Yargıtay · Ceza Genel Kurulu
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2023/533 E. 2026/394 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- Ceza Genel Kurulu
- Esas No
- 2023/533
- Karar No
- 2026/394
- Karar Tarihi
KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 3. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 595-1175 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanık ...'un Anayasayı ihlal suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 309/1, 3713 sayılı Kanun'un 5/1, 53, 58/9 ve 63. maddeleri gereğince ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba, sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'in Anayasayı ihlal suçundan TCK'nın 309/1, 3713 sayılı Kanun'un 5/1, 62, 53, 58/9 ve 63. maddeleri gereğince müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmalarına, hak yoksunluğuna ve mahsuba, sanıklar ..., ... ve ...'in silahlı terör örgütüne üye olma suçundan TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanun'un 5/1, 62, 53, 58/9 ve 63. maddeleri gereğince 6 yıl 3 ay hapis cezasıyla cezalandırılmalarına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Ankara 24. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 26.06.2019 tarihli ve 115-306 sayılı hükümlerin sanıklar ve müdafileri ile katılanlar vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesince 28.09.2021 tarih ve 595-1175 sayı ile istinaf başvurularının esastan reddine; bu kararın da sanıklar ve müdafileri, katılanlar vekilleri ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 3. Ceza Dairesince 23.12.2022 tarih, 18088-9765 sayı ile onanmasına karar verilmiştir. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 17.07.2023 tarih ve 79252 sayı ile; "1- Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ... ve .... hakkında; Sanıklar hakkında ... tören alanındaki sevklerde görev yaptıklarına ilişkin gerekçeli kararda bir tespit ve kabulün bulunmaması, sanık ... hakkında ise 'ayrıca ... tören alanında da bulunduğu' şeklinde bir ibare bulunmasına rağmen, iddianamede ve sanığın sorgusunda bu konuda bir beyanın bulunmaması, Dosyadaki deliller dışında, karar sonrası dosyaya sanıklar hakkında gönderilen belgelerle birlikte UYAP Örgütlü Suçlar Bilgi Bankası'nda FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile irtibatları hakkındaki bütün delillerin araştırılması, Sanıkların kullandıkları bilinen ve kendileri tarafından kullanıldığı bildirilen telefon hattı veya hatları dışında bir hattı kullanıp kullanmadıklarının tespiti bakımından, Emniyet Müdürlüğü'nden, sanıkların hesaplarının bulunduğu bankalardan, üye oldukları dernek varsa bu derneklerden, ÖSYM'den, resmi kurumlardan, telefon numaralarını verebilecekleri yerlerden araştırma yapılmak suretiyle olay öncesi ve sırasında kullandıkları başka bir telefon numarası olup olmadığının tespiti, Kullandıkları telefon numaralarının tespiti sonrası, bylock kullanıp kullanmadıklarının araştırılması, 15 Temmuz 2016 tarihine yakın tarihlerde ve 15 -16 Temmuz 2016 tarihleri itibariyle HTS kayıtlarının ve bulundukları yerin tespitine ilişkin baz istasyonu kayıtlarının araştırılarak; Öncelikle sanıkların terör örgütü ile irtibatlarının ve örgüt içerisindeki konumlarının, darbeye teşebbüs fiilinin icra hareketlerinden önce örgütsel organizasyon içinde yer alarak darbe girişiminden haberdar olup olmadıklarının, suç işleme karar ve iradesine katılıp katılmadıklarının, icra hareketlerinden önce organizasyon içerisinde yapılan işbölümüne göre kendilerine verilen görevi kabul edip etmediklerinin, Olay gecesi görev aldıkları nizamiyelerdeki faaliyetlerinin ve Kara Harp Okulu'ndaki fillerinin dikkate alınarak, katılanlara yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma fiilini öğrenip öğrenmediklerinin, ... tören alanında öğrencilerin sevk ve nakilleri sırasında görev alıp almadıklarının, darbeye teşebbüs fiilinden haberdar olduktan sonraki eylemlerinin, sanık ... yönünden ayrıca mühimmat temini konusundaki yazının hazırlanarak darbeye teşebbüste kullanılması ile ilgili fiil ve davranışlara katkısının, ...'nin nizamiyeden giriş ve çıkışı konusundaki tavır ve davranışlarının, sanık ... ... hakkında mühimmat yüklü aracın nizamiyeden geçişine izin verdiği ve ...'ın girişini engellediği yönündeki iddiaların da dosyadaki bütün delillerle birlikte yeniden değerlendirilerek, Sanıkların fiil ve davranışlarının; genel darbe planı çerçevesinde ülke çapında gerçekleştirilen Anayasal düzeni ihlal suçunun icra hareketlerine katkı sunmakla birlikte, sundukları katkının tek başına vahamet arz edip etmediğinin araştırılarak, icra hareketlerinden önce örgütsel organizasyon içinde yer alarak darbe girişiminden haberdar olduklarının, suç işleme karar ve iradesine katıldıklarının ve iş bölümüne göre görev aldıklarının tespiti ya da sonradan yaptıkları katkının vahamet arzetttiğinin kabulü halinde TCK'nın 37/1 maddesi delaletiyle suçun doğrudan faili olarak cezalandırılmaları, aksi taktirde icra hareketlerinden önce örgütsel organizasyon içinde yer alarak darbe girişiminden haberdar olduklarının, suç işleme karar ve iradesine katıldıklarının ve iş bölümüne göre görev aldıklarının kanıtlanamamış olması halinde ise, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün yönetimi tarafından planlanan genel darbe planı çerçevesinde ülke çapında gerçekleştirilen Anayasal düzeni ihlal suçunun icra hareketlerine katkı sunmakla birlikte, sundukları katkının tek başına vahamet arz etmediği kanaatine ulaşılırsa TCK' nın 39/2-c maddesine göre haklarında anayasal düzeni bozmaya teşebbüs suçuna yardım suçundan mahkumiyet hükmü kurulması gerekirken, eksik araştırma ve yazılı gerekçe ile TCK'nın 37/1 maddesi delaletiyle mahkumiyetlerine karar