Yargıtay · 6. Hukuk Dairesi
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 2025/1281 E. 2026/876 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 6. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/1281
- Karar No
- 2026/876
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2022/62 E., 2025/4 K.
İlk Derece Mahkemesince bozma üzerine verilen karar davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.
I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı idarenin yapmış olduğu ihale neticesinde müvekkili ile davalı arasında Elazığ-Maden yolu yapım işi konulu 25.03.2009 tarihli sözleşme imzalandığını, davalı idarenin 05.06.2009 tarihinde müvekkili tarafından kullanılan iş deneyim belgesinin daha önce bir başka ihalede kullanıldığı gerekçesi ile sözleşmeyi feshettiğini, müvekkili hakkında 1 yıl ihaleden yasaklılık kararı alındığını, feshe ilişkin idari işlemin iptali için Elazığ 2. İdare Mahkemesi'nde dava açıldığını, İdare Mahkemesince davanın reddine karar verildiğini, bu kararın temyizi üzerine Danıştay 13. Dairesi'nin ihale sözleşmesinin feshine ilişkin işlemin hukuka aykırı olduğu gerekçesi ile bozma kararı verdiğini, bozmaya karşı karar düzeltme taleplerinin reddedildiğini, sözleşmenin haksız olarak fesih edilmesi nedeni ile müvekkilinin kâr mahrumiyeti yaşadığını, yasaklılık nedeni ile ihalelere giremediğini, iş alamadığını belirterek fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmak kaydı ile kâr mahrumiyeti ve uğranılan zarar için 10.000,00 TL ve yasaklılık kararı nedeni ile uğranılan zarara karşılık 1.000,00 TL’nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; yetki itirazında ve zamanaşımı def’inde bulunarak, feshin hukuka ve sözleşme eki idari şartnameye uygun olduğunu, davacının vermiş olduğu taahhütnamenin gerçeğe aykırı olduğunu, müvekkili idareye atfedilebilecek bir kusur bulunmadığını, zarar isteminin ispatlanması gerektiğini beyanla davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 31.01.2019 tarihli kararı ile uyuşmazlık konusu ... sözleşmesinin 818 sayılı Borçlar Kanunu zamanında yapıldığı, davanın ise 6098 sayılı Yasa'nın yürürlüğe girmesinden sonra açıldığı, Türk Borçlar Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki 6101 sayılı Kanun'un 5. maddesine göre, dava konusu ... sözleşmesi ile ilgili zamanaşımı süresinin 6098 sayılı Yasa yürürlüğe girmeden işlemeye başladığı, ... sözleşmesi ile ilgili uyuşmazlıklarda uygulanacak zamanaşımı sürelerinin 8 18... sayılı Yasa'larda aynı olduğu, o halde bu sözleşme ile ilgili 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun hükümlerinin uygulanmasının gerekeceği, sözleşme tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı mülga BK'nın 126/4'üncü maddesi uyarınca, yüklenicinin yükümlülüklerini ağır kusuruyla hiç ya da gereği gibi ifa etmemesi dışında ... sözleşmesinden ... alacaklar için beş yıllık zamanaşımının öngörüldüğü, yüklenicinin ağır kusuru, kasdı ile sözleşmedeki yükümlülüklerini hiç ya da gereği gibi yerine getirmemesi halinde Borçlar Kanunu'nun 125. maddesinde öngörülen 10 yıllık zamanaşımının uygulanacağı, ... sözleşmelerinde ayrıca yüklenicinin ayıplı ... meydana getirerek iş sahibine teslim etmesi durumunda açılacak davalarda uygulanacak özel bir zamanaşımı süresinin de Borçlar Kanunu'nun 363. maddesinde düzenlendiği, bunun dışında, ... sözleşmesinin diğer ihlallerinden doğabilecek davaların, Borçlar Kanunu'nun 126/4. maddesindeki zamanaşımına tabi olup bu sürenin beş yıl olduğu, sözleşmenin fesh edildiğine ilişkin yapılan tebligat zamanının dikkate alındığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ Bölge Adliye Mahkemesinin 27.05.2021 tarihli kararının süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nce, davacı tarafından Elazığ İdare Mahkemesi'nde haksız feshe ilişkin işlemin iptali için dava açıldığı, Elazığ 2. İdare Mahkemesi'nin 2009/854 Esas, 2010/366 Karar sayılı ve 22.04.2010 tarihli kararı ile davanın reddine karar verdiği, davanın reddine ilişkin kararın davacı tarafından temyizi üzerine Danıştay 13. Dairesi'nin 2010/2595 Esas, 2015/1270 Karar sayılı ve 01.04.2015 tarihli kararı ile dava konusu idari işlemin iptalinin gerektiği gerekçesi ile yerel mahkeme kararını bozduğu, Elazığ 2. İdare Mahkemesi'nin 2016/710 Esas, 2016/996 Karar sayılı ve 25.10.2016 tarihli