Yargıtay · 8. Hukuk Dairesi
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2024/1911 E. 2026/3290 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 8. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2024/1911
- Karar No
- 2026/3290
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi SAYISI : 2020/18 E., 2023/114 K.
İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak verilen karar davacılar ve asli müdahiller ... ve arkadaşları vekili, davacı ... vekili, asli müdahiller ... ve arkadaşları vekili, davacılar ... mirasçıları vekili ve asli müdahiller ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, asli müdahiller ... ve arkadaşları dışındaki diğer vekilinin temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1. Van ili ... ilçesi ... köyünde bulunan davaya konu ilk taşınmaz, Van ili Mera Komisyonunun 24.02.2006 tarihli ve 359 sayılı kararıyla mera olarak tahsis edildikten sonra, kadastro çalışmalarında hakkında tutanak düzenlenmeden 1 01... parsel numarasını almış, hükmen ifraz sonucunda, 1 01... , 6 77... parsel sayılı taşınmazlara ifraz olmuş, 1 01... parselin hükmen ifrazı sonucunda ise, 1 01... ve 680 parsel sayılı taşınmazlar oluşmuş ve dava konusu taşınmaz bölümü 1 01... parsel sayılı taşınmaz içerisine kalmış, davaya konu ikinci taşınmaz ise, yine Van ili Mera Komisyonunun 24.02.2006 tarihli ve 359 sayılı kararıyla mera olarak tahsis edildikten sonra kadastro çalışmalarında hakkında tutanak düzenlenmeden, 1 01... parsel numarasını almıştır. 2. Davacılar vekili Asliye Hukuk Mahkemesine sunduğu dava dilekçesinde; 14.02.1991 tarihli 1 ve 2 sıra numaralı tapu kayıtlarına dayanarak, dava konusu iki parça taşınmazı uzun yıllardır ekip biçtiklerini belirterek mera kaydının iptali ile taşınmazların davacılar adına tescilini talep etmiş ve yargılama sırasında müdahil ... mirasçıları, aynı taleple davaya katılmışlardır. 3. Diğer Asli müdahiller vekili müdahale dilekçesinde; müvekkilleri olan asli müdahillerin murisleri adına kayıtlı bulunan 27.01.1951 tarihli 394 sıra numaralı tapu kaydına dayanarak, mera uygulamasının iptali ile taşınmazların müdahiller adına tescilini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı Hazine vekili cevabında; davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Van 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 17.10.2012 tarihli ve 2007/2 30... /391 Karar sayılı kararıyla, davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine, 1 01... ve 677 sayılı mera parselleri içerisinde fen bilirkişisi raporunda (B) harfiyle 1.029.280,00 m² alanındaki yer ile (C) harfiyle gösterilen 441.120,00 m² alanındaki yerin ayrı ayrı parsel numaraları verilerek tapu kaydının iptaliyle 1/4 hissesinin ... 1/4 hissesinin ..., 1/4 hissesinin ... mirasçıları 1/4 hissesinin ... mirasçıları adına tapuya tesciline, fazlaya ilişkin taleplerinin reddine, asli müdahillerin taleplerinin reddine ayrı dava açmakta muhtariyetlerine karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıda belirtilen 17.10.2012 tarihli ve 2007/2 30... /391 Karar sayılı kararına karşı davalı Hazine vekili ile asli müdahiller vekili tarafından temyiz isteminde bulunulması üzerine Yargıtay (Kapatılan) 14. Hukuk Dairesinin 17.04.2014 tarihli ve 2014/46 10... /5206 Karar sayılı ilamı ile, ''... Mahkemece, 1 01... ve 677 sayılı mera parselleri içerisinde fen bilirkişi raporunda (B) ve (C) harfleriyle gösterilen yerlerin davacıların tapu kaydı kapsamında kaldığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü yönünde hüküm kurulmuş ise de, yapılan araştırma, inceleme ve uygulama karar için yeterli bulunmamaktadır. Ayrıca, asli müdahale talebinde bulunanlar müstakilen hak iddia ettiklerinden ve aynı yere ilişkin tapu kaydına dayanarak talepte bulunduklarından asli müdahale talep edenler yönünden taleplerinin reddine, ayrı dava açmakta muhtariyetlerine karar verilmesi doğru görülmemiştir. Dosyanın incelenmesinden, davacıların dayandığı 14.02.1991 tarihli 1 ve 2 sıra numaralı tapu kayıtlarının ilk tesisinin Mayıs 288 tarihli 52 sıra numaralı tapu kaydı, müdahillerin dayandığı tapu kaydının ilk tesisinin Mayıs 288 tarihli 53 sıra numaralı tapu kaydı olduğu, eski Türkçe olması nedeniyle çıkartılamadığı anlaşılmaktadır. Ayrıca, dava konusu yere ilişkin komşu parsellerin tutanak suretleri ve dayanağı olan belgeler tamamıyla getirtilmemiş, keşif esnasında uygulanmamıştır. Doğru sonuca varılabilmesi için, dava konusu 1 01... ve 677 parsel sayılı taşınmazların tüm ekleriyle mera kayıtları, davacıların ve müdahillerin dayandıkları tapu kayıtları ilk tesisinden itibaren tüm tedavülleriyle birlikte getirtilmeli, bilirkişisi vasıtasıyla eski Türkçe'den tercüme ettirilmeli, komşu parsel kayıtları tüm dayanakları ile getirtilerek dosya ikmal edildikten sonra mahallinde yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen, komşu köylerde ikamet edip, davada yararı bulunmayan şahıslar arasından seçilecek yerel bilirkişilerle aynı yöntemle tespit edilecek taraf tanıkları, uzman ve teknik bilirkişiler huzuruyla mahallinde yeniden keşif yapılmak suretiyle uygulanmalıdır. Diğer yandan, arazinin başında icra edilecek keşif sırasında yansız yerel bilirkişisi ve taraf tanıklarından taşınmazın geçmişte ne durumda bulunduğu, kime ait olduğu, kimden nasıl intikal ettiği, taşınmazın tamamının veya bir bölümünün kamu orta malı mera niteliği taşıyıp taşımadığı, kim tarafından, ne zamandan beri, ne suretle kullanıldığı, kullanmanın ekonomik amaca uygun olup olmadığı, etraflıca sorulup, maddi olaylara dayalı olarak açıklattırılmalı, uzman ziraat mühendisinden arazinin niteliğini belirtir ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalı, teknik bilirkişiye uygulanan kayıtların kapsamını belirtir ve keşfi takibe imkan verir kroki düzenlettirilmelidir. Yargılama sırasında, bilirkişi ve tanık sözleri komşu parsel tutanak ve dayanaklarıyla denetlenmeli; dava konusu taşınmazın komşu parsellerden mera olarak sınırlandırılıp, kesinleşen parsellerle toprak yapısı itibariyle bütünlük arz edip arzetmediği, ayırıcı unsurlar bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır. Davacıların ve asli müdahillerin tüm delilleri toplanıp değerlendirilmek suretiyle uyuşmazlığın çözümü yoluna gidilmelidir. Mahkemece eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir. Kabule göre de; davacılardan ... mirasçılarının karar başlığında gösterilmemesi doğru görülmemiştir." gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararı bozulmuştur. Bozma sonrası yapılan yargılama sırasında, dava konusu alanda kadastro çalışmaları yapılması nedeniyle Asliye Hukuk Mahkemesince görevsizlik kararı verilmiş ve bu kararın kesinleşmesi üzerine, dava Kadastro Mahkemesine gönderilmiştir. İlk Derece (Kadastro) Mahkemesince yapılan yargılama sonunda, ilam başlığında tarih ve sayılı belirtilen kararla, "kök tapu kaydının sınırlarının yapılan keşif esnasında mahalli/tespit bilirkişileri ile tanıklara sorulduğu, alınan beyanlarda "kezene