Yargıtay · 8. Hukuk Dairesi

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2024/3469 E. 2026/2986 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
8. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/3469
Karar No
2026/2986
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/258 E., 2024/550 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Çorum Kadastro Mahkemesi SAYISI : 2016/962 E., 2022/38 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1. ...Mahallesi çalışma alanında 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) geçici 8. maddesi uyarınca yapılan kadastro sırasında, 1 59... parsel sayılı 12.121,98 m² yüzölçümündeki taşınmaz, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle dayanarak tarla vasfıyla davalı ... adına, 1 59... parsel sayılı 13.513,92 m² yüzölçümündeki taşınmaz, edinme sebebine ... evlatları .., ..., ... ve ...'nın müştereken zilyet ve tasarrufunda iken ..nın hissesini haricen ve rızaen bedeli mukabilinde ...'ya satıp zilyetliğini devrettiği belirtilerek kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle tarla vasfıyla 2/4 hissenin davalı ..., 1/4 hissenin davalı ... ve 1/4 hissenin davalı ... adlarına tespit edilmiştir. Yörede, 1978 yılında yapılan tapulama çalışmalarında taşınmazların, paftasında boşluk olarak sınırlandırılması yapılan tescil harici alanda kaldığı, 2015 yılında 3402 sayılı Kanun'un ek-5. maddesi gereği yapılan orman kadastrosu çalışmalarında taşınmazların orman sınırları dışında, orman sayılmayan alanda kaldıkları anlaşılmıştır. 2. Davacı Hazine vekili asıl ve birleşen dava dosyalarındaki dava dilekçelerinde; ... köyünde 2016 yılında 3402 sayılı Kanun'un geçici 8. maddesi gereği yapılan kadastro çalışmalarında dava konusu taşınmazların davalılar adına tespit edildiğini, 3402 sayılı Kanun gereğince askı ilanına süresi içinde itiraz ettiklerini, dava konusu taşınmazların evveliyatlarının orman olduğunu, kamu malı niteliğinde ve Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunduklarını, zilyetlikle mülk edinme koşullarının oluşmadığını ileri sürerek, kadastro tespitlerinin iptaliyle taşınmazların orman vasfıyla Hazine adına tescillerine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalılar vekili asıl ve birleşen dava dosyalarındaki cevap dilekçelerinde; davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "...dava konusu edilen taşınmazların, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun geçici 8. madde kadastro çalışmaları sonucunda tespitlerinin yapıldığı, buna göre, 159 ada, 1 parsel sayılı taşınmazın, davalı ... adına senetsizden zilyetlikle kazandırıcı zamanaşımı nedeniyle, 12.121, 98... yüzölçümü ve tarla vasfı ile 159 ada, 2 parsel sayılı taşınmazın, davalılar ..., ... ve devam eden dava sırasında vefat eden ... adlarına senetsizden zilyetlikle kazandırıcı zamanaşımı nedeniyle 13.513, 92... yüzölçümü ve tarla vasfı ile tespitlerinin yapıldığı, orman ve jeodezi bilirkişileri müşterek raporu ve ek raporlarında, taşınmazların 1956 yılından beri tarım arazisi olarak kullanıldıkları, üzerlerinde orman sayılmalarını gerektirecek nitelikte ağaç bulunmadığı, 1960, 19 90... tarihli hava fotoğraflarının ve diğer belgelerin stereoskopik incelemelerinde bu durumun aynı şekilde devam ettiği, taşınmazların tamamı ile orman sayılmayan araziler oldukları, orman kadastro çalışmasında orman tahdit sınırları dışında bırakıldıkları bu nedenle taşınmazların 3116 sayılı Orman Kanununa göre orman sayılan arazilerden olmadıkları gibi orman bütünlüğünü bozmadıkları, orman içi açıklık olmadıkları, 5658 sayılı Kanuna göre iadeye tabi arazilerden olmadıkları, 4785 sayılı Kanuna göre Devletleştirilen arazilerden olmadıkları, tarımsal faaliyette 1956 yılından beri kullanıldıkları tespit edildiğine göre imar ve ihyalarının 1956 yılından önce tamamlanmış olduğu, ziraat bilirkişi raporlarında da taşınmazın uzun yıllardır tarımsal faaliyetlerde kullanılan kuru vasıflı tarım arazileri olduklarının, üzerlerinde buğday, arpa, yulaf gibi kuru tarıma uygun tarımsal faaliyet yürütüldüğü, taşınmazların tahsisli mera olmadıklarının gelen yazı cevaplarından anlaşıldığı, yine ziraat bilirkişi raporlarında taşınmazlar üzerinde mera olduğuna dair herhangi bir bulgunun yer almadığı, komşu köy yerel bilirkişilerinin beyanlarında da taşınmazların köyün mera olarak bilinen yerlerinden olmadıkları, bu nedenle kadim mera olarak değerlendirilemeyecekleri, Mahkememiz keşiflerinde yapılan gözlemlerde de taşınmazların tarım arazisi görünümünde olduklarının izlendiği, mahalli bilirkişi ve tespit bilirkişi beyanlarının bu teknik bulgular çerçevesinde değerlendirilmesinde, taşınmazlardan 159 ada, 2 parsel sayılı taşınmazın