Yargıtay · Hukuk Genel Kurulu
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2025/625 E. 2026/362 K. – İtirazın İptali
Konu: İtirazın İptali
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- Hukuk Genel Kurulu
- Esas No
- 2025/625
- Karar No
- 2026/362
- Karar Tarihi
- Konu
- İtirazın İptali
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/176 E., 2025/391 K. ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 19.11.2024 tarihli ve 2023/3546 Esas, 2024/3704 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davalı şirket yönünden sıfat yokluğu nedeniyle davanın reddine, diğer davalılar yönünden davanın esastan reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davalı şirket aleyhine açılan davanın taraf sıfatı bulunmaması nedeniyle reddine, diğer davalılar yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 3. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonucu bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra, temyiz incelemesi sırasında duruşmanın düzenlendiği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 369. maddesinin direnme kararının temyizini kapsamadığı, direnmenin düzenlendiği aynı Kanun'un 373. maddesinde ise duruşmaya yer verilmediği gözetildiğinde direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağı kabul edilip davalılar vekilinin duruşma isteğinin reddine karar verilerek Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; müvekkilinin davalılarla olan hayvan kesimi ve karkas etlerin teslimi şeklindeki ticari ilişkisinin 08.01.2016 tarihinde başlayıp 2016 yılı sonuna kadar sürdüğünü, davalıların kendileri tarafından tutulan cari hesabın bir dökümünü müvekkiline verdiklerini, cari hesap dökümünün alt kısmının "..., ...'a bu mukabilde borcumuz" kaydı ile davalı ... tarafından imzalandığını, davalılara son teslim edilen ancak bedelleri ödenmeyen etlere dair mezbahadan alınan teslim formlarının bulunduğunu ileri sürerek icra takibine yapılan itirazın iptali ile asıl alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatına karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalılar vekili; müvekkili şirketin Ticaret Sicil Müdürlüğü kayıtlarına göre 09.11.2017 tarihinde kurulması nedeniyle bu tarihten önce doğduğu ileri sürülen borçla ilgili olarak davanın taraf sıfatı yokluğundan (husumet) reddi gerektiğini, icra takibine dayanak ...'in imzasını içeren cari hesap dökümünün yalnızca kendisini bağladığını, ...’in de taraf sıfatının olmadığını, dosya borcunu ödemesi nedeniyle ...'in borcunun bulunmadığını, müvekilleri ... ve ...'in dava dışı ... İnş. Oto. Emlak Gıda Hayvan İth. İhr. ve Tic. Ltd. Şti’den alacaklı olduklarını, bu alacaklarına istinaden borcu üstlenen dava dışı şirket yetkilisi ...'ın Ankara ili, Çankaya ilçesi, ... Mahallesi, 7300 ada, 3 parseldeki 4 No.lu bağımsız bölümü aradaki anlaşmaya göre cari hesap borcuna istinaden davacıya devrettiğini belirterek davanın reddini savunmuş, davacı aleyhine kötüniyet tazminatına karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Ankara 44. Asliye Hukuk Mahkemesinin 05.07.2022 tarihli ve 2021/347 Esas, 2022/213 Karar sayılı kararı ile; davaya konu alım satım tarihinde davalı şirketin hukuki varlığının mevcut olmadığı ve böylece kendisine husumet yöneltilemeyeceği, davalılar ... ve ... yönünden ise anılan davalıların dava dışı ... İnşaat Oto. Emlak Gıda Hayvan İth. İhr. Tic. Ltd. Şti'den olan alacaklarına istinaden şirket