Yargıtay · Ceza Genel Kurulu
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2023/471 E. 2026/342 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- Ceza Genel Kurulu
- Esas No
- 2023/471
- Karar No
- 2026/342
- Karar Tarihi
KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 880-455
I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın reşit olmayanla cinsel ilişki suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 104/1, 43, 62... . maddeleri uyarınca 2 yıl 1 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin Eskişehir 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 11.07.2017 tarihli ve 466-248 sayılı hükmün katılan Bakanlık vekili ve sanık müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesince duruşma açılarak yapılan yargılama sonucunda 15.03.2018 tarih ve 2350-436 sayı ile; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 280/2. maddesi gereğince İlk Derece Mahkemesince kurulan hükmün kaldırılmasına, çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan TCK'nın 103/2, 43, 62, 53... . maddeleri uyarınca 16... ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba; bu hükmün sanık müdafii ve katılan Bakanlık vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 25.03.2019 tarih ve 9386-8437 sayı ile; "Her ne kadar mağdurenin yaşına yönelik Eskişehir Devlet Hastanesinin 03.05.2017 günlü, 00806732 sayılı raporunda radyoloji uzmanı imzası yer almasa da anılan rapora dayanak olan aynı tarih ve işlem numaralı raporun radyoloji uzmanı ... tarafından imzalanmış olması karşısında anılan rapor ile Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulunca tanzim edilen 15.01.2018 tarihli rapor arasında mağdurenin yaşının belirlenmesi açısından çelişki oluştuğu nazara alınarak, ilk derece mahkemesince mevcut raporlar arasındaki çelişkinin Adli Tıp Genel Kurulundan rapor aldırılmak suretiyle giderilmesinden sonra sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerektiği gözetilmeden kurulan hükme yönelik istinaf başvurusunun kabulü yerine yazılı şekilde suç vasfının hatalı olduğu gerekçesiyle hükmün kaldırılarak sanığın çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan mahkûmiyetine karar verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Bozmaya uyan Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesince 07.10.2020 tarih ve 1244-1193 sayı ile; sanığın önceki hüküm gibi mahkûmiyetine karar verilmiş, bu hükmün de sanık müdafii ve katılan Bakanlık vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 19.10.2021 tarih ve 21184-8469 sayı ile; "Sanığın aşamalarda mağdurenin on sekiz yaşında olduğunu bildiği yönündeki savunması ile bunu destekler nitelikte mağdurenin aslında daha büyük olduğunu ve sanığın da kendisini daha büyük bildiğini beyan etmesi, tarafların olaydan yaklaşık üç ay önce tanışmaları, kayden 12.02.2001 doğumlu mağdurenin suç tarihi itibarıyla on dört yıl dört aylık olması, yaşıyla ilgili raporları düzenleyen radyoloji uzmanları ... ile ...’ın da suç tarihinde mağdurenin yaşının on beş ile uyumlu olduğunu belirtmeleri ve tüm dosya içeriği nazara alındığında, olayda 5237 sayılı TCK'nın 30. maddesinde düzenlenen hata hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunduğu gözetilerek hüküm kurulması gerekirken sanık ile mağdurenin üç aydır tanışmalarından dolayı mağdurenin yaşının sanık tarafından bilinmesi gerektiği şeklindeki oluşa uygun düşmeyen yazılı gerekçeyle mahkûmiyet hükmü kurulması," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesince 23.03.2022 tarih ve 880-455 sayı ile; "Dairemizce söz konusu bozma kararına aşağıda yazılı önceki gerekçemiz doğrultusunda mağdure ile sanığın 3 ay süre görüştükleri, konuştukları, birbirlerini tanıdıkları, evlenmeye karar verdikleri ve bu amaçla kaçtıkları dikkate alındığında sanığın mağdurenin yaşı konusunda hataya düştüğünün