Yargıtay · 8. Hukuk Dairesi
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2025/126 E. 2026/3229 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 8. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/126
- Karar No
- 2026/3229
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi SAYISI : 2018/4 E., 2024/20 K.
İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak verilen karar davacı Hazine vekili ve davalılar ... ve arkadaşları vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1. Bingöl ili ... ilçesi ... köyünde 2006 yılından gerçekleştirilen kadastro çalışmaları sırasında 1 45... parsel sayılı 94.104,83 m² yüzölçümündeki taşınmaz, tarla vasfıyla kazandırıcı zamanaşımına istinaden davalılar adına tespit edilmiştir. 2. Davacılar dava dilekçesinde, dava konusu taşınmazı ... ve ... ...'den satın aldıklarını ve uzun yıllardır kullandıklarını, kazandırıcı zamanaşımı koşullarının oluştuğunu ileri sürerek; davalılar adına olan kadastro tespitinin iptaliyle taşınmazın kendi adlarına tesciline karar verilmesini talep etmişlerdir. 3. Orman İdaresi vekili ve Hazine vekili taşınmazın orman olduğunu ileri sürerek; tespite itiraz edip yargılamaya katılmışlardır. II. CEVAP Davalılar cevap dilekçelerinde; davanın reddini savunmuşlardır. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonunda 21.05.2014 tarihli ve 2006/100 Esas, 2014/7 Karar sayılı kararıyla davanın, davacı kişiler yönünden reddine, müdahil davacı ... İdaresi yönünden kabulüne, dava konusu taşınmazın kadastro tespit tutanağının iptaliyle asli müdahil Hazine adına orman vasfıyla tapuya tesciline karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacılar ile davalılar vekili tarafından temyiz isteminde bulunulması üzerine Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 09.03.2015 tarihli ve 2014/8649 Esas, 2015/1318 Karar sayılı ilamıyla "...dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava kadastro tespitine itiraza ilişkindir. Dava konusu taşınmazın bulunduğu yerde 5304 sayılı Kanun ile değişik 3402 sayılı Kanunun 4. maddesi gereğince orman sınırlandırması yapılmıştır. Mahkemece verilen karar, usûl ve kanuna aykırıdır. Şöyle ki; Mahkemece 30.05.2010 tarihinde yapılan keşifte görev alan Orman Mühendisi ... 28.09.2010 havale tarihli raporunda dava konusu taşınmazın orman sayılmayan yerlerden olduğunu belirtmiştir. Mahkemece, yapılan keşifte dava konusu taşınmazın kuzey sınırında 15-20 yaşlarında 10-12 küme meşe ağacı bulunduğunun gözlemlenmesi, ziraat bilirkişisi raporunda da yine dava konusu taşınmazın kuzey sınırında 15-20 yaşlarında 10-12 küme meşe ağacı bulunduğunun ve ayrıca toprak yapısının humusça zengin ve etrafının orman parselleri ile çevrili olduğunun belirtilmesi karşısında, dava konusu taşınmazın orman içi açıklık niteliğinde olup olmadığının tespiti için, yeniden keşif ara kararı verilmeksizin dosyanın Orman Mühendisi ...'e tevdiine karar verilerek yeni bir rapor alınmıştır. Orman bilirkişisi ...'in dosya üzerinden yaptığı inceleme sonucu dosyaya sunduğu 26.03.2012 havale tarihli raporda dava konusu taşınmazın orman sayılan alanlardan olduğunun belirtildiği görülmüştür. Bu durumda, öncelikle ilk keşifte görev alan orman mühendisinin raporu yetersiz olduğuna göre, Mahkemece ikinci bir keşif yapılması gerekirken, keşif