Yargıtay · 6. Ceza Dairesi
Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2024/5618 E. 2026/4104 K. – Nitelikli Yağma
Konu: Nitelikli Yağma
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 6. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2024/5618
- Karar No
- 2026/4104
- Karar Tarihi
- Konu
- Nitelikli Yağma
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2024/1286 E., 2024/1543 K. SUÇ : Nitelikli yağma HÜKÜM : Düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddi kararı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma
Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında kurulan hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKİ SÜREÇ A. İlk Derece Nizip Ağır Ceza Mahkemesinin, 12.03.2024 tarihli ve 2024/153 Esas, 2024/146 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında nitelikli yağma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 149/1-a-d, 168/3, 53... . maddeleri uyarınca 5 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
B. İstinaf Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesinin, 29.05.2024 tarihli ve 2024/1286 Esas, 2024/1543 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık müdafiinin istinaf başvurusunun, 5271 sayılı Kanun'un 280/1-a ve 303/1. maddeleri uyarınca düzeltilerek esastan reddine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Sanık Müdafiinin Temyiz İstemleri Kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna, suçun yasal unsurlarının oluşmadığına, eksik inceleme ile karar verildiğine, kararın gerekçesiz olduğuna, sanığın beraatine karar verilmesi gerektiğine ilişkindir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe Diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Ancak; 1. Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında istikrarla vurgulandığı üzere; Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkumiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikle ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkumiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı ve hiçbir şüphe veya başka türlü oluşa imkân vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir. Ceza yargılaması sonucunda mahkûmiyet kararının verilebilmesi için suç oluşturan fiilin sanık tarafından işlendiğinin hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak, herkesi inandıracak şekilde kanıtlanması ve şüphenin masumiyet karinesinin gereği olarak sanık lehine değerlendirilmesi gerektiği (Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 38/4. maddesi, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi 6/2. maddesi, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi 11. maddesi) anlaşılmıştır.
Bu genel anlatımdan sonra somut olay değerlendirildiğinde; sanığın suçlamayı hiç bir aşamada kabul etmediği, mağdur ile aralarında alacak borç ilişkisi bulunduğunu savunduğu, mahkemede dinlenen tanık ...'ın; "... içeriye girmedi. Kapının önünde tartıştılar. Aralarında alacak verecek meselesi olduğunu duydum. ...'ın, ...'ün kafasına silah ya da benzeri bir cisim dayadığını ve cep telefonunu ya da parasını aldığını görmedim. Sadece ...'ün telefonumu ver diyerek tartıştığını duydum." şeklindeki beyanı, tanık ...' ...'ın; "... eve girmedi dışarıda bekledi. Balkondan baktığımda ... ile aralarında herhangi bir tartışma ya da kavga görmedim. ...'ın ...'e bir tane cep telefonu verdiğini gördüm. Zaten bizim evin oraya da ikisi birlikte gelmişti. ... ertesi gün sabah tek başına tekrar bizim evin oraya gelerek aşağıdan kapı zilini çaldı. ...'a dün akşamki arkadaşın geldi demem üzerine ... aşağıya indi. Aralarında konuştular. Önce ... ayrıldı, arkasından da ... gitti. İkametimde ...'e silah çekme ve zorla ...'den telefon ve para alma hadisesi yaşanmadı." şeklindeki beyanı, mağdur ...'ün; "Birinci telefonu sanığa verirken sanık bana cebir ve tehdit uygulamadı. Ancak bu sırada arkamdan kafama silah sandığım bir şeyi dayamamıştı. İkinci telefonu verdiğim esnada kafamda bir şey dayamıştı." ve hemen akabinde "Birinci telefonu sanığa verirken sanık bana cebir ve tehdit uygulamadı. Ancak bu sırada arkamdan kafama silah sandığım bir şeyi dayamıştı. İkinci telefonu verdiğim esnada kafamda bir şey dayalı değildi. İki saat sonra paramı getirirsin telefonu alırsın dedi." "...sanığa o esnada 1000TL nakit para verdiğimi hatırlamıyorum." şeklindeki çelişkili beyanları ile, "Her ne kadar kollukta kafama siyah renkli normal görünümlü bir tabanca dayandığını belirtmişsem de kafama dayalı cismin silah olup olmadığını görmedim. Olay esnasında sanık beni darp etmedi. Sözlü bir tehditte de bulunmadı." şeklindeki beyanı ve sanığın "... benden borç istedi. Ben de kendisine 200 TL borç vererek sabah bana lazım olduğunu söyledim. ... .... Mah. ....Sk. No:2/7 sayılı arkadaşım İlkşan'ın annesinin adresine çağırdım. 2 saat içerisinde paramı getir dedim. Ben kendisine sana güvenmiyorum, telefonun bende emanet kalsın, parayı getirdiğinde telefonunu alırsın dedim." şeklindeki savunması bir arada değerlendirildiğinde, sanığın, mağdura yönelik tehdit ve cebir eyleminde bulunduğu ve yağma suçunun maddi unsurlarının oluştuğuna dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı somut delil elde edilemediği, ceza mahkûmiyetinin, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer bir kısmı gözardı edilerek ulaşılan kanaate değil, kesin ve açık deliller ile gerçekleşen ispata dayanması ve bu ispatın hiçbir şüphe veya başka türlü oluşa imkân vermeyecek açıklıkta olması gerektiği, bu sebeple sanığın üzerine atılı nitelikli yağma suçunun tüm unsurlarıyla oluştuğu hususunda meydana gelen şüphe sanık lehine değerlendirilerek, hakkında beraat kararı verilmesi gerekirken yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,
2. Kabule göre de; sanığın eyleminin 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesinde düzenlenen hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla tehdit suçunu oluşturduğu gözetilmeden yazılı şekilde nitelikli yağma suçundan mahkûmiyet kararı verilmesi, hukuka aykırı bulunmuştur.
III. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesinin, 29.05.2024 tarihli ve 2024/1286 Esas, 2024/1543 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302/2. fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/1. maddesi uyarınca Nizip Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,06.05.2026 tarihinde karar verildi.