Yargıtay · 8. Hukuk Dairesi
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2026/2263 E. 2026/3517 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 8. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2026/2263
- Karar No
- 2026/3517
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/2233 E., 2026/51 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 3. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2022/116 E., 2023/118 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1. Kullanım kadastrosu sonucunda, Edirne ili ... ilçesi ... köyü çalışma alanında bulunan 2645 parsel numaralı 1.176,49 metrekare yüzölçümündeki taşınmazın, kadastro tutanağının beyanlar hanesine ''6831 sayılı Orman Kanunu'nun (6831 sayılı Kanun) 2/B maddesi gereğince orman sınırları dışına çıkarıldığı, taşınmazın tamamının eylemli orman haline dönüştüğü'' şerhi yazılarak tarla vasfıyla Hazine adına tespit ve tescil edilmiştir. 2. Davacı vekili dava dilekçesinde; Edirne ili ... ilçesi ... köyü çalışma alanında bulunan 2645 parsel numaralı taşınmazın tapu kütüğünün beyanlar hanesine ''... oğlu ...'un kullanımındadır." beyanının eklenmesini, "Taşınmazın tamamı eylemli orman haline dönüşmüştür." beyanının kaldırılmasını talep etmiştir. II. CEVAP 1. Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde; dava konusu taşınmazın tapu kaydının beyanlar hanesinde yer alan "Taşınmazın tamamı eylemli orman haline dönüşmüştür." şerhin idare tarafından idari işlem sonucunda oluşturulduğunu, beyan şerhinin hukuka aykırılığından bahisle açılan davanın İdari Yargı Mahkemelerinde görülmesinin gerektiğini, yargı yolu itirazlarının bulunduğunu, görev itirazlarının bulunduğunu, davanın konusunun kadastro tutanaklarına, kullanımına ve tespitine itiraz mahiyetinde olduğunu, görevli mahkemenin Kadastro Mahkemeleri olması nedeniyle görevsizlik kararı verilmesi gerektiğini, husumet itirazlarının bulunduğunu, kadastro tutanakları ve tespitine itiraz edilmiş olması nedeniyle davanın Kadastro Müdürlüğüne karşı açılması gerekirken Hazineye karşı açılmasının hukuka aykırı olduğunu, hak düşürücü süre ve zamanaşımı itirazlarının bulunduğunu, 10 yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra davanın ihdas edildiğini, davanın usulden reddi gerektiğini, davacı tarafça hak sahipliği için idareye başvuru yapılmamış olması nedeniyle davanın dava şartı yokluğu nedeniyle reddinin gerektiğini, dava konusu taşınmazın hak sahipliğine ilişkin olarak ... Milli Emlak Şefliğine herhangi bir başvuruda bulunulmadığını, dava konusu taşınmazın 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun (3402 sayılı Kanun) ek 4. maddesi kapsamında kullanım kadastosuna tabi tutulmuş olduğunu, çalışmaların bu kanun maddesi ve Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün 2012/5 sayılı 3402 sayılı Kanun'un ek 4. maddesi kapsamında 2/B alanlarında yapılacak uygulama konulu genelgesine göre yapıldığını, Edirne ili ... ilçesi ... köyünde dava konusu 2645 parsel numaralı taşınmazın 25.02.2012 tarihinde sınırlandırması yapıldığını, sınırlandırması yapılan 2645 parsel numralı taşınmazın TKGM'nin 2012/15 sayılı genelgesinin (A) maddesinin 1.2, 1.3 ve 2.9 fıkralarında belirtilen hususlar çerçevesinde çalışmalarda görevli orman mühendisinin eylemli orman sınırlarını göstermesi neticesinde orman mühendisinin de kadastro tutanağına imzası alınarak taşınmazın beyanlar hanesinde "Tamamı 6831 sayılı Kanun'un 2/B maddesi uyarınca Hazine adına orman sınırı dışına çıkarılan sahada kalmaktadır." ve "Taşınmazın tamamı eylemli orman haline dönüşmüştür." belirtmesi yapılarak 11.04.2012 tarihinde tespitinin yapıldığını, 3402 sayılı Kanun'un 11. maddesine göre 30.05.20 12... .06.2012 tarihleri arasında askı ilanına alınarak 29.06.2012 tarihinde kesinleşmesine müteakip 31.08.2012 tarihinde tapu siciline Hazine adına tescilinden sonra taşınmaz kaydında herhangi bir tedavül mevcut olmadığını, davacının dava dilekçesinde belirtmiş olduğu iddiaların dayanaktan yoksun ve hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek, davanın reddini savunmuştur. 