Yargıtay · 6. Ceza Dairesi

Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2026/2786 E. 2026/4153 K. – Nitelikli Tehdit

Konu: Nitelikli Tehdit

Mahkeme
Yargıtay
Daire
6. Ceza Dairesi
Esas No
2026/2786
Karar No
2026/4153
Karar Tarihi
Konu
Nitelikli Tehdit

MAHKEMESİ :Ceza Dairesi EK KARAR TARİHİ : 01.12.2025 SAYISI : 2025/2577 E., 2025/3048 K. SUÇ : Nitelikli tehdit HÜKÜM : Temyiz isteminin reddi, İstinaf başvurusunun esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Ek kararın onanması

Her ne kadar bölge adliye mahkemesince verilen esastan ret kararının kesinleşmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığınca 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 308/A maddesi uyarınca yapılan itiraz üzerine Bursa Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Daireleri Başkanlar Kurulu kararıyla söz konusu kararın kaldırılmasına karar verilmiş, bunun üzerine Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesince ek kararla esastan ret kararı kaldırılarak 09.10.2024 tarihli ve 2024/2943 Esas, 2024/1949 Karar sayılı karar ile ilk derece mahkemesi hükmünün bozulmasına ve dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmiş ise de; bölge adliye mahkemesince anılan karardaki gerekçelerle bozma kararı verilmesinin kanuna açıkça aykırılık teşkil ettiği, ayrıca bu durumun sanığın temyiz hakkının ortadan kaldırılması sonucunu doğurduğu anlaşılmakla, Bölge Adliye Mahkemesince verilen 01.12.2025 tarihli ve 2025/2577 Esas, 2025/3048 Karar sayılı temyiz isteminin reddine ilişkin ek kararın kaldırılması suretiyle yapılan incelemede;

Sanık müdafiinin duruşmalı inceleme talebinin, hükmedilen cezanın niteliği ve süresine göre, 7079 sayılı Kanun'un 94. maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanun'un 299/1. maddesi uyarınca reddine karar verilmiştir. Yapılan ön inceleme neticesinde sanık hakkında kurulan hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

I. HUKUKİ SÜREÇ A. Bozma Yalova 2.Ağır Ceza Mahkemesinin 20.09.2022 tarihli kararının sanık ve müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine verilen bölge adliye mahkemesince verilen esastan ret kararının kesinleşmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığınca 5271 sayılı Kanun’un 308/A maddesi uyarınca yapılan itiraz üzerine Bursa Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Daireleri Başkanlar Kurulu kararıyla söz konusu kararın kaldırılmasına karar verilmiş, bunun üzerine Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesince ek kararla esastan ret kararı kaldırılarak 09.10.2024 tarihli ve 2024/2943 Esas, 2024/1949 Karar sayılı karar ile ilk derece mahkemesi hükmünün "Bursa Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Daireleri Başkanlar Kurulunun 20/09/20 24... / 77... /77 Karar sayılı Başkanlar kurulu kararı uyarınca sanık hakkında TCK'nın 29. Maddesinde düzenlenen haksız tahrik hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılmaksızın sanığın mahkumiyetine karar verilmesi; Hukuka aykırı olup, istinaf başvurusunda bulunan sanık ve sanık müdafinin istinaf talebi bu nedenlerle yerinde görüldüğünden, 5271 sayılı CMK'nın 280/1-e maddesi uyarınca HÜKMÜN BOZULMASINA" nedeniyle bozulmasına ve dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.

