Yargıtay · Ceza Genel Kurulu
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2026/85 E. 2026/312 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- Ceza Genel Kurulu
- Esas No
- 2026/85
- Karar No
- 2026/312
- Karar Tarihi
KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 3. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 845-896
I. HUKUKÎ SÜREÇ Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 314/2, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 5, TCK'nın 62, 53, 58/9 ve 63. maddelerine göre 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba ilişkin Antalya 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 13.02.2020 tarihli ve 213-43 sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin 20.05.2021 tarihli ve 845-896 sayılı kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine, bu kararın da sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 3. Ceza Dairesince 11.09.2025 tarih ve 36787-21387 ile; "Kovuşturma aşamasında yapılan yargılamada sanığın ilk altı celse müdafii olmadan yargılandığı, 13.02.2020 tarihli son celsede sanık müdafiinin duruşmaya katılarak savunmasını hazırlamak için süre talep etmesine rağmen hüküm kurulmuş olduğunun anlaşılması karşısında; sanığın savunma hakkının kısıtlanmasına yol açacak ve bu hakkın kullanılmasını etkisiz kılacak şekilde ek süre verilmeyerek CMK'nın 176/4, 190/2. ve 216. maddelerine muhalefet edilmek suretiyle yazılı şekilde hüküm kurulması" isabetsizliğinden sair yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmiştir. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 11.11.2025 tarih ve 84355 sayı ile; "...1999 yılından kapatıldığı tarihlere değin örgüte müzahir Bank ... şubelerinde bankacı olarak çalışan sanığın ... ID numaralı örgüte müzahir Bylock uygulamasının kullanıcısı olduğu, kullanıcı adının ikamet ettiği Antalya ilinin plaka koduna uyumlu olarak ...' şeklinde olduğu, şifresinin çocuğu olan ... ismiyle uyumlu bulunduğu, Bylock adının gerçek ismine uygun şekilde '...' olduğu, Bylock listesinde ekli bulunan ... ID numaralı Bylock kullanıcısının sanığa gerçek ismine uyumlu olarak ‘'... Hanım' ismini vermiş olduğu, kişi listesinde yine sanık gibi ... isimli Bank ...nın Konyaaltı şubesinde çalışan kişinin ekli olduğu hususlarının görüldüğü, bu kapsamda Bylock tespit ve değerlendirme tutanağının sanığa aidiyeti hususunda herhangi bir şüphe bulunmadığı, bu kabulü doğrulayacak şekilde sanığa ait telefon numarasının HTS ve CGNAT kayıtlarının birbiriyle uyumlu olduğu, yine tanık ...'ın beyanında; 'Sanığın Antalya'da kaldığı örgüt evine gidip geldiğini, eve gelerek kendilerini kontrol ettiğini, evdeki sohbetleri organize ettiğini, seçimlerde hangi partiye oy verileceği yönünde evdeki kişilere beyanlarda bulunduğunu, sanığın üniversitedeki bayanlardan sorumlu olduğunu' beyan ettiği, bu şekilde örgütsel haberleşme programı Bylock kullanıcısı olma ve örgüt evlerindeki örgütsel sohbet toplantılarını organize etme şeklinde gerçekleşen ve örgütsel faaliyet olarak kabul edilen bu eylemlerinin, sanığın örgüt hiyerarşisine organik bağ ile dahil olduğunu gösterir biçimde çeşitlilik, süreklilik ve yoğunluk içerdiği, üzerine atılı FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçunun oluştuğu anlaşılmıştır. Yargıtay 3. Ceza Dairesi tarafından 'Kovuşturma aşamasında yapılan yargılamada sanığın ilk altı celse müdafii olmadan yargılandığı, 13.02.2020 tarihli son celsede sanık müdafiinin duruşmaya katılarak savunmasını hazırlamak için süre talep etmesine rağmen hüküm kurulmuş olduğunun anlaşılması karşısında; sanığın savunma hakkının kısıtlanmasına yol açacak ve bu hakkın kullanılmasını etkisiz kılacak şekilde ek süre verilmeyerek CMK'nın 176/4, 