yapılmadan ilk keşifte görev almayan başka bir orman mühendisinden dosya üzerinden yapılan inceleme neticesi rapor alınması doğru değildir. Kaldı ki; her iki rapor birbiriyle uyumsuz olduğu halde, Mahkemece iki rapor arasındaki çelişki de giderilmemiştir. Eksik inceleme ve çelişkili bilirkişisi raporlarına dayanarak hüküm kurulması doğru görülmemiştir...." gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararı bozulmuştur. Bozma ilamına uyulmasından sonra, İlk Derece Mahkemesinin 31.12.2015 tarihli ve 2015/8 Esas ve 2015/55 Karar sayılı kararıyla "...tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; dava konusu taşınmaz başında 26.10.2015 tarihinde keşfin yapıldığı, keşfin bir orman bilirkişisi ile yapıldığı, Yargıtay ilamında üç orman bilirkişisi olması gerektiği belirtilmesinin anlaşılması üzerine taraflar bilgilendirilmek suretiyle fen bilirkişisinin yer göstermesi ile önceki keşifte hazır edilen orman bilirkişisi ve yeni iki orman bilirkişisi hazır edilmek suretiyle taraflarca hazır edilen araç ile yeniden keşfin yapıldığı, dava konusu yere ilişkin orman bilirkişilerin heyet halinde verdikleri raporda gerek 1947 gerekse 1984 yılına ait hava fotoğrafında dava konusu yerde orman örtüsünün olmadığının belirtilmesi, komşu parsellerden 1 45... parselin tutanağının kesinleşmiş olması ve tapusunun dosyamız içerisine alınmış olması ve kuzeyinin dere olması nazara alındığında Yargıtay yerleşik içtihatları da dikkate alındığında orman içi boşluktan söz edilemeyeceği, bundan mütevellit Orman İdaresinin ve Hazinenin davalarının reddine, davalılar tarafından sunulan tapu kaydı, keşifte davalılar ve mahalli bilirkişilere sorularak dava konusu yere uyup uymadığının tespit edilmeye çalışıldığı ancak tapu kaydında sınır olarak okunan yerlerin davalılar tarafından gösterilmeye çalışıldığı ancak gösterilen yerlerin keşifte taşınmazın olduğu yerin sınırlarına uymadığı, dava konusu taşınmaza uzak yerlerin gösterildiği, yine mahalli bilirkişilere tapu kaydında geçen sınırlar sorulduğunda dava konusu taşınmaza komşu olmayan taşınmazlardan sonra gelen yerleri gösterdikleri, ve tapu kaydının dava konusu yere uymadığını beyan ettikleri, gerek davalılar gerekse mahalli bilirkişilere özellikle taşınmazın kuzeyinde yer alan derenin önceden var olup olmadığı sorulduğunda, söz konusu derenin yüzyıllardır var olduğunu, beyan ettikleri, oysa ki derenin sunulan tapu kaydındaki sınırlar arasında olmadığı, yine kadastro bilirkişi raporunda tapu kaydının dava konusu yere uymadığının belirtilmesi kül halinde değerlendirildiğinde davalılar tarafından sunulan tapu kaydının dava konusu yer uymadığından uygulanamadığı, davacılar, beyanlarında dava konusu yeri ... ...'den satın aldıklarını, onun da burayı ...'dan satın aldığını beyan ettikleri, ancak tespit tutanağında imzası bulunan ve beyanı alınan ..., dava konusu yerin kendisinin olmadığını bu nedenle burayı ... ...'e satmadığını, kendisine ait olmayan bu yeri tespit maliklerinin dedelerinden icar karşılığında alarak kullandığını beyan ettiği, Her ne kadar davacı taraf ...'nın kadastro çalışmaları sırasında hasta olduğu bu nedenle beyanına itibar edilmemesini iddia etmiş ise de; duruşmada tanık olarak dinlenen ...'nın oğlu ..., babasının dava konusu yeri önceleri buğday ekerek kullandığını, daha sonra