Yargıtay · Ceza Genel Kurulu

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2025/522 E. 2026/14 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
Ceza Genel Kurulu
Esas No
2025/522
Karar No
2026/14
Karar Tarihi

KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 6. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Asliye Ceza SAYISI : 491-802

I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 170/1-c, 62/1, 50/1-a ve 52/2. maddeleri uyarınca 3.000 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin Diyarbakır 8. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 21.05.2015 tarihli ve 877-413 sayılı hükmün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 19.04.2022 tarih ve 25858-6203 sayı ile; "Sanığın müştekinin kendisi hakkında dedikodu yaptığı düşüncesiyle müştekinin ikametine giderek eve doğru ateş etmesi şeklinde gerçekleşen eyleminin TCK'nın 106/2-a maddesinde düzenlenen silahla tehdit suçunu oluşturduğu gözetilmeden, suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçundan cezalandırılmasına karar verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına, karar verilmiştir. Bozma kararına uyan Diyarbakır 8. Asliye Ceza Mahkemesince 09.12.2022 tarih ve 491-802 sayı ile; sanığın silahla tehdit suçundan TCK'nın 106/2-a ve 62/1. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına; ancak önceki hükme yönelik aleyhe temyiz bulunmaması nedeniyle sonuç olarak 3.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, bu hükmün de sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 12.06.2025 tarih ve 16224-6225 sayı ile onanmasına karar verilmiştir. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 28.06.2025 tarih ve 16857 sayı ile; "...Sanık hakkında hüküm kurulduktan sonra 1412 sayılı CMUK'nun 326/son maddesi uyarınca kazanılmış hak nedeniyle toplam cezanın 3.000 TL adli para cezası üzerinden infaz olunacağının belirtilmesi ile yetinilmesi gerekirken, sonuç cezasının 3.000 TL adli para cezası olarak belirlenmesinin yasaya aykırı olduğu," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 6. Ceza Dairesince 16.10.2025 tarih ve 3053-8858 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSU İtirazın kapsamına göre inceleme sanık hakkında silahla tehdit suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçundan 3.000 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin aleyhe temyiz bulunmayan hükmün, Özel Dairece vasıf nedeniyle bozulmasının ardından bozmaya uyan Yerel Mahkemece silahla tehdit suçundan 1 yıl 8 ay hapis cezası verildikten sonra aleyhe temyiz bulunmadığından bahisle "sanığın sonuç olarak 3.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına" karar verilmesinin isabetli olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. IV. OLAY VE OLGULAR Sanığın genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçundan TCK'nın 171/1-c, 62/1, 50/1-a ve 52/2. maddeleri uyarınca 3.000 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin hükmün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince sanığın eyleminin silahla tehdit suçunu oluşturacağından bahisle bozulmasına, bozmaya uyan Yerel Mahkemece sanığın silahla tehdit suçundan TCK'nın 106/2-a ve 62/1. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına; ancak önceki hükme yönelik aleyhe temyiz bulunmaması nedeniyle sanığın sonuç olarak 3.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, bu hükmün de sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince onanmasına karar verildiği anlaşılmaktadır. V. GEREKÇE A. Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar Ayrıntıları Ceza Genel Kurulu'nun 03.04.2012 tarihli ve 353-129 sayılı, 02.07.2025 tarihli ve 102-321 sayılı içtihatlarında da açıklandığı üzere; Konu ile ilgili, mülga 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun, 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca hâlen yürürlükte bulunan 326. maddesinin son fıkrası şöyledir; "Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 291. maddede gösterilen kimseler tarafından temyiz edilmişse, yeniden verilen hüküm, evvelki hükümle tayin edilmiş olan cezadan daha ağır olamaz." 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren CMK'nın 307/4. maddesinde de; "Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 262. maddede gösterilen kimselerce temyiz edilmişse, yeniden verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz." düzenlemesine yer verilmek suretiyle, aleyhe bozmama ilkesi kapsamı ile birlikte korunmuştur. Keza, istinaf kanun yolu bakımından da CMK'nın 283. maddesinde; "İstinaf yoluna yalnız sanık lehine başvurulmuşsa, yeniden verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz." denilerek paralel bir hüküm va'zedilmiş bulunmaktadır. CMK'nın 307/4. maddesinin gerekçesinde ise; "Hüküm yalnız sanık veya avukatı veya 292 nci madde uyarınca yasal temsilcisi ve eşi veya Cumhuriyet savcısı tarafından sanık yararına temyiz edilmişse, bozmadan sonra yapılan yargılama sonunda verilecek ceza, önceki hükümdeki cezadan daha ağır olamaz. Bu kural gerek cezanın türü ve gerekse süresi bakımından geçerli olup, suç niteliği yönünden uygulama yeri bulunmamaktadır." ifadelerine yer verilmiştir. Aleyhe bozma yasağı; "Temyiz davası yalnızca sanık veya müdafii ya da sanık lehine Cumhuriyet savcısı veya sanığın eşi ya da yasal temsilcisi tarafından açıldığında; hükümde, (yaptırımın)/cezanın türü ve ağırlığı bakımından sonucu sanığın aleyhine ağırlaştırıcı, diğer bir deyişle, aleyhe sonuç verici düzeltmelerin yapılamaması veya kurulacak yeni hükümdeki cezanın, sanığın aleyhine olarak ilk hükümden daha ağır olamaması" şeklinde tanımlanmaktadır. Ceza Genel Kurulunun 20.06.2006 tarihli ve 124-165 sayılı kararında; istinaf ve temyiz kanun yolları bakımından pozitif hukukumuzda yer alan cezanın aleyhe değiştirilmemesi ilkesinin, ceza muhakemesinin mutlak ve vazgeçilemez değerleri arasında yer alan ve evrensel hukukun benimsediği bir ilke olmadığı, latince reformatio in pejus olarak adlandırılan, doktrin ve uygulamada ise "Lehe kanun yolu davası üzerine hükmü aleyhe değiştirmeme mecburiyeti, aleyhe düzeltme yasağı, aleyhe bozma yasağı, aleyhe bozmama zorunluluğu, yaptırımı ve sonuçlarını aleyhe kötüleştirememe yasağı, yaptırımı ve sonuçlarını ağırlaştıramama kuralı" olarak ifade edilen bu ilkenin amacının, hükmün aleyhine de bozulabileceğini düşünen sanığın, kanun yoluna başvurmaktan çekinmesinin önüne geçmek ve kanun yoluna başvurma hakkını daha özgürce/etkin kullanabilmesini sağlamak olduğu vurgulanmıştır. Yer verilen düzenlemelerin sarahatine, gerekçelerine ve müstekar uygulamaya göre; zikredilen ilkenin, aleyhe temyiz davası bulunmayan hâllerde münhasıran cezanın nev'i ve miktarı ile sınırlı bir teminat sağladığında şüphe yoktur. Bununla birlikte, mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 11. maddesinde, güvenlik tedbirlerinden olan "hidematı ammeden memnuiyet" cezalar arasında sayılmış, (20, 31, 33. maddelerinde de benzer hükümlere yer verilmiş ) iken, 5237 sayılı TCK'nın sisteminde, güvenlik tedbirleri bir yaptırım olarak varlığını sürdürmekte ise de haksızlığın karşılığı olmak üzere ceza cümlesinden kabul edilmemiştir. Gerçekten TCK'nın 45. maddesinin sarahati ve gerekçesine göre, cezalar; sadece hapis ve adli para cezasıdır. Maamafih, TCK'nın 50. maddesi