verilmesi, 2-Sanık ... yönünden; silahlı terör örgütüne üye olma suçu yönünden suçlamayı kabul etmeyen sanık hakkında, sanığın yakalama emri ile arandığı dönemde talimat yoluyla ifadesi alınan tanık ...'in beyanı dikkate alınarak mahkumiyet kararı verildiği, Sanık müdafiinin beyanlarında, ifadeyi kabul etmediklerini, tanığa soru sorarak sanıkla yüzleştirilmesi gerektiğini belirttiği dikkate alındığında, dosya kapsamına göre tanık beyanının suçun sübutu açısından ehemmiyet arz eder nitelikte olması karşısında, tanığın duruşmaya getirilerek veya SEGBİS ile taraflara da soru sorma hakkı tanınmak suretiyle beyanlarının tespit edilmesi gerektiğinin gözetilmeyerek, tanığın istinabe ile alınan beyanının okunulmasıyla yetinilmesi suretiyle CMK'nın 210/1 maddesine muhalefet edilmesi, 3-Sanık ... yönünden; silahlı terör örgütüne üye olma suçu yönünden suçlamayı kabul etmeyen sanık hakkında; Tanık ... yönünden bilinen adreslerine yapılan işlemlerin bilainfaz kaydıyla döndüğü, zorla getirme emrine verilen cevabi yazıda da şahsın adresinden aniden taşınıp gitmiş olduğu ve nerede olduğunun bilinmediği şeklinde cevap verilmesi nedeniyle hazırlık beyanları ile yetinilmesine karar verildiği, Dosya içerisine ... isimli şahsın beyanlarının gönderildiğinin görüldüğü, diğer tanığın beyanları ile benzer olduğu anlaşılarak dinlenilmesine gerek görülmediği belirtilerek, mahkumiyet kararı verildiği anlaşılmış olup, dosya kapsamına göre tanıkların beyanının suçun sübutu açısından ehemmiyet arz eder nitelikte olması karşısında, sonradan ifade tutanağı gönderilen tanık ...'un duruşmaya getirilerek veya SEGBİS ile taraflara da soru sorma hakkı tanınmak suretiyle beyanlarının tespit edilmesi gerektiğinin, gözetilmeyerek, tanığın soruşturma aşamasındaki beyanının okunulmasıyla yetinilmesi suretiyle CMK'nın 211.maddesine muhalefet edilmesi, 4-Sanık ... yönünden; silahlı terör örgütüne üye olma suçu yönünden suçlamayı kabul etmeyen sanık hakkında; Tanık ...'ın soruşturma aşamasındaki beyanı ilk derece mahkemesinde duruşmada okunduktan sonra sanık müdafiinin 30.09.2018 tarihli dilekçesinde tanığın yargılamayı yapan mahkemede ifadesinin alınmasını talep ettiği, mahkemece 02.10.2018 tarihinde yazılan talimat ile istinabe yoluyla tanığın ifadesinin alındığı, dosya kapsamına göre bu tanığın beyanının suçun sübutu açısından ehemmiyet arz eder nitelikte olması karşısında, tanık ...'ın duruşmaya getirilerek veya SEGBİS ile taraflara da soru sorma hakkı tanınmak suretiyle beyanlarının tespit edilmesi gerektiği gözetilmeyerek, tanığın istinabe yoluyla ifadesinin alınması suretiyle CMK'nın 211.maddesine muhalefet edilmesi, 5-Sanık ... yönünden; Sanığın savunmalarında; İzmir Menteş'te harbiyelilerin kampı olduğunu, spor eğitim bölümünü kendi birliklerinin yaptığını, orada, o dönemde kendisine bağlı 10 kişi civarında küçük bir birlik bulunduğunu ve bu birliğin başında görevli olan öğretmen Binbaşı ...'ın olay tarihinde kendisini arayarak, kendisine Ankara'ya dönmeleri emrinin verildiğini, bu konuda kendisinin emrinin ne olacağını sorduğunu, bu şahsa konu ile ilgili olarak bir şey bilmediğini, haberdar olmadığını ve bulundukları birlikten ayrılmamaları emrini verdiğini, olayla ilgili bilgi sahibi olduktan sonra kendisini arayacağını söylediğini belirttiği anlaşıldığından, tanığın duruşmaya getirilerek veya SEGBİS ile taraflara da soru sorma hakkı tanınmak suretiyle olayla ilgili beyanlarının tespit edilmesi, HTS kayıtlarından böyle bir görüşme olup olmadığının ve sanığın savunmalarında belirtilen askeri birlik kayıtlarından, söz konusu askeri birlik görevlilerinin olay tarihinden kimden, ne gibi emirler alarak uyguladıklarının araştırılarak, sonucuna göre tüm delillerin birlikte değerlendirilerek, sanığın fiil ve davranışlarının; genel darbe planı çerçevesinde ülke çapında gerçekleştirilen Anayasal düzeni ihlal suçunun icra hareketlerine katkı sunmakla birlikte, sunduğu katkının tek başına vahamet arz edip etmediğinin araştırılıp, icra hareketlerinden önce örgütsel organizasyon içinde yer alarak darbe girişiminden haberdar olduğunun, suç işleme karar ve iradesine katıldığının ve iş bölümüne göre görev aldığının tespiti ya da sonradan yaptığı katkının vahamet arzetttiğinin kabulü halinde TCK'nın 37/1 maddesi delaletiyle suçun doğrudan faili olarak cezalandırılması, aksi taktirde icra hareketlerinden önce örgütsel organizasyon içinde yer alarak darbe girişiminden haberdar olduğunun, suç işleme karar ve iradesine katıldığının ve iş bölümüne göre görev aldığının kanıtlanamamış olması halinde ise, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün yönetimi tarafından planlanan genel darbe planı çerçevesinde ülke çapında gerçekleştirilen Anayasal düzeni ihlal suçunun icra hareketlerine katkı sunmakla birlikte, sunduğu katkının tek başına vahamet arz etmediği kanaatine ulaşılırsa TCK'nın 39/2-c maddesine göre hakkında anayasal düzeni bozmaya teşebbüs suçuna yardım suçundan mahkumiyet hükmü kurulması gerekirken, eksik araştırma ve yazılı gerekçe ile TCK'nın 37/1 maddesi delaletiyle mahkumiyetine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğundan, Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ...., ..., ..., ... ve ... lehine itiraz yasa yoluna başvurulması gerektiği değerlendirilmiştir...'' görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 3. Ceza Dairesince 19.09.2023 tarih ve 13496-5685 sayı ile ''...Olay tarihinde Kara Harp Okulunda Albay rütbesi ile görev yapan sanık ...'un darbe girişimini organize ettiği tespit edilen itiraz dışı sanık ... ile gece boyu birlikte bulundukları, darbe girişiminin icrasına yönelik olarak çeşitli yerlere intikal amacıyla sevkiyatların yapıldığı ... alanını ve nizamiyeleri birlikte denetledikleri, itiraz