Yargıtay · Hukuk Genel Kurulu

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2025/678 E. 2026/489 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
Hukuk Genel Kurulu
Esas No
2025/678
Karar No
2026/489
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi SAYISI : 2024/997 E., 2025/176 K. ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 24.10.2024 tarihli ve 2024/6975 Esas, 2024/7851 Karar sayılı BOZMA kararı

Taraflar arasındaki aile konutu şerhi istemi ile tapu iptal ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararının davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı ile davalılardan ...’ın elli yıldır evli oldukları, evlilik birliği içinde edinilen ve aile konutu olarak kullanılan taşınmazın davalı adına kayıtlı olduğunu, davalı ...’ın 31.05.2018 tarihinde eşinin rızasını almaksızın taşınmazı davalılardan ...’e, ...’in de 02.11.2018 tarihinde diğer davalı ...’ye devrettiğini, davalı ...’in kullanmış olduğu konut kredisi nedeniyle taşınmaz hakkında ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatıldığını, davalı ...’ın eşinden ve çocuklarından mal kaçırmak kastıyla hareket ettiğini ileri sürerek yolsuz işlemlerin iptali ile taşınmazın davalı ... adına tescili ile birlikte aile konutu şerhi konulmasına karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP 1. Davalılara dava dilekçesi usule uygun tebliğ edilmiş, davalılar davaya cevap vermemişlerdir. 2. İhbar olunan Banka vekili cevap dilekçesinde; davalı ... adına kayıtlı olan dava konusu taşınmazın 31.05.2018 tarihinde diğer davalı ...’e satış yolu ile devredildiğini, satış işlemi nedeniyle müvekkil bankadan konut kredisi kullanıldığını, kredinin davalı ...’ın hesabına aktarıldığını, 02.11.2018 tarihinde taşınmazın ipotekli olarak tarafların ortak çocuğu olan davalı ...’ye devredildiğini, ilgili kredinin ödenememesi nedeniyle taşınmaz hakkında ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatıldığını, eldeki davanın kötüniyetle açıldığını belirterek davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI 1. İlk Derece Mahkemesinin 11.03.2022 tarihli ve 2021/27 Esas, 2022/243 Karar sayılı kararı ile; aile konutu niteliğindeki dava konusu taşınmazın malik olan davalı eş ... tarafından davalılardan ...’e, ... tarafından da tarafların ortak çocuğu olan diğer davalı ...’ye devredildiği, ... ile davacı arasında husumet bulunduğuna dair dosyada beyan bulunmadığı, böyle olunca davacının kendisinden habersiz aile konutunun satıldığı iddiasıyla eldeki davayı açamayacağı gibi davalıların kötüniyetli olduğunun da ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. 2. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. 3. Bölge Adliye Mahkemesinin 22.09.2022 tarihli ve 2022/1640 Esas, 2022/1612 Karar sayılı kararı ile; dava dilekçesi ile aile konutu olan taşınmazın malik olmayan eşin rızası alınmadan devredildiği ileri sürülerek tapu iptal tescil isteği yanında taşınmazın tapu kaydına aile konutu şerhi konulmasının talep edildiği ne var ki yargılamaya sadece başvuru harcı alınarak devam edildiği, oysaki tapu iptali ve tescil talebinin nispi peşin harca tâbi olduğu gerekçesiyle eksik harcın tamamlanması gerektiği ayrıca davaya konu taşınmazın tüm devir ve temlikleri gösteren tapu kaydı ile buna ilişkin dayanak belgelerin tapu idaresinden celp edilerek hüküm verilmesi gerektiğinden davacının istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın mahalline iadesine karar verilmiştir. 