Yargıtay · 8. Hukuk Dairesi

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2025/5885 E. 2026/2784 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
8. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/5885
Karar No
2026/2784
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi SAYISI : 2024/74 E., 2025/60 K.

İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak verilen karar davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1. Kadastro sırasında, ....Mahallesi çalışma alanında bulunan 1 19... , 88, 89, 90, 91, 92, 93, 94, 95... parsel sayılı taşınmazlar mera vasfıyla sınırlandırılmıştır. 2. Davacılar ..., ... ve ... vekili tapu kaydına ve miras yoluyla gelen hakka dayanarak, Köy Tüzel Kişiliğine karşı tespite itiraz davası açmış ve yargılama sırasında dava Hazine, ... ve Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanlığına yöneltilmiştir. Bozma sonrası yapılan yargılama sırasında asli müdahiller ..., ...ve ... dava konusu taşınmazları kapsar tapu kaydında ismi geçen bir kısım kişilerin mirasçıları oldukları iddiasıyla, miras yoluyla gelen hakka dayanarak asli müdahil olarak davaya katılmışlar. II. CEVAP Davalılar vekilleri, davanın reddini savunmuşlardır. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonunda 14.08.2009 tarihli 2006/74 Esas, 2009/146 Karar sayılı kararıyla "...İspir Asliye Hukuk Mahkemesinde görülüp sonuçlanan 2006/64 Esas sayılı dosyasının incelenmesinde dosyada dava konusu edilen parseller ile işbu dava dosyasında dava konusu edilen taşınmazların aynı olduğu, İspir Asliye Hukuk Mahkemesinin ilgili dosyasında dava konusu parsellerin davalı ... Tüzel Kişiliğinin merası olduğundan bahisle davanın reddedildiği, bunun üzerine hükmün davacı vekili tarafından temyiz edildiği ve Yargıtay (Kapatılan) 14. Hukuk Dairesince Mahkeme kararının onandığı, bunun üzerine davacı vekilinin karar düzeltme yoluna başvurduğu ve Yargıtayın ilgili Dairesince karar düzeltmenin reddine karar verildiğinin görüldüğü, davacı vekilinin açmış olduğu kadastro tespitine itiraz davasında yapılan yargılama ve toplanan deliller ile tüm dosya kapsamı itibarıyla, işbu dava dosyasında dava konusu edilen 1 19... , 88, 89, 90, 91, 92, 93, 94, 95... parsel sayılı taşınmazlar hakkında İspir Asliye Hukuk Mahkemesinin 2006/64 Esas sayılı dosyasında dava konusu edilen 1 19... , 88, 89, 90, 91, 92, 93, 94, 95... parsel sayılı taşınmazlara ilişkin verilen karar tüm kanun yolları tüketilerek kesinleştiği ve bu karar kesin hüküm teşkil edeceğinden ve kesin hükmün varlığı halinde de çekişmenin başka bir araştırma yapılmadan kesin hükme göre çözümleneceği..." gerekçesiyle davacılar vekilinin açmış olduğu kadastro tespitine itiraz davasının reddine, dava konusu taşınmazların tespit gibi mera olarak sınırlandırılıp özel siciline yazılmasına karar verilmiştir. IV. BOZMAVE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacılardan ... ve ... tarafından temyiz isteminde bulunulması üzerine Yargıtay (Kapatılan) 7. Hukuk Dairesinin 14.10.2010 tarihli ve 2009/7633 Esas, 2010/5799 Karar sayılı ilamı ile "...kesin hükmün varlığından söz edebilmek için davanın taraflarının, konusunun ve dayanılan hukuki sebebin aynı olması gerektiği, davalı tarafın dayandığı Asliye Hukuk Mahkemesinin 2006/64 Esas ve 2008/33 Karar sayılı Mahkeme kararında davacılar taraf olmadığı gibi dava sebebi de aynı olmadığından sözü edilen ilam taraflar arasında kesin hüküm değil, ancak güçlü delil oluşturacağı belirtilerek, Yargıtayın yerleşik ilke ve esaslarına göre inceleme ve araştırma yapılıp toplanacak