Yargıtay · Ceza Genel Kurulu

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2025/613 E. 2026/310 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
Ceza Genel Kurulu
Esas No
2025/613
Karar No
2026/310
Karar Tarihi

KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 455-82

I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103/2, 103/3.c, 43/1, 62, 53... . maddeleri uyarınca 25 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan ise 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-a maddesi uyarınca beraatine ilişkin İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 25.06.2020 tarihli ve 540-139 sayılı hükümlerin, sanık müdafii, katılan vekili, şikâyetçi Bakanlık vekili ve Cumhuriyet savcısı tarafından istinaf edilmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 25. Ceza Dairesince 07.10.2020 tarih ve 1265-1196 sayı ile; "Sanık hakkında 'Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma ve Çocuğun Nitelikli Cinsel İstismarı' suçlarından kurulan beraat ve mahkûmiyet hükümlerine yönelik istinaf başvurusu ile ilgili yapılan inceleme sonucunda; mağdurenin beyanlarında söz konusu olayların babası ile birlikte kaldığı dönemlerde gerçekleştiğini beyan etmesi, katılan annenin beyanlarında kızı babasının yanındayken kızının kakasını yapamaması nedeniyle babası ile telefonda görüştüğünü beyan etmesi, sanığın savunmalarında mağdur ile yalnız kalmadıklarını beyan etmesi gözetilerek mağdur tanık sıfatıyla baba ...'ın dinlenmesi ve katılma talebi olup olmadığının sorulması ayrıca olaylara ilişkin ayrıntılı bilgi ve görgüsünün sorulması, diğer beyanlarla birlikte değerlendirilmesi gerekirken talebe rağmen babanın beyanı alınmadan karar verilmesi, mağdureye karşı eylemin cebir ve tehdit uygulanarak işlenip işlenmediği ve TCK 103/4. maddesi kapsamında kalıp kalmadığı hususunda tartışma yapılmadan karar verilmesi," isabetsizliklerinden CMK'nın 289/1-e ve 280/1-b maddeleri uyarınca bozulmasına karar verilmiştir. Bozma sonrası İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesince 13.01.2021 tarih ve 369-7 sayı ile sanığın müsnet suçlardan aynı şekilde mahkûmiyeti ve beraatine ilişkin verilen hükümlerin, sanık müdafii, Cumhuriyet savcısı, katılanlar vekili ve katılan Bakanlık vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyanın gönderildiği İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 25. Ceza Dairesince 11.03.2021 tarih ve 375-396 sayı ile istinaf başvurusunun esastan reddine; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu yönünden kesin, çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçu yönünden ise temyizi kabil olarak karar verildiği, bu kararın da sanık müdafii ile katılan Bakanlık vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesince 12.10.2022 tarih ve 21378-8978 sayı ile; "... Mağdurenin eylemlerin oluş şekline yönelik anlatımları ile rehberlik öğretmeninin mağdure tarafından kendisine anlatıldığını söylediği eylemler arasındaki farklılıklar, çocuk izlem merkezinde alınan ifadesinde maruz kaldığını iddia ettiği iki eylem arasındaki zaman aralığına yönelik somut bir anlatımının olmamasına rağmen annesinin iki eylem arasında 5-6 ay bulunduğunu kendisine anlattığını öne sürmesi ve suç tarihlerine ilişkin çelişkiler nazara alındığında; olayın tek görgü tanığı konumunda bulunan mağdurenin ilk derece mahkemesince temin edilerek beyanlar arasındaki çelişkinin de giderilerek, toplanacak delillere göre sanığın hukuki durumu ile suç vasfının tayin ve takdiri gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması karşısında, söz konusu hükme yönelik istinaf başvurusunun kabulü yerine esastan reddedilmesi," isabetsizliğinden bozulmasıyla, İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesince 10.03.2023 tarih ve 32-125 sayı ile bozma