4. İlk Derece Mahkemesinin 17.05.2023 tarihli ve 2022/911 Esas, 2023/480 Karar sayılı kararı ile; belirtilen eksiklikler giderilerek yapılan yargılama sonunda önceki gerekçe tekrar edilmek suretiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 26.10.2023 tarihli ve 2023/2030 Esas, 2023/2022 Karar sayılı kararı ile; aile konutu niteliğindeki dava konusu taşınmazın davacının rızası alınmaksızın devredildiği anlaşılmış ise de son malik ...'nin tarafların ortak çocuğu olması nedeniyle davacının bu işlemlerden haberdar olmamasının hayatın olağan akışına aykırı düştüğü, davacının tüm satışlardan haberdar olduğu gözetildiğinde zımni olarak rızasının bulunduğunun kabulü gerektiği, böyle olunca İlk Derece Mahkemesince verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "...Davacı taraf aile konutu niteliğindeki taşınmazın, davalı eş ... tarafından kendisinin rızası alınmadan diğer davalı ...`e devredildiğini, davalı ... tarafından da taşınmazın diğer davalı ...`ye devredildiğini, 4721 sayılı Kanun'un 194 üncü maddesi uyarınca tapu kaydının iptali ile taşınmazın davalı ... adına kayıt ve tescilini ve taşınmaza aile konutu şerhi konulmasını talep etmiş, İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Hükmün davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince davacının istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir. Hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava konusu taşınmazın, davacının eşi olan davalı ... adına tapuda kayıtlı iken 31.05.2018 tarihinde davalılardan ...`e devredildiği, ...`in de 02.11.2018 tarihinde taşınmazı davalılardan ...`ye devrettiği anlaşılmaktadır. Aile konutu olan taşınmazın, hak sahibi olan eş tarafından üçüncü kişiye devri, davacının açık rızasını gerektirmektedir (4721 sayılı Kanun'un 194 üncü maddesi). Yapılan inceleme ve toplanan delillerden davacının satışa açık rızası alınmadığı gibi davalıların dava konusu taşınmazı gerçek değerinin çok altında aldıkları, devirler arasında kısa bir süre bulunduğu, satın alanların taşınmazın aile konutu olduğunu bildikleri, el ve iş birliği içinde hareket ettikleri anlaşılmaktadır. Bu sebeplerle davacının davasının kabulü gerekirken reddine karar verilmesi doğru bulunmamış, bozmayı gerektirmiştir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur. B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı İlk Derece Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile önceki kararda yer alan gerekçe tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili, Yargıtay bozma ilâmı doğrultusunda davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini belirterek hükmün bozulması talep etmiştir. C. Uyuşmazlık Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; Türk Medeni Kanunu’nun 194. maddesine dayalı tapu iptali ve tescili istemiyle açılan eldeki davada; davalıların el ve iş birliği içinde hareket edip etmedikleri noktasında toplanmaktadır. D. Gerekçe 1. İlgili Hukuk 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 1 93... ile 1023. maddeleri. 2. Değerlendirme 1. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili kanun maddelerinin incelenmesinde yarar görülmektedir. 2. Bilindiği üzere TMK'nın "Eşlerin hukuki işlemleri" başlıklı 193. maddesi "Kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, eşlerden her biri diğeri ve üçüncü kişilerle her türlü hukukî işlemi yapabilir” hükmünü taşımaktadır. 3. Aynı Kanun'un 194/1. maddesinde ise "Eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça, aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz" hükmü düzenleme altına alınmıştır. Anılan maddenin gerekçesine göre aile konutu; eşlerin bütün yaşam faaliyetlerini gerçekleştirdiği, yaşantısına buna göre yön verdiği, acı ve tatlı günleri içinde yaşadığı anılarla dolu bir alan olarak tanımlanmıştır. 