yetkilisi ... tarafından anılan şirkete ait taşınmazın davalıların borcuna karşılık olarak davacıya devrinin yapıldığı savunması karşısında, anılan taşınmazın devrinin başka bir sebeple yapıldığına dair davacı tarafından delil bildirilmemesi nedeniyle söz konusu taşınmazın davalıların savunması doğrultusunda dava konusu alacağa karşılık olarak devrin yapıldığı gerekçesiyle davalı şirket yönünden davanın sıfat yokluğu nedeniyle reddine, diğer davalılar yönünden davanın esastan reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 31.03.2023 tarihli ve 2022/2795 Esas, 2023/1066 Karar sayılı kararı ile; davalılardan ...'e ait işletme tarafından tutulan 07.11.2016 tarihli cari hesap dökümünde davacıya 345.000,00 TL borçlu olduğunun davalılardan ... tarafından kabul edildiği cari hesap dökümünün alt kısmının "..., ...'a bu mukabilde borcumuz" kaydının düşülmesi suretiyle imzalandığı, bu nedenle davacının 345.000,00 TL alacağını ispatladığı, ticari defterin davalı ...'e ait işletme tarafından tutulması nedeniyle dava konusu borçtan davalı ...’in de sorumlu olduğu, davalılar davacıya taşınmaz devri yapılmak suretiyle borcun ödendiğini savunmuşlarsa da sunulan 01.12.2016 tarihli protokolde davacının imzasının bulunmadığı, davalılar tarafından borç karşılığı olarak davacıya taşınmaz devredildiğini ispatlayamadıkları, bu nedenle borcun ödendiğinin kabul edilemeyeceği gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davalı şirket aleyhine açılan davanın taraf sıfatı (husumet) bulunmaması nedeniyle reddine, davalılar ... ve ... yönünden davanın kısmen kabulü ile bu davalılar yönünden takibin 345.000,00 TL asıl alacak üzerinden devamına, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; "…Davacı, 01.12.2016 tarihli protokolde imzası bulunmaması nedeniyle, bu protokolün kendisini bağlamayacağı ve protokolde borcun ödenmesi için devri yapılması kararlaştırılan taşınmazı davaya konu borçtan bağımsız olarak tapu maliki şirketten satın aldığını beyan etmiştir. Davacının 01.12.2016 tarihli protokolde imzasının bulunmaması ve tapu kayıtları dikkate alındığında davacının bu protokol nedeniyle sorumlu olduğu kabul edilmemekle birlikte; protokolde taşınmaz bilgileri ve hangi borç için kime ve kimin tarafından devredileceğinin açıkça yazıldığı ve akabinde taşınmazın davacıya tapuda dava dışı borçlu şirket tarafından satışının yapıldığı ve davalının cari hesap ekstresinde de 31.12.2016 tarihinde “daire devrinden açıklaması“ ile 345.000,00 TL ödeme yapıldığının kayıtlı olduğu anlaşıldığından, bu durumda taşınmazın borcun ödenmesinden bağımsız olarak satın aldığını ispat yükü davacıda olup dosyaya buna ilişkin bir delil sunulmamıştır. Hâl böyle olunca davalıların mevcut borcun ödenmesi için taşınmazın davacıya dava dışı şirket tarafından devrinin yapıldığı savunması karşısında, davacı adına tapuda tescil edilen taşınmazın borcun ödenmesi amacıyla dava dışı şirket tarafından yapıldığı ve bunun aksinin davacı tarafça ispat edilemediği dosya içerisinde yer alan belgelerden anlaşılmış olup bu durumda Mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken davanın kısmen kabulüne ilişkin karar usul ve Kanuna aykırı olup hükmün bozulmasını gerektirmiştir. Davacının temyiz itirazları yönünden yapılan incelemede; davalı ...Canlı Hayvancılık Limited Şirketinin davacı tarafından ileri sürülen alım satım tarihinde hukuki varlığının mevcut olmadığı ve böylece kendisine husumet