Yargıtay · Ceza Genel Kurulu

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2025/392 E. 2026/213 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
Ceza Genel Kurulu
Esas No
2025/392
Karar No
2026/213
Karar Tarihi

KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 307-7

I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın, katılan mağdura yönelik 2016 yılındaki eylemi nedeniyle çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun, 6763 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten önceki 103/2, 53... . maddeleri uyarınca 16 yıl hapis; 03.01.2022 tarihli eylemi nedeni ile de çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan TCK'nın 6763 sayılı Kanun ile değişik 103/2, 53... . maddeleri uyarınca 16 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Kocaeli 4. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 08.06.2023 tarihli ve 167-146 sayılı, resen istinafa tabi hükümlerin Cumhuriyet savcısı, sanık müdafii, katılan mağdur vekili ve katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesince 24.11.2023 tarih ve 1893-1924 sayı ile istinaf başvurularının esastan reddine; bu kararın sanık müdafii, katılan mağdur vekili ve katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 21.05.2024 tarih ve 2037-4833 sayı ile; "...Sanığın, bir suç işleme kararının icrası kapsamında mağdura yönelik on iki yaşında başlayıp aralıklarla on beş yaşına kadar devam eden dönem içerisinde sırasıyla nitelikli, basit ve nitelikli cinsel istismar eylemlerinde bulunması ile ilgili olarak Mahkemece 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanunla cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda yapılan değişiklik de nazara alınıp sanığın mağdura yönelik 2016 yılındaki anal yoldan organ sokma suretiyle gerçekleşen eylemi için çocuğun nitelikli cinsel istismarı, 2017 yılında gerçekleşen eylemi içinde 6763 sayılı Kanunla cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda yapılan değişiklik de nazara alınıp sarkıntılık suretiyle çocuğun cinsel istismarı ve bundan sonraki 2022 yılında gerçekleşen fiilin ise çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçlarını oluşturduğunun kabulü ile yazılı şekilde her üç suçtan ayrı ayrı hükümler kurulmuş ise de tüm dosya içeriğine göre, sanığın suç işleme kastının yenilendiğini gösterir delillerin bulunmaması karşısında eylemlerinin zincirleme şekilde olduğu gözetilerek 65 45... sayılı Kanunla yapılan değişiklikler de nazara alınıp belirlenecek lehe Kanuna göre hüküm kurulması gerekmekte olup bunun için zincirleme suç tarihleri ile uygulanacak kanun maddelerinin belirlenmesi hususunda Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 21.05.2013 tarihli ve 2012/13-1543 Esas, 2013/257 Karar sayılı ilamı dikkate alınarak yapılan değerlendirmede, anılan kararda yer alan '...5237 sayılı TCK'nın 43/1. maddesinde yer alan 'Bir suç işleme kararının icrası kapsamında değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir' şeklindeki düzenleme nazara alındığında, zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için aynı suçun değişik zamanlarda birden fazla işlenmesi, işlenen suçların mağdurlarının aynı kişi olması, bu suçların aynı suç işleme kararı altında işlenmesi gerekmektedir. Buna göre zincirleme suçta işlenen suçlar esasen müstakil varlıklarını sürdürmekle birlikte sanığın yararına olacak şekilde her bir suçtan ayrı ayrı ceza tayini yerine bu suçların sonuç ceza miktarı itibariyle en ağırından belirlenecek cezada eylemlerin zincirleme şekilde gerçekleşmesi nedeniyle 43. maddede belirtilen oranlar dahilinde arttırım yapılmaktadır. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri aynı suç sayılır. Burada sanığın işlediği suçlardan bir kısmı suçun basit, bir kısmı da nitelikli hali ise ve nitelikli hal daha fazla ceza verilmesini gerektiren bir nitelikli hal ise ceza bunun üzerinden belirlenmeli, ancak nitelikli hal suçun basit şekline göre daha az ceza verilmesini gerektiren bir nitelikli hal ise ceza suçun basit şekli üzerinden belirlenmelidir. Yine suçlardan birisinin tamamlanıp, diğerinin teşebbüs aşamasında kalması durumunda şayet suçlar aynı nitelikte ise tamamlanmış suçtan hüküm kurulmalıdır. Tamamlanmış olan eylem suçun basit halini, teşebbüs aşamasında kalmış eylem ise suçun nitelikli halini oluşturuyorsa, bu durumda her bir suç için o suçun işlendiği tarihte yürürlükte bulunan kanun maddesindeki cezaların tatbiki suretiyle ayrı ayrı uygulama yapılarak sonucuna göre hangi suç daha ağır cezayı gerektiriyor ise o suç üzerinden zincirleme suç hükümleri uygulanmalıdır. Bununla birlikte zincirleme suç hükümleri uygulanarak verilecek ceza, miktar itibariyle teselsülü oluşturan her bir suç için müstakil olarak belirlenen cezalarından en ağırından az ve cezaların toplamlarından ise fazla olmamalıdır' şeklindeki tespitler göz önüne alındığında sanığın, mağdura karşı on iki yaşında başlayıp on beş yaşına kadar süren eylemlerinden dolayı son eylem tarihi zincirleme suç tarihi kabul edilerek 5237 sayılı Kanun'un 43. maddesinin uygulanmasından sonra aynı Kanun'un 61. maddesine göre arttırım ve indirim hükümlerinin uygulanması gerektiği ve bu şekilde lehe Kanun belirlenirken 28.06.2014 tarihinden sonraki dönemde gerçekleşen çocuğun nitelikli cinsel istismarı eylemleri için 6545 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten sonraki 5237 sayılı Kanun'un 103/2. maddesinde öngörülen ceza miktarları nazara alınıp, aynı şekilde mağdura karşı 6763 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden sonraki dönemde gerçekleştirilen çocuğun nitelikli cinsel istismarı eylemleri içinse 6763 sayılı Kanunla değişik 5237 sayılı Kanun'un 103/2. maddesinde önörülen ceza miktarı gözetilip ortaya çıkan sonuç cezaların kendi aralarında mukayese edilmesinin ardından en ağır cezayı gerektiren suç belirlendikten sonra aynı Kanun'un 43. maddesiyle yapılacak arttırımın bu suç için saptanan ceza miktarı üzerinden yapılması suretiyle hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde uygulama yapılması,'' isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Kocaeli 4. Ağır Ceza Mahkemesi ise 15.01.2025 tarih ve 307-7 sayı ile bozmaya direnerek sanığın önceki hükümler gibi mahkûmiyetine karar vermiştir. Bu hükümlerin de sanık müdafii, katılan mağdur vekili ve katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 19.04.2025 tarihli ve 37093 sayılı onama istekli tebliğnamesi ile dosya CMK'nın 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 30.06.2025 tarih ve 3241-5958 sayı ile direnme kararı yerinde görülmeyerek Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. II. UYUŞMAZLIK KAPSAMI, KONUSU VE ÖN SORUN Direnmenin kapsamına göre inceleme, 2017 yılında katılan mağdura yönelik sarkıntılık suretiyle çocuğun cinsel istismarı ile kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan verilen hükümler süreç içerisinde kesinleştiğinden, sanık hakkında çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan kurulan mahkûmiyet hükümleriyle sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile İlk Derece Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın, katılan mağdura yönelik 12 yaşında başlayıp aralıklarla 15 yaşına kadar devam eden 2016 yılında nitelikli ve 2022 yılında nitelikli cinsel istismar eylemlerinin zincirleme şekilde işlenen cinsel istismar suçunu mu yoksa ayrı ayrı suçları mı oluşturduğunun belirlenmesine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 27. maddesi uyarınca öncelikle; direnme kararına konu hükümler kurulmadan önce usulüne uygun olarak Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki görüşünün alınıp alınmadığının, bu bağlamda hazır bulunan sanık ve müdafilere esasa ilişkin savunma yapma imkânı tanınmadan, ayrıca hazır bulunduğu oturumda son söz sanığa verilmeden yargılamaya son verilip hükümler kurulmasının savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğurup doğurmadığının, değerlendirilmesi gerekmektedir. III. ÖN SORUNA İLİŞKİN BİLGİLER İncelenen