kabul edilemeyeceği kanaatiyle direnme yoluna gidilmiştir." şeklindeki gerekçeyle bozmaya direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir. Direnme kararına konu bu hükmün de sanık müdafii ve katılan Bakanlık vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 23.08.2022 tarihli ve 89333 sayılı onama istekli tebliğnamesi ile dosya CMK'nın 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 12.06.2023 tarih ve 11696-4165 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. II. UYUŞMAZLIK KONUSU Özel Daire ile Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa isnat edilen çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçu bakımından TCK'nın 30. maddesinde düzenlenen hata hükümlerinin uygulama şartlarının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; Olay tarihinde nüfus kaydına göre 14... ay 5 günlük olan katılan mağdure ile 24 yaşında olan sanığın, 17.05.2016 tarihinde Ankara'da şehirler arası otobüs terminalinde durumlarından şüphelenilmesi üzerine kolluk tarafından durdurularak yapılan kontrolde, mağdurenin kayıp şahıs olarak arandığının ve 14... ay 5 günlük olduğunun tespit edildiği, sanık hakkında soruşturma başlatıldığı, Mağdure ile çocuk izlem merkezinde yapılan adli görüşme sırasında hazır bulunan pedagog bilirkişinin mağdurenin zihinsel ve fiziksel gelişiminin yaşına uygun olduğunu belirttiği, Yenimahalle Eğitim ve Araştırma Hastanesince el grafisi çekilerek düzenlenen 25.5.2016 tarihli raporda; mağdurun kemik yaşının 15 olduğunun tespit edildiği, Adli Tıp Kurumundan alınan 31.1.2017 tarihli raporda; hymende eski yırtık görüldüğünün, oluş zamanının tıbben 8-10 gün sonra tefrikinin mümkün bulunmadığının, bakire olmadığının belirtildiği, Eskişehir Devlet Hastanesinin 03.05.2017 tarihli radyoloji uzmanı tarafından düzenlenen röntgen raporuna göre; grafilerin çekildiği 03.05.2017 tarihi itibariyle mağdurun 17 yaş ile uyumlu, Eskişehir Devlet Hastanesinin 03.05.2017 tarihli sağlık kurulu raporunda; film çekilme tarihi olan 03.05.2017 tarihinde 16 (onaltı) yaşının sonunda olduğunun bildirildiği, Adli Tıp Kurumu 6. Adli Tıp İhtisas Kurulunun 15.01.2018 ve Adli Tıp Kurumu Birinci Üst Kurul tarafından düzenlenen 16.12.2019 tarihli raporlarında; 03.05.2017 tarihinde çekildiği bildirilen grafilerin tetkikinde, mağdurenin 12.02.2002 olarak belgelenen doğum kaydına uygun gelişim gösterdiği, olay tarihinde 14 yaşını bitirmiş olup 15 yaşı içerisinde olduğu ve 15 yaşını bitirmediğinin kabulünün uygun olacağının mütalaa olunduğu, Anlaşılmaktadır. Katılan mağdure; Eskişehir'de bir evde doğduğunu söylediklerini, bu doğum tarihinin gerçek doğum tarihi olmadığını, yaşının daha büyük olduğunu bildiğini ancak kesin yaşını bilmediğini, Eskişehir'de yanlarında evlatlık olarak kaldığı anne ve babasıyla birlikte yaşadığını, annesiyle ilişkilerinin iyi babasıyla ilişkilerinin ise kötü olduğunu, kendisini çok sıktığını, daha önce de Eskişehir ilinde bir cinsel istismara uğradığını, bunu yapan kişiye hapis cezası verildiğini, bu olaydan sonra babasının daha çok sıkmaya başladığını, dışarıya çıktığı zaman davranışlarını kontrol etmeye çalıştığını, bu olaydan çok sıkıldığını, sevgilisi olan sanıkla yaklaşık üç buçuk ay önce arkadaş ortamında tanıştıklarını, birbirlerini beğendiklerini, bir buçuk ay önce kendi aralarında dini nikâh kıydıklarını, evde mutsuz olduğunu, sanıkla daha mutlu olacağını düşündüğünü, yaklaşık 13 gün önce Eskişehir'deki evinden ayrılıp soyadını hatırlamadığı ... isimli arkadaşının evine gittiğini, bu evde rızasıyla yaklaşık 11-12 gün yalnız kaldıklarını, 3-4 gün önce sanıkla vajinal yoldan birkaç kez cinsel ilişkiye girdiğini, sanıkla ilk tanıştıklarında 17 yaşında olduğunu söylediğini, bu şekilde söylemesinin bir sebebi olmadığını, sanığın yaşıyla ilgilenmediğini ancak yaşını büyük sandığını, sanığın memleketi olan