gereğince ceza yerine hükmolunan seçenek tedbirlerin de bu normun koruma kapsamında olduğu söylenmelidir. (CGK 25.10.2023 tarihli ve 91-547 sayılı kararı) Şu hâlde aleyhe değiştirmeme mecburiyeti, münhasıran cezanın nev'i ve miktarına ilişkin ve bununla sınırlı olup suç vasfının belirlenmesi ile hükmün doğrudan ceza kapsamında değerlendirilemeyecek diğer sonuçları yönünden de bir koruma/teminat sağlamayacağına göre, TCK'nın 45. maddesinde bir ceza türü olarak düzenlenmeyen güvenlik tedbirlerinin de normun koruma alanı dışında tutulması gerekir. Yüksek Ceza Genel Kurulunun 12.12.2006 tarihli ve 301-296 sayılı ile 14.01.2014 tarihli ve 13-5 sayılı kararlarında da aynı sonuca ulaşılmıştır. Diğer taraftan, lehe kanun yolu davası üzerine aleyhe değiştirememe kuralı uyarınca, hakkında gerçek hukuki durumuna uyan (daha ağır) ceza uygulanamayan ve bu suretle ceza miktarı yönünden normatif bir atıfetten faydalanan sanığın, önceki yanılgılı uygulama nedeniyle belirlenen (hafif) sonuç ceza yanında teminat sınırları dışında kalan sonuçlar bakımından da ikinci bir atıfetten faydalanamayacağı ya da ilk atıfetin genişletilemeyeceği hususunda, muadelet ve hakkaniyet temelinde oluşturularak uygulanagelen müstekar içtihattan (CGK. 17.11.1998 tarihli ve 282-348, 23.03.2004 tarihli ve 41-70, 04.03.2008 tarihli ve 47-43, 17.11.2015 tarihli ve 391-408 sayılı kararları vb.) ayrılmayı gerektiren haklı ve güçlü bir gerekçe de bulunmamaktadır. Doğrudan infaz kurum ve kurallarını da düzenleyen (12-16. maddeler gibi) mülga 765 sayılı TCK'nın aksine, 5237 sayılı TCK ya da CMK'da kural olarak belirlenen cezanın infazına ilişkin düzenlemelere yer verilmiş değildir. Hükümde gösterilmesi gereken 58/6, 9, 63, 52/4 vb. maddeler ise istisna kabilindendir. Hükümle verilen ve kesinleşen cezanın; anlam, amaç ve tesirinin infazı ile mümkün olacağında şüphe bulunmadığından, kanunun açıkça emrettiği istisnalar dışında infazına ayrıca hükmetmenin de zaruretinden bahsedilemez. CMK'nın 223/1-5. maddesinde "mahkûmiyet kararı verilmesinden", 230/1-c maddesinde "cezanın ve/veya güvenlik tedbirinin belirlenmesinden", 232/6. maddesinde "verilen ceza miktarı"ndan, TCK'nın 61. maddesinin 7. fıkrasında "Süreli hapis cezasını gerektiren bir suçtan dolayı bu madde hükümlerine göre belirlenen sonuç cezadan" bahsedilmesine ve cezanın infazında tereddüt oluşması ihtimalinde, infaz merciinin takip edeceği yol ve yöntemlerin de 5275 sayılı Kanun'un 98. maddesinde gösterilmiş olmasına nazaran; aleyhe temyiz davası bulunmayan hükmün, Özel Dairece suç vasfı nedeniyle bozulmasının ardından bozmaya uyan Yerel Mahkemece vasfı doğru tayin edilmiş suçtan kurulan hükümde, doğru suç vasfına uygun olarak belirlenen (daha) ağır cezadan sonra, mülga 1412 sayılı CMUK'un 326. maddesinin son fıkrası ya da CMK'nın 307/4. maddesi gereğince, aleyhe değiştirilemeyecek cezaya atfen; "cezası üzerinden infazı" yerine, "sanığın sonuç olarak (aleyhe değiştirilemeyecek ceza) ile cezalandırılmasına" karar verilmesinde usul ve hukuka aykırılık bulunmamaktadır. B. Hukuki Değerlendirme Genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçundan 3.000 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına karar verilen sanığın temyizi üzerine, aleyhe temyiz bulunmayan hükmü inceleyen Özel Dairece, eylemin silahla tehdit suçunu oluşturacağından bahisle bozma kararı verilmesinin ardından Yerel Mahkemece bu kez sanığın silahla tehdit suçundan 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ancak aleyhe bozma yasağı sebebiyle "sonuç olarak 3.000 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına" ilişkin tesis edilen hükmü onayan Özel Daire kararında isabetsizlik görülmemiştir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; Sanık hakkında genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçundan 3.000 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin aleyhe temyiz bulunmayan hükmün Özel Dairece vasıf nedeniyle bozulmasından sonra, bozmaya uyan Yerel Mahkemece sanık hakkında silahla tehdit suçundan 1 yıl 8 ay hapis cezası verildikten sonra aleyhe temyiz bulunmadığından bahisle 'sonuç olarak 3.