Yargıtay · 6. Ceza Dairesi
Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2024/2977 E. 2026/3197 K. – Nitelikli Yağma
Konu: Nitelikli Yağma
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 6. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2024/2977
- Karar No
- 2026/3197
- Karar Tarihi
- Konu
- Nitelikli Yağma
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2023/4718 E., 2023/3868 K. SUÇ : Nitelikli yağma HÜKÜMLER : İstinaf başvurusunun esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz başvurusunun esastan reddi ile hükmün onanması
Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık ve suça sürüklenen çocuk hakkında kurulan hükümlerin temyiz edilebilir oldukları, temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKİ SÜREÇ A. Bozma İstanbul 35. Ağır Ceza Mahkemesinin, 15.09.2022 tarihli ve 2021/274 Esas, 2022/299 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında mağdur ...'a yönelik nitelikli yağma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanun'un (5237 sayılı Kanun) 148/1, 62, 53, 58. maddeleri uyarınca 5 yıl 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve cezanın mükerrirlere özgü infaz rejiminine göre çektirilmesine, suça sürüklenen çocuk hakkında mağdur ...'a yönelik nitelikli yağma suçundan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanun' un (5271 sayılı Kanun) 223/2-e maddesi uyarınca beraatine karar verilmiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin, 25.11.2022 tarihli ve 2022/3560 Esas, 2022/3490 Karar sayılı kararı ile; sanık ve suça sürüklenen çocuk hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik o yer Cumhuriyet savcısının ve sanık müdafiinin istinaf başvusunun kabulü ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 280/1-e maddesi uyarınca hükümlerin bozulmasına karar verilmiştir.
B. Bozmadan Sonraki Yargılama Süreci Bozma üzerine İstanbul 35. Ağır Ceza Mahkemesinin, 18.10.2023 tarihli ve 2023/43 Esas, 2023/349 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında mağdur ...'a yönelik nitelikli yağma suçundan, 5237 sayılı Kanun' un 149/1-c, 168/3-1, 62, 53, 58. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve cezanın mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanmasına, suça sürüklenen çocuk hakkında 5237 sayılı Kanun'un 149/1-c, 31/3, 168/3-1, 62. maddeleri uyarınca 3 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin, 27.12.2023 tarihli ve 2023/4718 Esas, 2023/3868 Karar sayılı kararı ile sanık ve suça sürüklenen çocuk hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik sanık ve müdafii, suça sürüklenen çocuk müdafiinin istinaf başvurusunun, 5271 sayılı Kanun'un 280/1-a. maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ Değerlendirme ve Gerekçe 5271 sayılı Kanun’un 280/1-e maddesinde Bölge Adliye Mahkemelerinin duruşma açmaksızın hükmün bozulmasına karar verebileceği hâllerin sınırlı olarak sayıldığı, dosya içeriğine göre, İstanbul 35. Ağır Ceza Mahkemesinin, 15.09.2022 tarihli ve 2021/274 Esas, 2022/299 Karar sayılı dosyasında verilen sanık hakkında mahkumiyet ve suça sürüklenen çocuk hakkında beraat kararlarına yönelik yapılan istinaf incelemesi neticesinde, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin, 25.11.2022 tarihli ve 2022/3560 Esas, 2022/3490 Karar sayılı kararında; "SSÇ ... hakkında mağdur ...'e yönelik beraat kararına yönelik Cumhuriyet Savcısının aleyhe istinaf talebi ile ilgili olarak yapılan incelemede; Suç tarihinde ve halen 18 yaşından küçük olan suça sürüklenen çocuk hakkında 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununun 35. maddesine göre sosyal inceleme raporu alınmadan veya aynı maddenin 3. fıkrasına göre bu yönde inceleme yaptırılmamasının gerekçesi de kararda