ilamı ile bozma ilamına uyarak dava konusu idari işlemin iptaline karar verdiği, bu kararın Danıştay 13. Dairesi'nin 24.12.2018 tarihli kararı ile onanarak kesinleştiği, bu durumda, davacının uğramış olduğu kazanç kaybına ilişkin talebinin zamanaşımı süresinin tespitinde Elazığ 2. İdare Mahkemesi kararının kesinleşme tarihinin esas alınması gerektiği, açıklanan nedenlerle, dava tarihi itibarı ile beş yıllık zamanaşımı süresi dolmadığı, yerel mahkemece, işin esasına girilip sonucuna göre karar verilmesi gerekirken davanın zamanaşımından reddine karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile bozma ilamına uyulmasına ve davanın taraflar arasında yapılan yazılı ... sözleşmesinden kaynaklandığı, buna göre ıslahla arttırılan miktarın tesliminden itibaren 5 yıllık zamanaşımı süresi içerisinde talep edilmesi gerektiği, zamanaşımının başlangıç tarihi Danıştay 13. Dairesi'nin 24.12.2018 tarihli kesinleşme tarihi ile başlayacağı ve davanın ıslahla artılan kısımlar yönünden 24.12.2023 tarihi itibariyle zamanaşımına uğradığı, ıslahla arttırılan miktar yönünden talebin zamanaşımından reddine karar vermek gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabul kısmen reddine, davacının sözleşmenin haksız feshinden kaynaklı mahrum kalınan kâr ve zarar talebinin kısmen kabulüne, 10.000,00 TL tazminatın fesih tarihi olan 05.06.2009 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalı ...'nden alınarak davacı ... İnş. Nak. Mad. Pet. ve Pet. Ürn. Trzm. San. ve Tic. Ltd. Şti'ye verilmesine, fazlaya ilişkin taleplerin zamanaşımı def'i nedeniyle reddine, davacının 1 yıl ihalelere katılmaktan yasaklanması sebebiyle uğradığı zarar talebinin reddine, karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; 02.11.2016 tarihinde davanın açıldığını, yaklaşık 8 yıl sonra karar verildiğini, 2009 yılında feshin gerçekleştiğini, bu sürede dahil edildiğinde 15 yıl gibi bir zaman sonra zamanaşımı sebebiyle red kararı verildiğini, somut olayda mahkemenin karar gerekçesindeki kabulüne göre kısmi alacak davası açıldığının kabul edildiğini, hukuk devleti ilkesi kapsamında bir yargılama faaliyetinin 8 yıl 2 ay 28 gün süreceğinin öngörülebilir olmadığını, davacının hukuki güvenliğinin sağlanamadığını, yargılamada makul sürede yargılanma ilkesi ve mahkemeye erişim ve etkili karar haklarının çiğnenerek Anayasa'nın 36. maddesi ve AİHS'nin 6. maddesi anlamında adil yargılama ilkesisini ihlal edildiğini, dosyanın bozulması sonrasında bilirkişi raporu alınmasının ve itirazların değerlendirilmesinin karar gerekçesinde belirtilen 24.12.2023 tarihinden sonra gerçekleştirildiğini, bu tarih geçmesine rağmen mahkemece bilirkişi raporları alındığını, davacı tarafa talep arttırımında bulunması noktasında süre verildiğini, akabinde alacağın zamanaşımına uğraması sebebiyle arttırılan kısmın zamanaşımı sebebiyle reddine karar verildiğini, davacının haklı olan davasında hakkına kavuşamayarak mağdur olduğunu, karşı vekalet ücreti ve yargılama giderlerinden sorumlu tutulduğunu, davanın konusunun, sözleşmenin haksız ve kusurlu feshinden kaynaklı bir tazminat isteminden ibaret olduğunu, bu kapsamda davanın zamanaşımı sebebiyle reddine ilişkin kararın yerinde olmayıp temyizen bozulmasını talep ettiklerini, emsal Yargıtay kararları çerçevesinde zamanaşımının başlama tarihinin, tarafların fesihte iradelerinin birleştiği tarihten itibaren işlemeye başlayacağının, Yerel Mahkemenin ise davalı kurumun tek taraflı olarak gerçekleştirdiği "idari işlem" niteliğinde olan fesih yazısının davacı firmaya ulaşmasından itibaren zamanaşımı süresinin başladığını kabul ederek karar verdiğini, tarafların fesihte iradelerinin birleştiğinden söz edilmesinin mümkün olmadığını, davacı firmanın sözleşmenin bu şekilde feshedilemeyeceğini ispat ederek idari davayı kazandığını, iptal kararının hukuki sonuçları çerçevesinde idare tarafından yapılan bu işlemin yapıldığı ilk tarihten itibaren ortadan kalktığını, böylece idari işlemin baştan itibaren hiç yapılmamış sayıldığını, edimin ifasını kusuruyla imkansız hale getiren davalı açısından tazminat sorumluluğunun ortaya çıktığını, zamanaşımı süresinin bu durumda 5 yıl veya 10 yıl olması arasında bir fark olmayıp her halükarda süresi içinde dava açıldığını, açılan davanın HMK'nın 107. madde anlamında belirsiz alacak davası olduğunu, işbu