Yargıtay · 6. Hukuk Dairesi

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 2025/3932 E. 2026/475 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
6. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/3932
Karar No
2026/475
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/164 E., 2024/1087 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2021/366 E., 2021/745 K.

Bölge Adliye Mahkemesince verilen karar, asıl ve birleşen davada davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA 1. Asıl davada davacı şirket vekili dava dilekçesinde; davacı şirketin, davalıya ait ........ ili, ............ ilçesi 41380 ada, 1 no.lu parsel üzerine yapılacak binanın inşasını üstlendiğini, davalının, davacı şirketin %90 hissesine sahip olan yetkili müdürü ...’in ağabeyi olması nedeniyle aralarında yazılı eser sözleşmesinin düzenlenmediğini, şirketin yapının tamamlanması için yaklaşık 7.000.000,00 TL harcama yaptığını, maliyeti karşılayabilmek için değişik bankalardan kredi kullanmak zorunda kaldığını, davalının ise bugüne kadar yapı için herhangi bir ödeme yapmadığını, davalının şirketi 1 parselde bulunan inşaatın müteahhitlik görevinden azlettiğini, 21.04.2016 tarihinde Müteahhit Değişikliği Seviye Tespit Tutanağı ile belirlenen yapı denetim hakediş seviye oranının 4708 sayılı Yasa uyarınca %95 olduğunu, bunun yapının 21.04.2016 tarihinde fiilen tamamlandığı ve yapı kullanım izin belgesi almaya hazır olduğu hususunu kanıtladığını, iş bu davada davalıdan 413 80... numaralı parselde kayıtlı yapının yaklaşık maliyeti ile olağan yüklenici kârının istendiğini belirterek, alacağın miktarı tam ve kesin olarak belirlendiği anda artırılmak üzere şimdilik 1.000.000,00 TL’nin dava tarihinden işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsilini, 28.09.2016 tarihli ve 12.08.2016 tarihli dilekçeleri ile; miktarı tam ve kesin olarak belirlendiği anda artırılmak üzere şimdilik 8.000.000,00 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiş ve bu miktar üzerinden harcını yatırmış olup, 14.12.2018 havale tarihli dilekçesi ile; bilirkişi raporları doğrultusunda fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla dava değerini 836.440,89 TL artırdıklarını belirterek, toplam 8.836.440,89 TL’nin dava tarihinden itibaren avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

2. Birleşen davada davacı şirket vekili dava dilekçesinde; davacı şirketin, ..., ... ve davalı ... ile birlikte arsa sahibi olduğu ......... ili, ........... ilçesi ........ mahallesi 106 52... numaralı parsel üzerinde 32 daire ve 1 dükkandan ibaret yapının inşası işini yüklendiğini, davacının arsa sahiplerinden ........ ile İzmir 16. Noterliği’nde 27.05.2011 tarihli ... yevmiye numaralı düzenleme şeklinde kat karşılığı inşaat sözleşmesini imzaladığını, davacı şirket ile diğer arsa sahipleri ... ve davalı ... arasında yazılı bir eser sözleşmesinin bulunmadığını, 04.11.2015 tarihinde kat irtifakı kurulurken davalının arsadaki 1223/7216 payı nedeniyle binada 5. kat 17 numaralı; 5. kat 20 numaralı; zemin kat 33 numaralı bağımsız bölümlerin tamamının ve 4. kat 16 numaralı bağımsız bölümün 167/206 hissesinin davalı adına tescil edildiğini, davalının davaya konu 4 adet bağımsız bölümün inşası karşılığında davacıya ödemesi gereken bedel ve ödeme şekli konusunda anlaşma sağlanamadığını ve herhangi bir ödeme yapılmadığını, yaptırdıkları tespitte alınan 25.07.2016 tarihli rapora göre davacının davalıdan 681.325,24 TL, 26.04.2017 tarihli ek rapora göre 4A sınıfı inşaat için fiili takribi inşaat maliyetine esas olabilecek 1.200,00 TL/m² birim maliyetine göre KDV dahil 1.100.013,34 TL bedel isteyebileceğinin belirlendiğini, gönderilen faturaların da iade edildiğini, şimdilik 100.000,00 TL’nin temerrüt tarihi olan 09.12.2016 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.

