Yargıtay · Hukuk Genel Kurulu

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2025/386 E. 2026/21 K. – Tazminat

Konu: Tazminat

Mahkeme
Yargıtay
Daire
Hukuk Genel Kurulu
Esas No
2025/386
Karar No
2026/21
Karar Tarihi
Konu
Tazminat

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi SAYISI : 2024/437 E., 2024/530 K. ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 22.05.2024 tarihli ve 2023/1368 Esas, 2024/5761 Karar sayılı BOZMA kararı

Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl ve birleşen davaların kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda onanmış, karara karşı davalı vekili tarafından maddi hata düzeltim talebinde bulunulması üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince onama kararının kaldırılmasına, direnme kararının incelenmek üzere dosyanın Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesine karar verilmiştir. Hukuk Genel Kurulunca Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1. Davacı vekili asıl dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı şirketin Kazakistan’da bulunan şantiye inşaatında 14.11.2012 tarihinde işe başladığını, 15.11.2012 tarihinde işverenin sağladığı servise binerek şantiyeye gittiği sırada saat 08.00 sıralarında yoldaki buzlanmadan dolayı servisin kaza yaptığını, bu kaza neticesinde müvekkilinin ağır yaralandığını ve hâlihazırda çalışamaz durumda olduğunu ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere işgücü kaybı nedeniyle 1.000,00 TL, geçici iş göremezlik nedeniyle 500,00 TL ve tedavi giderleri için 500,00 TL olmak üzere toplam 2.000,00 TL maddi tazminatın faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 17.01.2022 harç ve havale tarihli ıslah dilekçesi ile geçici işgöremezlik tazminatını 1.661,17 TL, sürekli işgöremezlik tazminatını 174.442,75 TL arttırarak toplam maddi tazminat talebini 176.603,92 TL’ye yükseltmiştir. 2. Davacı vekili birleşen dava dilekçesinde; müvekkilinin duyduğu acı ve üzüntü nedeniyle manevi tazminat ödenmesi gerektiğini ileri sürerek 200.000,00 TL manevi tazminatın faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili asıl davada cevap dilekçesinde; davaya konu olayın iş kazası olmayıp trafik kazası olduğunu, davacının kaza sırasında içinde bulunduğu aracın müvekkiline ait olmadığı gibi kiralanmadığını, müvekkilinin sadece yol masraflarını karşıladığını ancak seyahat planını davacının kendisi yaptığını, mesleğini icra edemediği yönündeki iddiaların da doğru olmadığını belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 05.07.2022 tarihli ve 2021/47 Esas, 2022/404 Karar sayılı kararı ile; davacının 15.11.2012 tarihinde bindiği servis aracının trafik kazasına karışması sebebiyle iş kazasını geçirdiği, Kurum tarafından da olayın iş kazası olarak kabul edildiği, davacının maluliyet oranının %23 olarak tespit edildiği, bilirkişi raporunda davalı işverenin %30, dava dışı şoförün ise %70 oranında kusurlu bulunduğu ve alınan bu raporun dosya kapsamı ile uyumlu olduğundan hükme esas alındığı gerekçesiyle asıl ve birleşen davaların kısmen kabulü ile tedavi giderlerine yönelik talebin reddine, 174.442,75 TL sürekli işgöremezlik, 1.661,17 TL geçici işgöremezlik tazminatının ve 75.000,00 TL manevi tazminatın faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 08.12.2022 tarihli ve 2022/2620 Esas, 2022/839 Karar sayılı kararı ile; İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden kanuna aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "....Dosya kapsamındaki kayıt ve belgelerden; Merkezi “... Sok. No:.../D Siteler Altındağ Ankara” adresinde bulunan davalı “...Tasarım San. İnş. ve Tic. Ltd. Şti.” ünvanlı işyeri tarafından yurt dışında (Kazakistan Astana... Kasabası) bir otelde mobilya montaj işinin yapımında görevlendirilen işyeri çalışanı davacı ... 