yöneltilemeyeceği anlaşıldığından davacının bu davalıya ilişkin temyiz itirazlarının reddine, davacının sair temyiz itirazlarının bozma kapsamına göre incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir…” gerekçesiyle karar oy çokluğuyla bozulmuştur. B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki karar gerekçesi tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Direnme kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince temyiz isteminde bulunulmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; davanın tamamen kabulü yerine kısmen kabulünün yerinde olmadığını belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. Davalılar vekili; ...’in borçtan sorumlu tutulmasının mümkün olmadığını, ...'in kardeşi ... adına ödemeler yaptığını, bu hususun onun da sorumlu olduğu şeklinde yorumlanamayacağını, dolayısıyla ... yönünden davanın husumetten reddi gerektiğini, ... tarafından tüm borcun ödenmiş olması nedeniyle davanın esastan da reddi gerektiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Uyuşmazlık Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalılar ... ve ...’in davacının 345.000,00 TL tutarındaki alacağından birlikte sorumlu oldukları hususunda Mahkeme ile Özel Daire arasında çekişme bulunmayan somut olayda, borcun dava dışı şirket tarafından davacıya taşınmaz devri yapılmak suretiyle ödendiğine ilişkin davalılar savunması ile taşınmazın borcun ödenmesinden bağımsız olarak satın alındığına dair davacı iddiası karşısında ispat yükünün davacıda mı yoksa davalıda mı olduğu, buradan varılacak sonuca göre Mahkemece ispat yükünün davacıda olduğunun kabulüyle davanın reddine karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. D. Gerekçe 1. İlgili Hukuk 1. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 6. maddesi, 2. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 195, 1 96... . maddeleri, 3. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 1 87... . maddeleri. 2. Değerlendirme 1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle “borcun üstlenilmesi” ile ilgili yasal düzenlemelerin ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır. 2. Türk Hukuk Lûgatında “Borçlunun yerine geçmek ve borçluyu borcundan kurtarmak için yapılan sözleşme" olarak tanımlanan (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Ankara 2021, Cilt I, s. 183) borcun üstlenilmesi TBK’nın 195 ilâ 205. maddeleri arasında düzenlenmiş ve tarafların durumuna göre iki ayrı ilişki içinde ele alınmıştır. Borcun üstlenilmesinde borçlu, alacaklı ve borcu üstlenen üçüncü kişi yer almaktadır. Buna göre borçlu ile borcu üstlenmek isteyen üçüncü kişi arasındaki ilişkide “borcun iç üstlenilmesi” söz konusu iken borcu üstlenen üçüncü kişi ile alacaklı arasındaki ilişkide ise “borcun dış üstlenilmesi” söz konusudur. Gerçekten de borcun üstlenilmesinde borcu üstlenen, kendisinin daha önce dâhil olmadığı ve bu anlamda tamamen dışında olduğu bir borç ilişkisinde, borcu aynen muhafaza ederek borçlunun konumuna geçmesi hâli söz konusudur. Dolayısıyla borcun üstlenilmesi, belirli bir borç için borçlunun değişmesini konu edinmektedir. 