ot biçerek kullandığını ancak burasının kime ait olduğunu bilmediğini, kendisinin de dava konusu taşınmazın olduğu yerde 1973 yılında doğduğunu, 18 yaşına kadar yani 1991 yılına kadar babasının dava konusu yeri ekip biçtiğini, babasının 2008 yılında öldüğünü, kalp krizi geçirerek öldüğünü, kadastro zamanında ve öldüğü zaman babasının hasta olmadığını, herşeyi hatırladığını, akıl sağlığının da yerinde olduğunu belirtmiş olması birlikte değerlendirildiğinde; dava konusu yerde ...'dan sonra yani 1990-1991 yıllarından sonra davacılar kullanmış olsa bile kadastro tespit çalışmasının yapıldığı 2006 yılına kadar 15-16 yıllık zilyetliklerinin oluştuğu, Medeni Kanun ve Kadastro Kanunu'nun aradığı 20 yıllık olağanüstü zamanaşımı süresinin dolmadığı, zamanaşımı süresinin davalılar için dolduğu ve zilyetlik koşulunun onlar için sağlandığı, yapılan senetsiz edinim araştırmasında da herhangi bir sınırın olmadığı" gerekçesiyle davacıların ve asli müdahillerin davalarının ayrı ayrı reddiyle, 1 45... parselin tespitteki miktar ve vasıfla tespit gibi tapuya tesciline karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacılar ve asli müdahiller vekilleri tarafından temyiz isteminde bulunulması üzerine Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 19.06.2018 tarihli ve 2018/1770 Esas, 2018/4656 Karar sayılı ilamıyla "...1)İncelenen dosya kapsamına, kararın dayandığı gerekçeye, uzman orman bilirkişisi tarafından eski tarihli hava fotoğrafları ve memleket haritasına dayalı olarak yöntemine uygun biçimde yapılan inceleme ve araştırmada dava konusu taşınmazın orman sayılmayan yerlerden olduğu anlaşıldığına ve yazılı biçimde hüküm kurulmasında bir isabetsizlik olmadığından dahili davacı ... İdaresinin temyiz itirazlarının reddine, 2) Davacı gerçek kişilerin ve dahili davacı Hazinenin temyiz itirazlarına gelince; Mahkemece dava konusu taşınmazın orman olmadığı belirlenmişse de kuzeyindeki dereden etkilenip etkilenmediği belirlenmemiş ve gerçek hak sahibinin kim olduğu usulüne uygun araştırılmadan ve açıklığa kavuşturulmadan eksik inceleme neticesinde karar verilmiş olup dava konusu taşınmazın zilyetlikle kazanılacak yerlerden olup olmadığı şayet zilyetlikle kazanılacak yerlerden ise gerçek kişilerden kimin lehine zilyetlikle kazanma koşullarının oluşup oluşmadığı usulünce araştırılmadan karar verilmiştir. Dava dilekçesinde ..., ..., ..., ... ...'in 1979 yılında dava konusu taşınmazı ...'dan satın aldıklarını, taşınmazın yarı hissesine sahip ... ... hissesinin ise davacılardan ..., ..., Hakim ..., ..., ... ve ... tarafından satın alındığını iddia etmişlerdir, keşifte dinlenen mahalli bilirkişilerde taşınmazın ... isimli şahıs tarafından satıldığı yönünde beyanda bulunmuşlardır. Ancak bu iddia ve beyanların aksine kadastro tutanağının edinme sebebinde şuan ölü olan ... isimli şahsın taşınmazı kendisininde icar olarak kullandığını kimseden almayıp kimseyede satmadığı yönünde beyanın bulunduğu yine ...'nın oğlu ... dava konusu taşınmazı 1991 yılına kadar babası ...'nın kullandığı yönünde beyanları bulunmakta olup, Mahkeme gerekçesinde de ... isimli şahsın beyanlarına öncelik verilmek suretiyle ...'nın taşınmazı 1991 yılına kadar kullandığı dolayısıyla davacıların taşınmazın zilyedi oldukları kabul edilse dahi 1991 yılından kadastro tespitinin