dosya kapsamından; Kocaeli 4. Ağır Ceza Mahkemesince bozmadan sonra yapılan yargılamada, 15.01.2025 tarihli oturumda bozma ilamı okunarak sırasıyla duruşmada hazır bulunan katılan mağdur vekiline, sanık müdafiine, tutuklu olan sanığa ve Cumhuriyet savcısına bozma ilamına karşı diyeceklerinin sorulduğu, Cumhuriyet savcısının; "Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nin 21.05.2024 tarih ve 2024/20 37... /4833 karar sayılı bozma ilamına dosya kapsamına, maddi oluşa, yerleşik Yargıtay kararlarına aykırı olduğu düşüncesiyle mahkememizin 08.06.2023 tarih ve 2022/1 67... /146 karar sayılı kararının maddi oluşa, dosya kapsamına ve yerleşik Yargıtay kararlarına uygun olduğu görüşüyle Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 21.05.2024 tarih ve 2024/20 37... /4833 kararına karşı CMK 307/4 maddesi uyarınca direnilmesine karar verilmesi kamu adına talep ve mütalaa olunur,'' şeklindeki beyanından sonra, esas hakkındaki görüşü sorulmadan, oturumda hazır bulunan sanık ve müdafiine esasa ilişkin savunma yapma imkânı tanınmadan ve ayrıca son söz hazır bulunan sanığa verilmeden duruşmaya son verilip direnme kararına konu hükümlerin kurulduğu anlaşılmaktadır. IV. GEREKÇE Ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 20.11.2024 tarihli ve 303-363, 14.05.2025 tarihli ve 197-206 sayılı içtihatları ile müstakar kararlarında açıklandığı üzere; Amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmak olan ceza yargılamasının özünü; yargılamanın asıl sujeleri tarafından, silahların eşitliği, yüzyüzelik ve doğrudan doğruyalık ilkeleri doğrultusunda icra edilecek olan ve çelişmeli yargılamaya imkan sağlayan kolektif bir kurum olarak aleni duruşma/celse oluşturur. Duruşmaya ara verilmeksizin devam edilerek hüküm verilir (CMK madde 190). CMK'nın 191. maddesinde öngörülen usule göre başlayan duruşmada sanık açıklamada bulunmaya hazır olduğunu bildirdiğinde, usulüne göre sorgusu yapılır. Sanığın sorguya çekilmesinden sonra delillerin ortaya konulmasına başlanır (CMK madde 206/1). Cumhuriyet savcısı, müdafi veya vekil sıfatıyla duruşmaya katılan avukat; sanığa, katılana, tanıklara, bilirkişilere ve duruşmaya çağrılmış diğer kişilere, duruşma disiplinine uygun olarak doğrudan soru yöneltebilirler. Sanık ve katılan da mahkeme başkanı veya hâkim aracılığı ile soru yöneltebilir (CMK madde 201/1). Ortaya konulan delillerle ilgili tartışmada söz, sırasıyla katılana veya vekiline, Cumhuriyet savcısına, sanığa ve müdafiine veya kanunî temsilcisine verilir. Cumhuriyet savcısı, katılan veya vekili, sanığın, müdafiinin veya kanunî temsilcisinin açıklamalarına; sanık ve müdafii ya da kanunî temsilcisi de Cumhuriyet savcısının ve katılanın veya vekilinin açıklamalarına cevap verebilir (CMK madde 216). İddianame çerçevesinde, iddia makamı ve katılan/müşteki-mağdur tarafın ileri sürdüğü iddialar ile savunmanın serdedilmesi ve ikame olunan delillerin huzurda tartışılmasından sonra iş bu kolektif yargısal faaliyetin, ihtilafı çözme/sonuç çıkarma/hüküm kurma aşamasına geçilecektir. Gelinen bu aşamada sanığın hukuki durumu henüz bir yargı kararı ile belirlilik kazanmadığından iddia makamının, yapılan yargılama, mevcut ve ikame olunan delil(lerin) durumu ve gelişen/değişen süreç itibariyle son görüşünün ne olduğunun bilinmesi, etkin bir savunma hakkının kullanılması bağlamında büyük önem arz eder. Bu nedenledir ki kanun vazıı, CMK'nın 33. maddesinde; "Duruşmada verilecek kararlar, Cumhuriyet savcısı, duruşmada hazır bulunan müdafi, vekil ve diğer ilgililer dinlendikten...sonra verilir." diyerek, Cumhuriyet savcısı yönünden emredici bir düzenlemeye yer vermiştir. Cumhuriyet savcısının bu görüşünün/esas hakkındaki mütalaasının, doğrudan ya da iddianameye veya zikredilen özellikleri taşıyan önceki mütalaaya atfen de olsa; sanığa isnat edilen maddi vakıayı, bu vakıanın hukuki nitelendirmesini ve mahkûmiyete dair ise nitelendirmeyle ilgili kanun maddelerini açık ve anlaşılır biçimde gösteriyor olması lazım gelir. Bu konuda