Yargıtay · 6. Ceza Dairesi
Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2024/4881 E. 2026/3496 K. – Nitelikli Yağma
Konu: Nitelikli Yağma
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 6. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2024/4881
- Karar No
- 2026/3496
- Karar Tarihi
- Konu
- Nitelikli Yağma
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2024/278 E., 2024/1241 K SUÇ : Nitelikli yağma HÜKÜMLER : Mahkûmiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz başvurusunun esastan reddi ile hükmün onanması
Yapılan ön inceleme neticesinde; sanıklar hakkında kurulan hükümlerin temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKİ SÜREÇ A. İlk Derece Bergama Ağır Ceza Mahkemesinin, 05.12.2023 tarihli ve 2023/347 Esas, 2023/584 Karar sayılı kararı ile sanıklar hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanun'un (5237 sayılı Kanun) 149/1-a-c-d, 62, 53. maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezası ve sanık ... Sabah hakkında ikinci kez 58 hükümlerinin uygulanması suretiyle cezalandırılmalarına karar verilmiştir.
B. İstinaf İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesinin, 29.04.2024 tarihli ve 2024/278 Esas, 2024/1241 Karar sayılı kararı ile sanıklar hakkında istinaf başvurularının 5237 sayılı Kanun'un 280/1-a maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddi karar verilmiştir.
II. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1. Sanık ... Müdafinin Temyiz Sebepleri; Müvekkili hakkındaki suçlamanın maddi ve manevi unsurlarının oluşmadığını, olayda müvekkilinin fail, azmettiren veya yardım eden sıfatında olmadığını, ilk derece mahkemesinin maddi delillerle desteklenmeyen mağdurun beyanlarına üstünlük tanıyıp, tanık beyanlarına itibar etmemesinin hatalı olduğunu müvekkilinin suç işlediğine dair herhangi bir somut delilin bulunmadığını, sanığın ise atılı suçu işlemediğini, mağdurun da sonradan dilekçe vererek bu durumu itiraf ettiğini, atfı cürümde bulunduğunu, mahkemenin kesin kanıt yokluğunda karar verilerek şüpheden sanığın yararlanması gerektiğine dair kurala aykırılık taşıdığını ve hükmün sanık lehine bozulması talebine yönelik olduğu,
2. Sanık ... Müdafinin Temyiz Sebepleri; Sanık müvekkilinin atılı suçu işlemediğini, telefonun zorla alındığına dair somut bir delilin olmadığını, katılana ait telefonunu kendi rızası ile şarj etmek maksadı ile verdiğini, katılanın maddi delille örtüşmeyen beyanlarına üstünlük tanınmasının ve tanık beyanlarına itibar edilmemesinin hatalı olduğunu ve hükmün müvekkili lehine bozulması talebine yönelik olduğuna ilişkindir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.02.2014 gün ve 2013/678-2014/98 sayılı kararında ayrıntıları belirtildiği üzere; 5237 sayılı Kanun'un, 765 sayılı Kanun’un 308. maddesindeki "kendiliğinden hak alma" suçuna benzer bağımsız bir suç tipine yer verilmemiş, onun yerine kanunda belirtilen bazı suçların bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla işlenmesi halinde failin daha az ceza ile cezalandırılması öngörülmüş, bu bağlamda hırsızlık suçunda 144, yağma suçunda 150/1, dolandırıcılık suçunda 159, belgede sahtecilik suçunda 211. maddeler düzenlenmiştir. Buna göre, 765 sayılı Kanun’un 308. maddesinde adliye aleyhine işlenen bir suç olarak koruma altına alınan eylemlerin bir kısmı, 5237 sayılı Kanun’un 150/1. maddesiyle malvarlığına ilişkin bir suç haline dönüştürülmüştür. Bu düzenlemeye göre, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla cebir veya tehdit kullanılması halinde eylem yağma suçunu oluşturmakla birlikte, bu özel düzenleme nedeniyle fail kasten yaralama ve/veya tehdit suçundan cezalandırılacaktır. Böylece, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla hareket edilmiş olması daha az ceza verilmesini gerektiren bir hal olarak kabul edilmiş, başka bir anlatımla failin saikine önem verilmiştir.
Bu madde hükmünün uygulanabilmesi için fail ile mağdur arasında alacak hakkı doğuran herhangi bir hukuksal ilişkinin bulunması gereklidir. Bu hukuki ilişkinin, ilgili kanunda belirtilen şekil şartına uygun olarak kurulmuş olması zorunlu olmayıp, hukuk düzenince kabul edilebilir meşru bir ilişki olması yeterlidir. Başka bir anlatımla, şekil şartına uyulmadan kurulan bu ilişkinin ilgili kanun hükümleri uyarınca Özel Hukuk alanında hukuki sonuç doğurmayacak olması, ceza hukuku alanında dikkate alınmasına engel olmayacaktır. Burada önemli olan şekil şartına uyulsun veya uyulmasın meşru bir hukuki ilişkinin bulunup bulunmadığı ve bu hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla hareket edilip edilmediğidir.