dışı darbeci subaylarla birlikte bulunduğu, darbe girişiminin icrasına yönelik olarak rütbeli subayları arayarak okula çağırdığı ve bu kapsamda görevler verdiği; olay tarihinde Kara Harp Okulunda Üstteğmen rütbesi ile görev yapmakta olan sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ....'in olay gecesi darbe girişimin ilan edildiği Bozpark Bölgesinde hazır bulundukları ve darbe girişimin ilanını müteakip darbeci üstlerinden aldıkları emirler doğrultusunda darbe girişiminin engellenmesinin önlenmesine yönelik olarak beraberlerindeki teçhizatlı askerleri ile görev verilen nizamiyelerde rütbeli komutan olarak görev aldıkları kabul olunarak haklarında Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan; Olay tarihinde üsteğmen olarak görev yapan ve çağrı üzerine Kara Harp Okuluna gelen sanık ... ile aynı yerde öğrenci olarak bulunan ve beyanlarına göre bütünleme sınavına kalmaları nedeniyle okulda oldukları belirlenen sanıklar ... ve ...'ın, Kara Harp Okulunun ele geçirilmesinden ve kendilerine darbe açıklaması yapıldıktan sonra kamuflajlı ve teçhizatlı bir şekilde bulunmaları karşısında, TCK'nın 309 uncu maddesinde düzenlenen Anayasayı ihlal suçuna yönelik hazırlık hareketlerinin örgüt üyeliği suçunu da kapsadığı nazara alınarak, bu anlamda sanıklar hakkındaki hükme esas alınan tanık ifadelerinin tek başına belirleyici delil vasfında bulunmadığından haklarında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan; Cezalandırılmalarında bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşıldığından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır.'' şeklinde gerekçeyle itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KONUSU İtirazın kapsamına göre inceleme sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında anayasayı ihlal, sanıklar ..., ... ve ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kurulan mahkûmiyet hükümleriyle sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; 1.Anayasayı ihlal suçundan TCK’nın 37. maddesi kapsamında müşterek fail olarak mahkûmiyetlerine karar verilen sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında eksik araştırma ile hüküm kurulup kurulmadığına, sonucuna göre de kabul edilen eylemlerinin TCK’nın 39/2-c maddesi uyarınca anılan suça yardım eden olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceğine, 2.Silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan TCK'nın 314/2.maddesi gereğince mahkumiyetlerine karar verilen; sanıklardan ... ile ilgili olarak tanık ...'ın, sanık ... ile ilgili olarak tanık ...'in, sanık ... ile ilgili olarak tanık ...'un, tanık dinlenme usullerine ve bu bağlamda tanık sorgulama güvencelerine uyularak dinlenip dinlenmediğine ilişkindir. IV. OLAY VE OLGULAR Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözümü için 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe girişimi esnasında ülkede yaşananlara genel olarak yer verildikten sonra somut dosya ve itirazın kapsamına göre Kara Harp Okulun'da yaşanan olaylar ve silahlı terör örgütüne üye olma suçundan mahkumiyetlerine karar verilen sanıklar hakkında yapılan itiraza konu hukuki olgular ele alınacaktır. İncelenen dosya kapsamından; A. 15.07.2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe girişimi esnasında ülke çapında yaşanan olaylar 1. Hazırlık safhası FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne müzahir ... Danışmanlık isimli şirket adına örgüt mensupları tarafından kiralanan ... Mahallesi 2880 Sokak No:... Ankara adresindeki bir villada 2016 yılının Temmuz ayı başında başlayan ve 10.07.2016 Pazar gününe kadar süren toplantıların gerçekleştirildiği, söz konusu bu toplantıların katılımcıları arasında örgütün üst düzey TSK imamlarından firari durumdaki ... ve Hava Kuvvetlerindeki sözleşmeli subayların imamı olan ... isimli sivil şahıslar ile Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/109 Esas sayılı dosyasında görülen Genelkurmay Çatı davasının sanıklarından olan Kara Kuvvetleri Komutanlığı Harekât Başkanlığı Teşkilat Şube Müdürü Kurmay Albay ..., Genelkurmay Personel Plan ve Yönetim Daire Başkanlığında Şube Müdürü Kurmay Albay ..., Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı 1. İstihbarat Analiz ve Değerlendirme Daire Başkanı Tuğamiral ..., Hava Kuvvetleri Komutanlığı Müşterek Hedef Analiz Yönetim Başkanı Tuğgeneral ... ..., İstanbul Kuzey Deniz Saha Komutanlığı Kurmay Başkanı Tuğamiral ..., Jandarma İstihbarat Okul Komutanı Kurmay Albay ..., Genelkurmay Personel Başkanlığı Personel Plan ve Yönetim Daire Başkanı Tuğgeneral ..., Genelkurmay Özel Kuvvetler Komutanlığı emrinde görev yapan Kurmay Albay ... ve Genelkurmay Başkanı Başdanışmanı Kurmay Albay ...'ın olduğu, bu toplantılarda her kuvvetten askerin kendi aralarında oluşturdukları gruplar hâlinde çalışmalar yaparak darbe girişiminin detayları ile bu eylemlerde görev alacakların görev ve sorumluluklarının belirlendiği, Yıllık izinde olan Kurmay Yarbay ...'ın, Ankara Mamak'taki 28. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığına bağlı 2. Mekanize Piyade Taburu Komutanı Kurmay Yarbay ... tarafından çağrılması üzerine 11.07.2016 tarihinde Ankara'ya geldiği, firari bir örgüt mensubu tarafından kiralanan ... Mahallesi 494. Cadde No:... Keçiören Ankara adresindeki eve aynı gün akşam saatlerinde ...'yle birlikte gittikleri, burada asker kişiler ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ... ve ...'ın yer aldığı bir toplantıya katıldıkları, bu toplantıda Tuğgeneral ...'nun yönetime el koyacaklarını söylediği ve Ankara'daki kritik noktalarla kamu kurum ve kuruluşlarına nasıl konuşlanacakları gibi hususları konuşup darbe girişimine ilişkin planlamalar yapıldığı, bu plan çerçevesinde harita üzerinde Ankara'nın ikiye bölünüp hangi birliklerin kontrolünde olacağının belirlendiği, Kurmay Yarbay ...'