deliller çerçevesinde oluşacak sonuca göre tespite itiraz davası hakkında bir karar verilmesi..." gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararı bozulmuştur. Bozma ilamına uyulmasından sonra, İlk Derece Mahkemesinin 20.04.2018 tarihli ve 2011/5 Esas ve 2018/24 Karar sayılı kararı ile "...dava konusu taşınmazlara ilişkin olarak davacılar tarafından tapu kaydı ibraz edildiği ve fen bilirkişisi raporunda tapu kaydının taşınmazları kapsadığı bildirildiğinden ve dosya kapsamında değerlendirilen diğer deliller dahilinde geçerli tapu kaydına binaen dava konusu taşınmazlar bakımından 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 13. maddesi koşullarının gerçekleştiği..." gerekçesiyle dava konusu taşınmazların kadastro tespit tutanaklarının iptaline, 1 19... parsel sayılı taşınmazın ... adına, 1 19... parsel sayılı taşınmazın ... adına, 1 19... parsel sayılı taşınmazın ... adına, 1 19... ve 91 parsel sayılı taşınmazların ... adına, 1 19... parsel sayılı taşınmazın ... adına, 1 19... ve 94 parsel sayılı taşınmazların ... adına ve 1 19... parsel sayılı taşınmazın ... adına tarla vasfıyla tapuya tescillerine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davalı Hazine vekili tarafından temyiz isteminde bulunulması üzerine Dairemizin 12.10.2022 tarihli ve 2021/13465 Esas, 2022/7959 Karar sayılı ilamı ile "...dosya kapsamındaki tüm bilgi ve belgeler incelendiğinde; davacı tarafça sunulan 1926 tarihli tapu kaydının dava konusu taşınmazların bulunduğu alana uyduğu sabit olup, davacılar ve asli müdahillerin tapu kaydındaki maliklerden bir kısmıyla mirasçılık ilişkisini gösterir veraset ilamları da sunulmuştur. Bununla birlikte davacıların ve asli müdahillerin tek başlarına tapudaki malik gözüken şahısların mirasçısı olmadıkları, dosyada yer alan veraset ilamlarına göre başkaca mirasçıların da bulunduğu, ayrıca tapu kaydında davacılar ve asli müdahillerin murisleri dışında dava dışı maliklerin bulunduğu anlaşılmaktadır. Somut olayda talep, tapu kaydına ve miras yoluyla gelen hakka istinaden tespite itiraz ve tescile yöneliktir. İlk Derece Mahkemesince tapu kaydına değer verilmesi yerinde ise de, tapu kaydına ve veraset ilamlarına göre, taşınmazlarda dava dışı başkaca hak sahibi kişiler bulunduğu halde, dava konusu taşınmazların hangi gerekçeye istinaden (taksim, satış, zilyetlik vs.) davacılar arasında yazılı şekilde pay edilip tesciline karar verildiği karar içeriğinden anlaşılamamaktadır. 3402 sayılı Kanun'un 30. maddesinde, "kadastro komisyonlarından gönderilen tutanaklar ile mahalli mahkemelerden devredilen dosyaların muhtevasından malik tespiti yapılamadığı veya dava açan mirasçının dışında başka mirasçıların da bulunduğu anlaşıldığı takdirde, hakim resen lüzum gördüğü diğer delilleri toplayarak taşınmaz malın kimin adına tescil edileceğine karar vermekle yükümlüdür. Taşınmaz malın ölü bir şahsa ait olduğu anlaşılır ve mirasçıları da tespit edilemezse, ölü olduğu yazılmak suretiyle o şahsın adına tescil kararı verilir." hükmüne yer verilmiştir. Hal böyle olunca; İlk Derece Mahkemesince, dava konusu taşınmazlara uygulanan tapu kaydı ve tedavülleri incelenerek, mahallinde tanık ve mahalli bilirkişiler de dinlenmek suretiyle tapu kaydında yazılı maliklerin ve mirasçıların tam olarak tespit edilmesi ve oluşacak sonuç dairesinde hüküm tesis edilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olduğu..." gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararı bozulmuştur. İlk Derece Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "...incelenen dosya kapsamı ve toplanan deliller bir bütün halinde değerlendirildiğinde; mevzuat ve içtihatlar çerçevesinde, dosya incelemesi tamamlanıp, dosya içerisindeki tüm taraf ve bilirkişi beyanları, harita, kroki ve tutanaklar, kurumlardan gelen müzekkere cevapları ile eklerindeki bilgi ve belgeler birlikte değerlendirilmiştir. Dava dosyası askı ilan süresi içerisinde usulüne uygun şekilde açılmış ve dosyada dava şartları ve taraf teşkili sağlanmıştır. 