14.11.2012 günü saat 18.40 hareketli Türk Hava Yollarının TK 354 sefer sayılı uçuşu ile Kazakistan’ın Astana şehrine gittiği, davacının işyerinin diğer bazı çalışanları ile birlikte 15.11.2012 tarihinde gece saat 03:45 sıralarında havaalanına iniş yaptığı, işveren vekilinin denetmen raporundaki beyanından ve dosya kapsamından anlaşılacağı üzere kazalı işin yapılacağı yere sürücüsü ve plakası belli olmayan Kazakistan uyruklu sürücünün kullandığı minibüs ile Türkiye'den uçak ile giden 14 işçi ile birlikte Kazakistan-Astana şehri Havaalanından işyerine götürülmekte iken, araç sürücüsünün buzlu ve kaygan yolda aracının direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu, yapmış olduğu tek taraflı trafik kazasında birden çok işçi ile birlikte davacının da yaralandığı, dava konusu iş kazası olayına ilişkin Mahkemece aldırılan 09.11.2021 tarihli kusura ilişkin bilirkişi raporunda işverenin güvenli şekilde işçilerin çalışacakları yere götürülmelerini sağlamadığı gerekçesiyle %30 oranında, dava dışı araç sürücüsüne %70 oranında kusur verildiği, Mahkemece anılan raporun hükme esas alındığı anlaşılmıştır. ... Davacının davalıya ait yurt dışında alınan iş nedeniyle uçakla ülke dışına gönderildiği hava alanından işin yapılacağı yere işçilerin götürülmesi için davalı şirket yetkililerince dava dışı kişilere ait araç ile yabancı uyruklu şoför temin edildiği, dava dışı şoförün aracı yol ve hava koşullarına uygun sevk etmediği ve aracın hızlı kullanılması nedeniyle direksiyon hakimiyetinin kaybedilip aracın tek taraflı kaza yapması sonucu davacının ve diğer işçilerin yaralandığı anlaşılmakla meydana gelen olayda davalı işverenin işe uygun araç temin etmediği yönünde iddia ve ispat bulunmadığına göre davalı işverene davaya konu iş kazası sebebiyle kusur izafe edilmesi hatalı olmuştur. Davalı işverenin meydana gelen kazada kusurunun bulunmamasına göre davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir...." gerekçesiyle karar bozulmuştur. B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı İlk Derece Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının davalıya ait iş nedeniyle uçakla ülke dışına gönderildiği, havaalanından işin yapılacağı yere işçilerin götürülmesi için davalı şirket yetkililerince dava dışı kişilere ait araç ile yabancı uyruklu şoför temin edildiği sabit olmakla birlikte tanık beyanlarından ve dosya kapsamındaki delillerden davacının da içinde olduğu çalışanları işverenin temin ettiği plakası, markası, modeli bilinmeyen bir minibüsü kullanan kimliği belli olmayan, ehliyeti olup olmadığı belirlenemeyen Kazakistan asıllı şoförün aldığının sabit olması karşısında davalı işverenin çalışanlarını mevsim ve yol şartlarına göre sevk edilmesini sağlamak üzere havaalanından çalışacakları yere götürülmesi işi sırasındaki tehlikeleri, riskleri değerlendirmediği gibi yol ve hava, görüş mesafesi vb. şartlara uygun araç ve şoför sağlamadığından kusurlu olduğu gerekçesiyle önceki hükümde direnilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Direnme kararına karşı süresi içinde davalı vekilince temyiz isteminde