ın Ankara'daki birliğine katılışını henüz yapmamış olması nedeniyle eski çalıştığı yer olan İstanbul'da görevli olduğu söylenip darbe girişiminin İstanbul ayağıyla ilgili planlama yapan Kara Kuvvetleri Komutanlığı Proje Yönetim Şube Müdürü Kurmay Albay ... ...'nin yanına götüreceklerinin söylendiği, akabinde Kurmay Yarbay ...'ın Kurmay Albay ... tarafından Kurmay Albay ... ...'nin olduğu ve firari Kurmay Albay ...'in ikamet ettiği Ümitköy semtindeki bir eve götürüldüğü, 12.07.2016 tarihinde akşam saatlerinde Kurmay Yarbay ... ile firari Kurmay Albay ... ve Kurmay Binbaşı ...'nun katıldığı ve Kurmay Albay ... ... tarafından yönetilen bir toplantının bu evde gerçekleştirildiği, söz konusu toplantıda Kurmay Albay ... ...'nin İstanbul'a ilişkin planlamaların yapıldığını, hangi birliklerin nereleri kontrol altına alacağını, enterne edilecek askerî personelin kimler olduğunu, aralarındaki haberleşme için bir WhatsApp grubu kurulması gerektiğini ve İstanbul Maltepe'deki 2. Zırhlı Tugay Komutanlığından gelişmeleri takip ederek Ankara'daki Genelkurmay Silahlı Kuvvetler Komuta Harekât Merkezine bilgi aktarımında bulunmalarını söylediği, Bu toplantıyı müteakiben Kurmay Yarbay ... ile firari Kurmay Albay ... ve Kurmay Binbaşı ...'nun, kendilerine verilen görevi yerine getirmek amacıyla 13.07.2016 tarihinde saat 04.00 sıralarında İstanbul'a doğru hareket ettikleri, Darbe girişiminin İstanbul ayağındaki eylem ve faaliyetlerin koordine edilmesi noktasında görevli Kurmay Albay ... ...'nin de 13.07.2016 tarihinde Ankara'dan İstanbul'a geldiği, 13.07.2016 tarihi saat 19. 00... .07.2016 tarihi saat 01.30 arasında İstanbul Maltepe'deki 2. Zırhlı Tugay Komutanlığında yaptıkları toplantıya 2. Zırhlı Tugay Komutanlığı Tugay Komutanı Tuğgeneral ..., Tugay Komutan Yardımcısı Kurmay Albay ..., Tugay Kurmay Başkanı Kurmay Yarbay ..., 1. Tank Tabur Komutanı Kurmay Yarbay ..., 1. Ordu Komutanlığı Harekât Kurmay Başkanı Tuğgeneral ..., 23. Motorize Piyade Alay Komutanı Kurmay Albay ..., 47. Motorize Piyade Alay Komutanı Kurmay Albay ..., firariler 2. Zırhlı Tugay Komutanlığı eski Kurmay Başkanı Kurmay Yarbay ..., 2. Tank Tabur Komutanı ..., Cizre 172. Zırhlı Tugay Komutanlığı Komutan Yardımcısı Kurmay Albay ..., Tuzla Piyade Okul Komutanlığı Öğrenci ve Kurslar Alay Komutanı Kurmay ..., 2. Zırhlı Tugay Komutanlığı Harekât Eğitim Şube Müdürü Yüzbaşı ... ile Kara Kuvvetleri Komutanlığı Kurumsal Proje Şube Müdürü Kurmay Albay ... ...'nin katıldığı, Kurmay Albay ... ...'nin koordinesinde geçen bu toplantıda darbe girişimine yönelik hazırlıkların ne seviyede olduğu, ne kadar personel, araç ve gereç sevk edileceği, ifşa olunmaması için personelin hangi gerekçelerle birliklerine çağrılmaları ve görev alanlarına sevk edilmeleri gerektiği gibi konuların konuşulduğu ve sorumluluk alanlarının belirlendiği, Kurmay Albay ... ...'nin darbe girişiminin 15 Temmuz gecesinde gerçekleşeceğini söylediği, Tuğgeneral ...'nun birlik komutanlarına sorumluluk bölgelerinde sivil şekilde keşif yapmaları yönünde talimat verdiği, Kurmay Albay ... ... tarafından ateş açana ateşle karşılık verileceği emrinin tebliğ edildiği, Kurmay Yarbay ... ile firariler Kurmay Albay ... ve Binbaşı ...'nun, 14 Temmuz 2016 tarihinde öğle saatlerinde Esenler'deki Topkule Kışlasında bulunan 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığında firari Tugay Komutanı Tuğgeneral ...'in ev sahipliğinde tugayın birlik komutanlarının da katıldığı ve aynı konuların gündemde olduğu bir toplantı daha gerçekleştirdikleri, Bu toplantı sonrasında Kurmay Yarbay ...'ın, Kara Harp Akademisi Komutanlığına giderek firari Baş Hoca Kurmay Albay ... ile görüşüp yönetime el konulacağını ve bu kapsamda Hava Harp Okulunda saat 21.00'de koordinasyon toplantısı icra edileceğini bildirdiği, akabinde Hasdal Kışlasındaki 6. Motorize Piyade Alayına giderek alayın eski ve yeni alay komutanları olan Kurmay Albay ... ile ...'ye toplantının yerini ve zamanını söylediği ve Kurmay Albay ... ile birlikte Hava Harp Okuluna gittiği, Toplantı öncesinde Cumhurbaşkanına suikast girişimi davasının sanığı Hava Kuvvetleri Müşterek Hedef Analiz Yönetim Başkanı Tuğgeneral ... ...'in, Hava Harp Okulu Komutanı Tuğgeneral ...'ın makam aracıyla hava alanından alınarak saat 19.47'de okula geldiği ve Tuğgeneral ...'ın makam odasında toplantıyı beklemeye başladığı, 14.07.2016 tarihinde saat 21.00'de Hava Harp Okulundaki şeref salonunda başlayan ve katılımcılarının nizamiye girişinde "... ...'in misafiriyiz." demeleri üzerine kayıt yaptırmaksızın içeri alındıkları bu toplantıya Kurmay Yarbay ..., firariler Kurmay Albay ... ve Binbaşı ..., 1. Ordu Komutanlığı Harekât Kurmay Başkanı Tuğgeneral ..., Hava Harp Okulu Komutanı Tuğgeneral ..., Hava Harp Okulu Dekanı Kurmay Albay ..., 6. Motorize Piyade Alayının eski ve yeni alay komutanları Kurmay Albay ... ile ..., 47. Motorize Piyade Alay Komutanı Kurmay Albay ..., firariler 172. Zırhlı Tugay Komutan Yardımcısı Kurmay Albay ..., Tuzla Piyade Okul Komutanlığı Öğrenci ve Kurslar Alay Komutanı Kurmay ..., Kara Harp Akademileri Komutanlığında Baş Hoca Kurmay Albay ... ile öğretim görevlisi Kurmay Binbaşı ... ile Kara Kuvvetleri Komutanlığı Kurumsal Proje Şube Müdürü Kurmay Albay ... ... ve Tuğgeneral ... ...'in katıldığı, Toplantının koordinatörlüğünü Tuğgeneral ..., Tuğgeneral ... ... ve Kurmay Albay ... ...'nin yaptığı, toplantıda darbe girişiminin 15 Temmuz'u 16 Temmuz'a bağlayan gece saat 03.00'te icra edileceğinin tebliğ edildiği, Kara Harp Akademisindeki kurmay subay öğrencilerin takviye personel olarak görevlendirilmesine karar verildiği, Alınan bu karar uyarınca Kara Harp Akademisindeki kurmay subay