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına' karar verilmesinin isabetli olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca, sanığın mala zarar verme, korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda silahla ateş etme suçunu işlediği iddiasıyla cezalandırılması istemi ile mahkemeye kamu davası açılmıştır. Diyarbakır 8. Asliye Ceza Mahkemesince, sanık hakkında genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçundan, TCK' nun 171/c, 62, 51-a, maddesi gereğince 3.000 TL Adli Para Cezasına karar verilmiştir. Hükmün sanık tarafından vasıftan temyizi üzerine, sanığın müştekinin kendisi hakkında dedikodu yaptığı düşüncesiyle müştekinin ikametine giderek eve doğru ateş etmesi şeklinde gerçekleşen eyleminin TCK'nın 106/2-a maddesinde düzenlenen silahla tehdit suçunu oluşturduğu gözetilmeden, suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçundan cezalandırılmasına karar verilmesi nedeniyle kararın bozulmasına ve CMUK.nın 326/son maddeleri gereğince ceza miktarı yönünden kazanılmış hakkının saklı tutulmasına karar vermiştir. Bozma kararına uyan yerel mahkeme sanık hakkında silahla tehdit suçundan, TCK 106/2-a, 62. Maddeleri gereğince 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, kazanılmış hak nedeniyle sanığın CMUK 326/son maddesi gereğince '3.000 TL Adli Para Cezası ile cezalandırılmasına' karar vermiştir. Hükmün süresi içerisinde sanık tarafından temyiz edildiği, Yargıtay C. Başsavcılığı tarafından düzenlenen tebliğname ile CMUK 322. maddesi uyarınca, hükümde bulunan '3.000 TL ile cezalandırılmasına' ifadesinin '3.000 TL üzerinden infaz olunmasına,' şeklinde düzeltilmek suretiyle hükmün onanması,' talep edilmiştir. Yüksek Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 12.06.2025 gün ve 2023/16224 Esas, 2025/6225 Karar sayılı ilamı ile; 'Düzeltilerek onama talebi kabul edilmeyerek, hükmün oy birliğiyle onanmasına,' karar verilmiştir. Yargıtay Başsavcılığının itirazı doğru olmasına rağmen itirazı Red eden Sayın çoğunluğun Kararına muhalifim. Şöyleki; Yüksek Daire ile Yargıtay Başsavcılığı arasında oluşan uyuşmazlık; kazanılmış hakka konu cezanın ceza hükmü mü? yoksa infazda gözetilmesi gereken bir ceza mı? olduğu hususuna ilişkindir. Cezayı aleyhe değiştirme yasağı öğreti ve uygulamada; 'İstinaf ya da temyiz kanun yoluna yalnızca sanık veya müdafii ya da sanık lehine Cumhuriyet savcısı veya sanığın eşi ya da yasal temsilcisi tarafından başvurulduğunda hükümde yaptırımın türü ve ağırlığı bakımından sonucu sanığın aleyhine ağırlaştırıcı, diğer bir anlatımla aleyhe sonuç verici düzeltmelerin yapılamaması veya kurulacak yeni hükümdeki cezanın sanığın aleyhine olarak ilk hükümden daha ağır olamaması' şeklinde tanımlanmaktadır. Cezayı aleyhe değiştirme yasağı, hükmün istinaf ya da temyiz incelemesine başlarken, bakış açısını belirleyen bir usul kuralı olduğu gibi, bozmadan sonraki aşamada da ceza miktarının sınırını belirleyen bir yargılama ilkesidir. Bu sebeple istinaf veya temyiz incelemesinde öncelikle kanun yoluna ilişkin başvurunun lehe veya aleyhe mi olduğu tespit edilip, inceleme buna göre yapılmalı ve sanık lehine tecelli eden bir hatanın doğuracağı hukuki