gereği yerine getirilerek sanığın çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan önceki gibi mahkûmiyetine karar verilmiştir. Hükmün sanık müdafii, katılanlar vekili ve katılan Bakanlık vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesince 03.07.2024 tarih ve 11016-6695 sayı ile; "Olayın intikal şekli ve süresi, katılan mağdure ile annesinin aşamalarda farklılaşan çelişkili beyanları, ikinci eylemin 2016 yılında Yeşilpınar'da bulunan evde gerçekleştiği iddia edilmesine rağmen sanık müdafii tarafından ibraz edilen belgelere ve tanık beyanlarına göre söz konusu eve 01.06.2017 tarihinde taşınıldığının ve sanığın 03.05.2017 - 03.05.2018 tarihleri arasında askerlik görevini yaptığının anlaşılması, savunma ve tüm dosya kapsamı nazara alındığında; sanığın atılı suçu işlediği hususunda her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilerek beraatine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi,.." isabetsizliğinden bozulması üzerine dosyayı ele alan İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi 11.02.2025 tarih ve 455-82 sayı ile bozmaya direnerek çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir. Bu hükmün de sanık müdafii, katılanlar vekili ile katılan Bakanlık vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 26.05.2025 tarihli ve 55622 sayılı red-bozma istekli tebliğnamesiyle dosya, CMK'nın 307. maddesi uyarınca Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Özel Dairece 01.10.2025 tarih ve 4432-7241 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. II. UYUŞMAZLIK KONUSU VE ÖN SORUN Direnme ve temyizin kapsamına göre inceleme sanık hakkında çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile İlk Derece Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık sanığa isnat edilen çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 27. maddesi uyarınca öncelikle; Bölge Adliye Mahkemesinin katılan mağdurun velayet hakkı bulunmayan babasının tanık olarak dinlenmesi, katılma hakkının sorulması, somut olayda TCK’nın 103/4. maddesinin uygulanma koşullarının oluşup oluşmadığının tartışılması gerektiğinden bahisle bozma kararı verip veremeyeceğinin belirlenmesine ilişkindir. III. ÖN SORUNA İLİŞKİN BİLGİLER İncelenen dosya kapsamından; Sanığın, yeğeni olan katılan mağdura yönelik zincirleme şekilde çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunu işlediği iddiasıyla açılan kamu davasında, yargılamanın "Hukukî Süreç" bölümünde açıklandığı şekilde gerçekleştiği anlaşılmaktadır. IV. GEREKÇE A. İlgili Mevzuat ve Ön Soruna İlişkin Açıklamalar Ayrıntıları Yüksek Ceza Genel Kurulunun 30.10.2025 tarihli ve 109-434 sayılı, 30.04.2025 tarihli ve 490-197 sayılı, 17.09.2025 tarihli ve 242-343 sayılı ile 21.01.2026 tarihli ve 330-48 sayılı kararlarında açıklandığı üzere; Bölge adliye mahkemelerinin Türk yargı sistemine dâhil olmasıyla kanun yolu yargılamasında yeni bir durum ve anlayış ortaya çıkmıştır. İlk derece mahkemelerinden verilen hükümlere karşı başvurulabilen, hatta başvuru olmasa da bir kısmı için resen öngörülen bir kanun yolu (CMK m. 272/1) olarak istinafta, hem maddi vakıa denetimi hem de hukuki denetim yapılabilmekte, istinaf başvurusunda sebep gösterilmese de ilk derece mahkemesi hükmü bir bütün olarak incelenmekte, varsa hukuka aykırılıklar resen belirlenerek, kural olarak yeniden yapılacak yargılama ile ıslah edilmekte iken, bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan hükümlerini konu edinen temyiz kanun yolu, bir hukuki denetim mekanizması olarak öngörülmüş, temyiz merciinin yetkisi de kural olarak bölge adliye mahkemesi ceza dairelerince verilen kararların, maddi ceza hukuku ve muhakeme hukuku normlarının kullanılması bakımından hukuka aykırılık taşıyıp taşımadıklarının incelenmesi ile sınırlanmıştır (CMK m. 288/1, 294/2). Bu