2. Davalı ... İdaresi vekili cevap dilekçesinde; 10 yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra dava açıldığını, davanın usulden reddi gerektiğini, 29.06.2012 tarihinde kadastro tutanağının kesinleşmiş olduğunu, davanın 26.08.2022 tarihinde açıldığını, dava konusu taşınmazın eylemli orman niteliğinde olması sebebiyle davanın reddi gerektiğini, bir yerin eylemli orman olup olmadığı hususu yer ile ilgili tüm araştırmalar ve incelemeler yapıldıktan sonra belirlendiğini ileri sürerek, davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile '' 29.06.2012 tarihinde kadastro tutanaklarının kesinleştiği, eldeki davanın 26.08.2022 tarihinde açıldığı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında da benimsendiği üzere beyanlar hanesinin sicilin kapsamında ve onun bir parçası olduğu, şerhin Hazineye tanınan bir hak olduğu, kadastro tutanağının kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçmekle kadastro tutanağı ve dolayısıyla tapu kütüğünün mevcut şekli ile kesinleşeceği, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanılarak itiraz ve dava açma hakkının ortadan kalkacağı, bu gibi nedenlere dayalı olarak şerhin terkininin istenebilmesinin mümkün olmadığı, 3402 sayılı Kanun'un 12/3 maddesi gereğince 10 yıllık hak düşürücü sürenin dolduğu'' gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile ''kadastro tutanağın 30.05.20 12... .06.2012 tarihleri arasında yapılan 30 günlük ilan süresi içinde Kadastro Mahkemesine dava açılmadığından 29.06.2012 tarihinde kesinleştiği, kadastro müdürü imzası ve mührünün bulunduğu, tapuya aktarım yapılırken edinme sebebi tarihi kısmında tesis kadastrosu 31.08.2012 tarihinin yazılı olduğu, kadastro tutanağında kanuna uygun olarak askı ilanının son günü olan 28.06.2012 tarihinden sonraki gün olan 29.06.2012 tarihi kesinleşme tarihi olarak yazıldığı, kadastro müdürü tarafından imzalandığı, tapu kütüğünde tespitin kesinleşme tarihinin hatalı olarak 31.08.2012 olarak gösterilmiş olmasının kanuna aykırı olduğu, idare tarafından kanuna aykırı şekilde kütüğe hatalı kesinleşme tarihi yazılmasının davacılar yönünden hak oluşturmayacağı, davanın hak düşürücü süre yönünden reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı'' gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 353/(1)-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; 3402 sayılı Kanun'un 12. maddesinde hak düşürücü süre olarak tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren on yıl belirlendiğini, aynı maddenin ikinci fıkrasında "Kadastro Müdürü tarafından onaylanarak kesinleşen tutanaklar ile Kadastro Mahkemesinin kesinleşmiş kararları kesinleşme tarihleri tescil tarihi olarak gösterilmek suretiyle en geç 3 ay içinde tapu kütüklerine kaydedilir." hükmünü taşıdığını, tescil tarihi ile kesinleşme tarihi farklı günler ise tapu kütüğüne ayrı ayrı yazılmak zorunda olduğunu, aksi takdirde tescil tarihinin kesinleşme tarihi olduğunu, dava konusu taşınmaza ait tapu kaydında edinme sebebi-tarihi kısmında "tesis kadastrosu-31.08.2012" ibaresinin yazıldığını, tesis kadastrosunun