190/2. ve 216. maddelerine muhalefet edilmek suretiyle yazılı şekilde hüküm kurulması' şeklinde gerekçe gösterilerek usul yönünden bozma kararı verilmişse de; ilk 6 celse boyunca mevcut olmayan sanık müdafisinin 13.02.2020 tarihli son celsede hazır bulunduğu, bu celsede sanığın Bylock programına ilişkin ayrıntılı savunmasının alındığı ve 4. celsede verilen esas hakkındaki mütalaaya karşı diyeceklerinin sorulduğu, sanığın dosyanın esası hakkında savunmada bulunduğu, sanık müdafisi tarafından ise esas hakkında savunmada bulunmak üzere süre istendiği, bunun üzerine sanığın bu durumu kabul etmeyerek davanın stresini daha fazla yaşamak istemediğini ve hakkında bir an önce hüküm kurulmasını istediğini beyan etmesinin ardından sanık müdafisinin süre talebinden vazgeçerek esas hakkında savunmada bulunduğu görülmüştür. Dolayısıyla, mevcut durumda sanığın, hakkında bir an önce hüküm kurulmasını talep etmesi nedeniyle son celsede hazır bulunan sanık müdafisi tarafından dosyanın esası yönünden savunmada bulunulduğundan, savunma hakkının kısıtlanması söz konusu değildir." görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 3. Ceza Dairesince 25.12.2025 tarih ve 7837-30007 sayı ile; itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KONUSU Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık için son celse öncesi görevlendirilen müdafinin, yargılamaya son aşamada katıldığını beyan ederek savunmalarını hazırlamak için istemiş olduğu süre talebinin reddine karar verilerek yargılamaya devamla hüküm kurulmasının savunma hakkının kısıtlanması niteliğinde olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; sanık hakkında Antalya Cumhuriyet Başsavcılığınca silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması istemiyle 17.10.2017 tarih ve 16179-2267 sayı ile iddianame düzenlendiği, Antalya 2. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilen iddianame ile 2017/213 esas sayılı dosyada yapılan yargılamada, sanığın 13.03.2018 tarihli ilk celsede bir müdafii bulunmaksızın sorgusunun yapılıp savunmasının alındığı ve celse sonunda tanık ...'ın beyanlarının alınması için talimat yazılmasına karar verildiği, 27.09.2018 tarihli ikinci celsede bir önceki celsenin ara kararı uyarınca talimatla ifadesi alınan tanığın beyanları okunarak sanığa diyeceklerinin sorulduğu, dijital materyallerin inceleme sonuçlarının beklendiği yargılamada 07.02.2019 tarihli 4. celsede materyallerde suç unsuruna rastlanmadığı yönündeki raporun dosyaya geldiği, Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki mütalaasını sunduğu bu celsede sanığa UYAP'tan temin edilen GSM abonelik bilgilerinin okunup sorulduğu, celse sonunda sanığın cep telefonu numaralarının araştırılması için BTK'dan sorulması ve Bylock sorgusunun yapılması yönünde karar verildiği, 21.05.2019 tarihli 5. celsede BTK'dan istenen hususa dair cevabın geldiği ancak emniyete yazılan Bylock sorgusuna dair müzekkere cevabı dönmediğinden beklenmesine karar verildiği, 22.10.2019 tarihli 6. celsede Antalya Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/45517 soruşturma sayılı dosyası üzerinden gönderilen ve ... ID numaralı Bylock kullanıcısının sanık olabileceğine dair tutanağın okunarak sanığa diyeceklerinin sorulduğu, celse sonunda ... ID'ye ait Bylock tespit ve değerlendirme tutanağı ile yazışma içeriklerinin Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı ve Antalya KOM Şube Müdürlüğünden istenmesine ve sanığın örgüt üyeliği suçundan yargılanıyor olması sebebiyle, değişen 16. Ceza Dairesi içtihatlarına göre resen müdafi tayini için işlem yapılmasına karar verildiği, sanığa 07.11.2019 tarihinde barodan müdafi atandığı, 13.02.2020 tarihli 7. celseye sanıkla birlikte müdafiinin de