kozayı" diye geçen sınırın birden fazla dağ üzerindeki sırt olduğu, "... değirmenin" eskiden mevcut olduğu, ancak zamanla tahrip olarak zeminde sadece çukurunun kaldığı, "..." sınırının halk arasında eşek deresi olarak bilindiği ve zeminde halen mevcut olduğu, "çayın" taşınmazların güneyinde halen mevcut olduğu, "sel yokuşunun" ise taşınmazların güneydoğu/güneybatı yönünde dağlık alandan aşağı ... şekilde uzandığının belirtildiği, tapu kaydının sınırlarında geçen "..." kelimesinin lügüt anlamına bakılacak olursa; "nehr" kelimesi "akarsu, ..., ırmak" - "cari" kelimesi ise "cerayan eden, akan, geçen, yürüyen" anlamlarına geldiği, her iki kelime cümle bütünlüğü içerisinde kullanıldığında "suyu devamlı akan nehir" anlamına geldiği, dolayısıyla tapu kaydının uyabileceği bir yerde biri nehri cari diğeri de ... olmak üzere iki nehir ve çayın bulunması zorunlu olduğu, buna karşılık yapılan keşif esnasında mahalli/tespit bilirkişileri ile tanıkların göstermiş olduğu ... sınırı dağlık alanda iki dağ parçasının arasından geçen zorlama yoluyla kuru dere olarak nitelendirilebilecek bir sınır olduğu, taşınmazların güneyinde tapu kaydında sınır olarak geçen aktif olarak ... yer almakta olup ... kelimesi de anlam bütünlüğü içerisinde aktif nehir anlamı taşıdığından lugat anlamı itibariyle mahalli/tespit bilirkişilerinin keşif esnasında göstermiş olduğu kuru dere (eşek deresi) sınırını karşılamamakta olup bu nedenle mahalli/tespit bilirkişileri ile tanıkların ... olarak gösterdikleri sınıra itibar edilmediği, yine tapu kaydı sınırlarından mahalli/tespit bilirkişilerince ... ... olarak tarif edilen sınırın 19 88... yıllarında hava fotoğraflarında tespit edilemediğinden çukur diye tabir edilen yere herhangi bir nesne uyabilecek olup tapu kaydında nehri cari ile birlikte ... ... de saptanamayan sınır olarak bulunmadığı, tapu kaydının kalan sınırları ise, taşınmazların kuzeydoğusunda sel yokuşu ve kezene kozayı ile güneyinde ise ... olup mevcut sınırlar taşınmazın iki yönden kapsamadığı, bir kaydın uygulanabilmesi için mevki ve en az üç sınırının bilinmesi gerektiği, somut olayda tapu kaydı kalan sınırları itibariyle iki yönden taşınmazı kapsamakta olup kuzeybatı ve güneydoğu yönleri açıkta kalması nedeniyle kayıt en az üç yönden taşınmazı kapsamadığından tapu kaydının uygulama kabiliyeti olmadığı, buna karşılık ... sınırına az yukarıda değinildiği üzere itibar edilmeyip ... ... dahil diğer sınırlara itibar edildiği varsayıldığında tapu kaydının sınırları birbirini kesmeyen nokta sınırlardan ibaret olup tapu kaydının uygulanabilmesi için birbiri ile kesişen sınırların mevcut olmadığı, tapu kaydı genişletilmeye elverişli ve birbirini kesmeyen sınırlar ihtiva ettiğinden bu sınırlara kapsam tayini ise hukuken mümkün olmadığı, tüm bu hususların yanında ..., ..., sel yokuşu, ... ... ve kezene kozayı yani sırt her yerde bulunabilecek sınırlar olup mezkur sınırları itibariyle tapu kaydının taşınmazları kapsadığından söz edilemeyeceği, bununla birlikte tapu kaydı hukuken geçerli kabul edilip kapsam tayininin mümkün bulunduğu varsayıldığında ..., sel yokuşu gibi genişletilmeye elverişli sınırlar ihtiva ettiğinden tapu kaydı 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 20/C maddesi uyarınca yüzölçümü itibariyle geçerli olduğunun varsayılması gerektiği, 3402 sayılı Kanun'un 20/C maddesi uyarınca tapu kaydına da ancak birbiriyle çakışan iki sabit hududun bulunması halinde bu hudutlardan başlanmak suretiyle miktarıyla kapsam tayin