gösterilmeden hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı bulunmakla istinaf başvurusunda bulunanların istinaf nedenleri yerinde görülmüş olduğundan CMK'nun 280/1-e maddesi gereği hükmün BOZULMASINA, Kabul ve uygulamaya göre de; Eylemlerin ard arda aynı yerde iki farklı mağdura yönelik gerçekleşmesi, sanığın olay yerinden mağdura ait cep telefonu ile kaçması sonrası, mağdurun polis diye bağırarak kaçmaya çalıştığı sırada suça sürüklenen çocuğun mağdurun yanına tehditvari bir vücut diliyle gelmesi ,suça sürüklenen çocuğun mağduru itmesi ve vurmaya yeltendiğinin beyan edilmesi karşısında suça sürüklenen çocuk ve sanığın atılı yağma suçunda fikir ve eylem birliği içinde hareket ettiğinin kabulü gerektiğinin gözetilmemesi, Mağdurun kendisinden alınan eşyalar konusunda soruşturma ve kovuşturma aşamasındaki farklı beyanları arasında çelişkilerin giderilmesi sonrası, mağdurdan cep telefonu dışında başka bir eşya alınmadığının anlaşılması halinde sanığın olayın akabinde kolluk güçlerine mağdur ...'ten aldığı telefonu iade edeceğini söyleyerek arkadaşı aracılığı ile suça konu eşyanın kolluğa teslim edilmesini sağlaması karşısında TCK'nun 168/3-1.maddesi gereği cezadan indirim yapılması gerektiği, cep telefonu dışında başka bir eşya alındı ve iade edilmedi ise bu kez TCK'nun 168/4.maddesi gereği mağdurdan kısmi iadeye muvafakatı bulunup bulunmadığının sorulması ve sonucuna göre hüküm tesisi gerektiğinin gözetilmemesi, Sanığın savunmasında telefonu kendisinin değil ...isimli arkadaşının aldığını savunması karşısında, mağdurdan, telefonu alan kişinin sanık olup olmadığının yeniden sorulması suretiyle belirtilen çelişkinin giderilmesi gerektiğinin gözetilmemesi, Suça sürüklenen çocuğun Suriye vatandaşı olduğu ve kendi beyanına göre kimlik bilgilerinin tespit edilmiş olduğunun anlaşılması, bu aşamada Suriye'ye yönelik adli yardımlaşma taleplerine Dışişleri Bakanlığınca yapılacak bildirime kadar ara verilmesi karşısında, suça sürüklenen çocuğun resmi kimlik bilgilerinin diplomatik yazışmalarla belirlenemeyeceği sabit ise de; soruşturma makamınca suça sürüklenen çocuğun beyanı üzerine tespit edilen kimlik bilgileri ile, suça sürüklenen çocuğun kolluk tarafından tespit edilen parmak izlerinin ve fotoğraflarının Göç İdaresi Genel Müdürlüğüne gönderilerek Geçici Koruma Yönetmeliğinin 21... 'nci maddeleri uyarınca suça sürüklenen çocuğun Türkiye'ye kabul edilen yabancılardan olup olmadığının ve varsa yabancı kimlik numaraları ile adres kayıt sistemindeki kayıtları tespit edilmesi, şayet kimliğinin bu şekilde belirlenmesinin mümkün olmaması halinde ise bu kez suça sürüklenen çocuğun fotoğrafı karara yapıştırılmak, parmak izlerinin ise usulune uygun şekilde alınarak karara eklenmesi suretiyle hükümlülüğe karar verilmesi gerekirken, CMK’nın 209. maddesine aykırı davranılması, Sanık ... hakkında mağdur ...'e yönelik eylem nedeniyle müdafinin lehe ve Cumhuriyet Savcısının aleyhe istinaf talebi ile ilgili olarak; Eylemlerin ard arda aynı yerde iki farklı mağdura yönelik gerçekleşmesi, sanığın olay yerinden mağdura ait cep telefonu ile kaçması sonrası, mağdurun polis diye bağırarak kaçmaya çalıştığı sırada suça sürüklenen çocuğun mağdurun yanına tehditvari bir vücut diliyle gelmesi ,suça sürüklenen çocuğun mağduru itmesi ve vurmaya yeltendiğinin beyan edilmesi karşısında suça sürüklenen çocuk ve sanığın atılı yağma suçunda fikir ve eylem birliği içinde hareket ettiğinin kabulü gerektiği, bu itibarla eylemin TCK'nun 149/1-c maddesi kapsamında kaldığının gözetilmediği anlaşılmakla istinaf başvurusunda bulunanların istinaf nedenleri yerinde görülmüş olduğundan CMK'nun 280/1-e maddesi gereği hükmün BOZULMASINA, Kabul ve uygulamaya göre de; Mağdurun kendisinden alınan eşyalar konusunda