Yargıtay · 8. Hukuk Dairesi
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2024/2245 E. 2025/6878 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 8. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2024/2245
- Karar No
- 2025/6878
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/2630 E., 2023/1778 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Salihli 1. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2018/353 E., 2021/398 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketin ... ili ... ilçesi ... köyü civarında, Ruhsat Numarası ... (Erişim ...) olan 3213 sayılı Maden Kanunu'na göre alınmış İşletme Ruhsatı sahibi ve ilgili arazilerin fiilen asli zilyedi konumunda olduğunu, Anayasa'nın 168. maddesi gereği madenlerin Devletin olduğu, müvekkili şirketin de burada Devlet adına bu madenleri işletmekte olduğunu, ... Kadastro Müdürlüğü tarafından yapılan ... ili ... ilçesi ... Mahallesinde bulunan, 42 14... parselin evveliyatından beri orman niteliğine haiz olmamasına ve müvekkili şirketin evveliyatından beri kullanımı ile zilyetliğinde olmasına rağmen orman arazisi olarak tespit ve tecilinin yapıldığını, bu durumun müvekkili şirketin maden işletmesini ve madencilik faaliyetlerini olumsuz olarak doğrudan etkilediğini, Hazine arazilerinde madencilik faaliyetleri için mülkiyet izni almaya gerek olmadığını, arazinin orman alanı olarak tescil edildiğinde müvekkili şirketin kanunun bu hükmünden yararlanamayacağını, davaya konu alanların köylüler tarafından üzüm bağı ve zeytinlik olarak kullanılmaktayken müvekkili şirketin 18 yıl önce yani 2000 yılında köylü ile anlaşarak davacının satın aldığını, maden işletmesinin ihtiyacı olan tesisleri kurarken bu alanları kullandığını, dava konusu alanın ormanla bir ilgisinin olmadığını, maden arama-işletme ruhsatı ve işletme izin talebi aşamasında maden işletme ruhsat sınırlarındaki mülkiyet durumununu incelediğini, ağırlıklı olarak tapulu alanlar ile Hazinenin hüküm ve tasarrufunda bulunan arazi olduğunu tespit ettiğini, ruhsat alanında müvekkili şirketin ürettiği rulit madeninin volkanik kökenli bir maden olduğunu, oluşum itibarıyla rulit madeninin volkan bacalarından yükselerek yeryüzüne ulaştığını, ergimiş madenin yeryüzüne ulaştığında yayılarak soğuyup camsı bir yapı aldığını, yeryüzüne yayılmış bu madenin üzerinde hiçbir bitkinin, ağacın kendiliğinden yetişmesinin mümkün olmadığını belirterek, orman arazisi olarak yapılan tespit ve tescilinin iptalini, bu yerlerin müvekkili şirket adına tapuya tescilini talep etmiştir. II. CEVAP 1.Davalı Hazine vekili cevap dilekçesi ile; davanın konusu ve taraflarının Kadastro Mahkemesinde görülen 2018/16 Esas sayılı dava dosyası ile taraflarının aynı olduğunu, derdestlik itirazında bulunduklarını, orman içi açıklıklarda tarım yapılamayacağı ve özel mülke konu olamayacağını, bu tür taşınmazların öncesinin orman olma zorunluluğunun da olmadığını, ziraat öncesi orman olan ve ormandan açılan taşınmazların 6831 sayılı Orman Kanunu'nun (6831 sayılı Kanun) 1. maddesi ve Yargıtay uygulamaları gereği oluşan kesin içtihatlara göre zaten orman sayıldığını, Kanun'un 17. maddesinde tanımı yapılan olgunun, öncesi orman iken açılan yerlerle beraber ayrıca hangi neden ile olursa olsun orman içi açıklıkların kazanılamayacağı ilkesini içermekte ve amacının orman bütünlüğünü korumak olduğunu, dava konusu taşınmazlarla ilgili orman kadastrosu tutanaklarının kesinleştiğini belirterek, açılan davanın reddini savunmuştur. 2.Davalı ... İdaresi vekili cevap dilekçesi ile; davacının aynı yer için Salihli Kadastro Mahkemesinin 2018/16 Esas sayılı dosyası ile tespitin iptali için dava açtığını, davanın reddedildiğini, yapılan keşif ve aldırılan bilirkişi raporunda; "...dava konusu taşınmazın keşif tarihinde orman olmadığı, ancak üzerindeki bitki örtüsünün temizlendiği için toprak yapısının bozulduğu, yerin ziraat arazisi olarak kullanılmadığı, keşif tarihi itibari ile ziraat vasfı taşıyan nitelikte bir emarenin olmadığı, ancak yamaçlarda çevre orman yapısı ile aynı özellikte orman bitki örtüsü ve bozuk kızılçam ağaçlarının olduğu, 1949 yılı hava fotoğrafı ve 1960 tarihli memleket haritasında ve çevresinde yapılan incelemesinde geldisinin orman toprağı olduğu ve ormanın devamı ve bütünleyicisi olduğu, mutlaka korunması gereken, erozyona müsait yamaç konumunda toprak, su ve orman muhafaza karakteri taşıyor olduğu, bu gibi yerlerin imar, ihya, zilyetlik ve zamanaşımıyla kazanılacak yerlerden olmadığının..." tespit edildiğini, 162 numaralı Orman Kadastro Komisyonu tutanağında dava konusu yerin 1955 yılında 766 sayılı Kadastro Kanununa uygun fotoğrometrik yöntemle tapulama çalışması yapılıp, ilan edilerek kesinleştiğini, bu çalışmada tespit harici alanların bulunduğunu, yine Kadastro Müdürlüğünce 2015 yılında 766 sayılı Kadastro Kanunu uygulaması sırasında tespit harici