yapıldığı 2006 yılına kadar 20 yıllık kazandırıcı zamanaşımı süresini doldurmadıkları gerekçesi ile davalarının reddine karar verilmiştir. Ancak taşınmazın gerçek zilyedinin kim olduğu ve hangi tarih aralığında malik sıfatıyla zilyet olunduğu yönündeki belirsizlik ve beyanlar arasındaki çelişkiler giderilmeden ayrıca ... isimli şahsın beyanına diğer beyanlar karşısında neden öncelik verildiği ve gerekçesi de açıklanmadan karar verilmiştir. Bu nedenle Mahkemece yeniden keşif yapılarak taşınmazın zilyetlikle kazanılacak yerlerden olup olmadığı, kuzeyinde geçen dereden etkilenip etkilenmediği belirlendikten sonra şayet taşınmaz zilyetlikle kazanılacak yerler ise gerçek kişilerden kimin lehine zilyetlik şartlarının oluştuğu belirlenmeli şayet davacı ve davalı gerçek kişiler yönünden zilyetlikle kazanma şartları oluşmuyorsa taşınmazın Hazine adına tescil edilmesi gereği de düşünülmelidir. O halde Mahkemece önceki bilirkişiler dışında bir fen elemanı, bir jeoloji mühendisi ve bir ziraat mühendisi aracılığıyla yeniden yapılacak inceleme ve keşifte, mahallinde yaşlı, tarafsız yöreyi iyi bilen, davada yararı bulunmayan bölgede ikamet eden şahıslar arasından seçilecek yerel bilirkişilerle, aynı yöntemle gösterilecek taraf tanıkları, fen ve ziraat mühendisleri huzuruyla dinlenmeli, yerel bilirkişiler ve tanıklardan zilyetliğin ne zaman başladığı, kaç yıl süreyle ne şekilde devam ettiği sorulup, kesin tarih ve olgulara dayalı, açık yanıtlar alınıp; dava tarihine kadar (gerçek kişiler) yararına zilyetlikle kazanma koşullarının oluşup oluşmadığı belirlenmeli; taşınmazın ilk maliki, intikali ve tasarrufu hususlarında maddi olaylara dayalı ayrıntılı bilgi alınmalı, bilirkişi ve tanık sözleri komşu parsel tutanak ve dayanakları ile denetlenmeli, tarım uzmanı bilirkişi olarak ziraat mühendisine inceleme yaptırılıp, taşınmazın zilyetlikle kazanılabilecek kültür arazisi niteliğinde olup olmadığı belirlenip, bu yolda taşınmazın niteliğiyle ilgili ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalı; jeolog bilirkişiden dava konusu taşınmazların dere yatağında olup olmadığı, derenin aktif dere yatağı olup olmadığı, yatak değiştirip değiştirmediği, aktif olma özelliğini kaybetmiş ise tam olarak hangi tarihte kaybettiğine ilişkin duraksamaya yer vermeyecek şekilde rapor düzenlettirilmeli; teknik bilirkişiye keşfi takibe imkan verir kroki düzenlettirilmeli, varsa komşu parsellerin tutanak ve dayanakları getirtilip uygulanarak, bu taşınmazları sınır olarak nasıl nitelendirdikleri araştırılmalı; Şayet davacı ve davalı gerçek kişiler yönünden kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının oluşup oluşmadığı ayrıca taşınmazın zilyedi olmayan gerçek kişiler yönünden ise zilyetliği terk iradesinin oluşup oluşmadığı değerlendirilmeli, zilyetlikle taşınmaz edinme koşullarının gerçek kişiler yönünden oluşmadığı yada iradi terk olgusu belirlendiği taktirde Hazine lehine tescil hükmü kurulması gerektiği düşünülmeli; 3402 sayılı Kanunun 14. maddesi uyarınca, gerçek kişiler adına aynı çalışma alanı içerisinde kayıtsız ve belgesizden başkaca taşınmaz mal tesbit ya da tescil edilip edilmediği Tapu Müdürlüğü ve ilgili Kadastro Müdürlüğü ile Hukuk Mahkemeleri Yazı İşleri Müdürlüğünden sorulup, aynı Kanunun 03.07.2005 tarihli ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile değiştirilen 14/2. maddesi hükmü gözetilerek sulu ve ... olarak kazanılmış toprak miktarı belirlenip, Kanunun getirdiği sınırlamanın aşılıp aşılmadığı saptanarak, toplanacak tüm kanıtlar birlikte değerlendirilip, ulaşılacak sonuca göre bir hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usûl ve kanuna aykırı olduğu..." gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararı bozulmuştur. İlk Derece Mahkemesince ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "...Tüm dosya kapsamı bir arada değerlendirildiğinde, Davacıların dilekçesinde ..., ..., ..., ... ...'in 1979 yılında dava konusu taşınmazı ...'dan satın aldıklarını, taşınmazın yarı hissesine sahip ... ... hissesinin ise davacılardan ..., ..., Hakim ..., ..., ... ve ... tarafından satın alındığını iddia ettikleri, Yargıtay Bozma İlamı doğrultusunda mahalinde yeniden 22.09.2020 tarihinde keşif yapıldığı, keşifte dinlenen mahalli ve tespit bilirkişileri, davalı ve davacı tanığı, davacılar ve davalılar beyanı ile aldırılan 01.10.2020 tarihli fen bilirkişisi raporundan tespite dayanak tapu kayıtlarının taşınmaza uymadığının belirlendiği, tespit bilirkişilerinin alınan beyanlarında tespit çalışmaları yapılırken dinlenip imzası alınan ...'nın taşınmaz başında dinlenmediğinin ifade edildiği, ... beyanına göre tapu kaydı dayanak gösterilerek tespit gören taşınmazın davacılara satılmadığı beyan olunmuş ise de, gerek tapu kayıtlarının taşınmaza uymadığının Mahkememizce yapılan keşif ve aldırılan fen bilirkişisi raporu ve beyanlarla sabit olması, gerek tespit çalışmasına dayanak taşınmaza uymayan tapu kayıtlarının taşınmaz başına gidilmeden belediyede beyanı alınan ...'dan sorulması üzerine, ...'nın bu tapu kayıtlarına ilişkin taşınmazı davacılara satmadığını beyan etmesi üzerine, ...'nın dava konusu bu taşınmaza uymayan tapu kaydına ilişkin beyanına tek başına hukuki değer atfedilemeyeceği, yine davalı tarafın tanık olarak gösterdiği, keşif mahalinde taşınmaz başında dinlenen ölen ...'nın oğlu ...'nın, "Dava konusu yeri babam ... kullanmaktaydı. Babam burada hayvan beslemek ve ot biçmek maksadıyla kulllanırdı. Geçimimizi bu şekilde sağlardık. Babam yaşarken tam olarak hatırlamamakla birlikte 1982 yılında bu araziyi Molla ... isminde soy ismini bilmediğim birine sattı. Bizim sattığımız ... isimli kişi de bildiğim kadarıyla daha sonrasında yine 80 li yıllarda tam hatırlamamakla birlikte 1985 yılı olabilir, ..., ..., ..., ailelerinden birilerine sattı. ..., ... ve ... ailesinin aile büyükleri de vefat edince bu alanı mirasçıları kullanmaya başladılar. Bu satış işlemleri hep sözlü olarak yapılmıştır. Resmiyette herhangi bir satış işlemi yoktur. Bilgim ve görgüm bunlardan ibarettir. Dava konusu yerin güney kısmı meşelik ve ormanlık (halesi mevki) alan olup, ... kısmını ... ailesi, kuzey kısmında dere olup, batısında ise yine ormanın devamı vardır. Bana okumuş olduğunuz Cilt 13... sayılı tapu kaydının sınırları dava konusu taşınmaza uymamaktadır." şeklindeki beyanı, mahalli bilirkişi beyanları, davacıların beyanları, dosya kapsamında aldırılan 25.09.2020 tarihli jeodezi fot. mühendisi bilirkişisi raporunda, "1984 tarihli hava fotoğrafında dava konusu alanda resimde de görüldüğü üzere taşınmazın sınırlarının belirgin olduğu, komşu tescilli