Adana'ya giderlerse daha mutlu olacaklarını, ailesinin kendisini koruyacağını, kendisinin de orada çalışacağını söylediğini, zaten ailesiyle birlikte yaşamak istemediğini, sanıktan şikâyetçi olmadığını, kendi isteğiyle kaçıp sanığın yanında rızasıyla kaldığını ve rızasıyla cinsel birliktelikler yaşadığını, gerçek yaşının tespiti için kemik taraması istediğini, sanıkla cinsel birlikteliklerinden sonra banyo yapıp giysilerini değiştirdiği için ve daha öncesinde bu olay dışında cinsel ilişkisi olduğu için cinsel muayeneye gerek görmediğini, genital muayene olmak istemediğini, mahkemede ise; rızası ile kaçıp ilişkiye girdiğini, sonra pişman olup sanıktan şikayetçi olduğunu, Katılan ...; katılan mağdurenin babası olduğunu, kızının evde doğduğunu, doğum tarihinin 12.02.2002 olduğunu, günü gününe nüfusa kaydettirdiğini Beyan etmişlerdir. Sanık; üç ay önce katılan mağdureyle Eskişehir'de tanıştığını, arkadaş olduklarını, yaşını sorduğunda 17 yaşında olduğunu ve bir ay sonra 18 yaşına gireceğini söylediğini, fiziki olarak da 17 yaşında göründüğü için kendisine inandığını, aralarında samimi bir arkadaşlık olduğunu, kendisiyle evlenme düşüncesi içerisine girdiğini, konuştuğunda kendisiyle evleneceğini dile getirdiğini, 18 yaşına girdiğini söyledikten sonra bekâr olarak kaldığı evde kendisiyle cinsel ilişki yaşamak istediğini söylediğini, katılan mağdurenin daha önce bir erkekle ilişki yaşadığını, bakire olmadığını paylaştığını, katılan mağdureyle evlenmek istediği için farklı tarihlerde 3-4 kez cinsel ilişkiye girdiğini, zorla ilişki yaşamadığını, 18 yaşında olduğunu düşünerek birlikte olduğunu, küçük olduğunu bilseydi cinsel ilişkiye girmeyeceğini, dini nikâh bile kıydığını savunmuştur. IV. GEREKÇE 1- Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar ve Doktrindeki Görüşler Ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 10.07.2024 tarihli ve 167-2 31... .01.2025 tarihli ve 38-7 sayılı kararları ile diğer müstakar kararlarında açıklandığı üzere; Hata (yanılma); genel olarak kişinin tasavvuru ve zihninden geçirdikleri ile gerçeğin birbirine uymaması anlamına gelen bir kavramdır. Hata kural olarak iradenin oluşum sürecine etki eder ve gerçeğin yanlış biçimde tasavvuru veya bilinmesi nedeniyle irade bozulmuş olarak doğar. Failin tasavvurunun konusu, dış dünyaya ait bir şeye ilişkin olabileceği gibi normatif dünyaya (kurallar alanına) dair de olabilir. Dış dünyayla ilgili şeyin olduğundan farklı bir biçimde algılanması hâlinde unsur yanılgısından (tipiklik hatası), normatif dünyaya ait gerçekliğin farklı biçimde değerlendirilmesi hâlinde ise yasak hatasından bahsedilir. Kısaca unsur hatası, bir algılama hatası olduğu hâlde; yasak hatası, bir değerlendirme hatasıdır. Hata, kastı ortadan kaldıran veya kusurluluğu etkileyen hata olmak üzere ikiye ayrılır. Suçun maddi unsurlarında (TCK'nın 30/1. maddesi), suçun nitelikli hâllerinde (TCK'nın 30/2. maddesi), hukuka uygunluk nedenlerinin maddi şartlarında (TCK'nın 30/1-3. maddesi) hata kastı kaldırır. Kusurluluğu ortadan kaldıran veya azaltan sebeplerin maddi şartlarında hata (TCK'nın 30/3. maddesi) ile haksızlık yanılgısı (yasak hatası) (TCK'nın 30/4. maddesi) kusurluluğu etkileyen hata şekilleridir. Kastı kaldıran hata türüne hukuka uygunluk nedenlerinin sınırındaki yanılgıyı da eklemek gerekmektedir (TCK'nın 27/1. maddesi). TCK'nın 30. maddesinde çeşitli hata hâlleri düzenlenmiş olup maddenin birinci fıkrasında suçun maddi unsurlarında hataya ilişkin hükme yer verilmiştir. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi olup bu unsurlara ilişkin bilgisizlik, eksik ya da hatalı bilgi, maddi unsurlara ilişkin bir hatadır. Bu hatanın kastın varlığına engel olacak düzeyde bulunması hâlinde sanığa ceza verilmeyecektir. Suçun maddi unsurlarına ilişkin hata, eylemin suç teşkil etmesi için bulunması zorunlu hususlara ilişkin bir yanılmadır. Maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde, hata dolayısıyla taksirli sorumluluk hâlinin saklı olduğu belirtildiğinden, taksirle de işlenebilen bir suçun maddi unsurlarında tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu hataya düşülmesi kusurluluğu ortadan kaldırmayacaktır. Failin isnat olunan suçun maddi unsurlarına ilişkin hatası esaslı, diğer bir ifadeyle kabul edilebilir bir hata olursa, bu takdirde fail TCK'nın 30. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu hatasından yararlanacak, bunun sonucu olarak yüklenen suç açısından kasten hareket etmiş sayılmayacağından ve suçun taksirle işlenmesi hâli de kanunda cezalandırılmıyor ise CMK'nın 223. maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi gereğince beraatine karar verilmesi gerekecektir. İkinci fıkra ile kişinin suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli hâllerinin gerçekleştiği hususundaki hatasından yararlanması öngörülmüş, buna göre kardeşi olduğunu bilmediği bir kişiyi öldüren failin, kasten öldürme suçunun nitelikli hâllerinden olan kardeşini öldürmekten değil, kasten öldürmenin temel şeklinden sorumlu olacağı, değersiz zannederek değerli bir kolyeyi çalan fail hakkında ise değer azlığı hükmünün uygulanacağı ilke olarak kabul edilmiştir. Üçüncü fıkrada, ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait şartların gerçekleştiği konusunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişinin, bu hatasından yararlanacağı hüküm altına alınmış olup fıkrada hem hukuka uygunluk sebebinin maddi şartlarında hata hem de kusurluluğu etkileyen hâllerle ilgili hata düzenlenmiştir. Failin bu fıkra hükmünden yararlanabilmesi için bulunduğu durum itibarıyla hatasının kaçınılmaz olması gerekmektedir. Hataya düşmenin kaçınılmaz olmasını, kusursuz olmak şeklinde anlamak gerekir (Nevzat Toroslu, Ceza Hukuku, Genel Kısım, Savaş Yayınevi, Ankara, 2016, s. 194.). Bunun için fail, fiili işlediği sırada ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususundaki hatası nedeniyle kınanamamalı, dikkatsiz ve özensiz davranmış olmamalıdır. Maddeye 5377 sayılı Kanun'la eklenen dördüncü fıkrada ise kişinin işlediği fiilden dolayı kusurlu ve sorumlu tutulabilmesi için, bu fiilin bir haksızlık oluşturduğunu bilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Buna göre fail, işlediği fiilin haksızlık oluşturduğu konusunda kaçınılmaz bir hataya düşmüşse, diğer bir ifadeyle, eyleminin hukuka aykırı olmadığı, haksızlık oluşturmadığı, meşru olduğu düşüncesiyle hareket etmişse ve bu yanılgısı, içinde bulunduğu şartlar bakımından kaçınılmaz nitelikte ise artık cezalandırılmayacaktır. Hatanın kaçınılmaz olduğunun belirlenmesinde kişinin bilgi düzeyi, gördüğü eğitim, içinde bulunduğu sosyal ve kültürel çevre şartları göz önünde bulundurulacaktır. Üçüncü ve dördüncü fıkraların uygulanması yönüyle kişinin kaçınılmaz bir hataya düşmesi şartı aranmakta olup hatanın kaçınılabilir olması durumunda kişi kusurlu sayılacak, diğer bir ifadeyle fiilden dolayı sorumlu tutulacak, ancak bu hata temel cezanın belirlenmesinde dikkate alınacaktır. Öte yandan, amacı somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de, doktrin ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede, in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkan vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmına gözetilip diğer kısmı gözardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimale sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK, 11.6.2013 tarihli ve 36-294 sayılı). Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için, muhtemel şüphenin gerekçeli bir şekilde tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te'lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti durumunda vicdani kanaate ulaşılmasının mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez. 2. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme 17.05.2016 tarihinde Ankara'da şehirler arası otobüs terminalinde sanık ... katılan mağdurenin durumlarından şüphelenilmesi üzerine kolluk tarafından durdurularak yapılan kontrolde, katılan mağdurenin kayıp şahıs olarak arandığının ve nüfus kaydına göre belirtilen tarih itibarıyla 14... ay 5 günlük olduğunun tespit edilmesi üzerine soruşturma başlatıldığı, soruşturma neticesinde sanıkla katılan mağdurenin gayriresmî olarak evlendikleri, birden fazla kez cinsel birliktelik yaşadıkları hususunda Özel Daire ile Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi arasında herhangi bir uyuşmazlık ve bu kabulde dosya kapsamı itibarıyla isabetsizlik bulunmayan olayda; Sanığın aşamalarda, tanıştıklarında katılan mağdurenin kendisini on yedi yaşında olarak tanıttığını, bir ay sonra on sekiz yaşına gireceğini söylediğini, fiziksel olarak da on yedi yaşında göründüğünü, evlendikleri ve cinsel ilişkiye girdikleri tarihlerde mağdurun on sekiz yaşına girdiğine ilişkin savunması katılan mağdurenin aynı yöndeki anlatımları ile doğrulanmıştır. Katılan mağdurenin evde doğmuş olması, katılan babanın bildirim yapması sonucu 12.02.2002 tarihli doğum kaydının oluşturulması nedeniyle yaş tespitinin yapılması için Yenimahalle Eğitim ve Araştırma Hastanesinden alınan 25.05.2016 tarihli raporda radyolojik kemik yaşının on beş yaş ile uyumlu olduğuna ilişkin değerlendirme yapılmıştır. Eskişehir Devlet Hastanesince 03.05.2017 tarihinde grafileri çekilerek düzenlenen röntgen raporunda, grafilerin çekildiği tarihte katılan mağdurenin on yedi yaş ile uyumlu olduğu, söz konusu grafilerin incelenmesi sonucu düzenlenen Eskişehir Devlet Hastanesi Sağlık Kurulu Raporunda ise grafilerin çekildiği tarihte katılan mağdurenin on altı yaşının sonunda olduğu tespit edilmiştir. Her ne kadar Adli Tıp Kurumu 6. Adli Tıp İhtisas Kurulu ve Adli Tıp Kurumu Birinci Üst Kurul tarafından mağdura ait grafilerin değerlendirilmesi sonucu düzenlenen mütalaalarda katılan mağdurenin grafilerin çekildiği 03.05.2017 tarihi itibarıyla on beş yaşını bitirmediği değerlendirilmişse de Eskişehir Devlet Hastanesinde görevli radyoloji uzmanı tarafından düzenlenen röntgen raporu ile sağlık kurulu raporunda katılan mağdurenin on beş yaşını bitirmiş olduğuna ilişkin tespitinin bulunması dikkate alındığında, kendisini on yedi yaşında olarak tanıtan katılan mağdurenin fiziksel olarak da on yedi yaşında göründüğüne ilişkin söz konusu raporlar ile uyumluluk gösteren sanığın savunmasının samimi ve itibar edilebilir olduğu değerlendirilmiştir. Olayın seyri gözetildiğine, katılan mağdurenin gerçek yaşını bilmediğine dair istikrar gösteren savunmalarının aksi kanıtlanamadığından, bu hususta oluşan kuşkunun da in dubio pro reo/şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince lehine değerlendirilmesi gerektiği dikkate alındığında; katılan mağdurenin suç tarihindeki yaşı bakımından sanık hakkında TCK'nın 30. maddesinde düzenlenen hata hükümlerinin uygulanmasında zorunluluk bulunduğu kabul edilmelidir. Bu itibarla isabetsiz bulunan Bölge Adliye Mahkemesinin direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan altı Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanık hakkında hata hükümlerinin uygulanmaması gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. V. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesinin 23.03.2022 tarih ve 880-455 sayılı mahkûmiyet hükmündeki direnme gerekçesinin İSABETLİ OLMADIĞINA, söz konusu hükmün, sanık hakkında TCK'nın 30. maddesinde düzenlenen hata hükümlerinin uygulanma koşullarının oluştuğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA, 2- Dosyanın, Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 03.06.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.