öğrencilerin, 15.07.2016 tarihinde öğle saatlerinde firari Baş Hoca Kurmay Albay ... tarafından başlarında öğretim görevlisi subaylar olmak üzere gruplara ayrılarak İstanbul'daki 2. Zırhlı Tugay Komutanlığı, 23. Motorlu Piyade Alay Komutanlığı ve Selimiye Kışlası gibi çeşitli birliklere görevlendirildikleri, Kurmay Albay ... ...'nin gerçekleştirilen toplantılar sonrasında Ankara'ya döndüğü ve darbe girişimi esnasında Akıncı Üstünde olduğu, 2. Eylem safhası Ailesiyle birlikte askerî bir kampta tatilde bulunduğu esnada telefonla aranıp birliğine çağrılması üzerine Ankara'da konuşlu Kara Havacılık Komutanlığına gelen Binbaşı O.K.'ya 15.07.2016 tarihinde saat 10.30 sıralarında Tabur Komutanı Binbaşı ...'in arabayla alay komutanına gittikleri esnada telefonunu kapattırarak ve aracın radyosunun sesini açarak "Ben senin hizmetten olduğunu biliyorum ama uzatmayacağım, bu gece faaliyetimiz olacak. Mesela ben Cooger helikopteriyle ...'ı alacağım, sen de ...'la uçacaksın. Çok kan akacak." dediği, akabinde Binbaşı O.K.'nın öğleden sonra mesaiyi terk ederek ticari bir taksiye binip Milli İstihbarat Teşkilatına gittiği, burada kendisiyle ön görüşme yapan görevlilere "Bir helikopter ...'ı alacak, diğer helikopterin ne yapacağını bilmiyorum." diye söylediği, akabinde MİT Müsteşarı ...'ın Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral ...'i arayıp durumu aktardığı ve teferruatını anlatması için bir yardımcısını gönderdiği, MİT Müsteşar Yardımcısı ile görüşen Orgeneral ...'in konuyu Genelkurmay Başkanı Orgeneral ...'a aktardığı, konunun önemine binaen MİT Müsteşarı ...'ın Genelkurmay Başkanlığına davet edildiği, yapılan toplantıda söz konusu durumun daha büyük bir olayın parçası olabileceğine kanaat getirildiği, bunun üzerine Genelkurmay Başkanı ...'ın Cari Harekât Daire Başkanı Tuğgeneral ...'a "..., Türk hava sahasını her türlü askerî uçuşa yasaklıyorum." dediği ve bu emrin Hava Kuvvetleri Harekât Merkezine iletildiği, ayrıca Kara Havacılık Komutanlığını denetim görevini Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral ...'a, Etimesgut Zırhlı Birliklerini denetleme görevini ise Ankara Garnizon Komutanı ve 4. Kolordu Komutanı Korgeneral ...'a verdiği, Saat 21.30'da İstanbul Beylerbeyi civarında bir grup askerin, sivil araçların önünü keserek "Darbe yaptık, kimlik soruyoruz." dedikleri ve bazı araçları da geri gönderdikleri, Saat 22.00 civarında Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet Köprülerinin bir grup asker tarafından tek taraflı olarak trafiğe kapatıldığı, Harp Akademileri Komutanı Korgeneral ... ile Deniz Harp Okulu Komutanı Tümamiral ...'in derdest edilip askerî cezaevine konulduğu, Moda Deniz Kulübünde bir düğünde bulunan aralarında Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral ...'ın da olduğu çok sayıda üst düzey komutanın rehin alınıp darbe girişiminin komuta merkezi konumundaki Akıncı Üstüne götürüldüğü, Saat 21.00 sıralarında Tümgeneral ...'nin "Komutanım, operasyon başlıyor, herkesi alacağız, taburlar, tugaylar yola çıktı, biraz sonra göreceksiniz." diyerek darbe girişimini tebliğ ettiği Genelkurmay Başkanı Orgeneral ...'ın söylenenlere tepki göstermesi üzerine makamında rehin alındığı, Ankara'daki birçok üst düzey komutanın, ... Genel Sekreteri ...'nın ve Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Daire Başkanı ...'ın da rehin alındığı, İstanbul'da Valilik binası, İl Emniyet Müdürlüğü, Büyükşehir Belediyesi, Afet Koordinasyon Merkezi, Sabiha Gökçen Havalimanı, Borsa İstanbul binası, Ak Parti İl Başkanlığı, Taksim Meydanı, Digitürk binası, Hürriyet Gazetesi ile CNN Türk ve Kanal D televizyonu binalarının; Ankara'da ise ... Külliyesi, Genelkurmay Başkanlığı Karargâhı, İl Emniyet Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı, Türksat ve Türk Telekom Ulus binasının işgal edilmeye çalışıldığı, İstanbul Atatürk Havaalanının giriş ve çıkışlara kapatıldığı, uçuş kontrol kulesinin ele geçirilip uçuşların durdurulduğu, İstanbul ve Ankara'da yerleşim yerleri üzerinde alçaktan uçan savaş uçaklarının sonik patlamalara neden olduğu, Adana'da bulunan İncirlik üstünden kalkan tanker uçakların F-16 uçaklara yakıt ikmali yaptığı, ayrıca keşif ve koordinat belirleme görevi ifa eden uçakların da kullanıldığı, Saat 23.02'de Başbakan Binali Yıldırım'ın bir televizyon kanalındaki açıklamasında yaşananları kalkışma olarak nitelendirerek hükûmetin iş başında olduğunu ve bu kanunsuzluğa iştirak edenlerin cezalandırılacağını belirttiği, Saat 23. 18... .00 sıralarında Ankara Gölbaşı'ndaki Özel Harekât Daire Başkanlığı ve Polis Havacılık Daire Başkanlığının iki farklı saldırıyla F-16 uçakları tarafından bombalandığı, 16.07.2016 tarihinde saat 00.02 sıralarında MİT yerleşkesinin helikopterle ateş açılarak tarandığı, Ankara'daki TRT yerleşkesinin bir grup asker tarafından ele geçirildiği, saat 00.13'te olağan yayın akışı kesilerek TRT spikeri tarafından "Sevgili seyirciler, bu metnin tüm Türkiye Cumhuriyeti kanallarında yayımlanması Türk Silahlı Kuvvetlerinin bir emridir" denildikten sonra; "Türkiye Cumhuriyetinin değerli vatandaşları, Sistematik bir şekilde sürdürülen Anayasa ve kanun ihlalleri, devletin temel nitelikleri ve hayati kurumlarının varlığı açısından önemli bir tehdit haline gelmiş, Türk Silahlı Kuvvetleri de dahil olmak üzere devletin tüm kurumları ideolojik saiklerle dizayn edilmeye başlanmış ve dolayısıyla görevlerini yapamaz hâle getirilmiştir. Gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içerisinde olan Cumhurbaşkanı ve hükûmet yetkilileri tarafından temel hak ve hürriyetler zedelenmiş, kuvvetler ayrılığına dayalı laik ve demokratik hukuk düzeni fiilen ortadan kaldırılmıştır. Devletimiz uluslararası ortamda hak ettiği itibarını yitirmiş ve evrensel temel