soruşturma ve kovuşturma aşamasındaki farklı beyanları arasında çelişkilerin giderilmesi sonrası, mağdurdan cep telefonu dışında başka bir eşya alınmadığının anlaşılması halinde sanığın olayın akabinde kolluk güçlerine mağdur ...'ten aldığı telefonu iade edeceğini söyleyerek arkadaşı aracılığı ile suça konu eşyanın kolluğa teslim edilmesini sağlaması karşısında TCK'nun 168/3-1.maddesi gereği cezadan indirim yapılması gerektiği, cep telefonu dışında başka bir eşya alındı ve iade edilmedi ise bu kez TCK'nun 168/4.maddesi gereği mağdurdan kısmi iadeye muvafakatı bulunup bulunmadığının sorulması ve sonucuna göre hüküm tesisi gerektiğinin gözetilmemesi, Sanığın savunmasında telefonu kendisinin değil ...isimli arkadaşının aldığını savunması karşısında mağdurdan telefonu alan kişinin sanık olup olmadığının yeniden sorulması suretiyle belirtilen çelişkinin giderilmesi gerektiğinin gözetilmemesi, Sanığın adli sicil kaydında yer alan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararla ilgili olarak gereği için mahkemesine ihbarda bulunulması gerektiğinin gözetilmemesi, Tekerrüre esas ilamın Bakırköy 20. Ağır Ceza Mahkemesi yerine Bakırköy 2.Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğunun belirtilmesi," şeklinde belirttiği gerekçe ile hükümlerin bozulmasına karar verildiği, ancak bu bozma kararının 5271 sayılı Kanunu’nun 280/1-e maddesinde sınırlı olarak sayılan bozma nedenleri arasında gösterilmediği, Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesinin davanın yeniden görülmesine karar verilerek yapılacak duruşma sonucunda hukuka aykırılığın giderilmesi yerine dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde bozma kararı vermesinin ve anılan karara yönelik direnme yetkisi bulunmayan İlk Derece Mahkemesince yeniden hüküm kurulmasının yasal dayanağının bulunmadığı, bölge adliye mahkemesince yapılan uygulama kanuna açıkça aykırılık teşkil ettiği gibi bazı hallerde sanığın ve katılanın temyiz hakkını ortadan kaldırılmasına yol açabildiği, bölge adliye mahkemesince yasal olmayan bir bozma ilamı sanıkların ve katılanın temyiz hakkının ortadan kaldırılmasına sebep olabilmektedir. Anayasa Mahkemesi bu konuda verdiği bir kararında "İstinaf Dairesinin 5271 sayılı Kanun'da sınırlı olarak sayılı hâller dışında bir nedenle bozma kararı vermesi başvurucu yönünden önemli sonuçlar doğurmaktadır. Nitekim İstinaf Dairesi, 5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi uyarınca duruşma açarak ve tarafları da çağırarak delillerin değerlendirilmesi sonucunda bir karar vermesi gerekirken dosya üzerinden karar vermiş; başvurucuyu mahkemeye erişim hakkının yanında bölge adliye mahkemesi önünde sözlü yargılanmadan ve bununla bağlantılı diğer usul güvencelerinden yoksun bırakmıştır." değerlendirmeler bulunarak bölge adliye adliye mahkemesinin yasaya aykırı bozma kararının başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğine hükmetmiştir (Ömer Oral [GK], B. No: 2023/33667, 9/1/2025, § …). Aynı konuda Yargıtay Ceza Genel Kurulu ise "Bölge adliye mahkemelerinin hükmün bozulmasına karar verebileceği hâller, 5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde tahdidi olarak sayılmıştır. Bu düzenlemelere göre istinaf mahkemeleri şu hâllerde hükmün bozulması kararı verebilecektir:
1. İlk derece mahkemesinin kararında 5271 sayılı Kanun'un 289. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (g) ve (h) bentleri hariç diğer bentlerinde belirtilen bir mutlak hukuka aykırılık nedeninin bulunması,
2. Soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmediğinin veya ön ödeme ve uzlaştırma usulünün uygulanmadığının anlaşılması ya da davanın ilk derece mahkemesinde görülmekte olan bir dava ile birlikte yürütülmesinin zorunlu olması...........