B. Bozmadan Sonraki Yargılama Süreci Bozma üzerine Yalova 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 10.04.2025 tarihli ve 2024/528 Esas, 2025/201 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 106/2-a, 29/1, 53, 54. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve müsadereye karar verilmiştir. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesinin 07.10.2025 tarihli ve 2025/2577 Esas, 2025/3048 Kararı ile sanık hakkında ilk Derece Mahkemesince kurulan bu hükme yönelik sanık müdafiinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

II. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Sanık Müdafiinin Temyiz İstemi Bölge Adliye Mahkemesi 6.Ceza Dairesinin dosyayı yerel mahkemeye gönderdiğine, yerel mahkemenin sanık aleyhine olan bölge adliye mahkemesi bozmasına bağlı kaldığına, takdir teşdit uygulayarak alt sınırdan uzaklaştığına ancak bölge adliye mahkemesi kararını baz alarak haksız tahrik hükümlerini uygulamış olmak için en alt sınırdan uygulayarak sanığın savunmasını bile almaksızın sanık aleyhine 2 yıl 6 ay mahkumiyet hükmü kurduğuna, istinaf başvuruları sonrasında da Başkanlar Kurulu kararında karşı oy kullanan aynı daireye giden bölge adliye mahkemesi başvuruları hakkında bölge adliye mahkemesi 6. Ceza Dairesince yerel mahkemenin kararı onanarak taraflarının yaptığı istinaf başvurusunun reddine karar verildiğine, ancak bu teatinin kabulünün taraflarınca mümkün olmadığına, bölge adliye mahkemelerinin bozma hükmü kuramayacağına şayet Başkanlar Kurulu kararı mevcut ise ilk derece mahkemesi sıfatıyla davaya bakması gerektiğine, kurmuş olduğu hüküm yönünden de kararın temyiz incelemesini açık olarak hüküm kurması gerektiğine, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 30.04.2025 tarihli kararıyla bu hususu ortaya koyduğuna, bölge adliye mahkemesi 6. Ceza Dairesinin Bursa Bölge Adliye Mahkemesi Başkanlar Kurulu kararı sonrasında vermiş olduğu 09.10.2024 tarihli ek kararı sonrası yapılan tüm işlemlerin hukuken yok hükmünde olduğuna, infaz durdurma kararı verilmesi gerektiğine, sanığın polis memuru olduğuna, işten kaynaklı tartışmalar yaşanmışsa da sanığın olay yerini terk ettiğine, sanığın silah konusunda uzman eğitimleri almış olduğu gözetildiğinde katılanı silahla tehdit etmeyeceği, sadece tartışmanın bitmesi adına ateş ettiğinin aşikar olduğuna, yerel mahkemenin olaya dair idari soruşturma evraklarını incelemeksizin ve hatta temin etmeksizin hüküm kurduğuna, idari soruşturmada kurulun sanığın eylemini meskun mahalde silah sıkma eylemi olarak nitelendirdiğine, karar duruşmasında bozma sonrası ilk celsede defaten mahkeme heyetine görev gereği Tunceli'de olan sanığın mahkeme huzurunda ifade vermek istediği belirtilmiş olmasına rağmen aynı celse hüküm kurulduğuna, olayın gerçekleşme biçimi, sanığın mesleği gibi hususlar gözetildiğinde sanığın tehdit suçunu işlemediğinin ortada olduğuna, söz konusu silahın kullanımının meskun mahalde silah kullanımı olduğu göz önünde bulundurulduğunda sanık hakkında şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince beraat kararı verilmesi gerektiğine, Yargıtay'ın yerleşik kararlarına göre haksız tahrik hükümlerini uygulandığı yerde takdir teşdit uygulanamayacağına, yerel mahkemenin bölge adliye mahkemesi bozmasını uygulama gayesi güderken genel olarak dosya inceleme gayesini gütmediğine, eski karar üzerinden haksız tahrik indirimi uyguladığına, ancak haksız tahrikin vukubulmasıyla beraber eylemdeki saik ve kastın yoğunluğunun değiştiğine, hal böyleyken ilk ceza miktarını koruyarak sadece indirim uygulanmasının mutlak bozma nedeni olduğuna, hükmün bozulmasına, dosyanın yeniden incelenmek üzere Bölge adliye mahkemesine gönderilmesine, hükmün bozulması yerine davanın dairece yeniden görüşülmesine karar verilirse bölge adliye mahkemesi hükmünün kaldırılmasına ve duruşmalı yapılacak temyiz incelemesi neticesinde yeniden hüküm kurularak sanık hakkında beraat kararı verilmesi, 01.12.2015 tarihli ek kararını ortadan kaldırılarak infazını durdurulmasına karar verilmesi isteminden ibarettir.