davanın açıldığı tarih itibarıyla, ihalenin haksız feshinden ... kar kaybından kaynaklanan alacak miktarının, davacı tarafından bilinmesinin ya da belirlenebilinmesinin asla mümkün olmadığını, olamayacağını, davalı vekilinin, davanın kısmi dava olduğu ve talebin zamanaşımına uğradığı yönündeki iddia ve itirazlarının reddine karar verilmesi gerekirken davanın kısmi dava olduğu kabulü ile arttırılan miktar açısından zamanaşımı sebebiyle red kararı verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu beyan etmektedir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, haksız fesihten kaynaklanan kâr mahrumiyeti ve uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir. Dairemizin 08.06.2022 tarihli ilamında, davacının uğramış olduğu kazanç kaybına ilişkin talebinin zamanaşımı süresinin tespitinde Elazığ 2. İdare Mahkemesi kararının kesinleşme tarihinin esas alınması gerektiği, dava tarihi itibarı ile beş yıllık zamanaşımı süresi dolmadığı gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Dava, ... sözleşmesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir. Taraflar arasındaki sözleme 15.06.2009 tarihinde feshedilmiştir. İş bu dava ise 02.11.2016 tarihinde açılmıştır. Alacak istemine karşı davalı tarafça süresinde ve usulüne uygun olarak zamanaşımı itirazında bulunulmuştur. Sözleşmenin feshi halinde fesihten ... taleplerin 5 yıllık zamanaşımı süresi içerisinde ileri sürülmesi gerekir. Fesih tarihi 15.06.2009 tarihi ve dava tarihi olan 02.11.2016 tarihleri dikkate alındığında, sözleşme tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı BK’nın 126/4. maddesinde yer alan 5 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu anlaşılmaktadır. Her ne kadar idare mahkemesinde dava açılmış ise de, idare mahkemesinde açılan dava zamanaşımını kesmez. Zira sözleşme tarihi dikkate alındığında 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun zamanaşımına ilişkin hükümlerinin uygulanacağı açıktır. 818 sayılı Kanun'da zamanaşımını kesen sebeplerin düzenlendiği 133/2. maddesinde bu hususta, “Alacaklı dava veya def'i zımnında mahkemeye veya hakeme müracaatla veya icrai takibat yahut iflas masasına müdahale ile hakkını talep eylediği halde” ifadesi kullanılmıştır. Bu bentte geçen “Hakkını talep eylediği halde” ifadesi ile açıkça bu hakkın dava, takip ve iflas masasına kayıt talebinin bulunması anlaşılmaktadır. Davaya konu olayda, dava konusunun idare mahkemesinde dava edilmediği açıktır. Başkaca maddede belirtilen bir talep de yoktur. Bu haliyle idare mahkemesinde açılan davanın zamanaşımını kesmesi mümkün değildir. Nitekim Yargıtay (Kapatılan) 15. Hukuk Dairesi’nin 06.11.2017 tarihli ve 2016/6527 E., 2017/3818 K. sayılı ilamında da idare mahkemesinde açılan iptal ve tam yargı davalarının zamanaşımını kesmeyeceği belirtilmiştir. 6101 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 154/2. maddesinde daha genel bir ifade ile dava ve def'i yoluyla mahkemeye başvurulması hüküm altına alınmış ise de, bu hükmün bu davada uygulanma olanağı bulunmamaktadır. Sözleşme tarihi 15.06.2009 olup, 6098 sayılı TBK’nın yürürlük tarihi olan 01.07.2011 tarihinden öncedir. Yine 6101 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun Yürürlük ve Uygulama Kanunu'nun 5. maddesinin de burada uygulanma olanağı bulunmamaktadır. Zira bu maddede zamanaşımını durduran ve kesen sebeplere ilişkin bir yürürlük hükmü getirilmemiştir. Bu hususular dikkate alındığında davanın zamanaşımı nedeniyle reddi gerekirken kabulü doğru olmamıştır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Bozmaya uyma ve direnme" başlıklı 373. maddesinin 6. fıkrasında; "Davanın esastan reddi veya kabulünü içeren bozmaya uyularak tesis olunan kararın önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması üzerine alt mahkemece verilen kararın temyiz incelemesi, her hâlde Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nca yapılır." hükmü bulunmakta olup yeni usul kanunu ile bu durumda daireye tekrar değerlendirme imkanı tanındığından usuli kazanılmış hakkın ihlali olarak değerlendirilemez. Bu durumda, davanın zamanaşımı nedeniyle reddi gerekirken kabulü doğru olmamış, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgilisine iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 09.03.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.