II. CEVAP 1. Asıl davada davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı şirketin ortaklarının 1/2'şer pay ile ... ve davalı ... olduğunu, kardeşlerin şirket borçlarının tasfiyesi ve ortaklık ilişkisinin sona erdirilmesi konusunda protokol düzenlediklerini, bu protokol ile şirket yetkilisi ...’in, davalı ile birbirlerine karşı borç altına girdiklerini, düzenlenen protokole göre davalının, arsasına yapılan/yapılacak olan inşaat için herhangi bir bedel ödemeyeceğini, taraflar arasında gizli bir ortaklık ilişkisinin bulunduğunu, tarafların 2015 yılında ortaklık ilişkisini fiilen sona erdirmek için görüşmeler yaptıklarını, 3 adet taslak tasfiye metninin ortaya çıktığını, bu metinlerin sonuncusunun nihai metin olduğunu ve tarafların buna uygun olarak değeri milyonlarca TL olan taşınmazları karşılıklı olarak birbirlerine devrettiklerini, ortaklık tasfiye protokollerine göre yapılan inşaat nedeniyle müvekkilinin herhangi bir bedel ödemesinin gerekmediğini, zira davacı şirketin, yine tarafların ve şirketin finanse edeceği biçimde ...’e ait taşınmaz üzerine de bedelsiz olarak inşaat yapacağını, taraflar arasındaki ilişkinin eser sözleşmesi niteliğinde olmadığını, ortaklığın tasfiyesinin söz konusu olduğunu, bu nedenle de asliye ticaret mahkemelerinin görevli olduğunu, taraflar arasında düzenlenen her üç protokolde de tarafların ortaklığın başından itibaren sahip oldukları tüm taşınmazların kime ait olacağının belirlendiğini, bu kapsamda davacının inşaat yapım bedelini istediği taşınmaz olan 41380/1 parselin davalıda kalacağı, aynı şekilde davacı şirket tarafından inşaat yapılacak olan 41364/1 ve 41366/1 parselin de ...’e kalacağı hususunun kararlaştırıldığını, böylece bu maddelerde inşaat yapımı için herhangi bir bedelin istenmeyeceğinin net olarak kararlaştırıldığını, tapu kayıtlarından da anlaşılacağı üzere davalının değeri en az 10-15.000.000,00 TL olan bir taşınmazı kardeşine devrettiğini, onun da protokole göre devretmesi gereken taşınmazlardan biri hariç değeri yaklaşık 4-5.000.000,00 TL olan taşınmazları davalıya devrettiğini, müvekkilinin, davacı şirketin gizli ortağı olduğunun protokol dışında tek tek saydıkları ve delillerini sundukları sebeplerle de kanıtlandığını, tüm bu hususlardan anlaşılacağı üzere davalı ile kardeşi ...’in davacı şirketin fiili olarak 1/2 oranında ortağı olduklarını, bugüne kadar şirketin çalışması sonucu elde edilen tüm değerlerin kardeşler arasında paylaştırıldığını, tasfiye içerikli protokolün 2. maddesinde “iş bu protokolün konusu tarafların uzun yıllar süren ortak çalışması sonucu edinilen ortak malların paylaşımı ile ... Ticaret Limited Şirketi’ne ait hisselerin devri, şirket borçlarının tasfiyesi ve şirketin temsil ve ilzamına ilişkindir” düzenlemesine yer verildiğini, sözleşmenin 3. maddesi ile de tarafların bu maddede düzenlenen ortak gayretleri ve kazançları sonucu edindikleri taşınmazları paylaşmalarının düzenlendiğini, davalıya ve ...’e kalacak olan taşınmazların belirtildiğini, taşınmazların tek tek sayıldığını, davacı tarafın dava dilekçesi ile ileri sürdüğü ve istediği bedelin fahiş olduğunu, inşaat maliyetinin en fazla 4-5.000.000,00 TL civarında olduğunu, ancak dilekçede inşaat için 7.000.000,00 TL masraf yapıldığının ileri sürüldüğünü, kaldı ki inşaata ilişkin bir çok masrafın doğrudan davalı tarafından yapıldığını belirterek davanın reddini istemiştir.