3402 sayılı Kanun hükümlerine göre bozma öncesi mahalli bilirkişiler, fen, ziraat bilirkişiler eşliğinde gerçekleştirilen keşifte bilirkişiler aracılığıyla yer tespit edilmiş ve mahalli bilirkişilerin beyanları alınmıştır. Mahalli bilirkişiler beyanlarında hemfikir olmuşlar ve tutarlı olarak dava konusu taşınmazın davacılar ile asli müdahiller mirasbırakanları tarafından tarla olarak ve sonrasında çayır olarak kullanıldığını, mirasbırakanlar öldükten sonra davacılara kalmış olduğunu belirtmişlerdir. Dava konusu taşınmaza ilişkin olarak dosya içerisinde mevcut olan mera tahsis kararı dava dilekçesinden sonra tanzim edilmiştir ve taşınmazın mera olduğuna ilişkin olarak tek başına kesinlik sağlamamaktadır. Zira aşağıda belirtilen kararlar da bu yöndedir. “Bir yerin Toprak Tevzi Komisyonunda mera olarak tahsis edilmiş olması, evveliyatı itibarıyla da o yerin mutlak surette mera olarak kabulüne yeterli değildir. Ne var ki Toprak Tevzi Komsiyonunca bir yerin mera olarak tahsisinin yapılmış olması durumunda gerçek kişinin o yerdeki zilyetliği sona erer. O itibarla mera olarak tahsis yapıldığı tarih itibarıyla kazandırıcı zamanaşımı yoluyla mülk edinme koşullarının saptanması gerekir. Bunun için yalnızca mera tahsis haritasıyla yetinilmeyip, belirtmeye ilişkin tutanak mile kayıt ve belgelerin celp edilerek taşınmazın evveliyatının ne olduğunun araştırılması icap eder...” (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.10.1991 tarihli ve 1991/8-427 Esas, 1991/544 Karar) “...uyuşmazlık dava konusu taşınmazın niteliğinin belirlenmesi ile ilgilidir. Tahsisli veya kadim mera olgusunun belirlenmesi usul ve şekil yönünden birbirinden farklıdır. Zira tahsisli meralar yetkili merciler tarafından kamunun yararlanmasına ayrılmak suretiyle ve tahsis yoluyla oluştuğu halde kadim meralar başlangıcı bilinmeyen bir zamandan beri geleneksel olarak o yer halkının yararlanması suretiyle kamu malı niteliği kazanır. Hukuk Genel Kurulunun 30.10.1991 tarihli kararında da belirtildği gibi bir yerin yetkili merci tarafından mera olarak tahsis edilmesi, evveliyatı itibarıyla o yerin mutlak surette mera olarak kabulüne yeterli olmadığı gibi zilyetlilkle iktisap iddiasının dinlenilmesine de engel değildir...” (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.05.2006 tarihli ve 2006/8-240 Esas, 2006/292 Karar). Dava konusu taşınmazlara ilişkin olarak davacılar tarafından tapu kaydı ibraz edilmiş ve fen bilirkişisi raporunda tapu kaydının dava konusu taşınmazları kapsadığı bildirildiğinden ve dosya kapsamında değerlendirilen diğer deliller dahilinde dava konusu taşınmazların mera olmadığı ve kadastronun geçtiği 2006 yılı itibarıyla hukuki kıymetini koruduğu anlaşılan tapu kaydına bianen dava konusu taşınmazlar bakımından 3402 sayılı Kanun'un madde 13 koşullarının gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Biraz önce belirtildiği üzere davacı tarafça sunulan 1926 tarihli tapu kaydının dava konusu taşınmazların bulunduğu alana uyduğu sabit olup, davacılar ve asli müdahillerin tapu kaydındaki maliklerden bir kısmıyla mirasçılık ilişkisini gösterir veraset