bırakılan alanlarda 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) Ek-5. maddesine göre ek kadastro çalışması yapılarak ilan edilip kesinleştiğini, bu çalışmada 42 14... , 42 15... ve 42 17... parselde kayıtlı taşınmazların orman vasfı ile Hazine adına tescilinin yapıldığını belirterek, davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu ... ilçesi ... Mahallesi 42 14... parselde krokide A, B ve C ile gösterilen taşınmazların 766 sayılı Kanun'a göre yapılan arazi kadastro çalışmasında tespit harici yerde bırakıldığı, Sartmustafa Mahallesinde tescil harici kalan yerlerde 2015 yılında 6495 sayılı Kanun ile değişik 3402 sayılı Kanun'un Ek 5. maddesine göre 162 nolu Orman Kadastro Komisyonu tarafından orman kadastro sınırlandırmaları yapılarak ilan edildiği, itiraz edilmeyen yerler için 23.04 2015 tarihinde kesinleştiği, yasal süre içerisinde itiraz edilmeyen dava konusu yerler için komisyon kararının kesinleşmiş olduğu, kesinleşen orman kadastrosuna göre dava konusu A, B ve C ile gösterilen taşınmazların 4214 parsel numaralı Devlet Ormanı sınırları içinde orman olarak kaldığı, 2018 yılında orman vasfını kaybeden yerlerin 2/B çalışması ile orman sınır dışına çıkartılma çalışmasının yapıldığı, 08.03.2018 tarihinde 30 gün süre ile ilan edildiği, 07.04.2018 tarihinde kesinleştiği, kesinleşen 2/B çalışmalarına göre dava konusu yerler orman vasfını kaybetmediği için orman sınırları dışına çıkartılmadığı, arazide yapılan incelemede dava konusu (A) ile gösterilen yerin üzerinde 2 yaşında zeytin fidanı bulunduğu, (B) ile gösterilen yerin üzerinde su ve çamur göleti bulunduğu, (C) ile gösterilen yerin üzerinde fabrika tesisi bulunduğu, 1960 yılı basımlı memleket haritasında A, B ve C ile gösterilen kısımların çam ve çalı rumuzu bulunan yeşil renkli alan içerisinde kalmakta olduğu, 1949 yılı uçuşu en eski tarihli hava fotoğraflarının yapılan incelenmesinde A, B ve C ile gösterilen yerlerin üzerinde çam ağaçları bulunan ağaç ve ağaççık kaplı alan olarak göründüğü, tarım arazisi olarak kullanılmadığı, 1972-1981 yıllarını kapsayan ... Orman Amenajman Haritasında; A, B ve C ile gösterilen yerin kısmen bozuk kızılçam ormanı, kısmen kızılçam gençleştirme alanında kalmakta olduğu ve 296 numaralı orman bölmesinde kaldığı, dava konusu yerlerin ziraat arazisi olarak kullanıldığı tespit edilemediği için orman sayılan yerlerden olduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve kanuna uygun olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 353/(1)-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; kararın usul ve kanuna aykırı olduğunu, eksik inceleme ve araştırma sonucu hatalı karar verildiğini, keşif yapılmadan önce dava konusu taşınmazın komşularını gösterir çaplı krokiler getirtilip sonrasında komşu parsellere ait tapu kayıtlarının ve kadastro tutanaklarının getirtilmesi gerekirken bu hususun tamamlanmadan, memleket haritası, taşınmazın çevresini gösterir uydu görüntüleri, taşınmazın vaziyet haritaları, komşu parselleri gösterir tapu kayıtları ile çaplı krokiler ve hava fotoğrafları mahallinde zemine uygulanmadan keşif yapıldığını, taşınmazın bulunduğu yöreden tarafsız mahalli bilirkişiler ve tespit bilirkişilerinin belirlenmesi gerekirken bu hususunda gözardı edildiğini, mahkemece ikinci kez keşif yapıldığını ancak itirazlarının değerlendirilmediğini, mahkemece sağlıklı bir sonuca varılabilmesi için mahalli ve tespit bilirkişileri belirlenip taşınmaz başında yeniden keşif yapılarak tanık beyanlarında açıkça belirtildiği üzere taşınmazı kimin ne zaman kullanmaya başladığının, kaç yıl ne şekilde devam ettiği sorulup, kesin tarih ve olgulara dayalı olarak açıklattırılması ve taşınmazların evveliyatından beri nizasız ve fasılasız olarak şahıslar tarafından kullanıldığının belirlenmesi gerektiğini, kadimden beri şahıslarca üzüm ve zeytin bağı olarak kullanılan bu yerlerin bir kısmının davacı tarafından devir alınarak maden işletmesi olarak kullanılmaya devam edildiğini, taşınmazın orman vasfını taşımadığını, dava konusu taşınmazın 19.01.2024 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı kararına göre orman sınırları dışına çıkarıldığını beyan ederek, Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, kadastrodan önceki sebebe dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere, 6100 sayılı Kanun'un 369/1. maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden biri bulunmadığına göre, İlk Derece Mahkemesi ile Bölge Adliye Mahkemesi kararlarındaki gerekçeler dikkate alındığında temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacı vekilinin vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, 427,60 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 187,80 TL'nin temyiz eden davacıdan alınmasına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 24.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.