Yargıtay · Ceza Genel Kurulu
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2023/552 E. 2026/103 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- Ceza Genel Kurulu
- Esas No
- 2023/552
- Karar No
- 2026/103
- Karar Tarihi
KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 637-18
I. HUKUKÎ SÜREÇ Çocuğun basit cinsel istismarı suçundan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103/1-1.cümle, 62, 53... . maddeleri uyarınca 6 yıl 8 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Akhisar Ağır Ceza Mahkemesince verilen 18.11.2021 tarihli ve 448-477 sayılı hükümlere yönelik katılan vekili ve sanık müdafii tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine dosyayı inceleyen İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesince 16.02.2022 tarih ve 136-157 sayı ile istinaf başvurusunun esastan reddine, bu kararın da katılan vekili ve sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 01.11.2022 tarih, 10833-9748 sayı ve oy çokluğu ile; "...Mağdurenin aşamalardaki samimi anlatımları, savunma ile tüm dosya kapsamına göre olay günü sanığın, havuzdaki kaydıraktan kayarken bacaklarını mağdurenin beline sarıp elleri ile göğüslerini okşamak ve havuza düştükten sonra kalçasını sıkmak şeklindeki eyleminin kısa süreli, ani ve kesintili gerçekleşmesi nedeniyle sarkıntılık düzeyinde kaldığı nazara alınarak ilk derece mahkemesince hüküm kurulması gerekirken suç vasfının tayininde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde karar verilmesi karşısında, söz konusu hükme yönelik istinaf başvurusunun kabulü yerine esastan reddedilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Daire Üyeleri ... ve ...; "Mağdure ...’nun yüzme havuzunda bulunan kaydıraktan kaydığı sırada sanık ...’ın kaydırakta görevli tanık ...’ın mağdurenin kaydıraktan kaydıktan sonra kaydırağı kullanması yönünde ikazına uymayarak hemen arkasından kaydığı, mağdureyi kaydırağın ortasında yakaladığı, bacakları ile mağdurenin belini sardığı, elleri ile göğüslerini okşadığı, bu şekilde kayarak havuza beraber düştükten sonra eylemine devam ederek mağdurenin kalçasını sıktığı hususları sabit kabul edilen olayda, mağdurenin havuz kıyafetleri olduğu halde çıplak vücut üzerinde yapılan, cinsel bölgeleri hedef alarak mağdurenin vücudunun sanık tarafından hâkimiyet altına alınması şeklinde gerçekleşen ve ani kesintili, kısa süreli sayılamayacak eylemlerinin çocuğun cinsel istismarı suçunu oluşturduğu," düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. Akhisar Ağır Ceza Mahkemesi ise 17.01.2023 tarih ve 637-18 sayı ile bozma kararına direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir. Direnme kararına konu bu hükmün mağdure vekili, sanık müdafii ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 27.03.2023 tarihli ve 27318 sayılı bozma istekli tebliğnamesi ile dosya CMK'nın 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, Yargıtay 9. Ceza Dairesince 06.09.2023 tarih ve 4925-4830 sayı ile; mağdure vekilinin temyiz isteminin oy birliğiyle reddine karar verilip sanık müdafii ile katılan vekilinin temyiz istemleri ile sınırlı yapılan inceleme sonucunda direnme kararının oy çokluğu ile yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan nedenlerle karara bağlanmıştır. II. UYUŞMAZLIK KONUSU VE ÖN SORUN Özel Daire çoğunluğu ile İlk Derece Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa isnat olunan eylemin çocuğun basit cinsel istismarı suçunu mu yoksa sarkıntılık suretiyle çocuğun çocuğun cinsel istismarı suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 27. maddesi uyarınca öncelikle; direnme kararına konu hüküm kurulmadan önce usulüne uygun olarak Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki görüşünün alınıp alınmadığının, bu bağlamda hazır bulunan sanık ve müdafiine esasa ilişkin savunma yapma imkânı tanınmadan ve ayrıca hazır bulundukları oturumda son söz sanığa verilmeden yargılamaya son verilip hüküm kurulmasının savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğurup doğurmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. III. ÖN