hâliyle bölge adliye mahkemesi hem ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere karşı bir denetim mercii hem de denetlediği hükmün hukuka aykırı olduğunu değerlendirdiğinde, hukuka aykırılığı ortadan kaldıracak ölçüde yeniden yargılama yapacak bir ikinci/üst derece mahkemesidir. Her iki halde de ilk derece mahkemelerine göre bir üst mahkeme olduğunda kuşku yoktur. Bu tespitlerden çıkan sonuç şudur: a. Bölge adliye mahkemesi kural olarak bir ıslah mahkemesidir. Yani varsa ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlerdeki tüm hukuka aykırılıkları resen belirleyerek, yeniden yapacağı yargılama ile hükmü ıslah eder. Yoksa kural olarak bir bozma mahkemesi olan Yargıtay gibi davranamaz. b. İlk derece mahkemelerine göre bir üst mahkeme olması itibarıyla gerek denetim gerekse yeniden yargılama fonksiyonunu icra etsin, her halûkârda taraflar açısından başlı başına bir teminat oluşturur. c. Bölge adliye mahkemesi, aleyhine kural olarak bir kanun yolu öngörülmeyen ve direnilemeyen (duruşmasız/evrak üzerinden verdiği) bozma kararı ile ne tarafları bir üst mahkemede yargılanma teminatından yoksun bırakabilir ne de olay mahkemesine vicdani kanaati rağmına bir sonuca ulaşmasını amir bir müdahalede bulunabilir. Bölge adliye mahkemelerinin hükmün bozulmasına karar verebileceği hâller, karar tarihinde yürürlükte bulunan haliyle CMK'nın 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde tahdidi olarak sayılmıştır. Bu düzenlemelere göre istinaf mahkemeleri şu hâllerde hükmün bozulması kararı verebilecektir: 1. İlk derece mahkemesinin kararında CMK'nın 289. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (g) ve (h) bentleri hariç diğer bentlerinde belirtilen bir mutlak hukuka aykırılık nedeninin bulunması, 2. Soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmediğinin veya ön ödeme ve uzlaştırma usulünün uygulanmadığının anlaşılması ya da davanın ilk derece mahkemesinde görülmekte olan bir dava ile birlikte yürütülmesinin zorunlu olması. Hükmün bozulmasına karar verilen bu hâllerde bölge adliye mahkemesi ceza dairesi, dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği diğer bir ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verecektir. Bu karara karşı ilk derece mahkemesinin direnme kararı verme yetkisi bulunmadığı gibi tarafların da kanun yoluna başvurması mümkün değildir. Açıkça görüldüğü gibi bölge adliye mahkemesinin bozma kararı verebileceği hâller, kati surette davanın esasına ilişkin değil ve fakat yargılamaya dair usul kurallarının ağır ve açık ihlalleri ile hükme müteessir usul kurumlarının ihmali suretiyle hüküm kurulması durumlarına münhasırdır. Nitekim Yargıtay kararlarına karşı direnme yetkisi bulunan ilk derece mahkemesinin, bölge adliye mahkemelerinin bozma kararlarına direnememesinin temelinde yatan düşünce de buna dayanmaktadır. Direnme yasağına ilişkin normun, maddi ceza adaletiyle doğrudan bir ilgisinin bulunmadığı, esas itibariyle makul sürede yargılanma hakkı bakımından bir teminat alanı oluşturduğu söylenmelidir. Hukuki düzenlemeler ve yapılan açıklamalar karşısında, mesele tartışmaya ihtiyaç bırakmayacak açıklıktadır. Buna rağmen uygulama, bölge adliye mahkemelerinin iş yoğunluğu gibi mülahazalarla kanunun kendisine tanımadığı bir yetkiyi kullanarak bozma kararları verilegeldiği bilinen bir gerçektir. Bu uygulamanın, yukarıda yer verilen tespitler yanında, görevli/teminatlı mahkemede yargılanma ve mahkemeye erişim/ kanun yoluna etkin başvuru hakları yönünden ciddi sorunlar taşıdığı da tartışmadan varestedir. CMK'nın 286. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan kararları temyiz edilebileceğinden, bölge adliye mahkemesinin Kanun'un açık hükmüne aykırı şekilde verdiği bozma kararının temyiz edilebilmesi de mümkün değildir. Bu nedenle ilk derece mahkemesi hükmünün hukuka aykırılık taşıdığının tespit edilmesi durumunda bölge adliye mahkemesi ceza dairesince ilk derece mahkemesi hükmünün kaldırarak yeniden hüküm kurulması gerektiği hâlde bozma kararı verilmesi nedeniyle sanığın temyiz hakkının kısıtlanması da söz konusu olabilmektedir. Nitekim Anayasa Mahkemesi, 2023/33667 sayılı ... ... başvurusu üzerine verdiği 09.01.2025 tarihli kararında özetle; İstinaf Dairesinin CMK'da açıkça ve sınırlı sayıda yazılı bulunan hâller dışında bir sebeple bozma kararı vermesiyle gerçekleşen müdahalenin kanuni dayanağının olmaması nedeniyle adil yargılama hakkının ihlâl edildiğine hükmetmiştir. Keza, Yargıtay Ceza Daireleri de AYM kararına konu teşkil eden benzer olay ve bozma üzerine ilk derece mahkemesince tesis edilen hükümlerin, esas itibariyle bölge adliye mahkemesi tarafından verildiği (Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 04.03.2021 tarihli ve 6371-1851 sayılı, 9. Ceza Dairesinin 22.06.2023 tarihli ve 2981-4580 sayılı, 5. Ceza Dairesinin 18.04.2024 tarihli ve 5322-4330 sayılı, 6. Ceza Dairesinin 03.07.2024 tarihli ve 2388-8319 sayılı, 11. Ceza Dairesinin 11.03.2024 tarihli ve 6519-3057 sayılı kararları vb.) ya da bölge adliye mahkemesi ceza dairesinin kararı ile bozma üzerine verilen ilk derece mahkemesi kararının hukukî değerden yoksun ve yok hükmünde olduğu (Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 24.04.2023 tarihli ve 12734-2067 sayılı ve 20.02.2024 tarihli ve 29761-2708 sayılı kararları vb.) gerekçeleriyle temyiz başvurularını esastan incelemişlerdir. Diğer taraftan bölge adliye mahkemesi ceza daireleri kanunda açıkça öngörülmüş hâller dışında bir nedenle bozma kararı vererek, dava dosyasını ilk hükmün devretme etkisiyle görevi sona eren ilk derece mahkemesine yeniden göndermiştir. Mahkemelerin görevleri kanunla belirlenir (CMK m. 3). CMK'nın 7. maddesine göre de, "Yenilenmesi mümkün olmayanlar dışında, görevli olmayan hakim veya mahkemece yapılan işlemler hükümsüzdür.". Şu hâle göre; bölge adliye mahkemelerinin, kanuni dayanağı bulunmayan (CMK'nın 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde sayılanlar hariç) bozma kararları ile iş bu bozma kararına istinaden ilk derece mahkemesince tesis edilen kararların, Kanun'da açıkça sayılmayan sebeplerle verilmiş olmaları nedeniyle "hukuka açık ve ağır aykırılıkla malul" olduklarının kabulü gerekir. Her ne kadar 25.12.2025 tarihinde yürürlüğe giren 7571 sayılı Kanun ile değiştirilen CMK'nın 280. maddesinin (e) bendi mucibince, 25.12.2025 tarihinden sonra verilen hükümlerde bölge adliye mahkemelerinin (g) ve (h) bentleri de dâhil olmak üzere CMK’nın 289. maddesinde yazılı tüm kesin hukuka aykırılıklar nedeniyle bozma kararı verebilmesi olanaklı hâle gelmiş ise de; usul kanunlarının zaman bakımından uygulanmasında asıl olan, aksi kanunda açıkça düzenlenmiş bulunmadıkça hemen ve derhâl uygulanma ilkesidir. Anılan ilke uyarınca usul işlemleri, yapıldıkları sırada yürürlükte olan muhakeme kanunu hükümlerine tâbi olacaktır. Muhakeme kanunlarında yapılan değişiklikler, icra edildikleri tarihte mer'i olan usul hükümlerine uygun olan işlemlerin hukuki sıhhatine hâlel getirmeyeceği gibi hukuken sorunlu olanları da hukuka uygun hâle tahvil edemezler. Keza bu değişiklikler, yasa yürürlüğe girdikten sonra yapılacak ya da henüz tamamlanmamış işlemler hakkında uygulanacak olup maddi ceza hukuku kurallarının aksine kural olarak geçmişe yürümezler. Açıklanan nedenlerle, Bölge adliye mahkemesinin 07.10.2020 tarihli bozma hükmünün 7571 sayılı Kanun ile yapılıp 25.12.2025 tarihinde yürürlüğe giren kanun değişikliğiyle ortaya çıkan yeni duruma göre değil, 07.10.2020 olan karar tarihindeki yürürlükte bulunan usul hükümlerine göre belirlenmesi gerekmektedir. Diğer yandan, CMK'nın "Duruşmada hazır