parsellere kıyasla bakarsak diğer tescilli parsellerle aynı ışık yansınım değerlerine sahip olduğu, ayrıca yakınında bulunan orman parseliyle bağlantısının olmadığı orman özelliği taşımadığı dolayısıyla taşınmaz özel mülkiyete konu yerlerden olabileceği imar-ihya söz konusu olabileceği, 2002 tarihli hava fava fotoğrafında, dava konusu alanda resimde de görüldüğü üzere taşınmazın sınırlarının belirgin olduğu, komşu tescilli parsellere kıyasla bakarsak diğer tescilli parsellerle aynı ışık yansınım değerlerine sahip olduğu, ayrıca yakınında bulunan orman parseliyle bağlantısının olmadığı orman özelliği taşımadığı dolayısıyla taşınmaz özel mi konu yerlerden olabileceği imar-ihya söz konusu olabileceği; Dava konusu taşınmazın bulunduğu dosyada mevcut ... köyüne ait 2012 tarihli Google Earths görüntüsünün değerlendirmesi sonucunda; 1 45... numaralı taşınmaz için dava konusu alanda resimde de görüldüğü üzere taşınmazın sınırlarının belirgin olduğu, komşu tescilli parsellere kıyasla bakarsak diğer tescilli parsellerle aynı ışık yansınım değerlerine sahip olduğu, ayrıca yakınında bulunan orman parseliyle bağlantısının olmadığı orman özelliği taşımadığı dolayısıyla taşınmaz özel mülkiyete konu yerlerden olabileceği imar-ihya söz konusu olabileceği" şeklinde görüş bildirildiği, ziraat bilirkişileri heyet raporunda; "Dava konusu taşınmazın hali hazır durumu ve genel özellikleri itibariyle aynı bölgede yer alan taşınmazlarla kıyaslandırıldığında Taşınmazın toprak yapısı, bitki örtüsü, kullanım şekli ve topoğrafik özellikleri itibariyle ile tarımsal alet ve makinayla tarımsal tasarrufla bulunulduğu, kültür yetiştiriciliği yapıldığı ve zemininde mera (geven, astragalus, çivan perçemi, L..persente vb.) bitki örtüsünün bulunmadığı nedeniyle, civardaki mera ve ham toprak özelliği olan taşınmazlarla benzer özellikler göstermediği, taşınmazı besleyen su kaynağı, mahalli veya devlet sulama kanallarının olmadığı bu sebeple kuru vasıflı olduğu, toprak rengi orta koyu renkte olup, tekstür olarak; killi-tinlı yapıda, hafif-orta arası ağırlıkta bir özelliğe sahiptir. Toprak oluşumu azonal toprak cinsi şeklindedir. Taşınmaz üzerinde bulunan emarelerden, toprak tekstür, strüktür ve profilinden taşınmaza üretim girdi ve tekniklerinin uzun zamandır hiç uygulanmadığı, taşınmazın nadasa bırakıldığı ve pulluk tabanı olarak bilinen yani ham toprak olan sert tabakasının tarımsal üretim amacı ile işlenerek kırılmadığı gözlemlenmiştir. Sonuç olarak: eldeki teknik veri, gözlemlerim ve hali hazır durumu ile dava konusu taşınmazın evveliyatı ile şimdiki durumu göz önünde bulundurulduğunda; Emek harcandığı, imar-ihya edildiği, tarım arazisi olarak kullanıldığı, dolayısı ile kadastro kanununa göre imar-ihya yönünden zilyetlikle iktisap edilmesi mümkün olduğu bu nedenle özel mülkiyete konu olabilcek devletin hükmü ve tasarrufu altındaki yerlerden olmadığı kanaatine varılmıştır." şeklinde rapor sunulduğu, jeolog bilirkişi raporunda dava konusu parselin Kuzeyinde bulunan derenin kuru dere olmasından dolayı parsel dere taşkınına maruz değildir. Dava konusu parselde jeolojik anlamda (dere taşkını, heyelan, kaya düşmesi vb.) herhangi bir olumsuzluğun bulunmadığı kanaatinin bildirildiği, İl Tarım ve Orman Müdürlüğüne yazılan müzekkeremize verilen cevapta yargılamaya konu