SORUNA İLİŞKİN BİLGİLER İncelenen dosya kapsamından; Akhisar Ağır Ceza Mahkemesince bozmadan sonra yapılan yargılamada, 17.01.2023 tarihli oturumda bozma ilamı okunarak duruşmada hazır bulunan sanık ve müdafii, mağdure vekili ile Cumhuriyet savcısına bozma ilamına karşı diyeceklerinin sorulduğu, Cumhuriyet savcısının "Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 2022/108 33... /9748 karar sayılı 01.11.2022 tarihli ilamına direnilmesini karar verilmesi ve tutuklu sanığın tutukluluk hâlinin devamına karar verilmesi talep olunur." şeklindeki beyanından sonra esas hakkındaki görüşü sorulmadan ve oturumda hazır bulunan sanık ve müdafiine esasa ilişkin savunma yapma imkânı tanınmadan ve ayrıca Cumhuriyet savcısının bozma ilamına karşı beyanda bulunmasından sonra mağdure vekili ve sanık müdafiine söz verilip hazır bulunan sanığa son söz verilmeden duruşmaya son verilip direnme kararına konu hükmün kurulduğu anlaşılmaktadır. IV. GEREKÇE Ön sorun ile ilgili CMK'da yer alan yasal düzenlemeler şöyledir: "Kararların verilmesi usulü Madde 33 – (1) Duruşmada verilecek kararlar, Cumhuriyet savcısı, duruşmada hazır bulunan müdafi, vekil ve diğer ilgililer dinlendikten; duruşma dışındaki kararlar, Cumhuriyet savcısının yazılı veya sözlü görüşü alındıktan sonra verilir." "Delillerin tartışılması Madde 216 –1) Ortaya konulan delillerle ilgili tartışmada söz, sırasıyla katılana veya vekiline, Cumhuriyet savcısına, sanığa ve müdafiine veya kanunî temsilcisine verilir. 2) Cumhuriyet savcısı, katılan veya vekili, sanığın, müdafiinin veya kanunî temsilcisinin açıklamalarına; sanık ve müdafii ya da kanunî temsilcisi de Cumhuriyet savcısının ve katılanın veya vekilinin açıklamalarına cevap verebilir. 3) Hükümden önce son söz, hazır bulunan sanığa verilir. Bu aşamada zorunlu müdafiin hazır bulunmaması hükmün açıklanmasına engel teşkil etmez." "Davaya yeniden bakacak mahkemenin işlemleri Madde 307 – (1) Yargıtaydan verilen bozma kararı üzerine davaya yeniden bakacak bölge adliye veya ilk derece mahkemesi, ilgililere bozmaya karşı diyeceklerini sorar. ... (4) Yargıtaydan verilen bozma kararına bölge adliye veya ilk derece mahkemesinin direnme hakkı vardır. .." Amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmak olan ceza yargılamasının özünü; yargılamanın asıl sujeleri tarafından, silahların eşitliği, yüzyüzelik ve doğrudan doğruyalık ilkeleri doğrultusunda icra edilecek olan ve çelişmeli yargılamaya imkan sağlayan kolektif bir kurum olarak aleni duruşma/celse oluşturur. Duruşmaya ara verilmeksizin devam edilerek hüküm verilir (CMK madde 190). CMK'nın 191. madesinde öngörülen usule göre başlayan duruşmada sanık açıklamada bulunmaya hazır olduğunu bildirdiğinde, usulüne göre sorgusu yapılır. Sanığın sorguya çekilmesinden sonra delillerin ortaya konulmasına başlanır (CMK madde 206/1). Cumhuriyet savcısı, müdafi veya vekil sıfatıyla duruşmaya katılan avukat; sanığa, katılana, tanıklara, bilirkişilere ve duruşmaya çağrılmış diğer kişilere, duruşma disiplinine uygun olarak doğrudan soru yöneltebilirler. Sanık ve katılan da mahkeme başkanı veya hâkim aracılığı ile soru yöneltebilir (CMK madde 201/1). Ortaya konulan delillerle ilgili tartışmada söz, sırasıyla katılana veya vekiline, Cumhuriyet savcısına, sanığa ve müdafiine veya kanunî temsilcisine verilir. Cumhuriyet savcısı, katılan veya vekili, sanığın, müdafiinin veya kanunî temsilcisinin açıklamalarına; sanık ve müdafii ya da kanunî temsilcisi de Cumhuriyet savcısının ve katılanın veya vekilinin açıklamalarına cevap verebilir (CMK madde 201/1). İddianame çerçevesinde, iddia makamı ve katılan/müşteki-mağdur tarafın ileri sürdüğü iddialar ile savunmanın serdedilmesi ve ikame olunan delillerin huzurda tartışılmasından sonra iş bu kolektif yargısal faaliyetin, ihtilafı çözme/sonuç çıkarma/hüküm kurma aşamasına geçilecektir. Gelinen bu aşamada sanığın hukuki durumu henüz bir yargı kararı ile belirlilik kazanmadığından iddia makamının, yapılan yargılama, mevcut ve ikame olunan delil(lerin) durumu ve gelişen/değişen