bulunulmuştur. B. Onama Kararı Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 14.01.2025 tarihli ve 2025/569 Esas, 2025/593 Karar sayılı kararı ile; direnme kararının onanmasına karar verilmiştir. C. Maddi Hata Talebine Başvuranlar Onama kararına karşı davalı vekilince maddi hata düzeltme isteminde bulunulmuştur. D. Gönderme Kararı Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 06.05.2025 tarihli ve 2025/7253 Esas, 2025/7466 Karar sayılı kararı ile; Dairenin 14.01.2025 tarihli ilâmı ile direnme kararı onanmış ise de hüküm altına alınan tutarların ayrı ayrı temyiz edilebilirlik sınırının altında kaldığı, temyizde kesinlik sınırının ancak Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca değerlendirilebileceği bu nedenle maddi hataya dayanan onama kararının ortadan kaldırılmasına, dosyanın temyiz incelemesi için Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesine karar verilmiştir. E. Ön Sorun Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında işin esasının incelenmesinden önce; 1. Somut olayda, Özel Dairece ilk derece mahkemesi tarafından verilen direnme kararının davalının temyizi üzerine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 373/5. maddesi uyarınca yapılan inceleme sonucu onanmasına karar verilmesinden sonra davalı vekilinin maddi hatanın düzeltilmesi talepli dilekçesi kapsamında yeniden inceleme yapılarak hüküm altına alınan maddi ve manevi tazminat miktarlarının ayrı ayrı kesinlik sınırının altında kaldığı hâlde bu husus gözden kaçırılarak maddi hata sonucu kararın onandığı gerekçesiyle onama kararı kaldırılıp direnme kararının temyizen incelenmesi için dosyanın Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesinin usul ve yasaya uygun olup olmadığı, belirtilen hususun maddi hata olarak kabul edilip edilemeyeceği; buradan varılacak sonuca göre gönderme kararı kaldırılarak davalı vekilinin maddi hatanın düzeltilmesine ilişkin dilekçesinin yeniden değerlendirilmesi için dosyanın Özel Daireye geri çevrilmesinin gerekip gerekmediği; 2. (1) numaralı ön sorunun aşılması hâlinde direnme kararının verildiği 11.09.2024 tarihi itibariyle temyiz kesinlik sınırının tespitinde HMK’nın 341. maddesinin mi (kesinlik sınırı: 28.250,00 TL) yoksa 362/1-a maddesinin mi (kesinlik sınırı: 378.290,00 TL) uygulanması gerektiği ve kararın miktar itibariyle temyizinin mümkün olup olmadığı; buradan varılacak sonuca göre davalı vekilinin temyiz başvurusunun miktardan reddinin gerekip gerekmediği; 3. (2) numaralı ön sorunun aşılması hâlinde gönderme kararının HMK’nın 373/5. maddesi uyarınca direnmenin yerinde olup olmadığı konusunda görüş içerip içermediği; buradan varılacak sonuca göre bu yönde inceleme yapılmak üzere dosyanın Özel Daireye geri çevrilmesinin gerekip gerekmediği hususları ön sorun olarak tartışılıp değerlendirilmiştir. Gerekçe Değerlendirme a. Birinci ön sorun yönünden 1. Öncelikle konuyla ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar bulunmaktadır. 2. Kanun yolu, davanın taraflarına tanınan bir hukuki yoldur ki, bununla yanlış olan (daha doğrusu yanlış olduğu iddia edilen) kararların tekrar incelenmesi ve değiştirilmesi sağlanır. 3. Hüküm mahkemelerinin karar verirken yanlış yapmaları ihtimâli bulunduğundan verilen kararların daha yüksek bir mahkeme tarafından kontrol edilmesi için her hukuk sisteminde kanun yolları kabul edilmiştir (Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, Cilt 3, İstanbul 2001, s. 4483). 