insan haklarının göz ardı edildiği, korkuya dayalı, otokrasiyle yönetilen bir ülke hâline getirilmiştir. Siyasi idarenin, aldığı hatalı kararlarla mücadeleden geri durduğu terör tırmanarak birçok masum vatandaşımızın ve teröristle mücadele eden güvenlik görevlilerimizin hayatına mal olmuştur. Bürokrasi içerisindeki yolsuzluk ve hırsızlık ciddi boyutlara ulaşmış, ülke sathında bununla mücadele edecek hukuk sistemi işlemez hâle getirilmiştir. Bu ahval ve şerait altında yüce Atatürk'ün önderliğinde milletimizin olağanüstü fedakarlıklarla kurduğu ve bugünlere getirdiği cumhuriyetimizin koruyucusu olan Türk Silahlı Kuvvetleri, yurtta sulh, cihanda sulh ilkesinden hareketle; Vatanın bölünmez bütünlüğünü, milletin ve devletin bekasını devam ettirmek, Cumhuriyetimizin kazanımlarının karşı karşıya kaldığı tehlikeleri bertaraf etmek, Hukuk devleti önündeki fiili engelleri ortadan kaldırmak, Millî güvenlik tehdidi hâline gelmiş olan yolsuzluğu engellemek, Terörizm ve terörün her türlüsüyle etkin mücadele yolunu açmak, Temel evrensel insan haklarını, mezhep ve etnisite ayrımı gözetmeksizin tüm vatandaşlarımız için geçerli kılmak, Laik, demokratik, sosyal ve hukuk devleti ilkesi üzerine oturan Anayasal düzeni yeniden tesis etmek, Devletimizin ve milletimizin kaybedilen uluslararası itibarını yeniden kazanmak, Uluslararası ortamda barış, istikrar ve huzurun temini için daha güçlü bir ilişki ve işbirliğini tesis etmek maksadıyla yönetime el koymuştur. Devletin yönetimi, teşkil edilen Yurtta Sulh Konseyi tarafından deruhte edilecektir. Yurtta Sulh Konseyi; Birleşmiş Milletler, NATO ve diğer tüm uluslararası kuruluşlarla oluşturulmuş yükümlülükleri yerine getirecek her türlü tedbiri almıştır. Meşruiyetini kaybetmiş siyasi iktidara görevden el çektirilmiştir. Vatana ihanet içerisinde bulunan tüm kişi ve kuruluşların en kısa zamanda ulusumuz adına hakkaniyet ve adaletle karar vermeye yetkili mahkemeler önünde hesap vermesi temin edilecektir. Tüm yurtta sıkıyönetim ilan edilmiştir. İkinci bir duyuruya kadar sokağa çıkma yasağı uygulanacaktır. Vatandaşlarımızın kendi güvenlikleri için bu yasağa hassasiyetle uymaları önem arz etmektedir. Havaalanları, sınır kapıları ve limanlardan yurt dışına çıkışlara yönelik ilave tedbirler getirilmiştir. Devlet düzeninin en kısa zamanda tesis ve idamesi için her türlü tedbir alınmış ve uygulanmaktadır. Hiçbir vatandaşımızın zarar görmesine müsaade edilmeyecek, kamu düzeninin bozulmasına fırsat verilmeyecektir. Hiçbir ayrım yapılmaksızın tüm vatandaşlarımızın ifade özgürlüğü, mülkiyet hakkı, evrensel temel hak ve hürriyeti Yurtta Sulh Konseyinin teminatı altındadır. Yurtta Sulh Konseyi üniter devlet yapısı içinde dil, din, etnik köken ayrımı yapılmaksızın toplumun tüm kesimlerini kapsayacak bir anayasa hazırlanmasını en kısa zamanda sağlayacaktır. Çağdaş, demokratik, sosyal, laik hukuk ilkelerine dayalı Anayasal düzen tesis edilene kadar Yurtta Sulh Konseyi ulusumuz adına her türlü tedbiri alacaktır. Tüm vatandaşlarımıza saygıyla duyurulur. Yurtta Sulh Konseyi" şeklindeki ifadelerin yer aldığı bir bildirinin okunduğu, Saat 00.24'te Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, internet vasıtasıyla CNN Türk kanalına verdiği demeçte darbe girişimini silahlı güçler içerisindeki küçük bir azınlığın kalkışması olarak niteleyip vatandaşlardan hükûmete destek için sokağa çıkmalarını istediği, Saat 00.52'de 1. Ordu Komutanı Orgeneral ...'ın bir televizyon kanalına bağlanarak askerî kalkışmaya ilişkin "Bu, TSK tarafından desteklenen bir hareket değildir. Bu olaylar meydana geldiği andan itibaren Sayın Valimizle bir araya gelip İstanbul üzerine yoğunlaştık. Buradaki problemi çözmek için çalışıyoruz." şeklinde açıklama yaptığı, Saat 01.10 sıralarında Sikorsky tipi askerî helikopter tarafından Ankara'daki TÜRKSAT uydu istasyonunun ve aynı sıralarda Ankara Emniyet Müdürlüğünün de uçak ve helikopterlerden atılan mühimmatla vurulduğu, 1. Özel Kuvvetler Tugay Komutanı Tuğgeneral ... ve beraberindeki rütbeli personelin uçakla Diyarbakır'dan hareket edip Ankara Gölbaşı'ndaki Özel Kuvvetler Komutanlığına saat 02.00 civarında geldiği, Saat 02.15'te Hava Kuvvetleri Komutanlığı Müşterek Hedef Analiz Yönetim Başkanı Tuğgeneral ... ... komutasına giren ve içinde MAK ve SAT timlerinde yer alanların da olduğu askerî personeli taşıyan üç helikopterin Cumhurbaşkanının bulunduğu Marmaris'e gitmek üzere Çiğli üstünden kuleyle temas kurmadan ve gerekli izinleri almadan kalktıkları, Saat 02.50 sıralarında F-16 uçakları ve askerî helikopterlerle TBMM binasının vurulmaya başlandığı, aralıklarla olmak üzere 4 bomba atıldığı, bu nedenle milletvekilleri ve basın mensuplarının sığınağa geçmek zorunda kaldığı, Saat 06.19 sıralarında ... Külliyesinin önünün F-16 uçakları tarafından bombalandığı, Darbe girişimi teşebbüsünün ilk anları olan saat 21.15'te Binbaşı ... tarafından kurulan, katılımcıları Ankara ve İstanbul'da görevli bazı subaylar olan, darbe girişimi esnasındaki gelişmelerin birbirlerine aktarılmasına ve buna göre gerekli eylemlerin icra edilmesine yönelik olarak "E5 ve TEMden istanbul disina cikan trafik serbest birakilacak, istanbul icine giren trafik engellenecek ve geri cevirilecek; AKOM'a müdahale edildi; 1.koprunun avrupa istikameti durduruldu; Alademi takviye ekibi hadimkoyde; Tanklar b.paşada; Ataturk hava limani tamam. Hava limanina girisler yasaklandi. Cikislar serbest; geçirmeyin ateş serbest; Bayrampasadan bir tane bile polis cikmayacak; tüm zırhlı unsurlar sahaya insin; AKP İstanbul il teşkilatı kontrol altında; sakın tereddüt etmeyin çakın; İstanbul moda deniz kulübüne müdahale lazım. Generaller var.derdest edilecek; Taksime takviye istiyoruz kalabalik toplanıyor; toplanan kitlelere ve askeri