2. Birleşen davada davalı vekili cevap dilekçesinde; dava konusu taşınmazın inşaata başlandığında şirketin diğer ortağı ... adına kayıtlı olduğunu, davalı ile ilgisi olmadığını, davalının araziyi inşaat başlayıp belirli bir seviyeye ulaştıktan sonra ... ile yaptıkları protokol uyarınca ...’ten devraldığını, yine taraflar arasındaki ortaklık tasfiye protokolleri incelendiğinde yapılan inşaat nedeniyle davalının, herhangi bir bedel ödemesi gerekmediğinin görüleceğini, davacı tarafın protokollerin kendilerine mail olarak gönderildiğini ve içeriğinin doğru olduğunu 2016/265 Esas sayılı asıl dosyada kabul ve ikrar ettiğini, taraflar arasında düzenlenen ve tapu devirleri yapılmak suretiyle fiilen uygulamaya sokulan protokolde tapuda kim adına kayıtlı olursa olsun tüm taşınmazlara tarafların 1/2’şer ortak olduklarının açıkça yazılı olduğunu, bu nedenle herhangi bir imalat bedelinin istenmesinin mümkün olmadığını, müvekkilinin bağımsız bölümleri ...’ten protokoller gereği aldığını belirterek davanın İzmir 11. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2016/265 Esas sayılı dosya ile birleştirilmesini ve davacının açmış olduğu davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile protokoldeki bir kısım hükümlerin fiilen hayata geçirildiği, bu aşamadan sonra protokolün geçersiz olduğunu ileri sürmenin dürüstlük kuralı ile bağdaşmayacağı, uyuşmazlıkta protokol hükümlerinden hareket edilmesi gerektiği, esasen yapılan bir kısım taşınmaz devirlerinin ardından tarafların şirket borçlarının ne şekilde ödeneceği konusunda anlaşmazlığa düştükleri, ne davanın ne de birleşen davanın, dayanağını eser sözleşmesinden almadığı, kaldı ki; protokollerde ne asıl davanın ne de birleşen davanın konusu olan taşınmazlar üzerindeki inşaat yapım bedelinin davalıdan isteneceğine yani eser ücreti ödeneceğine ilişkin bir düzenlemenin de bulunmadığı, protokoller tasfiyeye ilişkin ise de tarafların şirketin tasfiyesine ilişkin bir isteklerinin de bulunmadığı, bu durumda davanın ve birleşen davanın limited şirket tasfiyesi olarak değerlendirilemeyeceği, zira; tarafların isteklerinin dışına çıkılmasının mümkün olmadığı, davanın ve birleşen davanın ortaklık ilişkisinin tasfiyesi olarak değerlendirilmesi ve protokol hükümlerinden hareket edilmesi gerektiği, protokollerde ise inşaat (eser) bedelinin ödeneceğine ilişkin bir düzenleme bulunmayıp, asıl davanın ve birleşen davanın konusu bedelin istenemeyeceği anlaşıldığından ve protokollerin diğer hükümlerine uyulup uyulmamasının ayrı bir davanın konusunu oluşturabileceği kanaatine ulaşıldığından asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl ve birleşen davada davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1. Asıl ve birleşen dava davacı şirket vekili temyiz dilekçesinde;