ilamları da dosyaya sunulmuştur. Bununla birlikte davacıların ve asli müdahillerin tek başlarına tapudaki malik gözüken şahısların mirasçısı olmadıkları, dosyada yer alan veraset ilamlarına göre başkaca mirasçıların da bulunduğu ayrıca tapu kaydında davacılar ve asli müdahillerin murisleri dışında dava dışı maliklerin bulunduğu anlaşılmaktadır. Davamızda talep, tapu kaydına ve miras yoluyla gelen hakka istinaden tespite itiraz ve tescile yöneliktir. İlk Derece Mahkemesince, dava konusu taşınmazlara uygulanan tapu kaydı ve tüm tedavülleri incelenerek, mahallinde tespit ve mahalli bilirkişiler de dinlenilmek suretiyle tapu kaydında yazılı malikler ve bunların mirasçıları tam olarak tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu kapsamda bozma sonrası yapılan keşifte mahalli ve tespit bilirkişileri dosya arasında bulunan kök tapu kaydı olan Mayıs 1926 tarihli ve 62 sıra numaralı tapu kaydındaki hissedarlar ve mirasçılardan ...nin hissesini ... isimli kişilere sattığını, bu kişilerin çok sayıda mirasçıları olduğunu, gösterilen tapu kaydındaki mirasçıların da bu kişilerin mirasçıları olup dava konusu taşınmazda haklarının olduğunu, dosya arasında bulunan veraset ilamları ile bir kısım davacılar vekilinin 08.05.2013 tarihli beyan dilekçesi sorulduğunda ise bu kişilerin kayıttaki kişiler olduğunu, dava konusu taşınmazlarda "......" gibi soyismine sahip ailelerin hak sahibi olduklarını, taşınmazlarda fiili taksim olmadığını, kimin kim mirasçısı olduğunu ise detaylı olarak bilmediklerini belirtmişlerdir. Tapu kaydı incelendiğinde kaydın 1926 yılına dayanması, mahalli ve tespit bilirkişilerinin yaşları ile yine kadastro Mahkemesindeki yargılamadan önceki Asliye Hukuk Mahkemesindeki yargılamalar düşünüldüğünde davanın evveliyatının da uzun bir zamana yayılması sebebiyle oldukça fazla sayıda hissedarın bulunduğu bir tapu kaydındaki tüm hissedarların ve bu hissedarların tüm mirasçılarının bilinememesinin hayatın olağan akışına uygun olduğu yönünde Mahkememizde tam bir vicdani kanaat hasıl olmuştur. Zira, bazen bir kişinin kendi ailesinin bir kaç kuşak ötesini bile tam olarak doğru şekilde hatırlayamamasına rağmen mahalli bilirkişisi ya da tespit bilirkişilerinden kendi ailesi dışındaki yabancı bir çok ailenin kök murisleri dahil bunlardan intikalen tüm mirasçılarını eksiksiz bilmesini beklemek hayatın olağan akışına uygun değildir. Nitekim keşifte dinlenen mahalli bilirkişiler her ne kadar tüm mirasçıları bilemeseler de soyisim ve kök murislerden yola çıkarak tapu kaydındaki kişiler açısından bozma ilamında belirtilen eksiklikleri karşılayacak şekilde bilgi verdiklerinden mahalli bilirkişilerin beyanları davanın esasını çözüme kavuşturmak açısından Mahkememizce yeterli görülmüştür. Yukarıda detaylı olarak izah edildiği üzere Mahkememizce bozma ilamı uyarınca detaylı bir araştırma yapılarak 1926 yılına ait tapu kaydındaki kök murislerin mirasçılarının tamamı tespit edilmeye çalışıldıysa da gerek dosya evveliyatı, gerek dinlenen bilirkişilerin yaşları gerekse de kök tapu kaydının çok eski tarihli olması sebebiyle tapu kaydındaki tüm mirasçılar tespit edilememiştir. 