kuvvetlere karşı duran polislere silahla, tanklarla sert şekilde müdahale edilecek; bu tvlerin susturulması gerekiyor; Çengelköy de direnen 4 kişiyi vurduk; arıcılar camisini susturuyoruz" şeklinde mesajlar paylaşılan ve darbe girişiminin başarısızlıkla neticeleneceğinin anlaşılması üzerine saat 05.48'de "faaliyet iptal, hayatta kalın." şeklindeki mesajla sona eren "Yurtta Sulh Biziz" isimli bir WhatsApp grubunun mevcut olduğu, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Anayasal düzeninin değiştirilmesi amacıyla Türk Silahlı Kuvvetlerine sızmış FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensubu olan ve/veya bu örgütsel faaliyeti destekleyen 8.000'in üzerinde askerî personel tarafından savaş uçakları da dahil olmak üzere 35 uçağın, 3 geminin, 37 helikopterin, 74'ü tank 246 zırhlı aracın ve 4.000'e yakın hafif silahın kullanıldığı darbe girişimi esnasında Cumhurbaşkanına suikasta teşebbüs edildiği, TBMM ve ... Külliyesi gibi birçok stratejik merkezin bombalandığı, Başbakanın konvoyuna silahlı saldırı gerçekleştirildiği, kalkışmaya karşı koyan güvenlik görevlileri ile sokaklara çıkan sivillere Devletin silahlı kuvvetlerine ait bu uçak, helikopter, tank ve silahlarla saldırılması sonucunda 4'ü asker, 63'ü polis ve 183'ü sivil 250'den fazla kişinin şehit edildiği, 23'ü asker, 154'ü polis ve 2.558'i sivil olmak üzere 2.735 kişinin de yaralandığı, Dosya kapsamı ile başka dava dosyalarındaki bilgilerden ve açık kaynaklardan tespit edilmiştir. B. Kara Harp Okulu'nda Yaşanan Olaylar Kara Harp Okulu’nda 28.06.2016 tarihinde başlayan öğrenci alım faaliyetlerinin devam ettiği, Kara Harp Okulu Kurmay Başkanı Kurmay Albay ...’ın bu göreve yeni atanan Kurmay Yarbay ...’a, 2. Tabur Komutanlığı görevini yürüten Kurmay Yarbay ...’in de bu görevi yeni atanan Kurmay Binbaşı ... ...’e devir teslim faaliyetlerini sürdürdükleri anlaşılmaktadır. Kara Harp Okulu bünyesindeki Öğrenci Alay Komutanlığına bağlı beş taburdan ikisinin Menteş ve Eğirdir’de eğitimde bulundukları, Kara Harp Okulu öğrencilerinden oluşan iki taburun ise yaz tatilinde olduğu, 4. sınıf öğrencilerinden 68 Kara Harp Okulu öğrencisinin bütünleme sınavları için okulda bulunduğu, onların yanında subay temel kursu öğrencilerinden oluşan ve kurs taburu olarak da isimlendirilen taburun 401 öğrencisi ile Hava Harp Okulu’nun paraşüt eğitimi almaya gelen 141 öğrencisinin de hâlihazırda Kara Harp Okulunda bulundukları anlaşılmaktadır. Öğrenci Alay Komutanı Kurmay Albay ... 3. Tabur öğrencileri ile birlikte İzmir’de bulunmaktadır. 2. Tabur Komutanlığını Kurmay Binbaşı ... ...’e devreden Kurmay Yarbay ...görevi devrettiği hâlde 15 Temmuz 2016 günü, 18 Temmuz 2016 günü birliğe atış yaptıracağı bahanesiyle mühimmat temin etmiş ve teamüllere göre aynı gün alınıp kullanılmayan bölümünün aynı gün teslim edilmesi gereken mühimmatı atıştan üç gün önce alarak odasında muhafaza etmiştir. Kurs taburu Afyonkarahisar’da yapılacak tatbikat kisvesi altında darbe girişiminde kullanılmak üzere hazırlanmış, olay günü planlanan nöbetçi subay yerine Personel Yarbay ... nöbetçi olarak görevlendirilmiştir. Kara Harp Okulu öğrencilerinin askerî eğitiminden sorumlu olan Öğrenci Alayı bir askerî birlik gibi yapılanmıştır. Okulun diğer bölümünde ise Dekanlık ve Savunma Bilimleri Enstitüsü bulunmaktadır. Beden Eğitimi ve Spor Komutanlığı, Atlı Spor Eğitim Merkezi, Karargâh Bölüğü ve Lojistik Destek Komutanlığı okula bağlı diğer birimlerdir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazına konu sanıklardan üsteğmen rütbesi ile görev yapan ..., ..., ..., ... ve ... okulun öğrenci alayına bağlı Kurmay Binbaşı ... ...’in komutanlığını yaptığı ... isimli 2. taburda, yine üsteğmen rütbesiyle görev yapan sanıklar ... ve ... ise Anafartalar isimli 1. taburda görevlidir. İtiraza konu sanıklardan Albay ... ise Beden Eğitimi ve Spor Komutanlığı isimli Kara Harp Okulu Komutanı'na doğrudan bağlı ana ast birliğin komutanlığını yapmaktadır. Kara Harp Okulu'nda darbe girişimine konu olaylar, okulda darbe girişimini yönettiği anlaşılan Kurmay Başkanı Kurmay Albay ...’ın 2. Tabur Komutanı Kurmay Binbaşı ... ...’i saat 19.47’de mesaiye çağırmasıyla başlamıştır. Kurmay Binbaşı ... ... okula geldikten sonra Kurmay Albay ...’la yoğun bir telefon irtibatı içinde bulunmuştur. Saat 21.00 sıralarında okulda silah sesleri duyulması üzerine Kara Harp Okulu Komutanı Tümgeneral ...’ün Emir Astsubayı Başçavuş ... seslerin kaynağını araştırmak için okul karargâh binasında ani müdahale mangasınca kullanılan odaya giderken Kurmay Albay ..., Kurmay Yarbay ..., Yarbay ..., Yüzbaşı ... ve Yarbay ... tarafından güç kullanılmak suretiyle alıkonulmuştur. Saat 21.30 civarı gerçekleşen bu olaydan on dakika kadar sonra Okul Komutanı Tümgeneral ... Kurmay Albay ...tarafından tuzağa düşürülerek aynı yere getirilmiş ve onunla birlikte hareket eden darbeci subaylar tarafından güç kullanılmak suretiyle alıkonulmuştur. Kurmay Binbaşı ... ... ve Üsteğmen ...’