kesinleşme tarihinin 31.08.2012 olarak gösterildiğini, davanın hak düşürücü süre içerisinde açıldığını, tapu kaydındaki kayda güvenen davacı aleyhine hak düşürücü sürenin işletilmesinin hukuka aykırı olduğunu, müvekkilinin tapu kaydındaki tarihe güvenerek dava açma süresini hesapladığını, idarenin hatalı işlem yapması nedeniyle davanın usulden reddedilmesinin müvekkilinin mülkiyet ve dava hakkını elinden aldığını, işin esasına girilerek karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, davanın hak düşürücü süre içinde açılıp açılmadığına ilişkindir. 3402 sayılı Kanun'un 12/3. maddesinde gösterilmiş olan on yıllık süre, hak düşürücü süredir. Hak düşürücü sürenin sonunda hakkın sona ermesi için karşı tarafın, borçlunun bir eylem veya işlem yapmasına gerek yoktur. Hak düşürücü süre geçmekle kendiliğinden son bulur. Diğer taraftan, Covid-19 salgın hastalığının ülkemizde görülmüş olması sebebiyle yargı alanındaki hak kayıplarının önlenmesi amacıyla hazırlanan ve 26.03.2020 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 7226 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un geçici 1. maddesinin birinci fıkrası; “a) Dava açma, icra takibi başlatma, başvuru, şikâyet, itiraz, ihtar, bildirim, ibraz ve zamanaşımı süreleri, hak düşürücü süreler ve zorunlu idari başvuru süreleri de dâhil olmak üzere bir hakkın doğumu, kullanımı veya sona ermesine ilişkin tüm süreler; 06.01.1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu, 04.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve 12.01.2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile usul hükmü içeren diğer kanunlarda taraflar bakımından belirlenen süreler ve bu kapsamda hâkim tarafından tayin edilen süreler ile arabuluculuk ve uzlaştırma kurumlarındaki süreler 13.03.2020 (bu tarih dâhil) tarihinden,(...) itibaren 30.04.2020 (bu tarih dâhil) tarihine kadar durur. Bu süreler, durma süresinin sona erdiği günü takip eden günden itibaren işlemeye başlar. Durma süresinin başladığı tarih itibarıyla, bitimine on beş gün ve daha az kalmış olan süreler, durma süresinin sona erdiği günü takip eden günden başlamak üzere on beş gün uzamış sayılır. Salgının devam etmesi halinde Cumhurbaşkanı durma süresini altı ayı geçmemek üzere bir kez uzatabilir ve bu döneme ilişkin kapsamı daraltabilir. Bu kararlar Resmî Gazete’de yayımlanır.” hükmünü içermekte olup, salgının devam etmesi üzerine 30.04.2020 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 29.04.2020 tarihli ve 2480 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı uyarınca; 7226 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen durma süresi, 01.05.2020 tarihinden 15.06.2020 tarihine kadar uzatılmıştır. Açıklanan bu mevzuat hükümleri ışığında somut olay değerlendirildiğinde; on yıllık hak düşürücü süre kadastronun kesinleştiği 29.06.2012 tarihinde başlamış ise de: sonradan yürürlüğe giren 7226 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi ve 2480 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı gereğince 13.03.20 20... .06.2020 tarihleri (bu tarihler dahil) arasında durmuştur. İlk Derece Mahkemesince, pandemi nedeniyle yapılan düzenlemenin hak düşürücü süreleri de kapsadığı dikkate alınmamıştır. Hal böyle olunca; İlk Derece Mahkemesince, işin esasına girilerek karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve kanuna aykırı görülmüş, bu husus bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Yukarıda açıklanan sebeplerle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 14.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.