4. Türk Medeni Kanunu’nun 193. maddesi dikkate alındığında kural olarak eşlerin birbirleri ve üçüncü kişilerle her türlü hukuki işlem yapma serbestisi kabul edilmişken, aynı Kanun’un 194. maddesi ile bu kurala istisna getirilmiş ve aile konutu üzerindeki hakların sınırlandırılması esası kabul edilmiştir. Bu düzenleme ile malik olmayan eşe, aile konutu ile ilgili tapu kütüğüne şerh verilmesini isteme hakkı tanınmış, eşlerin aile konutu ile ilgili bazı hukuksal işlemlerinin diğer eşin rızasına bağlı olduğu kuralı getirilerek eşlerin hukuki işlem özgürlüğü "aile birliğinin" korunması amacıyla sınırlandırılmıştır. Tapu kaydında aile konutu şerhi bulunmasa dahi aile konutuna ilişkin olarak; eşlerden biri diğer eşin açık rızası bulunmadıkça aile konutuyla ilgili kira sözleşmesini feshedemeyecek, aile konutunu devredemeyecek ve aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamayacaktır. Malik olmayan eşin izni için şekil şartı bulunmamakla birlikte, iznin açık olması gerekmektedir. Açık rızanın varlığını ispat yükü ise aile konutu ile ilgili tasarrufta bulunana aittir. 5. Türk Medeni Kanunu’nun 194. maddesinde öngörülen sınırlandırma, taşınmazın tapu kaydına aile konutu şerhi konulduğu için değil, konut aile konutu vasfı taşıdığı için getirilmiştir. Bu sebeple taşınmazın tapu kaydında aile konutu şerhi bulunmasa bile o konut aile konutu özelliğini taşır. Nitekim aile konutu şerhi kurucu değil açıklayıcı niteliktedir. Aksi düşünce ile tasarruf yetkisine ilişkin sınırlamanın şerh ile başlayacağı kabul edilmiş olur. Anılan madde hükmü ile getirilen sınırlandırma, emredici niteliktedir. Dolayısıyla bu haktan önceden feragat edilemeyeceği gibi eşlerin anlaşmasıyla da bu vasıf ortadan kaldırılamaz ve açık rıza ancak "belirli olan" bir işlem için verilebilir. 6. Bir başka deyişle; malik olan eş, aile konutundaki yaşantıyı güçlüğe sokacak biçimde tek başına aile konutunu ayni bir hakla sınırlandıramaz. Bu sınırlandırma ancak diğer eşin açık rızası alınarak yapılabilir. Nitekim bu ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 24.05.2017 tarihli ve 2017/2-1604 Esas, 2017/967 Karar; 30.03.2021 tarihli ve 2017/2-2809 Esas, 2021/367 Karar; 26.04.2023 tarihli ve 2022/2-761 Esas, 2023/379 Karar sayılı kararlarında da aynen benimsenmiştir. 7. Türk Medeni Kanunu’nun 194. maddesi yetkili eşin izni için bir geçerlilik şekli öngörmemiştir. Bu nedenle söz konusu izin bir şekle tâbi olmadan, sözlü olarak dahi verilebilir. Ancak maddenin ifadesinden de anlaşılacağı üzere, iznin "açık" olması gerekir (Mustafa Alper Gümüş, Türk Medeni Kanununun Getirdiği Yeni Şerhler; İstanbul 2007, s. 41-42). Bu durumda; 4721 sayılı Kanun'un 194. maddesi uyarınca malik olan eş tarafından diğer eşin açık rızası alınmadan aile konutu üzerindeki hakların sınırlandırılması durumunda yapılan bu işlemin "geçerli" kabul edilemeyeceği emredici hüküm gereğidir. Diğer eşin, geçerli olmayan işlemin iptali için dava açabileceği kuşkusuzdur. Belirtmek gerekir ki açık rızanın varlığını ispat yükü; tasarruf işlemini yapanlar üzerindedir. 8. Diğer yandan TMK'nın 1023. maddesinde yer alan hükme göre, tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka aynî hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur. Ne var ki, bir aynî hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi bu tescile dayanamaz. Böyle bir tescil yüzünden aynî hakkı zedelenen kimse, tescilin yolsuz olduğunu iyiniyetli olmayan üçüncü kişilere karşı doğrudan doğruya ileri sürebilir (TMK md. 1024/1-3). 9. Üçüncü şahsın iyiniyetli olup olmadığı ve satışın kötüniyete dayandığının hangi hâllerde bilinmesi gerektiği araştırılırken kesin bir ölçü koymak mümkün değil ise de, genel bazı kriterlerle önemli özel durumların araştırılması gerekir. Genel kriter olarak, davalının dayandığı tescilin kötüniyetli olduğunu ve taraflar arasındaki uyuşmazlığın genel hayat tecrübelerine ve hayatın doğal akışına göre bilip bilmediği veya normal görünüşlü bir insanın sarf etmesi gereken dikkati sarf etseydi yolsuzluğu ve uyuşmazlığı bilecek durumda olup olmadığı araştırılmalıdır. 