bulunacaklar" başlıklı 188. maddesinin 1. fıkrasında yer alan; "(1) Duruşmada, hükme katılacak hâkimler ve Cumhuriyet savcısı ile zabıt kâtibinin ve Kanunun zorunlu müdafiliği kabul ettiği hâllerde müdafiin hazır bulunması şarttır..." şeklindeki düzenleme ile duruşmada hazır bulunması zorunlu olan kişiler tahdidi olarak sayılmıştır. Mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanların kamu davasına katılabilecekleri hususu CMK'nın 237/1. maddesinde düzenlenmiş ise de bu kişilerin, aynı Kanun'un 188/1. maddesinde duruşmada hazır bulunması zorunlu kişiler arasında yer almadığı görülmektedir. Bu nedenledir ki, suç tarihinde on bir yaşında olan katılan mağdur yönünden velayet hakkına sahip bulunmadığı gibi kardeşi olan sanık ile menfaat çatışması bulunan katılan mağdurun babası olan ...'ın davaya dahil edilmemesinin, CMK'nın 289/1-e. maddesi kapsamında mutlak hukuka aykırılık hallerinden kabul edilemeyeceği de açıktır. B. Hukuki Nitelendirme Çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama neticesinde sanığın TCK'nın 103/2, 103/3.c, 43/1, 62, 53... . maddeleri uyarınca mahkûmiyetine ilişkin İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 25.06.2020 tarihli ve 540-139 sayılı hükmün, sanık müdafii, katılan vekili, Cumhuriyet savcısı ve şikâyetçi Bakanlık vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 25. Ceza Dairesince 07.10.2021 tarih ve 1265-1196 sayı ile özetle; katılan mağdurun velâyet hakkı bulunmayan babasının olaya dair bilgisi nedeniyle tanık olarak dinlenmesi ve katılma talebinin bulunup bulunmadığının sorulması, somut olayda eylemin cebir ve tehdit uygulanarak işlenip işlenmediği, bu kapsamda TCK’nın 103/4. maddesinin uygulanma koşullarının oluşup oluşmadığının tartışılması gerekliliğinden bahisle bozulması üzerine İlk Derece Mahkemesince bozma gerekleri yerine getirilerek 13.01.2021 tarih ve 369-7 sayı ile sanığın önceki şekilde mahkûmiyetine dair verilen hükme yönelik sanık müdafii, katılanlar vekili, katılan Bakanlık vekili ve Cumhuriyet savcısı tarafından istinaf başvurusunda bulunulmasını müteakip İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 25. Ceza Dairesince 11.03.2021 tarih ve 375-396 sayı ile istinaf başvurularının esastan reddedildiği, sanık müdafii ile katılan Bakanlık vekili tarafından temyiz edilen bu kararın Yargıtay 9. Ceza Dairesince 12.10.2022 tarih ve 21378-8978 sayı ile katılan mağdurun kovuşturma evresinde dinlenmesi gerektiği gerekçesiyle bozulduğu, İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesince bozma gereği yerine getirilerek 10.03.2023 tarih ve 32-125 sayı ile sanığın önceki şekilde cezalandırılmasına karar verildiği, sanık müdafii, katılan Bakanlık vekili ve katılanlar vekili tarafından temyiz edilen bu hükmün Yargıtay 9. Ceza Dairesince 03.07.2024 tarih ve 11016-6695 sayı ile sanığın müsnet suçu işlediği her türlü şüpheden uzak şekilde kanıtlanamadığından beraatine karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi gerekçesiyle bozulduğu, İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesince 11.02.2025 tarih ve 455-82 sayı ile bozmaya direnilerek sanığın önceki şekilde mahkûmiyetine karar verildiği, nihayet bu hükmün de sanık müdafii, katılanlar vekili ve katılan Bakanlık vekili tarafından temyiz edilmesiyle Özel Dairece 01.10.2025 tarih ve 4432-7241 sayı ile yerinde görülmeyen direnme kararının Ceza Genel Kuruluna gönderildiği anlaşılan dosyada; Hüküm tarihi itibarıyla bölge adliye mahkemelerinin hükmün bozulmasına karar verebileceği hâllerin CMK'nın 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde tahdidi olarak sayılması, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 25. Ceza Dairesinin 07.10.2020 tarihli ve 1265-1196 sayılı kararı ile İlk Derece Mahkemesince verilen hükmün bozulmasında