edilmesi mümkün olduğu, Yargıtayın gayrimenkul davalarının incelemesinin yapıldığı Yargıtay (Kapatılan) 7, 16... . Hukuk Dairelerinin ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun uygulamasının da bu yönde olduğu, somut olayda ... sınırı bir an için mahalli bilirkişilerin gösterdiği sınır varsayıldığında ... ile ... sınırı birbiri ile kesişmekte olup kaydın diğer sınırlar birbiri ile kesişmediğinden ayrıca birbiriyle kesişen sınırların da sabit sınır olarak kabul edilemeyeceğinden tapu kaydına 3402 sayılı Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 20/C maddesi uyarınca yüzölçümü itibariyle kapsam tayininin hukuken mümkün olmadığı, tapu kaydının uygulanabilirliği bulunmasa da dava dosyasının geçirdiği safahat dikkate alındığında mahkemenin değerlendirmesinin aksi düşünüldüğü, yani tapu kaydı yüzölçümü itibariyle geçerli olduğu varsayıldığı takdirde eksik araştırmaya mahal vermemek adına; 1 kil 16 dönüm kabul edilip birbiri ile kesişen ... ve ... sınırlarından başlanarak 560,000 m² bilirkişisi raporunda (C) harfiyle göstrilen 198.866,255 m² 1 01... parsele, (D) harfiyle gösterilen 361.133,745 m² 1 01... parsele isabet ettiği, sonuç itibariyle; davacılar ve asli müdahillerin dayanmış olduğu tapu kaydına hukuken kapsam tayini mümkün bulunmadığından tapu kaydına itibar edilmediği, zilyetlik hükümleri bakımından yapılan değerlendirmede, taşınmazların tamamı dağlık alanda kaldığı için dava konusu taşınmazların niteliğine bakılmaksızın taraflar adına tespit edilmesi hukuken mümkün olmadığı, dava konusu taşınmazların gerek keşif gözleminde gerekse de hava fotoğraflarında tasarruf sınırları belli olmayıp taşınmazlar herkes tarafından hayvan otlatılan ve ot biçilerek kullanılan ortak alanlar olduğu, dolayısıyla tasarruf sınırları belirgin olmadığından taşınmaz üzerinde herhangi bir kimsenin zilyetliğinden bahsedilmesinin, herhangi bir kimseye aidiyet tanınmasının fiziken ve hukuken mümkün olmadığı, buna karşılık her ne kadar keşif esnasında dinlenen mahalli ve tespit bilirkişiler beyanlarında taşınmazların mera olmadığını, tarafların kendiliğinden yetişen otu biçmek ve hayvan otlatmak suretiyle yararlandığını belirtmiş iseler de, tasarruf sınırları belirgin olmayan dağlık alanlarda meralar üzerinde hayvan otlatmak ve kendiliğinden yetişen otu biçmek ekonomik amaca uygun zilyetlik sayılamayacağından kural olarak objektif nitelikteki eylemli duruma aykırı düşen subjektif nitelikteki yerel bilirkişisi ve tanık sözlerine değer verilmesi olanaksız olup uzman bilirkişilerin raporunun takdiri delil niteliğindeki yerel bilirkişi ve tanık sözlerine üstün tutulması gerektiği" gerekçeleriyle, davacılar ve asli müdahiller tarafından açılan davanın ispatlanamaması nedeniyle ayrı ayrı reddine, 1 01... mera parseli (ifrazen 1 01... ) ile 1 01... mera parselinin Van ili Mera Komisyonun 24.02.20 06... sayılı kararı gibi mera olarak sınırlandırılarak özel siciline yazılmasına karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1. Davacılar ... mirasçıları, ... ve arkadaşları, asli müdahiller ... ve arkadaşları vekili ayrı ayrı verdikleri temyiz dilekçelerinde; tapu kaydının kapsadığı alanın büyüklüğü bağlamında değerlendirme yapılmaması gerektiğini, dava konusu taşınmazın neredeyse 1000 kişilik bir nüfusun tek geçim kaynağı olduğunu, müvekillerinin 1991 yılında bir servet ödeyerek tapusunu satın aldığı iyi niyetli 3. kişi konumunda olduğunu, taşınmazı tapulu olarak satın aldıklarını, teknik bilirkişiler tarafından