taşınmazın kuru arazi olduğunun bildirildiği, davacıların senetsiz kayıtlarının dosya arasına alındığı, 23.12.2015 tarihli celsede ...'nın oğlu ... Mahkemece her ne kadar tanık olarak dinlenmiş ise de, gerek bu tanığın dosya taraflarınca dinlenilmesine yönelik bir taraf itirazlarının bulunmaması, bu tanığın davacı, davalı ve asli müdahillerce dinlenmesine ilişkin dosya kapsamında bir talep veya beyanın olmadığı, gerekse de taşınmaz başına gitmeden beyanının alınmış olması nedeniyle, dosyamız kapsamında bu tanığın beyanlarına hukuki değer atfedilemeyeceği, Dava dilekçesi, alınan mahalli bilirkişiler ve tespit bilirkişileri beyanları, taraf tanıkları ile bilhassa keşif mahalinde dinlenen ölen ...'nın oğlu ...'nın beyanları, aldırılan bilirkişi raporlarından bir kısım davacıların 1979 yılında taşınmazı ...'dan satın aldıkları, ...'dan satın alan ...'in kendi payını diğer davacılar ..., ... ve ...'lara 1980'li yılların ortalarında beyanlardan 1985 yılında sattığının değerlendirildiği, Kadastro tespit çalışmasının ise 2006 yılında yapıldığı, bu haliyle davasız fasılasız 20 yıllık zilyetlik koşulunun sağlandığı, jeodazi mühendisi bilirkişi raporundan 1984-2002-2012 yıllarına ait hava fotoğrafları/google earth fotoğraflarından taşınmazın sınırlarının belirgin olduğu, taşınmazın özel mülkiyete konu olabileceği ve imar-ihyanın olabileceğinin değerlendirilmesi, jeoloji bilirkişisinin raporundan taşınmazın kuzeyindeki dereden etkilenmediği, ziraat bilirkişileri raporundan taşınmazın toprak yapısı, bitki örtüsü, kullanım şekli ve topoğrafik özellikleri itibariyle ile tarımsal alet ve makinayla tarımsal tasarrufla bulunulduğu, kültür yetiştiriciliği yapıldığı ve zemininde mera (geven, astragalus, çivan perçemi, persente vb.) bitki örtüsünün bulunmadığı nedeniyle, civardaki mera ve ham toprak özelliği olan taşınmazlarla benzer özellikler göstermediği, taşınmazın kuru vasıflı olduğu( İl Tarım Müdürlüğünce de taşınmazın kuru arazi olarak nitelendirildiği), Taşınmaz üzerinde bulunan emarelerden, toprak tekstür, strüktür ve profilinden taşınmaza üretim girdi ve tekniklerinin uzun zamandır hiç uygulanmadığı, taşınmazın nadasa bırakıldığı ve pulluk tabanı olarak bilinen yani ham toprak olan sert tabakasının tarımsal üretim amacı ile işlenerek kırılmadığı, Sonuç olarak: eldeki teknik veri, gözlemlerim ve hali hazır durumu ile dava konusu taşınmazın evveliyatı ile şimdiki durumu göz önünde bulundurulduğunda; Emek harcandığı, imar-ihya edildiği, tarım arazisi olarak kullanıldığı, dolayısı ile kadastro kanununa göre imar-ihya yönünden zilyetlikle iktisap edilmesi mümkün olduğu bu nedenle özel mülkiyete konu olabilecek devletin hükmü ve tasarrufu altındaki yerlerden olmadığının değerlendirildiği, mahalli bilirkişiler, davacı tanıkları ve davacı beyanlarından taşınmazdan ot biçmek ve hayvan otlatmak suretiyle tasarruf edildiğinin bu haliyle, beyanların ziraat raporuyla örtüştüğü, her ne kadar dosyadaki raporlar ve fotoğraflardan taşınmazın etrafının tamamen çevrili olmayıp, taşınmazın yapay olarak korunmadığı ifade edilmiş ise de taşınmazın kısmen çitle çevrili olması, jeodazi mühendisi raporundan taşınmazın sınırlarının belirgin olmasının keşif mahalinde alınan beyanlarla birlikte değerlendirildiğinde, taşınmazın Kadastro Kanununun 14. maddesi uyarınca