öncesi bilinmeyen bir zamandan beri tarla olarak kullanılmakta olduğu, bilinen ilk sahibinin ... olup bu kişinin davalıların dedesi, yani babaları ...nın babası olan kişi olduğu, 1982 yılında vefatından önce taşınmazı torunları olan ... ve ...'e bıraktığı, babaları olan ...nın İzmir iline gitmesi nedeniyle böyle bir yola başvurmuş olduğu, taşınmazın diğer zilyetlerin izni doğrultusunda ... tarafından tıpkı dedelerinin yaptığı gibi tarla olarak kullanılmaya devam edildiği, davalıların zilyetliklerinin aralıksız, nizasız ve fasılasız devam ettirildiği, 20 yılı aştığı ve ekonomik amaca uygun bir zilyetliğin söz konusu olduğu, davalıların zilyetlikle taşınmaz kazanımını engelleyici hallerinin bulunmadığının Mahkememizce yapılan araştırmalarda ortaya çıktığı anlaşılmakla davacı Hazine dava konusu 159 ada, 2 parsel sayılı taşınmazla herhangi bir ilgisinin bulunmadığı, taşınmazın mülkiyetlerinin halihazırda davalılarda olduğu anlaşıldığından davanın tamamen reddine karar verilmesi gerektiği, taşınmazlardan 159 ada, 1 parsel sayılı taşınmazın öncesi bilinmeyen bir zamandan beri tarla olarak kullanılmakta olduğu, bilinen ilk sahibinin ... olup bu kişinin davalının babası olan kişi olduğu, tahminen 40 yıl önce vefatıyla taşınmazın oğlu olan davalı ...'e kaldığı, taşınmazın davalı tarafından tıpkı babasının yaptığı gibi tarla olarak kullanılmaya devam edildiği, davalının zilyetliğinin aralıksız, nizasız ve fasılasız devam ettirildiği, 20 yılı aştığı ve ekonomik amaca uygun bir zilyetliğin söz konusu olduğu, davalının zilyetlikle taşınmaz kazanımını engelleyici bir halinin bulunmadığının Mahkememizce yapılan araştırmalarda ortaya çıktığı anlaşılmakla davacı Hazine dava konusu 159 ada, 1 parsel sayılı taşınmazla da herhangi bir ilgisinin bulunmadığı, taşınmazın mülkiyetlerinin halihazırda davalıda olduğu..." gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın reddine, 1 59... ve 2 parsel sayılı taşınmazların tespit gibi tapuya tescillerine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı Hazine vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "...İncelenen dosya kapsamına, kararın dayandığı gerekçeye, uzman orman bilirkişi tarafından eski tarihli hava fotoğrafları ve memleket haritasına dayalı olarak yapılan inceleme ve araştırmada çekişmeli taşınmazların orman sayılmayan yerlerden olduğunun belirlenmiş olmasına, fotogrametri bilirkişinin 1956, 1990, 2005 tarihli hava fotoğraflarının stereoskop aletiyle incelenmesi sonucu 1956 tarihinden tespit tarihine kadar taşınmazların ekonomik amaca uygun şekilde kullanıldıklarının bildirilmesine, ziraat bilirkişi raporu, dinlenilen mahalli bilirkişi ve tespit bilirkişi beyanları ile tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; taşınmazlarda adına tescil kararı verilen yararına 3402 sayılı Kanun'un 14. maddesinde öngörülen kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile taşınmaz edinme koşullarının gerçekleştiği..." gerekçesiyle davacı Hazine vekilinin istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı Hazine vekili temyiz dilekçesinde; dava konusu taşınmazlarla ile ilgili olarak tam anlamıyla orman araştırması yapılmadığını, 3 kişilik orman bilirkişisi tarafından dava konusu taşınmazın orman olup olmadığı yönünden rapor tanzim etmesi gerektiğini, tek kişilik orman bilirkişisi tarafından orman araştırması yapılmasının kanunlar ve Yargıtay İçtihatlarına aykırılık teşkil ettiğini, dava konusu yer ile ilgili olarak mer'a araştırması yapılmadığını, mahalli bilirkişilerin zilyetlikle ilgili beyanlarının birbirlerini teyit etmediğini, mülkiyete esas zilyetliğin bulunmadığını, 3402 sayılı Kanun'un 14. maddesi kapsamında 40-100 dönüm araştırması yapılmadığını belirterek, Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, dava konusu taşınmazın Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olup olmadığı ve davalılar lehine kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğiyle kazanım koşullarının bulunup bulunmadığına ilişkindir. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarındaki gerekçelere, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369/1. maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371. maddesinde yer alan sebeplerden biri de bulunmadığına göre, temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacı Hazine vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, Harçtan muaf olduğundan Hazineden harç alınmasına yer olmadığına,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,28.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2024/3469, K. 2026/2986, T. 28.04.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-8-hukuk-dairesi-2024-3469-e-2026-2986-k-8159e75b7caa