4. Öncelikle kanun yoluna başvuru hakkının mutlak ve sınırsız olmadığının kabul edildiğini belirtmekte fayda vardır. Kanun yolları sonsuz değildir. Kanun'da hükme karşı öngörülen kanun yollarının tüketilmesi ile ya da kanun yollarına başvurma sürelerinin geçirilmesi ile karar kesinleşir. Artık o hükme karşı normal bir kanun yoluna başvurulması mümkün olmaz. 5. Bununla birlikte kesinleşmiş hükümlere karşı tanınmış olan kanun yoluna olağanüstü kanun yolu denmekte olup olağanüstü kanun yoluna konu karar esasında normal kanun yollarından geçerek ya da kanun yollarına başvurulmaksızın kesinleşmiştir. Ancak Kanun'da öngörülen bazı sebeplerin varlığı hâlinde kanun koyucu kesinleşmiş hükmün kaldırılması ya da değiştirilmesi imkânını tanımıştır. 6. Türk Medeni Usul Hukuku alanındaki Kanun, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK) iken bu Kanun 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren HMK ile yürürlükten kaldırılmıştır. 7. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu döneminde temyiz, karar düzeltme ve yargılamanın iadesi olmak üzere üç kanun yolu mevcut idi. Bunlardan ilk ikisi normal (olağan) kanun yolu, sonuncusu olağanüstü kanun yolunu oluşturmaktaydı. 8. Hukuk Muhakemeleri Kanununda ise olağan kanun yolları istinaf ve temyiz olmak üzere iki aşamalıdır. Bu Kanun'un düzenlemesi bakımından da yargılamanın yenilenmesi olağanüstü kanun yolu olma özelliğini devam ettirmektedir. 9. Somut uyuşmazlıkta bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçtiği 20.07.2016 tarihinden sonra karar verildiğinden kanun yolu açıklamaları bakımından HMK ve bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçtiği dönem dikkate alınarak değerlendirme yapılmasında yarar vardır. 10. 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un geçici 2. maddesinin 1. fıkrasında, “...Bölge adliye mahkemelerinin kuruluşları, yargı çevreleri ve tüm yurtta göreve başlayacakları tarih, Resmî Gazetede ilân edilir” düzenlemesine yer verilmiş ve 07.11.2015 tarihli ve 29525 sayılı Resmî Gazete’de ilan edilerek bölge adliye mahkemeleri 20.07.2016 tarihi itibariyle fiili olarak göreve başlamıştır. 11. Ne var ki, HMK 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe girmesine rağmen 6217 sayılı Kanun'un 30. maddesi ile HMK'ya geçici 2. maddeden sonra gelmek üzere geçici 3. madde eklenmiş, maddenin 2. fıkrası 6723 sayılı Kanun'un 34. maddesi ile değiştirilerek fıkrada yer alan "aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan” ibaresi “verilen” şeklinde düzenlenmiş, daha sonra 28.07.2020 tarihinde yürürlüğe giren 7251 sayılı Kanun’un 47. maddesi ile geçici 3. maddenin 2. fıkrasındaki “454” ibaresi “444” şeklinde değiştirilmiş olup HMK'nın geçici 3. maddesinde; "(1) Bölge adliye mahkemelerinin, 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca Resmî Gazetede ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar, 1086 sayılı Kanunun temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına devam olunur. (2) Bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanunun 26/9/2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 444 üncü madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunur (Ek cümle: 1/7/2016-6723/34 md.) Bu kararlara ilişkin dosyalar bölge adliye mahkemelerine gönderilemez. (3) Bu Kanunda bölge adliye mahkemelerine görev verilen hallerde bu mahkemelerin göreve başlama tarihine kadar 1086 sayılı Kanunun bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri uygulanır." hükmü bulunmaktadır. 