3. Borcun iç üstlenilmesi, üçüncü kişinin, borçlu ile yaptığı sözleşme ile onu alacaklıya karşı olan borcundan kurtarmayı taahhüt etmesini ifade eder. Böyle bir taahhüt borçlunun alacaklıya karşı olan ifa yükümü üzerinde hiçbir etki yapmaz; üçüncü kişi ile alacaklı arasında herhangi bir hukuki bağ kurmaya yetmez. Bu husus TBK’nın 196/1. maddesinde “Borçlu ile iç üstlenme sözleşmesi yapan kişi, borcu bizzat ifa ederek veya alacaklının rızasıyla borcu üstlenerek, borçluyu borcundan kurtarma yükümlülüğü altına girmiş olur” şeklinde ifade edilmiştir. Dolayısıyla borcun iç üstlenilmesi borç ilişkisinin pasif süjesinde bir değişikliğe yol açmaz, sadece borçlu ile üçüncü kişi arasında bir hukuki ilişkiden ibaret kalır (Selahattin Sulhi Tekinay/ Sermet Akman/ Haluk Burcuoğlu/Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 1993, s. 269). 4. Borcun dış üstlenilmesi ise alacaklı ile üçüncü kişi arasında yapılan bir sözleşme olup bununla borçlu borcundan kurtulur ve onun yerine borcu üstlenen üçüncü kişi borçlu olarak geçer. Borcun dış üstlenilmesi TBK’nın 196/1. maddesinde “Borçlunun yerine yenisinin geçmesi ve borcundan kurtarılması, borcu üstlenen ile alacaklı arasında yapılacak sözleşmeyle olur” şeklinde ifade edilmiştir. Dolayısıyla borcun dış üstlenmesi, alacaklı ile borcu üstlenen arasında söz konusu olmakta ve borç ilişkisi varlığını sürdürdüğü hâlde borç, eski borçludan yeni borçluya (borcu üstlenene) geçmektedir. Bu itibarla borcun dış üstlenilmesi, gerçek anlamda borcun üstlenilmesini ifade etmektedir. 5. Borcun üstlenilmesi alacaklı ile borcu üstlenen arasında yapılan bir sözleşme olup borçlunun bu sözleşmeye katılması gerekmediği gibi buna muvafakat etmesi de gerekmez. Hatta alacaklı ve borcu üstlenen, borçlunun muhalefetine rağmen böyle bir sözleşmeyi yapabilirler. Zira üçüncü kişi yararına borçtan kurtarma her zaman mümkündür. Öte yandan borcun üstlenilmesi sözleşmesinin kurulması ve geçerliliği hiçbir özel şekle tâbi değildir. Taraflar diledikleri şekilde, sözlü, yazılı veya resmî şekilde bu sözleşmeyi yapabilirler. 6. Kural olarak her türlü borç borcun üstlenilmesi sözleşmesinin konusunu oluşturabilir. Bu kapsamda gelecekte doğması muhtemel borçlar, şarta bağlı borçlar, nizalı borçlar, seçimlik borçlar, kısmi borçlar, müteselsil borçluluktaki borçlar, zamanaşımına uğramış borçlar da borcun üstlenilmesine konu olabilir. Dolayısıyla asıl borçlunun belirli bir sürede borcunu ödememesi hâlinde bu tarihten itibaren geçerli olmak üzere şarta bağlı olarak da borcun üstlenilmesi mümkündür. 7. Borcun üstlenilmesi ile borcun içeriği değişmez ve borcu üstlenen eski borçlunun yerine geçerek borçlu sıfatını kazanır. Borcun içeriğinin aynen devam etmesinin sonucu olarak borç ilişkisinden kaynaklanan def'îler de borcu üstlenene geçer (TBK md. 199/1). Borç ilişkisinden kaynaklanan def'îler, üstlenilen borcun doğumuna, geçerliliğine, ortadan kalkmasına ya da sona ermesine ilişkin def'îlerdir. Borcun üslenilmesi sözleşmesinde aksi kararlaştırılmadıkça borcu üstlenen eski borçluya ait kişisel defileri alacaklıya karşı ileri süremez (TBK md. 199/2). 8. Nitekim, aynı hususlara Hukuk Genel Kurulunun 01.10.2025 tarihli ve 2025/3-258 Esas, 2025/593 Karar sayılı kararında da değinilmiştir. 9. Bu aşamada "ispat yükü" kavramına genel olarak değinilmelidir. 10. Dava konusu edilen bir hakkın ve buna karşı yapılan savunmanın dayandığı vakıaların (olguların) var olup olmadıkları hakkında mahkemeye kanaat verilmesi işlemine ispat denir ve Türk Hukuk Lûgatında “kanıtlama, tanıtlama” olarak ifade edilmektedir (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Ankara 2021, Cilt I, s. 595). 11. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 187. maddesinin 1. fıkrası; “İspatın konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümüne etkili olabilecek çekişmeli vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir” şeklinde düzenlenmiştir. 12. Vakıa (olgu) ise, 03.03.2017 tarihli ve 2015/2 Esas, 2017/1 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında; "kendisine hukukî sonuç bağlanmış olaylar" şeklinde tanımlanmıştır. İspatı gereken olaylar, olumlu vakıalar olabileceği gibi olumsuz vakıalar da olabilir. 13. Diğer taraftan hâkim, taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan vakıaların gerçekleşip gerçekleşmediğini kural olarak kendiliğinden araştıramaz. Bir olayın gerçekleşip gerçekleşmediğini taraflar ispat etmelidir. Bir davada ispat yükünün hangi tarafa ait olacağı hususu ise HMK'nın “İspat yükü” başlıklı 190. maddesinde yer almakta olup; “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir” şeklinde hüküm altına alınmıştır. 14. Yukarıda belirtilen maddenin 1. fıkrasında, ispat yükünün belirlenmesine ilişkin temel kural vurgulanmıştır. Buna göre, bir vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran taraf ispat yükünü üzerinde taşıyacaktır. 2. fıkrada ise, karinelerin varlığı hâlinde ispat yükünün nasıl belirleneceği düzenlenmiştir. 15. Bu hüküm, TMK'nın “İspat yükü” başlıklı 6. maddesinde yer alan; “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür" ifadesine paralel olarak düzenlenmiştir. 16. İspat için başvurulan araçları (vasıtaları) ifade eden deliller; HMK'da senet, yemin, tanık, bilirkişi, keşif ve uzman görüşü olarak sıralanmıştır. Ancak sayılan bu deliller sınırlayıcı (tahdidi) olmayıp, kanunun belirli bir delille ispat zorunluluğu getirmediği hâllerde taraflar kanunda düzenlenmemiş diğer delillere de dayanabilirler. Delillerin değerlendirilmesinde ise, hâkimin bağlılığı ve her bir delile bağlanan hukuki sonuçlar bakımından “kesin” ve “takdiri” deliller ayrımı esas alınarak incelenme yapılmaktadır. Kesin deliller başka bir ifadeyle kanuni deliller hâkimi bağlayıcı nitelikte olduğundan, hâkimin bu delilleri takdir yetkisi bulunmamaktadır. Kesin delillerden biri ile ispat edilen olay doğru olarak kabul edilmektedir. Takdiri deliller ise hâkimi bağlamaz, hâkim bu delilleri serbestçe tayin ve takdir eder, değerlendirir ve kararını buna göre verir. 17. Aynı ilkeler, Hukuk Genel Kurulunun 06.06.2024 tarihli ve 2023/3-752 Esas, 2024/319 Karar; 01.03.2023 tarihli ve 2022/11-221 Esas, 2023/134 Karar; 28.12.2022 tarihli ve 2021/3-978 Esas, 2022/1944 Karar; 07.12.2021 tarihli ve 2018/(13)3-979 Esas, 2021/1589 Karar; 21.09.2021 tarihli ve 2017/(13)3-3146 Esas, 2021/1051 Karar sayılı kararlarında da benimsenmiştir. 18. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı ile davalılar ... ve ... arasındaki ticari ilişki nedeniyle ...'in tutulan cari hesap dökümünün alt kısmını "..., ...'a bu mukabilde borcumuz" kaydı ile tutarı imzaladığı, dosya kapsamı itibariyle bu şekilde kabul edilen borçtan davalılar ... ve ...’in birlikte sorumlu oldukları, diğer davalı şirketin tüzel kişiliğinin varlık kazanmaması nedeniyle sorumluluğunun olmadığı hususlarında Mahkeme ile Özel Daire arasında çekişme bulunmamaktadır. Çekişme, anılan borcun dava dışı şirket tarafından davacıya taşınmaz devredilmek suretiyle ödendiğine ilişkin davalılar savunması ile anılan taşınmazın borcun ödenmesinden bağımsız olarak satın alındığına dair davacı iddiası karşısında ispat yükünün davacıda mı yoksa davalıda mı olduğu noktasında toplanmaktadır. 