dava konusu taşınmaz için 3402 sayılı Kanun'un 16. maddesi çerçevesinde değerlendirme yapılmasının doğru olmadığını, taşınmazın 150 yıldan bu yana tapu kaydına bağlı sahipleri ve kullananları olan bir yer olup, Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yer kategorisinde değerlendirilemeyeceğini, bozma ilamında bu yönde bir bozma yapılmadığını, bozma ilamında mevcut tapu kaydının taşınmaza uygulama şekli ve davacıların kullanma tarzının irdelenmesi istenildiğini, müvekkillerin davada dayandığı tapu kaydının, ... yokuşu, ... ve ... ... şeklinde sınırlardan oluştuğunu, bu sınırların tapunun oluştuğu ilk zamanlardan bu yana hiç değişmediğini, keşifte mahalli bilirkişiler ile tanıkların bu sınırların tamamını tek tek zemin de gösterdiklerini, her ne kadar teknik bilirkişinin sınırların kesik kesik olduğu ve bir kısmının taşınmazı tam olarak çevrelemediği tespiti var ise, buna yönelik hazırlatılan uzman mütalaası incelendiğinde bunun doğru olmadığını, nitekim mahalli bilirkişilerin sınırların tüm taşınmazı çevrelediğine dair beyanları olduğunu, mera iddiasının kadim mera olmayıp 2006 yılında yapılan tahsisli mera tespitinden ibaret olduğunu, taşınmazın kadim tarihten beri özel mülkiyete tabi olduğunı, bir kısmının tarım arazisi, çayır olarak kullanıldığını, kalan kısmın ise hayvan otlakiyesi olduğunu, İlk Derece Mahkemesince tapudaki miktar olan 144 hektar ile 1029 hektar miktarının ölçü birimini kabul etmemesinin de hukuka aykırı olduğunu, bu miktarların sahte olarak oluşturulduğuna dair bir belge yok ise, bu durum da tapudaki kayda itibar edilmesi gerektiğini, taşınmazın hiçbir zaman mera olmadığını, müdahillerin sunduğu tapu kaydında murisin ölüm tarihine göre, müvekkilleri lehine 3402 sayılı Kanun'un 13/B-c şartlarının oluştuğunu ileri sürerek, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir. 2. Asli müdahiller ... ve arkadaşları vekili ve davacı ... vekili ayrı ayrı verdikleri temyiz dilekçelerinde; dosyadaki uzman mütalaası ve mahalli bilirkişi beyanları incelendiğinde, sınırların belirli olduğu ve taşınmazı çevrelediğini, ilgili alanların uzun yıllardır müvekkilleri tarafından kullanıldığını, dolayısıyla zilyetlik ve özel mülkiyet karinesinin işletileceğini, tapu sınırlarının belirlenmemesi ve ... olarak kabul edilen yerin yok sayılmasının sebebi olarak, ... isminin lügatte aktif nehir anlamına geldiğini, ancak ilgili yörede aktif olarak akan bir nehrin bulunmadığı gerekçesinin ileri sürüldüğünü, anılan gerekçenin açıkça adil yargılanma hakkının ihlaline sebebiyet verdiğini, dosya incelendiğinde ve raporlardaki sınırlara bakıldığında ... yerine ... sınırının mevcut olduğu ve zamanla anılan kısmın kuruyarak yok olması sebebiyle 'Eşek Deresi' olarak anıldığının açıkça görüleceğini, bu nedenle; sabit iki sınırın bulunamadığı ve tapu kaydına hukuken kapsam tayin edilemediği gerekçeleriyle müvekkillerin hakkını zedeler nitelikte karar verildiğini, İlk Derece Mahkemesi tarafından, dava konusu yere ilişkin komşu parsellerin tutanak suretleri ve dayanağı olan belgelerin tamamıyla getirtilmediğini, keşif esnasında da uygulanmadığını, bilirkişisi raporlarının eksik ve hatalı olduğunu ileri sürerek, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir. 3. Asli müdahiller ... ve arkadaşları vekili temyiz dilekçesinde; tapu kayıtlarının tesis tarihleri incelendiğinde daha mera kanunun çıkmadan alınmış tapu kayıtları olduğunu, mülkiyeti vatandaşa ait tapulu taşınmazın kamuya tahsisi ya bedeli ödenerek