gösterdiği "katılan mağdurun velayet hakkı bulunmayan babasının tanık olarak dinlenmesi, katılma hakkının sorulması, somut olayda TCK’nın 103/4. maddesinin uygulanma koşullarının oluşup oluşmadığının tartışılması" şeklindeki gerekçelerinin CMK'nın 280. maddesinde tahdidi olarak düzenlenen sebeplerden olmaması karşısında İlk Derece Mahkemesi hükmünün bozulmasına karar veremeyeceği kabul edilmelidir. Yapılan açıklamalara ve ulaşılan bu sonuca göre de; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 25. Ceza Dairesince verilen 07.10.2020 tarihli ve 1265-1196 sayılı bozma kararı ile bu karara istinaden yeniden tesis edilen İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 13.01.2021 tarihli ve 369-7 sayılı, 10.03.2023 tarih ve 32-125 sayılı hükümleri ve İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 25. Ceza Dairesinin 11.03.2021 tarihli ve 375-396 sayılı kararının "hukuka açık ve ağır aykırılıkla malul olduklarından hükümsüz", Özel Dairenin, iş bu nitelikteki karar (ve hükümleri) konu edinen 12.10.2022 tarih ve 21378-8978 sayılı ve 03.07.2024 tarih ve 11016-6695 sayılı bozma ile 01.10.2025 tarih ve 4432-7241 sayılı yerinde görülmeyen direnme kararının Ceza Genel Kuruluna gönderilmesine dair kararlarının "hukuki değerden yoksun" sayılmalarına, İsabetsiz bulunan İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 11.02.2025 tarihli ve 455-82 sayılı direnme hükmünün bozulmasına, Dava dosyasının, İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 25.06.2020 tarihli ve 540-139 sayılı hükümle ilgili olarak, gerekiyorsa CMK'nın 280/2. maddesi de gözetilmek suretiyle istinaf incelemesi yapılması için İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 25. Ceza Dairesine gönderilmesine karar verilmelidir. Ulaşılan sonuç karşısında asıl uyuşmazlık konusu değerlendirilmemiştir. V. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 25. Ceza Dairesince verilen 07.10.2020 tarihli ve 1265-1196 sayılı bozma kararı ile bu karara istinaden çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçuna ilişkin olarak yeniden tesis edilen İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 13.01.2021 tarihli ve 369-7 sayılı, 10.03.2023 tarihli ve 32-125 sayılı hükümlerin ve İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 25. Ceza Dairesinin 11.03.2021 tarihli ve 375-396 sayılı kararının "hukuka açık ve ağır aykırılıkla malul olduklarından hükümsüz", Özel Dairenin, iş bu nitelikteki kararı (ve hükümleri) konu edinen 12.10.2022 tarih ve 21378-8978 sayılı, 03.07.2024 tarihli ve 11016-6695 sayılı bozma ile 01.10.2025 tarih ve 4432-7241 sayılı yerinde görülmeyen direnme kararının Ceza Genel Kuruluna gönderilmesine dair kararlarının ise "hukuki değerden yoksun" sayılmalarına, 2- İsabetsiz bulunan İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 11.02.2025 tarihli ve 455-82 sayılı direnme hükmünün, "Mahkemesince verilen 25.06.2020 tarihli ve 540-139 sayılı hükümle ilgili olarak, CMK'nın 280/2. maddesinin emredici hükümleri doğrultusunda İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 25. Ceza Dairesince istinaf incelemesi yapılıp işin doğrudan muktezaya bağlanmasında zorunluluk bulunması" gerekçesiyle diğer yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA, 3- Dava dosyasının, İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 25.06.2020 tarihli ve 540-139 sayılı hükümle ilgili olarak, gerekiyorsa CMK'nın 280/2. maddesi de gözetilmek suretiyle istinaf incelemesi yapılması için İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 25. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 13.05.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2025/613, K. 2026/310, T. 13.05.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-ceza-genel-kurulu-2025-613-e-2026-310-k-5f0d74ae236a