katıldığı, sanıktan ve müdafiinden ayrı ayrı mütalaaya karşı beyanlarının sorulduğu, müdafiin mütalaayı kabul etmediklerini belirtip dosyaya son aşamada katıldıkları için savunmalarını hazırlamak üzere süre talep ettiği, söz alan sanığın süre verilmesini ve davanın stresini daha fazla yaşamak istemediğini, bir an önce karar verilmesini istediğini beyan ettiği, sanığın bu beyanından sonra müdafiden sanığın talebi doğrultusunda tekrar sorulması üzerine müdafiin, "Mütalaayı kabul etmiyorum, sanık savunmalarına katılıyoruz, savunma doğrultusunda sanığın beraatine karar verilmesini talep ediyoruz." şeklinde beyanda bulunduğu, duruşmanın bitirileceği bildirilerek son sözü alınan sanığın, neticeten silahlı terör örgütüne üye olma suçundan mahkûmiyetine karar verildiği, sanık müdafiinin istinaf ve temyiz dilekçelerinde sanığa müdafi atanmaksızın yargılama yapılarak karar verilmesinin hukuka aykırı olduğundan bahisle kararın bozulmasını talep ettiği anlaşılmaktadır. V. GEREKÇE A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Değerlendirmeler Ayrıntıları ve hukuki mahiyeti Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.06.2025 tarihli ve 247-298 sayılı içtihadı ile diğer müstakar kararlarında açıklandığı üzere; Oldukça geniş bir kavram olan savunma hakkı, şüpheliyi ve sanığı ilgilendirdiği kadar, bir gün şüpheli veya sanık konumuna düşebilecek toplumda yaşayan herhangi bir ferdi, dolayısıyla da toplumu ve yine adaleti sağlama yükümlülüğü bulunan Devleti ilgilendirmektedir. Çünkü ceza yargılamasında savunma, yargılamanın sonucunda verilen ve iddia ile savunmanın değerlendirilmesinden ibaret olan, hükmün doğru olmasını sağlar. Bu yönüyle, geniş bir bakış açısı ile değerlendirilmesi gereken savunma hakkı, susma, soru sorma, kendi aleyhine işlemlere katılmama, tercümandan yararlanma, kanıtların toplanmasını isteme, duruşmada hazır bulunma gibi hakların yanında müdafiden yararlanma hakkını da içerir. Savunma, Anayasa'nın 36. maddesiyle anayasal güvence altına alınan meşru bir yol, müdafi de savunmanın meşru bir aracıdır. Dolayısıyla söz konusu hüküm, müdafi aracılığı ile savunulmayı da anayasal güvence altına almaktadır. Savunma hakkı, uluslararası belgelerde de değerine uygun yerini almıştır. Bunlardan, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin 11/I, Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Milletlerarası Antlaşma'nın 14/3-b-d, Avrupa İnsan Hakları ve Ana Hürriyetleri Koruma Sözleşmesi'nin 6/3-b-c maddeleri sanığın müdafiden yararlanması konusunda açık düzenlemeler getirmiştir. CMK'nın 2. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde; "şüpheli veya sanığın ceza muhakemesinde savunmasını yapan avukatı" olarak tanımlanan müdafi, toplumsal savunmayı gerçekleştirmek amacıyla şüpheli veya sanık lehine hareket edip hukuki yardımda bulunan ve gerçeğin ortaya çıkarılmasını sağlayan kamusal bir muhakeme süjesidir. Şüpheli veya sanığın müdafii aracılığıyla savunulması hususunda tercih yapma imkânına sahip olduğu hâllerde görev yapan müdafi ihtiyari müdafi, görevlendirilmesi hususunda şüpheli veya sanığın iradesinin önem taşımadığı hâllerde görev yapan müdafi ise zorunlu müdafidir. Başka bir ifadeyle, müdafiin zorunlu veya ihtiyari olması, şüpheli veya sanığın istemine ya da istemi olup olmadığına bakılmaksızın yani iradesi dikkate alınmadan atanıp atanmadığına bakılarak belirlenmektedir. CMK anlamında zorunlu (veya istek üzerine atanan) müdafi ile vekâletnameli müdafi arasında herhangi bir fark bulunmamaktadır. 