B. Değerlendirme ve Gerekçe 5271 sayılı Kanun’un 280/1-e maddesinde Bölge Adliye Mahkemelerinin duruşma açmaksızın hükmün bozulmasına karar verebileceği hâllerin sınırlı olarak sayıldığı, dosya içeriğine göre, Yalova 2. Ağır Ceza Mahkemesinin, 20.09.2022 tarihli ve 2022/53 Esas, 2022/238 Karar sayılı dosyasında verilen mahkumiyet kararının istinaf incelemesi neticesinde bölge adliye mahkemesince verilen esastan ret kararının kesinleşmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığınca 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 308/A maddesi uyarınca yapılan itiraz üzerine Bursa Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Daireleri Başkanlar Kurulu kararıyla söz konusu kararın kaldırılmasına karar verilmiş, bunun üzerine Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesince ek kararla esastan ret kararı kaldırılarak 09.10.2024 tarihli ve 2024/2943 Esas, 2024/1949 Karar sayılı karar ile ilk derece mahkemesi hükmünün bozulmasına karar verildiği, ancak bu bozma kararının 5271 sayılı Kanunu’nun 280/1-e. maddesinde sınırlı olarak sayılan bozma nedenleri arasında gösterilmediği, Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesinin davanın yeniden görülmesine karar verilerek yapılacak duruşma sonucunda hukuka aykırılığın giderilmesi yerine dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde bozma kararı vermesinin ve anılan karara yönelik direnme yetkisi bulunmayan İlk Derece Mahkemesince yeniden hüküm kurulmasının yasal dayanağının bulunmadığı, bölge adliye mahkemesince yapılan uygulama kanuna açıkça aykırılık teşkil ettiği gibi bazı hallerde sanığın temyiz hakkını ortadan kaldırılmasına yol açabilmektedir. Anayasa Mahkemesi bu konuda verdiği bir kararında "İstinaf Dairesinin 5271 sayılı Kanun'da sınırlı olarak sayılı hâller dışında bir nedenle bozma kararı vermesi başvurucu yönünden önemli sonuçlar doğurmaktadır. Nitekim İstinaf Dairesi, 5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi uyarınca duruşma açarak ve tarafları da çağırarak delillerin değerlendirilmesi sonucunda bir karar vermesi gerekirken dosya üzerinden karar vermiş; başvurucuyu mahkemeye erişim hakkının yanında bölge adliye mahkemesi önünde sözlü yargılanmadan ve bununla bağlantılı diğer usul güvencelerinden yoksun bırakmıştır." değerlendirmeler bulunarak bölge adliye adliye mahkemesinin kanuna aykırı bozma kararının başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğine hükmetmiştir(Ömer Oral [GK], B. No: 2023/33667, 9/1/2025, § …). Aynı konuda Yargıtay Ceza Genel Kurulu ise "Bölge adliye mahkemelerinin hükmün bozulmasına karar verebileceği hâller, 5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde tahdidi olarak sayılmıştır. Bu düzenlemelere göre istinaf mahkemeleri şu hâllerde hükmün bozulması kararı verebilecektir: 1. İlk derece mahkemesinin kararında 5271 sayılı Kanun'un 289. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (g) ve (h) bentleri hariç diğer bentlerinde belirtilen bir mutlak hukuka aykırılık nedeninin bulunması, 2. Soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmediğinin veya ön ödeme ve uzlaştırma usulünün uygulanmadığının anlaşılması ya da davanın ilk derece mahkemesinde görülmekte olan bir dava ile birlikte yürütülmesinin zorunlu olması. .......... Açıkça görüldüğü gibi bölge adliye mahkemesinin bozma kararı verebileceği hâller, kati surette davanın esasına ilişkin değil ve fakat yargılamaya dair usul kurallarının ağır ve açık ihlalleri ile hükme müessir usul kurumlarının ihmali suretiyle hüküm kurulması durumlarına münhasırdır. Nitekim Yargıtay kararlarına karşı direnme yetkisi bulunan ilk derece mahkemesinin, bölge adliye mahkemelerinin bozma kararlarına direnememesinin temelinde yatan düşünce de buna dayanmaktadır. Direnme yasağına ilişkin normun, maddi ceza adaletiyle doğrudan bir ilgisinin bulunmadığı, esas itibariyle makul sürede yargılanma hakkı bakımından bir teminat alanı oluşturduğu söylenmelidir.

