Yargıtay · 7. Hukuk Dairesi
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2025/5244 E. 2026/1892 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 7. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/5244
- Karar No
- 2026/1892
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/248 E., 2025/1257 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 1. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2018/449 E., 2023/297 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenildikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalının amcası olduğunu, her iki tarafın akrabalık ilişkisinin verdiği ... sebebiyle 556 parsel sayılı taşınmazı birlikte satın almak maksadıyla satıcı ... ile anlaştıklarını, satıcı ...'nin kızı olan ...'nin İBAN hesabına arsa bedelinin havale edildiğini, 15.07.2016 tarihinde davaya konu taşınmazın davalı ... adına devrinin gerçekleştiğini belirterek, davalı adına olan tapu kaydının yarısının iptali ile davacı adına tescilini, mümkün olmaması hâlinde ise ödenmiş olan bedelin ödeme tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte gayrimenkuldeki değer artışından kaynaklanan menfi zarar hesaplanarak müvekkiline verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; taşınmazın ortak satın alınması hususunda herhangi bir anlaşma yapılmadığını, davacı tarafından müvekkilinin hesabına havale edilen 150.000,00 TL’nin davacının müvekkiline olan başka bir borcunu kapatma amacıyla gönderilen para olduğunu, dosyaya sunulan dekontta herhangi bir açıklama bulunmadığını ve gönderilen paranın davaya konu taşınmazın alım satımından farklı bir tarihte gönderildiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davanın ispatlanamadığı gerekçesiyle reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesi yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; müvekkilinin oğlu ... ile önceki malik ... arasında gerçekleşen whatsapp yazışmalarının, dava konusu taşınmazda birlikte çekilen fotoğrafların, müvekkilinin hisse bedelini davalının banka hesabına havale etmesinden sonra müvekkilin oğlunun davalıya göndermiş olduğu elektronik postanın, davalıya gönderilen 150.000,00 TL tutarındaki 02.09.2016 tarihli dekontun yazılı delil başlangıcı değeri taşıdığını, açıklama kısmı boş bırakılmış dekontun yazılı delil başlangıcı ihtiva etmeyeceğine dair tüm içtihat ve uygulamaların ödünç sözleşmelerine ilişkin olduğunu, tanık beyanları ile davanın ispatlandığını, davanın kabulü gerektiğini belirtmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Dava; inançlı işlem hukuksal sebebine dayalı tapu iptali ve tescil, ikinci kademedeki istem tazminata ilişkindir. İnanç sözleşmesi, 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır. Açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, taraflar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) “delil başlangıcı” niteliğinde bir belge varsa 6100 sayılı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 202. maddesi uyarınca inanç sözleşmesi “tanık” dâhil her türlü delille ispat edilebilir. Yazılı delil veya “delil başlangıcı” yoksa inanç sözleşmesinin ikrar (6100 sayılı Kanun'un 188. maddesi) yemin (6100 sayılı Kanun'un 225. maddesi vd.) gibi kesin delillerle de ispat edilmesi olanaklıdır. Davacının yemin deliline dayanması hâlinde mahkemenin davacıya bu hakkını hatırlatması gerekir. Öğretide ve uygulamada kesin delillerden olan ikrar, kapsamına ve içeriğine göre türlere ayrılmaktadır. İçeriği itibariyle ikrar ya basit (adi), ya vasıflı (mevsuf) ya da bileşik (mürekkep) nitelikte olabilir. Vasıflı ikrara, gerekçeli inkâr da denilmektedir. Bir vakıanın aleyhine olduğu kimse herhangi bir ilave yahut nitelik değişikliği yapmaksızın, o vakıanın doğru olduğunu beyan etmişse basit ikrar söz konusu olur. Vasıflı ikrarda, (ki buna gerekçeli inkar da denilmektedir) karşı tarafın ileri sürdüğü maddi vakıanın varlığı kabul edilmekle birlikte, onun hukuki niteliğinin (vasfının) ileri sürülenden başka olduğu bildirilir. Bileşik (mürekkep) ikrarda ise, bir tarafın ileri sürdüğü vakıa karşı tarafça bütünüyle kabul edilmekle; başka bir anlatımla, vakıanın doğru olduğu ve bildirilen vasıfta