3402 sayılı Kanun'un 1. maddesi uyarınca kadastro hakimi, doğru, infazı kabil, infaz sırasında tereddüt oluşturmayacak şekilde ve dava konusu taşınmaz hakkında sicil oluşturmaya elverişli bir karar vermek zorundadır. Bununla birlikte yine 3402 sayılı Kanun'un 30. maddesinde ise "Kadastro komisyonlarından gönderilen tutanaklar ile mahalli Mahkemelerden devredilen dosyaların muhtevasından malik tespiti yapılamadığı veya dava açan mirasçının dışında başka mirasçıların da bulunduğu anlaşıldığı takdirde, hakim resen lüzum gördüğü diğer delilleri toplayarak taşınmaz malın kimin adına tescil edileceğine karar vermekle yükümlüdür. Taşınmaz malın ölü bir şahsa ait olduğu anlaşılır ve mirasçıları da tespit edilemezse, ölü olduğu yazılmak suretiyle o şahsın adına tescil kararı verilir." hükmüne yer verilmiştir. Mahkememizce de yapılan tüm araştırmalara rağmen tapu kaydındaki tüm mirasçılar eksiksiz şekilde tespit edilemediğinden, bununla birlikte davacı ve asli müdahillerin fiili taksim olmaksızın dava konusu taşınmazları 1926 tarihli tapu kaydına istinaden kullandıkları anlaşıldığından zemine uyan ve vereseleri mevcut olan aynı zamanda tespit tarihi itibarıyla hukuki kıymetini de yitirmeyen bir kayda üstünlük tanınarak 3402 sayılı Kanun'un 1, 13... maddeleri uyarınca davanın kabulü ile dava konusu taşınmazların ölü oldukları belirtilmek suretiyle kayıt malikleri adına tapuya tescil edilmesine karar verilmiştir..." gerekçesiyle davacı ve asli müdahillerin davalarının ayrı ayrı kabulüne, 1 19... , 88, 89, 90, 91, 92, 93, 94... parsel sayılı taşınmazların kadastro tespitlerinin ayrı ayrı iptali ile ölü oldukları belirtilmek kararda yazılı kişiler adına tapuya tescillerine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı Hazine vekili temyiz dilekçesinde; davacılarının tapusunun dava konusu taşınmazları kapsamadığı, davacılar lehine kanunda aranan kazanım koşullarının oluşmadığı ve taşınmazların Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğunu ileri sürerek, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe 1. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, yapılan yargılama ve uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirmesine, uyulan bozma ilamı doğrultusunda hüküm verildiğine ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) geçici 3. maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428. maddesi ile 439. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerin biri de bulunmadığına göre, uyulan bozma ilamında ve İlk Derece Mahkemesi kararında yazılı gerekçeler dikkate alındığında davalı Hazine vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

2. Davalı Hazine vekilinin diğer temyiz itirazları incelendiğinde ise; İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyulduğu halde bozmanın gerekleri tam olarak yerine getirilmemiştir. Bozma ilamında davacıların dayanak tapu kaydı malikleri adına tespit ve tescile karar verilmesi gerektiği belirtilmiş olup, dosya kapsamında yer alan bir kısım evraktan tapudaki hisselerin (1970 ve devamı yıllarında) tedavül gördüğü anlaşılmaktadır. İlk Derece Mahkemesince tapu kaydının tedavülleri tam olarak getirtilip son malik ve hisse durumu araştırılıp netleştirilmeksizin, 1962 yılına ait olan ve sadece tapudaki 3/10 hisse (... ...'nin sattığı hisse) yönünden tesciline karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Yukarıda, davalı Hazine vekilinin diğer temyiz itirazlarının (V.B.1) numaralı bentte açıklanan sebeplerle REDDİNE, (V.B.2) numaralı bentte açıklanan sebeplerle davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı Kanun'un geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı Kanun'un 428. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, 1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 21.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2025/5885, K. 2026/2784, T. 21.04.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-8-hukuk-dairesi-2025-5885-e-2026-2784-k-cecc5958fb99