12. Nitekim 6723 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten önce temyiz yoluna başvuru tarihi nazara alınmakta iken değişiklikle bu yol terk edilmiş ve karar tarihi esas alınmıştır. Diğer bir anlatımla bir karara karşı gidilebilecek kanun yolunu belirlemek için bu kararın verildiği tarihe bakılacaktır. Dolayısıyla Bölge Adliye Mahkemelerinin göreve başlama tarihinden sonra verilmiş olan kararlar hakkında HMK'nın istinafa (md. 341-360) ve temyize ilişkin (md. 361-373) hükümleri uygulanacaktır. 13. Görüldüğü üzere HMK'da istinaf ve temyiz olağan kanun yolu, yargılamanın yenilenmesi ve kanun yararına temyiz ise olağanüstü kanun yolu olarak düzenlenmiş, karar düzeltme yoluna ise yer verilmemiştir. 14. Bu itibarla bir mahkeme kararına karşı başvurulabilecek kanun yolunun hiç olmaması veya mevcut olan kanun yollarının tüketilmesi ya da süresinde kanun yollarına başvurulmaması hâllerinde şekli anlamda kesinlik gerçekleşir. İstisnai olarak olağanüstü kanun yoluna başvurma mümkün ise bu yollarla şekli anlamda kesin hükmü sona erdirmek mümkündür. 15. Burada kısaca "maddi hata" kavramından bahsetmek gerekir. 16. Maddi hata (hukuki yanılma), maddi ya da hukuksal bir olayın olup olmadığında ya da koşul ve niteliklerinde yanılmadır (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s.746). 17. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 304. maddesinin 1. fıkrası gereğince hükümdeki "yazı ve hesap hataları ile diğer benzeri açık hatalar" düzeltilebilir. Öte yandan uygulamada zaman zaman görüldüğü gibi Yargıtay denetimi sırasında da uyuşmazlık konusuna ilişkin maddi olgularda, davanın taraflarında, uyuşmazlık sürecinde, uyuşmazlığa esas başlangıç ve bitim tarihlerinde, zarar hesaplarına ait rakam ve olgularda ve bunlara benzer durumlarda yanlış algılama sonucu, açık ve belirgin yanlışlıklar yapılması mümkündür. Bu tür açık hatalarda ısrarla maddi gerçeğin göz ardı edilmesi, yargıya duyulan güven ve saygınlığı, adalete olan inancı sarsacaktır. O nedenledir ki, Yargıtay bugüne değin maddi hatanın belirlendiği durumlarda soruna müdahale etmiş, baştan yapılmış açık maddi yanlışlığın düzeltilmesini kabul etmiştir. 18. Burada belirtilen maddi hata kavramından amaç, hukuksal değerlendirme ve denetim dışında, tamamen maddi olgulara yönelik, ilk bakışta yanılgı olduğu açık ve belirgin olup her nasılsa inceleme sırasında gözden kaçmış ve bu tür bir yanlışlığın sürdürülmesinin kamu düzeni ve vicdanı yönünden savunulmasının mümkün bulunmadığı, yargılamanın sonucunu büyük ölçüde etkileyen ve çoğu kez tersine çeviren ve düzeltilmesinin zorunlu olduğu açık yanılgılardır. 19. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 13.03.2013 tarihli ve 2013/5-10 Esas, 2013/548 Karar, 13.04.2011 tarihli ve 2011/9-72 Esas, 2011/99 Karar, 13.04.2011 tarihli ve 2011/9-101 Esas, 2011/128 Karar, 19.06.2015 tarihli ve 2013/21-2361 Esas, 2015/1728 Karar, 23.10.2002 tarihli ve 2002/10-895 Esas, 2002/838 Karar, 02.07.2003 tarihli ve 2003/21-425 Esas, 2003/441 Karar, 29.11.1995 tarihli ve 1995/19-819 Esas, 1995/1028 Karar, 24.05.1995 tarihli ve 1995/9-348 Esas, 1995/556 Karar, 14.03.1986 tarihli ve 1984/2-714 Esas, 1986/246 Karar, 15.10.1986 tarihli ve 1986/6-491 Esas, 1986/876 Karar ile 10.06.1983 tarihli ve 1981/10-323 Esas, 1983/652 Karar sayılı kararlarında da; maddi hataya dayalı onama ve bozma kararlarının karşı taraf lehine sonuç