bulunduğu kabul edilmekle birlikte, ikrara öyle bir vakıa eklenir ki, eklenen bu vakıa, ya ikrar edilen vakıanın hukuksal sonuçlarının doğmasını engeller ya da onu hükümsüz kılar. Bileşik ikrar, ikrara konu olan vakıa ile, ona eklenen vakıa arasında bir bağlantı bulunup bulunmamasına göre, bağlantılı bileşik ikrar ve bağlantısız bileşik ikrar olarak ikiye ayrılır. Bağlantılı bileşik ikrarda ikrar edenin ikrarına eklediği vakıa ile ikrar edilen vakıa arasında doğal bir bağlantı vardır; ikrara eklenen vakıa ikrar olanan vakıanın doğal bir sonucudur. Bağlantısız bileşik ikrarda ise, ikrar edenin ikrarına eklediği vakıa ile ikrar edilen vakıa arasında hiçbir bağlantı yoktur, başka bir anlatımla ikinci vakıa, ikrar edilen vakıa olmadan da mevcuttur. Ağırlıklı olarak, bağlantısız bileşik ikrar dışındaki ikrar türlerinin bölünemeyeceği, ikrar edenin ispat yükü altında olmadığı kabul edilmekte, iddiasını ispatlama yükümlülüğünün karşı tarafa ait olduğu benimsenmektedir. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; taraflar arasında olduğu iddia edilen inanç sözleşmesinin varlığı, davacı tarafından yazılı delil veya delil başlangıcı ile ispatlanamamış, davacı duruşmada yemin deliline dayanmaktan vazgeçtiğini açıklamıştır. Bu nedenle inançlı işleme dayalı tapu iptali ve tescil talebinin reddine karar verilmesi doğrudur. Ne var ki; davacının tazminat istemi de bulunmaktadır. Tarafların da kabulünde olduğu üzere 02.09.2016 tarihinde davacı tarafından davalıya 150.000,00 TL gönderilmiştir. Davalı, gönderilen paranın davacıdan olan başka bir alacağının ifasına yönelik olduğunu beyan etmiştir. Davalı, bu beyanı ile ispat yükünü üzerine aldığı hâlde buna ilişkin herhangi bir delil ortaya koyamamıştır. O hâlde davacı tarafından davalıya gönderilen paranın istirdadı hakkında bir hüküm tesis edilmesi gerekirken tamamen davanın reddine karar verilmesi doğru olmadığından belirtilen sebeple hükmün bozulması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, Peşin yatırılan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 09.04.2026 tarihinde kesin olmak üzere oy çokluğuyla karar verildi.
K A R Ş I O Y
1. Uyuşmazlık, inançlı işleme dayalı tapu iptali ve tescil davası, bu kabul edilmediği takdirde tazminat talebine ilişkindir.
2. İlk Derece Mahkemesince (İDM) davanın ispatlanamaması nedeniyle reddine karar verilmiştir. Kararın istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince (BAM) istinaf talebinin esastan reddi yönünde hüküm kurulmuştur. Kararın temyizi üzerine Dairemizin Sayın Çoğunluğunca davacı ile davalı arasında yazılı bir delil veya delil başlangıcının bulunduğu ispatlanamadığından inançlı işleme dayalı tapu iptali ve tescil davasının reddine karar verilmesinin isabetli olduğu kabul edilmiş ancak başka bir gerekçeye dayalı bozma kararı verilmiştir.
3. Kanaatimizce anılan kabul aşağıda belirtilen nedenlerle isabetli değildir. Dairemizin yerleşik içtihadı uyarınca davacının taşınmazın bedelini ödediğine yönelik "dekont" delil başlangıcı olarak değerlendirilmektedir. Davacıya tanık deliline başvurma imkânı sağlanması gerekmektedir. Dava konusu somut olayda; davacı, davalıya 150.000,00 TL tutarındaki bedeli ödediğini dekontla ortaya koymuş, Sayın Çoğunluğun da kabulünde olduğu üzere davalı aldığı bu parayı davacıdan olan başka bir alacağı nedeniyle aldığını beyan ederek ispat külfetini üzerine almış akabinde bu parayı niçin aldığını ortaya koyamamıştır.
4. Davacının söz konusu dekontun taşınmaz için verildiğini ileri sürmesi, davalının da bunun başka bir nedenle ödendiğini ispatlayamaması karşısında bu ödemenin taşınmaz alımı nedeniyle yapıldığının kabulü gerekir. Dolayısıyla buradaki dekontun delil başlangıcı kabul edilerek davacıya davasını diğer delillerle birlikte ispat etme imkânının tanınması gerekir. Dekonta konu ödemenin satın alımından yaklaşık 2 aydan az bir süre sonra yapılmış olması da bu durumda bir değişiklik oluşturmaz.
5. Açıklanan nedenlerle BAM kararının ortadan kaldırılarak İDM kararının bozulması yerindeyse de gerekçenin yukarıda belirtilen çerçevede olması gerekirken farklı yöndeki Sayın Çoğunluğun gerekçesine iştirak edilememiştir.