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu, kişisel savunmada kural olarak ihtiyari müdafilik sistemini benimsemiş ve sınırlı bazı hâllerde zorunlu müdafilik sistemini getirmişken; CMK, zorunlu müdafilik sistemini önemli ölçüde genişletmiştir. CMK'ya göre müdafii bulunmayan şüpheli veya sanığın; çocuk, kendini savunamayacak derecede malul veya sağır ve dilsiz olması (150/2), soruşturma veya kovuşturma konusu suçun cezasının alt sınırının beş yıldan fazla hapis cezasını gerektirmesi (150/3), resmî bir kurumda kusur yeteneğinin araştırılması için gözlem altına alınmasına karar verilecek olması (74/2), tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edilmesi (101/3), davranışları nedeniyle hazır bulunmasının duruşmanın düzenli olarak yürütülmesini tehlikeye sokacağı anlaşılan sanığın yokluğunda duruşma yapılması (204/1) ve kaçak sanık hakkında duruşma yapılması (247/4) hâllerinde, şüpheli veya sanığın istemi bulunmasa hatta açıkça müdafi istemediğini beyan etse bile müdafi görevlendirme zorunluluğu bulunmaktadır. CMK'nın "Müdafiin görevlendirilmesi" başlıklı 150. maddesi şöyledir: "(1) Şüpheli veya sanıktan kendisine bir müdafi seçmesi istenir. Şüpheli veya sanık, müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse, istemi hâlinde bir müdafi görevlendirilir. (2) Müdafisi bulunmayan şüpheli veya sanık; çocuk, kendisini savunamayacak derecede malul veya sağır ve dilsiz ise, istemi aranmaksızın bir müdafi görevlendirilir. (3) Alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada ikinci fıkra hükmü uygulanır. (4) Zorunlu müdafilikle ilgili diğer hususlar, Türkiye Barolar Birliğinin görüşü alınarak çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir." Maddenin birinci fıkrasında isteğe bağlı müdafilik hüküm altına alınmış; ikinci fıkrasında, çocuklara, kendisini savunamayacak derece malul olanlara veya sağır ve dilsizlere istemleri aranmaksızın müdafi görevlendirilmesi gerektiği belirtilmiş; üçüncü fıkrada ise alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmalarda müdafi görevlendirilmesinin zorunlu olduğu hükme bağlanmıştır. Görüldüğü üzere, CMK'nın 150. maddesinin üçüncü fıkrasında şüpheli veya sanık için zorunlu müdafi görevlendirilmesi, alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmalarla sınırlandırılmış, alt sınırı beş yıl ve daha az hapis cezasını gerektiren suçlar bu kapsama alınmamıştır. Öte yandan, CMK'nın "Delillerin tartışılması" başlıklı 216. maddesi; "(1) Ortaya konulan delillerle ilgili tartışmada söz, sırasıyla katılana veya vekiline, Cumhuriyet savcısına, sanığa ve müdafiine veya kanunî temsilcisine verilir. (2) Cumhuriyet savcısı, katılan veya vekili, sanığın, müdafiinin veya kanunî temsilcisinin açıklamalarına; sanık ve müdafii ya da kanunî temsilcisi de Cumhuriyet savcısının ve katılanın veya vekilinin açıklamalarına cevap verebilir. (3) Hükümden önce son söz, hazır bulunan sanığa verilir." biçiminde düzenlenmiş iken, 25.08.2017 tarihli ve 30165 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 694 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmündeki Kararname'nin 148. maddesi ile üçüncü fıkraya; "Bu aşamada zorunlu müdafiin hazır bulunmaması hükmün açıklanmasına engel teşkil etmez." cümlesi eklenmiş, söz konusu değişiklik 08.03.2018 tarihli ve 30354 (Mükerrer) sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 01.02.2018 tarihli ve 7078 sayılı Kanun'un 143. maddesiyle aynen kabul edilmiştir. 694 sayılı KHK'nın madde gerekçesinde; "Madde ile, 5271 sayılı Kanunun 216 ncı maddesinde yapılan değişiklikle hüküm aşamasına ulaşılmış yargılamalardaki son söz aşamasına zorunlu müdafiin katılmaması durumunda da hüküm verilebileceği kuralı getirilmektedir. Böylece hüküm aşamasına ulaşmış yargılamalarda kanunen duruşmada bulunması zorunlu müdafilerin sebepli veya sebepsiz olarak duruşmadan çekilmesi, duruşmaya katılmaması, azli veya istifası gibi sebeplerle duruşmanın taliki veya yargılamaların uzatılması sonucunun önüne geçilmesi engellenmektedir. Yapılan düzenleme, sanığın esas hakkındaki sorgusu ve savunması zorunlu müdafiin hukuki yardımından yararlandırılarak alınmış ve bütün usul işlemlerinin tamamlandığı dosyalarda sadece hüküm aşamasında müdafiin yokluğu nedeniyle celselerin ertelenmesinin önüne geçecektir." açıklamasına yer verilmiştir. CMK'nın 216. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca zorunlu müdafiin hazır bulunmadığı oturumda hükmün açıklanabilmesi için 694 sayılı KHK'nın madde gerekçesinden anlaşılacağı üzere sanığın esas hakkındaki sorgusunun ve savunmasının zorunlu müdafiin hukuki yardımından yararlandırılarak alınmış ve bütün usuli işlemlerin tamamlanmış olması gerekmektedir. CMK'nın hukuka kesin aykırılık hâllerini düzenleyen 289. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi uyarınca, Cumhuriyet savcısı veya duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken diğer kişilerin yokluğunda duruşma yapılması durumunda da hukuka kesin aykırılık hâli bulunduğu kabul edilmiştir. Sanığa isnat edilen ve TCK'nın 314/2. maddesinde düzenlenen silahlı terör örgütüne üye olma suçu için öngörülen temel cezanın, niteliği gereği 3713 sayılı Kanun'un 5/1. maddesi gereğince her hâlde 1/2 oranında artırılması zorunlu olduğundan CMK'nın 150. maddesinin 3. fıkrası, Anayasa'nın 36 ve İHAS'ın 6. maddelerinde teminat altına alınan adil yargılanma ilkesi ve savunma hakkının korunmasının sağlanması bakımından sanık için zorunlu müdafi atanması gerekmektedir. Bu bağlamda zorunlu müdafilik, isnat edilen suçun ciddiliği karşısında savunmanın desteklenmesi amacıyla sanık lehine getirilmiş bir kurum olup bununla savunmanın devlet tarafından denetim altında tutulması değil, demokratik bir toplumun gereği olarak sanığın hukuki güvenliğinin tesisi amaçlanmıştır. Bir ceza yargılaması kurumu olarak müdafinin, ceza usul hukukumuz içindeki yerinin vekillikten farklı bir statü olarak belirlenmesi ve yargılama faaliyetinin doğası ile ilgili düzenlemeler itibarıyla savunmayı/sanığı temsil fonksiyonuna nazaran yardımcı rolünün baskın olması gerçeği de nazara alındığında, sanığa hukuki yardım sunan ve sanığın iradesiyle bağlı olmayan müdafie CMK'daki düzenlemenin amacına uygun şekilde etkin bir savunma imkânının sağlanmasının zorunlu olduğu göz ardı edilmemelidir. B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme CMK'nın 150/3. maddesi ile getirilen düzenlemenin amacına uygun şekilde etkin bir müdafi yardımından söz edebilmek için müdafi atanan sanığa müdafii ile birlikte savunmasını yapma imkânı tanınması gerekir. Müsnet silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yapılan yargılamada savunması müdafi eşliğinde alınması zorunlu olduğu hâlde sanığın sorgusu bir müdafii bulunmaksızın 13.03.2018 tarihli duruşmada yapılmış, sonuca etkili esaslı usuli işlemler de müdafiinin yokluğunda icra edilmiştir. 07.11.2019 tarihinde müdafi atanması sağlanmış ise de sanığa müdafii ile birlikte usulüne uygun şekilde savunma yapma imkânı tanınmamış, daha önce müdafi bulunmaksızın yapılan esaslı işlemler müdafiie okunarak diyeceği ve varsa talepleri sorulmamıştır. CMK'nın 150/2. maddesi gereğince son aşamada görevlendirilen müdafiie, sanığın beyanıyla bağlı kalınmaksızın savunmasını hazırlamak için talep ettiği makul bir süre verilmeden hüküm kurulması savunma hakkının kısıtlanması sonucu doğurmuştur. Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan dört Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanığın savunma hakkının kısıtlanmadığı ve itirazın kabulüne karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 13.05.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.