10. Yapılan açıklamalar çerçevesinde somut olaya gelince; davacı ... ile davalılardan ...'ın 01.03.1971 tarihinden beri evli oldukları ve dava konusu taşınmazın satın alındığı tarihten itibaren eşler tarafından aile konutu olarak kullanıldığı, taşınmazın mülkiyet geçmişi incelendiğinde ise ilk olarak S.S. ... Yapı Kooperatifince 25.12.1998 tarihinde kat mülkiyeti tesisi ile tam hisse sahibi olunduğu, ardından 12.09.2007 tarihinde gerçekleşen ferdileşme işlemiyle mülkiyetin tam hisse olarak ...’a geçtiği, ...'ın taşınmazı 31.05.2018 tarihinde satış ve ipotek işlemiyle ...’a devrettiği, son olarak da ...'ın 02.11.2018 tarihinde gerçekleşen satış işlemiyle mülkiyeti tam hisse olarak ... ...’na devrettiği anlaşılmaktadır. Ayrıca taşınmaz üzerinde T.C. ... Bankası A.Ş. lehine 31.05.2018 tarihinde konulmuş, 190.000,00 TL bedelli, %11,76 faizli, 1. dereceden bir ipotek kaydı bulunmaktadır. 11. Dava konusu taşınmazın davalı ... tarafından davalılardan ...'e yapılan devri sırasında davacı eşin açık rızasının alınmadığı hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlık davalıların el ve işbirliği içinde hareket edip etmedikleri noktasında toplanmakta olup dosya kapsamı bu yönden değerlendirildiğinde; son malik ...'nin tarafların ortak çocuğu olduğu, dolayısıyla dava konusu taşınmazın anne ve babası tarafından kullanılan aile konutu olduğunu bilmemesinden söz edilemeyeceği gibi annesinin rızası alınmadan babası tarafından üçüncü kişiye devredilmesi nedeniyle yolsuzluğu bilebilecek veya bilmesi gereken kişilerden olduğu hususu şüphesizdir. Yukarıda açıkça vurgulandığı üzere bir aynî hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi bu tescile dayanamaz. Toplanan delillere göre davalıların dava konusu taşınmazın satımı ile ilgili el ve işbirliği içinde bulunduklarının kabulü gerekir. 12. Diğer yandan direnme karar gerekçesinde yer verilen "davacının tüm devirlerden haberdar olduğu" dolayısıyla zımni olarak rızasının bulunduğu hâlde eldeki davayı kötüniyetle açtığına dair görüşe de katılmak mümkün değildir. Zira yukarıda da açıkça belirtildiği gibi TMK'nın 194/1. maddesinde yer alan açık rızanın varlığını ispat yükü, tasarruf işlemini yapanların üzerindedir. Somut olaya bakıldığında ise davalılar açık rızanın varlığı hususunda bir savunma yapmadıkları anlaşılmaktadır. Bunun dışında dosyada açık rızanın varlığını kabule elverişli delil de bulunmamaktadır. Salt son malik ...'nin, tarafların ortak çocuğu olduğundan hareketle bu sonuca ulaşılması mümkün değildir. Aksine son alıcının tarafların ortak çocuğu olması durumu; taşınmazın kısa sürelerle ve değerinin çok altında devredilmiş olduğu olgularıyla birlikte değerlendirildiğinde, ilk malik baba ile son malik çocuk arasındaki el ve işbirliğini kanıtlar niteliktedir. 13. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; davacının tüm satışlardan haberdar olduğu dolayısıyla somut olayda aile konutunun devredilmesine rızasının bulunduğu kabul edilerek direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş yukarıda açıklanan gerekçelerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. 14. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır. 15. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. VII. KARAR Açıklanan sebeple; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Dosyanın 6100 sayılı Kanun'un 373/1. maddesinin Kayseri 9. Aile Mahkemesine gönderilmesine, 16.09.2026 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi

Atıf: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2025/678, K. 2026/489, T. 16.09.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-hukuk-genel-kurulu-2025-678-e-2026-489-k-7daf93585515