Hukuki düzenlemeler ve yapılan açıklamalar karşısında, mesele tartışmaya ihtiyaç bırakmayacak açıklıktadır. Buna rağmen uygulama, bölge adliye mahkemelerinin iş yoğunluğu gibi mülahazalarla kanunun kendisine tanımadığı bir yetkiyi kullanarak bozma kararları verilegeldiği bilinen bir gerçektir. Bu uygulamanın, yukarıda yer verilen tespitler yanında, görevli/teminatlı mahkemede yargılanma ve mahkemeye erişim/ kanun yoluna etkin başvuru hakları yönünden ciddi sorunlar taşıdığı da tartışmadan varestedir. CMK'nın 286. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan kararları temyiz edilebileceğinden, bölge adliye mahkemesinin Kanun'un açık hükmüne aykırı şekilde verdiği bozma kararının temyiz edilebilmesi de mümkün değildir. Bu nedenle ilk derece mahkemesi hükmünün hukuka aykırılık taşıdığının tespit edilmesi durumunda bölge adliye mahkemesi ceza dairesince ilk derece mahkemesi hükmünün kaldırarak yeniden hüküm kurulması gerektiği hâlde bozma kararı verilmesi nedeniyle sanığın temyiz hakkının kısıtlanması da söz konusu olabilmektedir." şeklinde değerlendirmelerde bulunarak bölge adliye mahkemelerinin, kanuni dayanağı bulunmayan (5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde sayılanlar hariç) bozma kararları ile iş bu bozma kararına istinaden ilk derece mahkemesince tesis edilen kararların, görevsiz mahkeme tarafından verilmiş olmaları nedeniyle "hukuka açık ve ağır aykırılıkla malul olduklarından hükümsüz sayılmaları" gerektiğine hükmetmiştir (YCGK, T.:30.04.2025, E.: 2024/6-490, K.:2025/197).

Bu açıklamalar ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesinin 09.10.2024 tarihli ve 2024/2943 Esas, 2024/1949 Kararı bozma kararı ile bozma kararı üzerine verilen Yalova 2. Ağır Ceza Mahkemesinin, 10.04.2025 tarihli ve 2024/528 Esas, 2025/201 Karar sayılı kararının hukukî değerden yoksun olduğu, 5271 sayılı Kanun’un 280/1-g maddesi uyarınca duruşma açılarak ve taraflar da çağrılarak delillerin değerlendirilmesi sonucunda anılan Kanun maddesinin 2. fıkrasına göre yeniden hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde hükmün bozulmasına karar verilmesi, hukuka aykırılık bulunmuştur.

III. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle, diğer yönleri incelenmeyen Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesi kararının 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi uyarınca, Tebliğname’ye aykırı olarak oy birliğiyle BOZULMASINA,

Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/2. maddesi uyarınca Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,12.05.2026 tarihinde karar verildi.

Atıf: Yargıtay 6. Ceza Dairesi, E. 2026/2786, K. 2026/4153, T. 01.12.2025, www.arakarar.com/karar/yargitay-6-ceza-dairesi-2026-2786-e-2026-4153-k-e6124268c94e