neticeler aleyhte başvuru bulunmadıkça değiştirilmemelidir. Latince 'Reformatio in pejus' olarak adlandırılan, öğreti ve uygulamada ise, 'Lehe kanun yolu davası üzerine hükmü aleyhe değiştirmeme, aleyhe bozmama zorunluluğu, aleyhe düzeltme yasağı, yaptırım ve sonuçlarını aleyhe kötüleştirememe ya da ağırlaştıramama kuralı, aleyhe bozma yasağı' olarak ifade edilen bu ilkenin amacı; hükmün aleyhine bozulabileceğini düşünen sanığın bazı davalarda istinaf ya da temyiz kanun yoluna başvurmaktan çekinmesinin önüne geçmek ve kanun yoluna başvurma hakkını daha özgürce kullanabilmesini sağlamaktır. Bu kuralla ilgili olarak istinaf kanun yolu bakımından CMK'nın 283. maddesinde; 'İstinaf yoluna yalnız sanık lehine başvurulmuşsa, yeniden verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz.' şeklinde, temyiz kanun yolu açısından ise CMK'nın 307. maddesinin beşinci fıkrasında; 'Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 262. maddede gösterilen kimselerce temyiz edilmişse yeniden verilen hüküm önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz.' biçiminde düzenlemelere yer verilmiştir. Kanundaki bu düzenlemelerden de anlaşılacağı üzere; yaptırımı ve sonuçlarını aleyhe değiştirme yasağının kapsamı yalnızca ceza miktarı ile sınırlı olacak, sanık veya onun lehine ilgililer tarafından istinaf ya da temyiz davası açıldığında, hem yasa yolu makamınca hükmün bozulmasından sonra yapılan yargılama aşamasında, hem de bölge adliye mahkemesi ceza dairesince ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden hüküm kurulması aşamasında belirlenen ceza ve sonuç, önceki hükümle belirlenen cezadan ve sonuçtan daha ağır olamayacaktır. Gerek bölge adliye mahkemesi ceza dairesince ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden verilen hükümde, gerekse yasa yolu makamının bozma kararı üzerine yerel mahkemece kurulan hükümde, yaptırım ve sonuçları aleyhe değiştirme yasağına aykırılığın söz konusu olup olmadığı, önceki ve sonraki hükümlerde yer alan ceza ve yaptırımların tüm yönleri ile karşılaştırılması suretiyle belirlenecektir. Ceza Genel Kurulunun 20.06.2006 tarihli ve 124-165 sayılı kararında; istinaf ve temyiz kanun yolları bakımından pozitif hukukumuzda yer alan 'cezanın aleyhe değiştirilmemesi' ilkesinin, ceza muhakemesinin mutlak ve vazgeçilemez değerleri arasında yer alan ve evrensel hukukun benimsediği bir ilke olmadığı, kanunun düzenleniş biçimi ve amacı itibarıyla, asıl ceza yargılamasında verilen kararlara karşı kesin hükme kadar masumiyet karinesinden yararlanma hakkı bulunan sanığın istinaf veya temyiz kanun yoluna başvurudan çekinmemesini temine yönelik bir prensip olduğu açıklanmıştır. Belirtildiği üzere aleyhe değiştirme yasağı münhasıran cezalar ile ilgili ve sınırlı olup, fiilin nitelendirilmesinde ve suç adının belirlenmesinde geçerli değildir. Cezalar 5237 sayılı TCK'nın 45. maddesinde; hapis ve adli para cezaları olarak sayıldığından, cezalar arasında sayılmayan güvenlik tedbirleri ile diğer müesseselerin bu yasak kapsamda değerlendirilemeyeceği Ceza Genel Kurulunca duraksamasız olarak kabul edilmiştir. Öte yandan, istinaf ya da temyiz kanun yoluna yalnızca sanık veya sanık lehine Cumhuriyet savcısı ya da CMK’nın 262. maddesi uyarınca sanığın eşi veya yasal temsilcisi tarafından başvurulması nedeniyle aleyhe değiştirme yasağı kuralı gereğince belirlenen ceza, sanığın sabit kabul edilen eyleminin karşılığı olan asıl ceza olmayıp CMK’nın 2 83... . maddelerinde belirtilen koşul ve kural gereği zorunlu olarak belirlenen ve infaz edilmesi gereken cezadır. Buradan hareketle, cezanın yasal sonuçlarının aleyhe değiştirme yasağı kuralınca zorunlu olarak