süreç itibariyle son görüşünün ne olduğunun bilinmesi, etkin bir savunma hakkının kullanılması bağlamında büyük önem arz eder. Bu nedenledir ki kanun vazıı, CMK'nın 33. maddesinde; "Duruşmada verilecek kararlar, Cumhuriyet savcısı, duruşmada hazır bulunan müdafi, vekil ve diğer ilgililer dinlendikten...sonra verilir." diyerek, Cumhuriyet savcısı yönünden emredici bir düzenlemeye yer vermiştir. Cumhuriyet savcısının bu görüşünün/esas hakkındaki mütalaasının, doğrudan ya da iddianameye veya zikredilen özellikleri taşıyan önceki mütalaaya atfen de olsa; sanığa isnat edilen maddi vakıayı, bu vakıanın hukuki nitelendirmesini ve mahkûmiyete dair ise nitelendirmeyle ilgili kanun maddelerini açık ve anlaşılır biçimde gösteriyor olması lazım gelir. Bu konuda doktrin görüşleri de şöyledir; "İddia makamı, muhakeme boyunca, mütalaa mahiyetindeki hükümleri ile hâkime ışık tutacak, muhakemede tez ileri sürüp sentez elde edilmesine çalışacaktır... Savcılık son kararın nasıl olması gerektiği hakkındaki görüşünü esas hakkındaki mütalaası ile açıklayacak ve artık şüphesi kalmayıp mahkûmiyet kararı verilmesini düşünüyorsa o zaman, sanığın cezalandırılmasını isteyecektir... Tartışma sadece maddi meseleye taalluk etmez; muhakeme hukuki meseleyi de çözeceğinden, bu mesele hakkındaki görüşler de iddiada yer alacaktır." (Prof. Dr. Nurullah Kunter, Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta Yayınları, 9. bası, İstanbul, s.193, 936-937); "Ceza muhakemesi hükmünün kollektif olması gerekmesi sebebiyle, savcının son soruşturma safhasının sonuç çıkarma devresinde düşüncelerini bildirmesi yani esas hakkındaki mütalâasının serdetmesi, vazgeçilmez bir zarurettir. Diğer ilgililerin bir şey söylemeksizin işi mahkemenin kararına terk etmeleri mümkün görülebilmekle beraber, savcı bakımından böyle bir şey söz konusu olamaz; savcı her halde en son iddialarını söylemelidir. Bu itibarla, savcılık talep veya iddia durumunda olduğu konularda keyfiyeti hâkime (veya hâkimin takdirine) bıraktığını beyan ile yetinemez... Savcının esas hakkındaki mütalâasının alınması mecburî olmakla beraber, yargıcın bu ödevini yerine getirmekten kaçınan savcıyı zorlamak yetkisi bulunmadığından, bu gibi hallerde son kararın esas hakkındaki mütalâa alınmadan verilebilmesi de kabul edilmektedir. Ancak böyle bir durum ceza muhakemesi hükmünün kollektif olmasına engel teşkil edeceğinden, yargıç veya mahkeme başkanı hiç olmazsa makamın başı olan savcıya müracaat edebilmeli ve esas hakkındaki mütalâasını vermeyi red eden yardımcı yerine bir başkasının duruşmaya çıkarılmasını talep edebilmelidir... Esas hakkındaki mütalaanın sadece sübuta yani maddi meseleye değil, hukuki meseleye de taalluk etmesi gerekir. Muhakemenin aynı zamanda hukuki meseleyi de halletmek zorunda olması, savcının bu konudaki düşüncelerini de bildirmesini gerektirmektedir." (Dr. Selahattin Keyman, Ceza Muhakemesinde Savcılık, Sevinç Matbaası, Ankara, 1970, s. 258-262). Diğer taraftan müstekar uygulamalara göre; Yargıtayın bozma ilamı ile derece mahkemelerince verilen hüküm ve kararlar ortadan kalkarlar. Bozmadan sonraki serbestlik ilkesi kapsamında mahkemeler kural olarak bozmadan sonra gerek bir önceki kararlarından, gerekse bozma ilamından tamamen farklı bir sonuca ulaşıp apayrı bir hüküm/karar tesis edebilirler. Bu ilkenin istisnalarından birini direnme/ısrar kararı oluşturur (CMK madde 307/4). Yargıtaydan verilen bozma kararı üzerine davaya yeniden bakacak bölge adliye veya ilk derece mahkemesi, ilgililere bozmaya karşı diyeceklerini sorar (CMK madde 307/1). Cumhuriyet savcısının bozmaya karşı diyeceklerini bildirmesi ile esas hakkındaki mütalaasını sunması, prensip olarak farklı fonksiyonları ve sonuçları olan savcılık işlemleridir. Bu nedenledir ki Yargıtaydan verilen bozma kararı üzerine davaya yeniden bakacak derece mahkemesi, bozma kararına uysa da önceki kararında ısrar etse de Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki mütalaasının, savunma hakkının etkin kullanılabilmesine imkân sağlayacak açıklık ve yeterlilikte olması usuli bir mecburiyettir. Keza hüküm, Cumhuriyet savcısı, duruşmada hazır bulunan müdafii ve diğer ilgililer dinlendikten sonra verilebilir (CMK madde 33). Hükümden önce son söz, hazır bulunan sanığa verilir (CMK madde 216/3). Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki mütalaasından sonra hazır bulunan sanık ve müdafii dinlenmeli, her halûkârda hükümden önce son söz, hazır bulunan sanığa verilmelidir. Temyiz mercisince verilen bozma kararından sonra ilk derece mahkemeleri tarafından yargılamaya devam olunduğunda, dava henüz sonuçlanmamış bulunduğundan, ilk defa hüküm kurulurken son sözün sanığa verilmesi kuralı, bozmadan sonra başlayan yargılamalarda da kamu davasının kesintisizliği ve sürekliliği ilkesinin doğal bir sonucu olarak aynen geçerli olacaktır. Kovuşturmanın sona erdirilip hükmün tesis ve tefhimine geçilmesinden önce son söz alan tarafın sanık olması gerektiği şeklinde anlaşılması gereken son sözün sanığa verilmesi kuralına uyulmaması hâli, gerek savunma hakkının sınırlandırılamayacağı ilkesine, gerekse CMK'nın 216. maddesinin üçüncü fıkrasına açık aykırılık teşkil edecek ve bu durum, temyiz incelemesi aşamasında hükmün esasına geçilmeden önce bozma nedeni kabul edilecektir. Öğretide; "Son söz sanığındır. Son sözün sanığa verilmesi, müdafaa bakımından çok önemlidir. Bunun içindir ki son sözün hazır bulunan sanığa verilmemesi mutlak temyiz sebebi, hukuka kesin aykırılık ve dolayısıyla bozma sebebi sayılmaktadır." (Nurullah Kunter-Feridun Yenisey-Ayşe Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku, 18. Baskı, Beta Yayınları, İstanbul 2014, s. 1484.); "Hüküm safhasına geçmeden önce son söz hazır olan sanığa verilmek zorundadır. Bu hüküm silahların eşitliği ve suçsuzluk karinesi ilkelerinin gereği olarak düzenlenmiş, uyulması zorunlu ve emredici bir hükümdür. Son sözün sanığa verilmesi bozmadan sonraki yargılamada da uyulması zorunlu bir usul kuralıdır." (Yener Ünver-Hakan Hakeri, Ceza Muhakemesi Hukuku, 7. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara 2013, cilt: 2, s. 146–149.) şeklinde görüşler ileri sürülmek suretiyle, hükmün tesis ve tefhim edildiği duruşmada hazır bulunan sanığa mutlaka son sözün verilmesi gerektiği düşüncesi ittifakla benimsenmiştir. Bu açıklamalar ışığında ön sorun değerlendirildiğinde: Bozmadan sonra yapılan yargılamanın 17.01.2023 tarihli celsesinde bozma ilamı okunarak duruşmada hazır bulunan sanık, müdafii, mağdure vekili ile Cumhuriyet savcısına bozma ilamına karşı diyeceklerinin sorulduğu, Cumhuriyet savcısı tarafından serdedilen; "Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 2022/108 33... /9748 karar sayılı 01.11.2022 tarihli ilamına direnilmesini karar verilmesi ve tutuklu sanığın tutukluluk hâlinin devamına karar verilmesi talep olunur." şeklindeki düşüncenin, usule uygun geçerli ve yeterli esas hakkında mütalaa olarak kabul edilmesi mümkün bulunmadığı gibi hazır bulunan sanık ve müdafiine esas hakkında savunma imkânı da tanınmadığından ve ayrıca Cumhuriyet savcısının bozma ilamına karşı beyanda bulunmasından sonra CMK'nın 216. maddesinin üçüncü fıkrasına açıkça aykırı şekilde son sözün hazır bulunan sanığa verilmediğinden savunma hakkının kısıtlandığı kabul edilmelidir. Bu itibarla, İlk Derece Mahkemesinin direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün yukarıda açıklanan usule aykırılıklar nedeniyle diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmelidir. V. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Akhisar Ağır Ceza Mahkemesinin 17.01.2023 tarihli ve 637-18 sayılı direnme kararına konu hükmünün; Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki görüşü alınmadan, hazır bulunan sanık ve müdafiine esasa ilişkin savunma yapma imkânı tanınmadan ve sanığa son söz hakkı verilmeden yargılamanın bitirilmesi suretiyle sanığın savunma hakkının kısıtlanması isabetsizliğinden diğer yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA, 2- Dosyanın, İlk Derece Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 18.02.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.