Açıkça görüldüğü gibi bölge adliye mahkemesinin bozma kararı verebileceği hâller, kati surette davanın esasına ilişkin değil ve fakat yargılamaya dair usul kurallarının ağır ve açık ihlalleri ile hükme müessir usul kurumlarının ihmali suretiyle hüküm kurulması durumlarına münhasırdır. Nitekim Yargıtay kararlarına karşı direnme yetkisi bulunan ilk derece mahkemesinin, bölge adliye mahkemelerinin bozma kararlarına direnememesinin temelinde yatan düşünce de buna dayanmaktadır. Direnme yasağına ilişkin normun, maddi ceza adaletiyle doğrudan bir ilgisinin bulunmadığı, esas itibariyle makul sürede yargılanma hakkı bakımından bir teminat alanı oluşturduğu söylenmelidir.
Hukuki düzenlemeler ve yapılan açıklamalar karşısında, mesele tartışmaya ihtiyaç bırakmayacak açıklıktadır. Buna rağmen uygulama, bölge adliye mahkemelerinin iş yoğunluğu gibi mülahazalarla kanunun kendisine tanımadığı bir yetkiyi kullanarak bozma kararları verilegeldiği bilinen bir gerçektir. Bu uygulamanın, yukarıda yer verilen tespitler yanında, görevli/teminatlı mahkemede yargılanma ve mahkemeye erişim/ kanun yoluna etkin başvuru hakları yönünden ciddi sorunlar taşıdığı da tartışmadan varestedir. Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 286. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan kararları temyiz edilebileceğinden, bölge adliye mahkemesinin Kanun'un açık hükmüne aykırı şekilde verdiği bozma kararının temyiz edilebilmesi de mümkün değildir. Bu nedenle ilk derece mahkemesi hükmünün hukuka aykırılık taşıdığının tespit edilmesi durumunda bölge adliye mahkemesi ceza dairesince ilk derece mahkemesi hükmünün kaldırarak yeniden hüküm kurulması gerektiği hâlde bozma kararı verilmesi nedeniyle sanığın temyiz hakkının kısıtlanması da söz konusu olabilmektedir." şeklinde değerlendirmelerde bulunarak bölge adliye mahkemelerinin, kanuni dayanağı bulunmayan (5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde sayılanlar hariç) bozma kararları ile iş bu bozma kararına istinaden ilk derece mahkemesince tesis edilen kararların, görevsiz mahkeme tarafından verilmiş olmaları nedeniyle "hukuka açık ve ağır aykırılıkla malul olduklarından hükümsüz sayılmaları" gerektiğine hükmetmiştir (YCGK, T.:30.04.2025, E.: 2024/6-490, K.:2025/197).
Bu açıklamalar ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin, 25.11.2022 tarihli ve 2022/3560 Esas, 2022/3490 Karar sayılı bozma kararı ile bozma kararı üzerine verilen İstanbul 35. Ağır Ceza Mahkemesinin, 18.10.2023 tarihli ve 2023/43 Esas, 2023/349 Karar sayılı kararının hukukî değerden yoksun olduğu, 5271 sayılı Kanun’un 280/1-g maddesi uyarınca duruşma açılarak ve taraflar da çağrılarak delillerin değerlendirilmesi sonucunda anılan Kanun maddesinin 2. fıkrasına göre yeniden hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde hükmün bozulmasına karar verilmesi, hukuka aykırılık bulunmuştur.
III. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle, diğer yönleri incelenmeyen İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesi kararının 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi uyarınca, Tebliğname’ye aykırı olarak oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/2. maddesi uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul 35. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,14.04.2026 tarihinde karar verildi.