a. Taslak protokollerin taraflarca karşılıklı olarak imza altına alınmadığını, her ne kadar protokole konu bir kısım taşınmazların devirleri yapılmış ise de bu taşınmaz devirlerinin protokolün tamamını hukuken geçerli bir protokol haline getirmeyeceğini, ayrıca davacı şirketin bu taslak protokolün tarafı olmadığını, İlk Derece Mahkemesince de kabul edildiği üzere taslak protokollerin taraflarının davalı ... ile dava dışı ... olduğunu, taslak protokolün taşınmazların karşılıklı paylaşımı, tarafların davacı şirkete olan borçlarının ödenmesi, şirket hisselerinin nasıl paylaşılacağı hususunda 3 ana başlıktan oluştuğunu, taslak protokolün tarafların davacı şirkete olan borçlarının ödenmesine ilişkin maddeleri ile şirket hisselerinin nasıl paylaşılacağı hususunun taraflarca yerine getirilmediğini, davalının, taslak protokol ile kendisine yükümlenen edimlerden davacı şirkete karşı olan borçlarını protokolde belirlendiği şekli ile yerine getirmediğini, taraflarca imza altına alınmamış protokolün hukuken geçerli olabilmesi için protokolün geçerliliğini iddia eden tarafın protokol ile kendisine yüklenen edimlerin tamamını eksiksiz olarak yerine getirmiş olması gerektiğini, dava dosyası içeriği ile sabit olduğu üzere davalının, davacı şirkete ve/veya dava dışı ...'e herhangi bir temerrüt ihtarı bulunmadığı gibi kendi edimlerini de yerine getirmediğini, bu nedenle İlk Derece Mahkemesince taslak protokollerin geçerli olduğu yolunda yapılan hukuki tespitin usul ve yasaya aykırı olduğunu,

b. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi'nin, henüz İlk Derece Mahkemesinde derdest olan bir davada mahkemece hükme esas alınıp alınmayacağı bilinmeyen, taraf vekillerince içeriğine itiraz edilmiş, karar vermeye yeterli bulunmayan birleşen davadaki bir bilirkişi raporunu gerekçe göstererek İlk Derece Mahkemesinin davanın kabulüne dair kararının kaldırılmasına karar vermiş olmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu,

c. Taraflar arasındaki ihtilafın, davacı şirketin fiili ortakları olan davacı şirketin yetkili temsilcisi ... ile davalı ... arasındaki şirket ortaklığının tasfiyesinden kaynaklandığı ve düzenlenen protokoller kapsamında davacı limited şirketin tasfiyesinin gerçekleştirilmesi ile taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözümlenebileceği görüşünün usul ve yasaya aykırı olduğunu, tarafların şirket tasfiyesi yönünde bir talebi ve savunması olmadığını, uyuşmazlığın eser sözleşmesinden kaynaklandığını ve asliye hukuk mahkemesinde çözümlenmesi gerektiğini, nitekim ilk derece mahkemesinin asıl ve birleşen davanın reddine dair verilen kararının istinaf edilmesi üzerine dosyanın ticari uyuşmazlıklara bakmakla görevli bam ilgili hukuk dairesine gönderildiğini, bu daire tarafından uyuşmazlığın eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkin olduğu belirtilerek, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesine gönderildiğini ve İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi tarafından incelemenin yapıldığını, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi'nin bir taraftan uyuşmazlığın eser sözleşmesinden kaynaklandığını kabul ederken diğer taraftan istinaf taleplerini esastan reddederek, ticaret mahkemesi tarafından verilen eldeki davada ihtilafın davacı şirket ortaklığının tasfiyesinden kaynaklanan alacak isteğine ilişkin olduğuna dair kararı onadığını, bu hali ile kararın kendi içerisinde çeliştiğini,

d. İlk Derece Mahkemesince HMK'nın 115/2 maddesinin uygulanmamış olmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu,

e. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi'nin 2020/1023 Esas, 2020/859 Karar sayılı karar ilamı dava şartına ilişkin olup, karar ilamına dayanarak davanın esastan reddi ile davalı vekili yararına nispi vekalet ücretine hükmedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu beyan etmektedir.

B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, asıl ve birleşen davada alacağın tahsili istemine ilişkindir.

Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup, asıl ve birleşen davada davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR Açıklanan sebeplerle;

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı harcın temyiz edene yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

11.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2025/3932, K. 2026/475, T. 11.02.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-6-hukuk-dairesi-2025-3932-e-2026-475-k-694c93e48b72