kuru arazi niteliğinde olup çekişmesiz ve aralıksız olarak 20 yılı aşkın süredir davacıların malik sıfatıyla zilyetliğinde olduğu, kanaatine varıldığı..." gerekçesiyle davacıların davasının kabülüne, 1 45... parsel numaralı taşınmazın davalılar adına yapılan kadastro tespitinin iptaliyle, bu taşınmazın ... (mirasçıları adına miras payları oranında) için 1/6, ... için 1/6, ... (mirasçıları adına miras payları oranında) için 1/6, ... (mirasçıları adına miras payları oranında) için 1/12, ... (mirasçıları adına miras payları oranında) için 1/12, ... için 1/12, ... için 1/12, ... için 1/12, ... için 1/12 oranında tarla vasfıyla tapuya tesciline, asli müdahil Hazinenin davasının reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A.Temyiz Sebepleri 1. Davalılar ... ve arkadaşları vekili temyiz dilekçesinde; kararın gerekçesiz olduğunu, adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini, keşifte dinlenen mahalli bilirkişisi ve davacı tanıklarının yanlı ve çelişkili beyanlar verdiklerini ayrıca mahalli bilirkişilerle davacıların akrabalık ilişkisi bulunduğunu, davalılar lehine olan ...'nın oğlu ...'ın tanık sıfatıyla alınan beyanı hakkında karar yerinde herhangi bir değerlendirme yapılmadığını, davacı taraf lehine kazanım koşullarının oluşmadığını, davacılardan ...'ın 2015 yılında yapılan keşifte tevilli ikrarının bulunduğunu, dava konusu taşınmazın davacılara ait tapu kaydı sınırları içinde kaldığını, yargılama giderleri ve harçlara dair hüküm fıkrasının kanuna aykırı olduğunu, davacılar lehine vekalet ücretine hükmedilmesinin de hatalı olduğunu ileri sürerek, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir. 2. Hazine vekili temyiz dilekçesinde; taşınmazın Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğunu, zilyetlikle kazanılamayacağını, eksik araştırma ve inceleme ile karar verildiğini, kazanım koşullarının oluşmadığını ileri sürerek, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, kadastro tespitine itiraz istemine ilişkindir. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyulan bozma ilamı doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılarak, mevcut deliller takdir edilerek karar verildiğine, uygulanması gereken hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığına, bozmaya uyulmakla taraflar lehine ve aleyhine kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça imkan olmadığı gibi 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428. maddesi ile 439. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerin biri de var olmadığına göre, İlk Derece Mahkemesi kararında yazılı gerekçeler dikkate alındığında temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davalılar ... ve arkadaşları vekili ve davacı Hazine vekilinin temyiz dilekçelerinde ileri sürdükleri nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davalılar ... ve arkadaşları vekili ve davacı Hazine vekilinin temyiz itirazları yerinde görülmediğinden usul ve kanuna uygun olan İlk Derece Mahkemesi kararının ONANMASINA, 427,60 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 304,40 TL'nin temyiz eden davalılardan alınmasına, Harçtan muaf olduğundan Hazineden harç alınmasına yer olmadığına, 1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 06.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.