doktrin görüşleri de şöyledir;"İddia makamı, muhakeme boyunca, mütalaa mahiyetindeki hükümleri ile hâkime ışık tutacak, muhakemede tez ileri sürüp sentez elde edilmesine çalışacaktır... Savcılık son kararın nasıl olması gerektiği hakkındaki görüşünü esas hakkındaki mütalaası ile açıklayacak ve artık şüphesi kalmayıp mahkûmiyet kararı verilmesini düşünüyorsa o zaman, sanığın cezalandırılmasını isteyecektir... Tartışma sadece maddi meseleye taalluk etmez; muhakeme hukuki meseleyi de çözeceğinden, bu mesele hakkındaki görüşler de iddiada yer alacaktır." (Prof. Dr. Nurullah Kunter, Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta Yayınları, 9. bası, İstanbul, s.193, 936-937); "Ceza muhakemesi hükmünün kollektif olması gerekmesi sebebiyle, savcının son soruşturma safhasının sonuç çıkarma devresinde düşüncelerini bildirmesi yani esas hakkındaki mütalâasının serdetmesi, vazgeçilmez bir zarurettir. Diğer ilgililerin bir şey söylemeksizin işi mahkemenin kararına terk etmeleri mümkün görülebilmekle beraber, savcı bakımından böyle bir şey söz konusu olamaz; savcı her halde en son iddialarını söylemelidir.Bu itibarla, savcılık talep veya iddia durumunda olduğu konularda keyfiyeti hâkime (veya hâkimin takdirine) bıraktığını beyan ile yetinemez... Savcının esas hakkındaki mütalâasının alınması mecburî olmakla beraber, yargıcın bu ödevini yerine getirmekten kaçınan savcıyı zorlamak yetkisi bulunmadığından, bu gibi hallerde son kararın esas hakkındaki mütalâa alınmadan verilebilmesi de kabul edilmektedir. Ancak böyle bir durum ceza muhakemesi hükmünün kollektif olmasına engel teşkil edeceğinden, yargıç veya mahkeme başkanı hiç olmazsa makamın başı olan savcıya müracaat edebilmeli ve esas hakkındaki mütalâasını vermeyi red eden yardımcı yerine bir başkasının duruşmaya çıkarılmasını talep edebilmelidir... Esas hakkındaki mütalaanın sadece sübuta yani maddi meseleye değil, hukuki meseleye de taalluk etmesi gerekir. Muhakemenin aynı zamanda hukuki meseleyi de halletmek zorunda olması, savcının bu konudaki düşüncelerini de bildirmesini gerektirmektedir." (Dr. Selahattin Keyman, Ceza Muhakemesinde Savcılık, Sevinç Matbaası, Ankara, 1970, s. 258-262). Diğer taraftan müstakar uygulamalara göre; Yargıtayın bozma ilamı ile derece mahkemelerince verilen hüküm ve kararlar ortadan kalkarlar. Bozmadan sonraki serbestlik ilkesi kapsamında mahkemeler kural olarak bozmadan sonra gerek bir önceki kararlarından, gerekse bozma ilamından tamamen farklı bir sonuca ulaşıp apayrı bir hüküm/karar tesis edebilirler. Bu ilkenin istisnalarından birini direnme/ısrar kararı oluşturur (CMK madde 307/4). Yargıtaydan verilen bozma kararı üzerine davaya yeniden bakacak olan bölge adliye veya ilk derece mahkemesi, ilgililere bozmaya karşı diyeceklerini sorar (CMK madde 307/1). Cumhuriyet savcısının bozmaya karşı diyeceklerini bildirmesi ile esas hakkındaki mütalaasını sunması, prensip olarak farklı fonksiyonları ve sonuçları olan savcılık işlemleridir. Bu nedenledir ki Yargıtaydan verilen bozma kararı üzerine davaya yeniden bakacak derece mahkemesi, bozma kararına uysa da önceki kararında ısrar etse de Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki mütalaasının, savunma hakkının etkin kullanılabilmesine imkân sağlayacak açıklık ve yeterlilikte olması usuli bir mecburiyettir. Keza hüküm, Cumhuriyet savcısı, duruşmada hazır bulunan müdafii ve diğer ilgililer dinlendikten sonra verilebilir (CMK madde 33). Hükümden önce son söz, hazır bulunan sanığa verilir (CMK madde 216/3). Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki mütalaasından sonra hazır bulunan sanık ve müdafii dinlenmeli, her halûkârda hükümden önce son söz hazır bulunan sanığa verilmelidir. Temyiz mercisince verilen bozma kararından sonra ilk derece mahkemeleri tarafından yargılamaya devam olunduğunda, dava henüz sonuçlanmamış bulunduğundan, ilk defa hüküm kurulurken son sözün sanığa verilmesi kuralı, bozmadan sonra başlayan yargılamalarda da kamu davasının kesintisizliği ve sürekliliği ilkesinin doğal bir sonucu olarak aynen geçerli olacaktır. Kovuşturmanın sona erdirilip hükmün tesis ve tefhimine geçilmesinden önce son söz alan tarafın sanık olması gerektiği şeklinde anlaşılması gereken son sözün sanığa verilmesi kuralına uyulmaması hâli, gerek savunma hakkının sınırlandırılamayacağı ilkesine, gerekse CMK'nın 216. maddesinin üçüncü fıkrasına açık aykırılık teşkil edecek ve bu durum, temyiz incelemesi aşamasında hükmün esasına geçilmeden önce bozma nedeni kabul edilecektir. Doktrinde de; "Son söz sanığındır. Son sözün sanığa verilmesi, müdafaa bakımından çok önemlidir. Bunun içindir ki son sözün hazır bulunan sanığa verilmemesi mutlak temyiz sebebi, hukuka kesin aykırılık ve dolayısıyla bozma sebebi sayılmaktadır." (Nurullah Kunter-Feridun Yenisey-Ayşe Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku, 18. Baskı, Beta Yayınları, İstanbul 2014, s. 1484.); "Hüküm safhasına geçmeden önce son söz hazır olan sanığa verilmek zorundadır. Bu hüküm silahların eşitliği ve suçsuzluk karinesi ilkelerinin gereği olarak düzenlenmiş, uyulması zorunlu ve emredici bir hükümdür. Son sözün sanığa verilmesi bozmadan sonraki yargılamada da uyulması zorunlu bir usul kuralıdır." (Yener Ünver-Hakan Hakeri, Ceza Muhakemesi Hukuku, 7. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara 2013, cilt: 2, s. 146–149.) şeklinde görüşler ileri sürülmek suretiyle, hükmün tesis ve tefhim edildiği duruşmada hazır bulunan sanığa mutlaka son sözün verilmesi gerektiği düşüncesi ittifakla benimsenmiştir. Bu açıklamalar ışığında ön sorun değerlendirildiğinde: Bozmadan sonra yapılan yargılamanın 15.01.2025 tarihli celsesinde bozma ilamı okunarak duruşmada hazır bulunan katılan mağdur vekiline, sanık müdafii ile sanığa ve Cumhuriyet savcısına, bozma ilamına karşı diyeceklerinin sorulduğu, ancak Cumhuriyet savcısı tarafından serdedilen; "Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nin 21.05.2024 tarih ve 2024/20 37... /4833 karar sayılı bozma ilamına dosya kapsamına, maddi oluşa, yerleşik Yargıtay kararlarına aykırı olduğu düşüncesiyle mahkememizin 08.06.2023 tarih ve 2022/1 67... /146 karar sayılı kararının maddi oluşa, dosya kapsamına ve yerleşik Yargıtay kararlarına uygun olduğu görüşüyle Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 21.05.2024 tarih ve 2024/20 37... /4833 kararına karşı CMK 307/4 maddesi uyarınca direnilmesine karar verilmesi kamu adına talep ve mütalaa olunur,'' şeklindeki düşüncenin, usule uygun, geçerli ve yeterli esas hakkında mütalaa olarak kabul edilmesi mümkün bulunmadığı gibi hazır bulunan sanık ve müdafiine esas hakkında savunma imkânı tanınmadan, iddia makamının bozma ilamına karşı beyanda bulunulmasından sonra CMK'nın 216. maddesinin üçüncü fıkrasına açıkça aykırı şekilde son söz hazır bulunan sanığa verilmeden hüküm kurulması nedeniyle savunma hakkının kısıtlandığı kabul edilmelidir. Bu itibarla İlk Derece Mahkemesinin direnme kararına konu mahkûmiyet hükümlerinin yukarıda açıklanan usule aykırılıklar nedeniyle diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmelidir.

V. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Kocaeli 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 15.01.2025 tarihli ve 307-7 sayılı direnme kararına konu mahkûmiyet hükümlerinin, Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki görüşü alınmadan, hazır bulunan sanık ve müdafiine esasa ilişkin savunma yapma imkânı tanınmadan ve sanığa son söz hakkı verilmeden yargılamanın bitirilmesi suretiyle sanığın savunma hakkının kısıtlanması isabetsizliğinden diğer yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA, 2- Sair yönler incelenmeksizin verilen kararın mahiyetine binaen sanığın tutukluluk hâlinin DEVAMINA, 3- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 08.04.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2025/392, K. 2026/213, T. 08.04.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-ceza-genel-kurulu-2025-392-e-2026-213-k-a4a0d3cbc8d5