Kamulaştırma yolu ile veya aynı cins ve miktarda bir başka arazi verilmek suretiyle mümkün olduğunu, aksi takdirde mülkiyet hakkının ellerinden alınmış olacağını, İlk Derece Mahkemesince bu hususların nazara alınmadığını, keşif sonrasında verilen bilirkişisi raporunda tapunun hudutlarının dava konusu yere uyduğunun zımnen bile olsa kabul edildiğini, taşınmazın tarla niteliğinde olmayıp otlak, biçenek, ağıl yeri gibi yerlerden ibaret olduğunu, bilirkişisi raporlarında belirtildiği gibi dava konusu taşınmazların sarp dağlık, kayalık, tepe ve ... alanda bulunmadığını, bilirkişisi raporlarında bahsi geçen bitkilerin tüm otlak yerlerinde olduğunu, tapu kayıtlarındaki sınırların Yargıtay içtihatlarına göre sabit sınır olduğunu, ... yerinin Mahkeme gözleminde de tespit edildiğini, ancak su değirmenleri zamanla işlevini yitirdiğinden zeminde sadece temellerinin kaldığını ve bu hususun keşif raporuna işlendiğini Nehri Carinin kuru dere olup zeminde sabit olarak gösterildiğini, sırtın, bilirkişi beyanlarında da belirtildiği üzere %70 eğimli dik sırtlar olduğunu ileri sürerek, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, komisyon kararı ile oluşan mera kayıtlarının iptaliyle davacılar ve asli müdahiller adlarına tescili isteğine ilişkindir. 1. Asli müdahiller ... ve arkadaşları vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde; İlk Derece Mahkemesince verilen gerekçeli kararın asli müdahil vekiline 20.01.2024 tarihinde tebliğ edildiği, kararın yasal 15 günlük süre geçirildikten sonra 08.02.2024 tarihinde temyiz edildiği, bu haliyle temyiz isteminin süresinde olmadığı anlaşıldığından, asli müdahilin temyiz dilekçesinin süreden reddine karar vermek gerekmiştir. 2. Davacılar ve asli müdahiller ... ve arkadaşları vekili, davacı ... vekili, asli müdahiller ... ve arkadaşları vekili, davacılar ... mirasçıları vekilinin yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, hükmüne uyulan bozma ilamı doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılarak, mevcut deliller takdir edilerek karar verildiğine, uygulanması gereken hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığına, bozma ilamına uyulmakla taraflar lehine ve aleyhine kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça imkan olmadığı gibi 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428. maddesi ile 439. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerin biri de var olmadığına göre, İlk Derece Mahkemesi kararında yazılı gerekçeler dikkate alındığında temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacılar ve asli müdahiller ... ve arkadaşları vekili, davacı ... vekili, asli müdahiller ... ve arkadaşları vekili, davacılar ... mirasçıları vekilinin temyiz dilekçelerinde ileri sürdükleri nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle asli müdahiller ... ve arkadaşları vekilinin temyiz dilekçesinin REDDİNE, Davacılar ve asli müdahiller ... ve arkadaşları vekili, davacı ... vekili, asli müdahiller ... ve arkadaşları vekili, davacılar ... mirasçıları vekilinin temyiz itirazlarının, yukarıda (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle reddi ile temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının ONANMASINA, 427,60 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 304,40 TL'nin temyiz eden davacılar ve müdahiller ... ve arkadaşları ile davacı ...'dan ayrı ayrı alınmasına, 1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 07.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.