranışların affedildiği anlamına gelmez. Yukarıda da açıkça vurgulandığı üzere aftan bahsedebilmek için affı gösterir nitelikte tutum ve davranışların ispatlanmış olması gerekir (YHGK 14.03.2019 tarihli ve 2017/2-2067 Esas, 2019/296 Karar). Çocukların, ekonomik koşulların veya aile düzeninin korunması amacıyla eşlerin birlikte yaşamak durumunda kalmış olmaları affetme iradesinin ispatı için yeterli değildir. Ancak aynı evde yaşamaya devam etmenin yanında barışma, normal eş ilişkisine dönme, birlikte tatil yapma, cinsel birliktelik, zina olayını hoşgördüğünü gösteren söz ve davranışlar gibi başka olgular varsa, bunların bütünü ancak af olarak değerlendirilebilir. 11. Somut olayda af iradesi açıkça ortaya konulmadığı gibi af olgusu eşlerin davranışlarından da tereddüte yer vermeyecek şekilde anlaşılamamaktadır. Nitekim eşler; 20.03.2020 tarihinde yaşanan olaya ilişkin vermiş oldukları ifade tutanaklarında da ayrı yataklarda yattıklarını beyan etmişlerdir. Dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde, tarafların salt aynı evde yaşamaları eşler arasında karı-koca hayatının yeniden kurulduğu ve kadının zina eyleminin erkek eş tarafından affedildiği sonucuna varılması somut olayın özelliğine uygun düşmemektedir. Ne var ki eşlerin boşanmaya sebep olan olaylardaki kusurlu davranışları kıyaslandığında, birini diğerinden üstün tutmanın mümkün bulunmaması nedeniyle eşit kusurlu oldukları sonucuna varılmıştır. Kanun koyucu; evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olan olaylarda eşit kusurlu davranışlar sergileyen eşlere, boşanma sebebiyle ekonomik durumda meydana gelecek azalmaları tamamlama borcu yüklemediğinden tarafların tazminat taleplerinin reddine karar verilmelidir. 12. Diğer yandan Özel Daire bozma kararında da isabetli şekilde belirtildiği üzere; tarafların boşanmalarına ilişkin hükmün kadın tarafından açılan evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına dayalı boşanma davasının temyiz edilmeyerek kesinleşmesi sonucunda erkeğin karşı davasının konusuz hâle geldiği anlaşılmıştır. Bu durumda erkeğin karşı davasının esası hakkında bir karar verilemez. Ancak, 6100 sayılı Kanun'un 331. madesi hükmü gereği davanın konusuz kalması sebebiyle esası hakkında bir karar verilmesine gerek bulunmayan hâllerde hâkim, davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumuna göre yargılama giderlerini takdir ve tayin eder. Böyle olunca Bölge Adliye Mahkemesince yapılması gereken iş, anlatılan tüm bu hususlar gözetilerek davacı-karşı davalı erkeğin karşı boşanma davasındaki boşanma talepleri hakkında, konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına şeklinde hüküm tesisi ile yargılama giderleri ve vekâlet ücreti konularında, karşı davanın açıldığı tarihteki haklılık durumuna göre karar verilmesinden ibarettir. 13. Hâl böyle olunca, direnme kararının yukarıda açıklanan bu değişik gerekçe ile bozulması gerekmiştir.

VII. KARAR Açıklanan sebeple; Davacı-karşı davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Dosyanın 6100 sayılı Kanun'un 373. maddesinin 2. fıkrası uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 09.09.2026 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.

Atıf: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2025/676, K. 2026/471, T. 09.09.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-hukuk-genel-kurulu-2025-676-e-2026-471-k-656a24f2cce1