doğurmayacağı benimsenmiştir. Bu husus, 30.11.1988 tarihli ve 1988/2-776 Esas, 1988/985 Karar sayılı kararında "...Yargıtay bozma ilâmına uyulmakla meydana gelen usulî kazanılmış hak kuralı usul hukukunun ana esaslarından olmakla ve Yargıtay'ca titizlikle gözetilmekle birlikte bu kuralın açık bir maddi hata hâlinde dahi katı bir biçimde uygulanması bazı Yargıtay kararlarında adalet duygusuyla, maddi olgularla bağdaşmaz bulunmuş ve dolayısıyle giderek uygulamada uyulan bozma kararının her türlü hukuki değerlendirme veya delil takdiri dışında maddi bir hataya dayanması hâlinde usulî kazanılmış hak kuralının hukuki sonuç doğurmayacağı esası benimsenmiştir..." şeklinde ifadesini bulmuştur. 20. Hemen belirtilmelidir ki, Yargıtayın kararında (onama/bozma) hukuki yönden bir değerlendirme yapılmış ve deliller belirli bir doğrultuda değerlendirilerek bir karar verilmiş ise kararı veren Daire hukuki görüş değiştirse veya delil değerlendirmesinin yanlış olduğunu sonradan benimsese dahi burada maddi hatadan söz edilemeyecektir. 21. Bu yönüyle şeklî anlamda kesinleşen kararla ilgili yeniden delil değerlendirmesi yapılarak maddi hata denetimi adı altında davanın tekrar kanun yolu denetimine tâbi tutulması ve bu suretle şekli anlamda kesinleşen kararın ortadan kaldırılması mümkün değildir. Bu durumun aksine hareket edilmesi kesin hükmün otoritesini ortadan kaldıran ve kanunda olmayan bir yasa yolunun ihdası anlamına gelmektedir. 22. Somut olayda, iş kazasından kaynaklı asıl davada maddi tazminat, birleşen davada ise manevi tazminat talebiyle açılan eldeki davada, İlk Derece Mahkemesince asıl ve birleşen davaların kısmen kabulüne ilişkin verilen karara karşı davalı vekilinin istinaf başvurusunun Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddedildiği, kararın davalı vekilince temyizi üzerine Özel Dairece davalı işverenin iş kazası sebebiyle kusurunun bulunmadığından davanın reddi gerektiği gerekçesiyle bozulduğu, İlk Derece Mahkemesince önceki hükümde direnildiği, direnme kararının davalı vekili tarafından temyizi üzerine Özel Dairece bu kez temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının onandığı, onama kararının taraf vekillerine tebliği sonrası davalı vekilinin 19.03.2025 tarihli dilekçe ile maddi hata düzeltim talebinde bulunduğu, Özel Dairece hüküm altına alınan tutarların ayrı ayrı temyiz kesinlik sınırının altında kaldığı, temyiz kesinlik sınırının da direnme kararını inceleyecek olan Hukuk Genel Kurulunca değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle onama kararı kaldırılarak dosyanın Hukuk Genel Kuruluna gönderildiği anlaşılmaktadır. 23. Şu durumda yukarıda yapılan açıklamalar ile somut olaya ilişkin maddi ve hukuki olgulara göre; İlk Derece Mahkemesince verilen direnme kararının miktar itibarıyla kesin olması durumunda Özel Dairece esasa yönelik inceleme yapılması mümkün olmadığından hüküm altına alınan maddi ve manevi tazminat miktarlarının ayrı ayrı kesin olduğundan bahisle maddi hata sonucu bu hususun gözden kaçırılarak kararın onandığı gerekçesiyle onama kararı kaldırılıp direnme kararının temyizen incelenmesi için dosyanın Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesi usul ve yasaya uygun olup bu nedenle ön sorun bulunmadığına oy birliği ile karar verilerek birinci ön sorun aşılmış ve ikinci ön soruna geçilmiştir. b. İkinci ön sorun yönünden 1. Bu aşamada istinaf ve temyize ilişkin yasal düzenlemelerin kısaca açıklanması gerekmektedir.

2. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun istinaf yoluna başvurulabilen kararları düzenleyen 341. maddesinin 2. fıkrası; “Miktar veya değeri üç bin Türk Lirasını geçmeyen malvarlığı davalarına ilişkin kararlar kesindir. (Ek cümle: 24/11/2016-6763/41 md.) Ancak manevi tazminat davalarında verilen kararlara karşı, miktar veya değere bakılmaksızın istinaf yoluna başvurulabilir…” hükmünü içermektedir. 3. İlk derece mahkemeleri tarafından verilen ve miktar veya değeri 3.000,00 (yeniden değerleme oranlarına göre hesaplandığında 2024 yılı için 28.250,00 TL) Türk Lirasını geçmeyen mal varlığına ilişkin davalardaki kararlar kesindir. 4. Aynı Kanun’un temyiz edilemeyen kararları düzenleyen 362/1-a maddesinde; “(1) Bölge adliye mahkemelerinin aşağıdaki kararları hakkında temyiz yoluna başvurulamaz: a) Miktar veya değeri kırk bin Türk Lirasını (bu tutar dâhil) geçmeyen davalara ilişkin kararlar…” şeklinde bir düzenlemeye yer verilmiştir. 5. Bir mahkeme kararının temyiz edilip edilemeyeceği belirlenirken temyiz hakkının doğduğu (kararın verildiği) tarihteki hukuksal durum esas alınmalı, karar tarihinde yürürlükte bulunan kanun hükmü temyiz sınırı yönünden hangi düzenlemeyi içeriyor ise ona bağlı kalınmalıdır. 6. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda ilk derece mahkemesince verilen kararların temyiz edilmesi hâlinde kesinlik sınırının tespitine dair açık bir hüküm bulunmadığından HMK'nın 341. maddesinin 2. fıkrasındaki düzenlemenin dikkate alınması gereklidir. 7. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 28.05.2025 tarihli ve 2024/3-612 Esas, 2025/350 Karar; 17.04.2024 tarihli ve 2024/11-135 Esas, 2024/185 Karar ile 05.07.2023 tarihli ve 2023/2-191 Esas, 2023/703 Karar sayılı kararları da aynı yöndedir. 8. Bu açıklamalara göre direnme kararının verildiği 11.09.2024 tarihinde HMK'nın 341/2. maddesinde öngörülen kesinlik sınırı 28.250,00 TL, uyuşmazlık konusu miktar ise asıl davada 176.103,92 TL maddi ve birleşen davada ise 75.000,00 TL manevi tazminat olduğundan kararın miktar itibarıyla temyizinin mümkün olduğu sonucuna varılmıştır. 9. Hâl böyle olunca ikinci ön sorunun da bulunmadığına oy birliğiyle karar verilerek üçüncü ön sorunun incelenmesine geçilmiştir. c. Üçüncü ön sorun yönünden 1. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Bozmaya uyma veya direnme” başlıklı 373. maddesinin 5. fıkrasına göre "İlk derece mahkemesi veya bölge adliye mahkemesi kararında direnirse, bu kararın temyiz edilmesi durumunda inceleme, kararına direnilen dairece yapılır. Direnme kararı öncelikle incelenir. Daire, direnme kararını yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderir". 2. Söz konusu maddenin önceki hâlinde direnme kararlarıyla ilgili incelemenin Hukuk Genel Kurulunca yapılacağı öngörülmüşken, 24.11.2016 tarihli ve 6763 sayılı Kanun'un 43. maddesi ile yapılan değişiklikle bu kararların öncelikle bozma kararını veren yani kararına direnilen Dairece yapılacağı düzenlemesi getirilmiştir. Buna göre Daire, direnme kararını yerinde görürse kararını düzeltir, görmezse dosyayı Hukuk Genel Kuruluna gönderir. 3. Somut olayda temyiz incelemesine konu edilen direnme kararı Özel Dairenin 06.05.2025 tarihli ve 2025/7253 Esas, 2025/7466 Karar sayılı kararıyla incelenmiş ise de kararın temyiz kesinlik sınırının altında olduğunun ve bu hususun Hukuk Genel Kurulunca değerlendirilmesinin gerektiği belirtilmekle yetinilmiş ve HMK'nın 373/5. maddesi çerçevesinde işin esası yönünden değerlendirme yapılmadığı anlaşılmıştır. 4. Hâl böyle olunca Özel Dairece HMK'nın 373/5. maddesinde öngörülen usul gereği esastan inceleme yapılması, direnme kararı yerinde görülmez ise dosyanın yeniden Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesi gerekir. 5. Bu nedenle üçüncü ön sorunun bulunduğu sonucuna oy birliği ile varıldığından dosya Özel Daireye gönderilmelidir. VII. KARAR Açıklanan sebeple; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 373. maddesinin 5. fıkrası çerçevesinde esastan inceleme yapılmak üzere dosyanın YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, 21.01.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2025/386, K. 2026/21, T. 21.01.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-hukuk-genel-kurulu-2025-386-e-2026-21-k-06b48df331ec