Alacak iddiasının varlığını kabul için mutlaka alacak davası açılıp ıspatının beklenilmemesi gerekir. Çünkü Cezanın delil anlayışı ile Hukukun delil anlayışı ve kabulü farklıdır. Hukukta şekli gerçeklik hakimdir. Daha ziyada iddia ve ıspata dayanan delil sistemi geçerli olup taraflarca ileri sürülmeyen iddia ve delillerin davanın kabulunde esas alınamayacağı bir gerçekliktir. Oysa cezada maddi hukuka dayanan bir kabul söz konusudur. Taraflar idda etmese, savunmasa bile maddi gerçeklik her türlü delil incelenip kabulde esas alınmaktadır. Bu nedenle mutlaka hukuka göre ıspat şartı aranmamaktadır.
Dosyaya yansıyan ifadeler ve delillere göre taraflar arasında hukuki bir ilişki ve alacak-borç miktarı konusunda bir tartışmanın varlığı anlaşılmaktadır. Bu durum bile hukuki ilişkiden doğan alacağın kabulü için yeterli olabilir. Bu kabulde sadece şikâyetçinin "borcum yok" demesi de tek başına yeterli olmayacaktır. Şikâyetçi herhangi bir borcum yoktur dese bile dinlenen tanıklar, yazışmalar vs ile sanıklar ile şikâyetçi arasında hukuki bir ilişki olduğunu ve bu ilişki nedeniyle bir araya gelip hesap yaptıklarını anlaşamadıklarını vs gösterir nitelikte ise şikâyetçinin borcum yok demesine itibar edilmeyip hukuki ilişkinin varlığı kabul edilmelidir.
Ayrıca şüpheden sanık yararlanır kuralı ceza yargılamasının en temel kurallarındandır. Yargıtayda yıllardır istikrarlı şekilde bu durumu uygulamaktadır. Hukuki ilişkinin ve borcun varlığı konusunda gerçekten şüpheli bir durum ortaya çıkmış ise şikâyetçi yok dese bile sanık lehine yorumlamak uygun olacaktır.
Bir de alacak zamana yayılmış ve sürekli alıp vermeden kaynaklanan bir alacak ise kuruşu kuruşuna alacak miktarını tespit etmek mümkün olamayacağından, sanığın alacağını almak için hareket ettiği ve aldığı kanaati oluşturacak bir değeri de uygulamak için kabul etmelidir. Yani borçlu kanunen alacağı olduğu ve onu aldığı kastıyla hareket etmiş ise sonradan hesaplanan alacak-borç arasında çok fahiş bir fark olmadığı takdirde 5237 sayılı Kanun'un 150/1. fıkrası uygulanmalıdır. Yine alacak miktarının, asıl alacağın yanında faizi de kapsaması gerekmektedir. (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2013/1-452 E. 2013/612 K., Yargıtay 6. C.D. 2022/3916 E. 2024/1482 K. sayılı ilamları)
Kısaca özetlersek taraflar arasında soyut ve kendini kurtarmaya yönelik hukuki alacağı isteme iddiasını aşan boyutta bir hukuki ilişki olduğu anlaşılabiliyorsa bunun ispatı hukuki kaidelerine göre, ayrıca değerlendirilecektir. Ancak dosyaya yansıyan tüm verilere göre ciddi şekilde ortaklık ve alacak iddiası olduğu, kuru bir iddianın ötesinde ise sanığın eyleminin sabit görülmesi halinde 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesinde düzenlenen alacağının tahsil amacıyla cebir tehdit hükmünün uygulanması gerekir. Burda bir hukuk mahkemesi gibi ispat şartı aranmamalıdır.
Bu genel anlatımdan sonra somut olay değerlendirildiğinde; Mağdur ...'in olay günü tanık ... ile söz konusu sanıkların bulunduğu adrese gittikleri, içeriye girdiklerinde sanık ...'ın orada olduğunu gördüğü, sanık ...'in mağdura yönelik "Telefonlarımı sen mi aldın" şeklinde konuştuğu, telefonu aldığını düşünerek mağduru darp etmeye başladığını beyan ettiği, Tanık ...'ın aşamalardaki ifadesinde" ..., benim telefonumu ... çaldı dedi, ...'ya sordum, o da evet doğru ben onun telefonunu çaldım dedi, ... telefonunu masaya bıraktı, ben gelince telefonu getirir kendi telefonumu alırım diye "söylediği, Tanık ...'ın aşamalardaki ifadesinde özetle; "...'ya gittim sen telefonu mu çaldın dedim, o da bana al ben kendi telefonumu sana bırakıyorum, ben aldığım telefonu geri getirince benim telefonumu bana geri verirsin dedi, sonra evden ayrıldı." şeklinde ifadeleri dikkate alındığında sanık ...'in mağdurun telefonuna aldığına yönelik farklı kişilerden duyumu olması üzerine hareket ettiği anlaşıldığından somut olayda eylemin hukuki ilişkiden doğan alacağın tahsili amacıyla yağma suçunun oluşup olmadığının tartışılmaması hukuka aykırı bulunmuştur.
III. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle sanıklar müdafiilerinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesi kararının 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi uyarınca, Tebliğname’ye aykırı olarak oy birliğiyle BOZULMASINA, bozma nedenleri yönünden 5320 sayılı Yasanın 8/1 maddesinin yollamasıyla 1412 sayılı Kanun'un 326 /son maddesi uyarınca ceza miktarı yönünden kazanılmış hakların korunmasına,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/1 maddesi uyarınca Bergama Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,22.04.2026 tarihinde karar verildi.