19. Açıklanan ispat kuralları kapsamında alacaklı olan tarafın alacağını ispat etmesi, ispat edilen alacak karşısında ise borçlunun ödemesini ispat etmesi gerektiği açıktır. Davacı sunmuş olduğu imzalı hesap dökümü ile alacağını ispat etmiş, davalı taraf ise borcun davacıya taşınmaz devri suretiyle ödendiğini savunmuştur. Bu devre ilişkin olarak da 01.12.2016 tarihli "protokol" başlıklı belgeyi ibraz etmişlerdir. Anılan protokol incelendiğinde; "Taraf 1: ... Yatırım Gayrimenkul İnşaat Otomotiv Turizm Petrol Gıda İhracat ve Ticaret Ltd. Şti", "Taraf 2: ... İnşaat Oto. Emlak Gıda Canlı Hayvan İthalat İhr. Ve Tic. Ltd. Şti." ve "Taraf 3: ..." gösterildiği, protokolün 1. maddesinde; ...'in dava dışı ... İnşaat Oto. Emlak Gıda Hayvan İth. İhr. Tic. Ltd. Şti'den alacaklı olduğu, 2. maddesinde; ... İnşaat Oto. Emlak Gıda Hayvan İth. İhr. Tic. Ltd. Şti'nin dava dışı ... Yatırım Gayrimenkul İnşaat Otomotiv Turizm Petrol Gıda İhracat ve Ticaret Ltd. Şti'den Ankara ili, Çankaya ilçesi, ... Mahallesi, 7300 ada, 3 parsel sayılı, 4 No.lu bağımsız bölüm niteliğindeki taşınmazı satın aldığı, 3. maddesinde; anılan taşınmazın ...'e devredilmesine muvafakat edildiği, 4. maddesinde; ...'in davacı ...'a 345.000,00 TL borçlu olduğundan bahsedildiği, 5. maddesinde ise; ... Yatırım Gayrimenkul İnşaat Otomotiv Turizm Petrol Gıda İhracat ve Ticaret Ltd. Şti'nin dava dışı ...'ye verilen vekâlet ile ...'in ... İnşaat Oto. Emlak Gıda Hayvan İth. İhr. Tic. Ltd. Şti'nden olan alacağına mahsuben ...'in borcuna istinaden alacaklı ...'a anılan taşınmazın devredileceğinin belirtildiği, protokolün altının tarafça imzalandığı, alacaklı ...'ın imzasının bulunmadığı anlaşılmaktadır. 20. Tapu kaydı incelendiğinde, anılan taşınmazın ... Yatırım Gayrimenkul İnşaat Otomotiv Turizm Petrol Gıda İhracat ve Ticaret Ltd. Şti. tarafından 09.12.2016 tarihinde davacı ...'a satış yoluyla devredildiği görülmektedir. Her ne kadar tapu kaydından devrin borç ödemesine ilişkin olduğu anlaşılamamakta ve ... bu satışın anılan protokol ile bağlantısız şekilde bedeli ödenmek suretiyle yapılan bir satış olduğunu iddia etmekte ise de satışın protokolden yalnızca sekiz gün sonra gerçekleştiği dikkate alındığında, ispat yükünün yer değiştirdiği ve davacıya geçtiğini kabul etmek gerekir. Davacının alacağının varlığı için delil olarak dayandığı işletme defterine ait cari hesap dökümünde 31.12.2016 tarihinde "daire devrinden" açıklaması ile 345.000,00 TL ödeme yapıldığının kayıtlı olduğu görülmektedir. Bu durumda dosya kapsamı itibariyle anılan taşınmazın borcun ödenmesinden bağımsız olarak satın alındığına ilişkin davacı tarafından delil sunulamadığına göre davanın reddine karar verilmesi gerektiği yönündeki Özel Daire bozma kararı yerindedir. 21. Hâl böyle olunca Mahkemece, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken direnme kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 22. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HMK'nın 371. maddesi gereğince BOZULMASINA, Bozma nedenine göre davacı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik İNCELENMESİNE YER OLMADIĞINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatıranlara geri verilmesine, Dosyanın HMK'nın 373. maddesinin 1. fıkrası uyarınca kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 10.06.2026 tarihinde oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.