belirlenen cezaya göre değil, hükmolunması gereken diğer bir anlatımla sabit olan suç için tespit edilen asıl cezaya göre belirlenmesi gerektiği sonucuna ulaşmak yanlış bir değerlendirme olmayacaktır. Nitekim, Ceza Genel Kurulunun 17.11.1998 tarihli ve 282-348 sayılı,; 'Sanığın cezasının 6 ay 20 gün hapis cezası olarak yerine getirilmesinin belirtilmiş olmasındaki amaç; eylemin karşılığının sonuçta bu miktar ve tür ceza olduğunu göstermek değil, CYUY.nın 326. maddesinin 4. fıkrasında düzenlenen koşul ve kural gereği, zorunlu olarak infaz edilebilecek cezanın tür ve miktarını belirlemektir.' şeklindeki kararı. Ceza Genel Kurulunun 23.03.2004 tarihli ve 41-70 sayılı 'Son hükümde, sanığın cezasının 11... gün olarak belirlenmesindeki amaç, eylemin karşılığının sonuçta bu miktar ceza olduğunu göstermek değil, CYUY.nın 326. maddesinin 4. fıkrasında düzenlenen koşul ve kural gereği, zorunlu olarak infaz edilebilecek cezanın tür ve miktarını belirlemektir.' biçimindeki kararı. Ceza Genel Kurulunun 04.03.2008 tarihli ve 47-43 sayılı 'Şu halde, suç tarihinin 19.04.2005 olduğu da nazara alındığında; uygulama yeri olmayan 5237 sayılı Yasanın 150/2. maddesinin yerel Mahkemece uygulanmış olması sebebiyle ceza 2 yıl 1 ay hapse kadar düşmüş ve Çocuk Koruma Yasasının 23. maddesinde düzenlenmiş bulunan ‘hükmün açıklanmasının ertelenmesi’ müessesesinin uygulanabilirlik sınırları içerisine girmiş ise de; sanığın sabit kabul edilen eyleminin asıl cezası 2 yıl 1 ay olmayıp, 4 yıl 2 ay olduğundan; hükmolunması gereken ceza miktarı itibarıyla, 5395 sayılı Yasanın 23. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına olanak bulunmamaktadır. Aksi hâl sanığın; önceki yanılgılı uygulama nedeniyle ortaya çıkan hafif sonuç cezadan, ikinci kez mahkûmiyetin sonuçlarını da kapsayacak şekilde yararlandırılmasını sağlayacak, sanığa daha önce bir kez tanınmış olan atıfet genişletilmek suretiyle hakkaniyete aykırı sonuçların doğmasına, adalet ve eşitlik ilkelerinin zedelenmesine yol açılmış olacaktır.' açıklamalarını içeren kararlarında da, aleyhe değiştirme yasağı uyarınca belirlenen cezanın, sabit kabul edilen eylemin asıl cezasını değil, infaz edilmesi gereken cezayı ifade ettiği açıkça vurgulanmıştır. Somut olaya bakıldığında; Sanık hakkında hüküm kurulduktan sonra 1412 sayılı CMUK'nun 326/son maddesi uyarınca kazanılmış hak nedeniyle toplam cezanın 3.000 TL adli para cezası üzerinden infaz olunacağının belirtilmesi ile yetinilmesi gerekirken, sonuç cezasının 3.000 TL adli para cezası olarak belirlenmesi yasaya aykırı olduğundan, sanığın temyiz talebinin bu yönden kabulü ile hükmün CMUK’nun 321 nci maddesi gereğince bozulması, ancak bu husus yeniden yargılanmayı gerektirmediğinden, CMUK'nun 322 nci maddesi uyarınca, hükümde bulunan '3.000 TL ile cezalandırılmasına' ifadesinin '3.000 TL üzerinden infaz olunmasına' şeklinde düzeltilmek suretiyle hükmün düzeltilerek onanması gerekirken, bu yönüyle itiraz eden Yargıtay C. Başsavcılığının itirazı kabul edilmesi gerekirken, itirazın reddine karar veren sayın çoğunluğun kararına muhalifim." şeklindeki gerekçeyle, Çoğunluk görüşüne katılmayan dokuz Ceza Genel Kurulu Üyesi de; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle, Karşı oy kullanmışlardır. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 03.12.2025 tarihinde yapılan birinci müzakerede yasal ve yeterli çoğunluk sağlanamadığından 07.01.2026 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

Atıf: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2025/522, K. 2026/14, T. 07.01.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-ceza-genel-kurulu-2025-522-e-2026-14-k-94ca1e6ecd02