ın bu eylemde yer aldıkları anlaşılmaktadır. Okul Komutanı ve Emir Astsubayı'nın alıkonulduğu bu eylemlerden yarım saat önce Kurmay Yarbay ... tarafından mevcut emir ve teamülleri aykırı şekilde subay temel kursu tarafından gerçekleştirilmesi planlanan tatbikatta görevlendirilen 27 öğrenci silahlı ve mühimmatlı şekilde minibüse bindirilmiş ve saat 22.00 sıralarında Türk Telekom binasının darbe girişimi kapsamında işgal edilmesi eyleminde kullanılmışlardır. Bu eyleme ilişkin yargılama başka dosyada yapılmış, Kurmay Yarbay ... olaydan sonra firar etmiştir. Kurmay Binbaşı ... ... saat 21.12’de taburunda bulunan personelin kullandığı Whatsapp grubuna bir mesaj atarak tüm personeli acil olarak mesaiye çağırmıştır. İtiraza konu sanıklardan üsteğmenler ..., ..., ..., ... ve ... bu taburda görev yapmaktadır. İtiraza konu beş sanık normal saatlerde mesaiden ayrılmış ve birlik dışında bulunmaktadır. Bazıları bağlı bulundukları komutanlarca telefonla da aranan sanıklar derhal okula gelmek üzere harekete geçmişlerdir. Kurmay Binbaşı ... ... tabur nöbetçi subayı Üsteğmen ...’ya alarm verdirerek bütünleme için okula gelen son sınıf Kara Harp Okulu öğrencilerini içtimaya çıkarmıştır. İçtimada toplanan yaklaşık altmış öğrenciden yirmi tanesini kendisine yakın olanların içinden seçerek silahlığa götürmüş, silah ve mermi dağıtmıştır. Kara Harp Okulu öğrencilerinin bu şekilde silahlandırılması daha öncesinde hiç karşılaşılmamış, emir ve teamüllere tamamen aykırı bir durumdur. Bu şekilde silahlandırılmış öğrencileri Kara Harp Okulu karargâhının A-21 numaralı giriş kapısının önünde Bozpark adı da verilen alana götüren tabur komutanı öğrencilerden burada kendisini beklemelerini istemiştir. Bu sırada itiraza konu sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... önce tabur binasına gitmişler, burada Kurmay Binbaşı ... ...’in herkesi silahlı şekilde Bozpark’ta beklediğini öğrenince Bozpark alanına gelmişlerdir. Saat 22.00-22.15 sıralarında 20 Kara Harp Okulu son sınıf öğrencisi ve itiraza konu sanıkların da aralarında bulunduğu ikinci tabura bağlı olarak görev yapan takım ve bölük komutanları tabur komutanınca çağrıldıkları bölgede bulundukları sırada, A-21 kapısının önüne tabur komutanı Kurmay Binbaşı ... ...’in geldiği ve darbe girişimini açıklayan bir konuşma yaptığı anlaşılmaktadır. Kurmay Albay ...da bu sırada yanında bulunmaktadır. Kara Harp Okulu dördüncü sınıf öğrencisi olup Anayasayı ihlal suçundan haklarında ceza verilmesine yer olmadığına karar verilen ve itiraz kapsamında bulunmayan sanıkların konuşmaya ilişkin beyanlarında özetle; ...; ‘’...Tabur komutanı ordunun yönetime el koyduğunu söyledi...bir arkadaşımız ‘polise mi sıkacağız?’ diye sordu...kurmay başkanı size ne emir verilirse onu yapın herşey çok güzel olacak dedi’’ ...; ‘’...Tabur komutanı ordunun yönetime el koyduğunu söyledi.... ve ... üsteğmenler bizi 3 numaralı nizamiyeye götürdü’’ ...; ‘’ Tabur komutanı TSK yönetime el koydu dedi.... ve ... gelmişti’’ ...; ‘’...Tabur komutanı ordunun yönetime el koyduğunu söyledi’’ ...; ‘’...Tabur komutanı anayasal düzeni korumak için TSK yönetime el koydu, okul komutanı siyasilerle işbirliği yaptığı için tutuklandı dedi’’ ...; ‘’...TSK tarafından anayasal düzeni korumak için yönetime el konuldu, okul komutanı siyasilerle taraf olduğundan hakkında tutuklama kararı çıkarıldı dedi...bu arada ... arabayla geldi’’ Kara Harp Okulu öğrencilerinden ... ve ...’nun da aynı yönde anlatımlarda bulundukları, ...; ‘’...Beklerken takım ve bölük komutanlarımız geldi...onlarda ne olduğunu bilmiyorlardı...tabur komutanı geldi...anayasal düzeni korumak için TSK’nın yönetime el koyduğunu, okul komutanı hakkında tutuklama emri olduğunu, kurmay başkanının emriyle nizamiyelerde nöbet tutulacağını söyledi.... ile birlikte 4 numaralı nizamiyeye gittik, ondan kıdemli bir üsteğmen vardı’’ ...; ‘’ Tabur komutanı okul komutanı siyasilerle birlikte olduğu için tutuklandı dedi’’ ...; ‘’...Tabur komutanı ordunun anayasal düzeni korumak için yönetime el koyduğunu, emirlere harfiyen uymamız gerektiğini, sıkıyönetim ilan edildiğini söyledi, nizamiyelere dağılarak nöbet tutmamız emredildi.... öne gelerek ne darbesi dedi’’ ...; ‘’Saat 22.00 sıralarında tabur komutanı darbe olduğunu söyledi...komutanım ‘gerçekten darbe mi’ dedim, evet arkadaşlar Anayasal düzenin korunması için el konuldu dedi...’Komutanım biz şimdi polise mi ateş edeceğiz?’ diye sordum...Sadece size verilen emirleri yapın dedi’’ şeklinde beyanlarda bulunmuşlardır. Kara Harp Okulu öğrencilerinden ...’nun yargılamada bu beyanlarını inkâr ettiği, ...’ın ‘’TSK yönetime el koydu’’ şeklindeki beyanı hariç diğer anlatımlarını kabul etmediği, ...’un idari tahkikat beyanlarının arkadaşlarından duydukları olduğunu söylediği, ...’ın ‘’TSK yönetime el koydu’’ ifadesini duyduğu ama komutanın darbe yanlısı olduğunu anlamadığını beyan ettiği, ...’nın ‘’TSK yönetime el koydu‘’ ifadesini işittiğini söylediği, bir arkadaşlarının ‘’komutanım polise mi ateş edeceğiz?’’ diye sorduğunu beyan ettiği ancak sanık ...’in açıklama yapılırken orada olmadığını söylediği, ...’ın ‘’duyduklarımı yaşamış gibi anlattım’’ diyerek hazırlık beyanlarını inkâr ettiği, ...’nun ‘’polise mi ateş edeceğiz?’’ dediği beyanını tekrar ettiği, ...’nun ise idari tahkikat beyanını ‘’duyduklarımı yazdım’’ diyerek inkâr ettiği, ...’ın önceki anlatımlarını doğruladığı ama darbe girişimin karşısında olduklarını düşündüğünü beyan ettiği, ‘’okul komutanı tutuklandı demedi hakkında yakalama kararı çıkarıldı dedi’’ şeklinde beyanda bulunduğu, ...’nın ‘’idari tahkikat beyanımda duyduklarımı yazdım’’ şeklinde beyanların değiştirdiği anlaşılmış, ... ise önceki beyanlarını büyük ölçüde tekrar ederek; ‘’.... ve ... geldi, ne olduğunu bize sordular...Bilmiyoruz komutanım terör saldırısı var herhalde dedim...tabur komutanı geldi; TSK yönetime el koymuştur...pkk...işbirliği... sıkıyönetim...laiklik...siyasilerle işbirliği içinde olduğundan tutuklama kararı çıkarılmıştır...kurmay başkanının emriyle nizamiyelere dağılacaksınız’’ kelimelerini duyduğunu, takım ve bölük komutanlarıyla aralarındaki mesafeyi, 15... metre olarak verdiği anlaşılmaktadır. Beyanlar incelendiğinde; 2. Tabur Komutanı Kurmay Binbaşı ... ...’in okul karargâh binası giriş kapısı önünde öğrencilere darbe girişimini açıkladığı, bu kapsamda güvenlik amacıyla nizamiyelerde görevlendirildiklerini ve okul komutanın tutuklandığını belirttiği bir konuşma yaptığı, önce şaşkınlık geçiren öğrencilerin daha sonra ‘’komutanım polise mi sıkacağız?’’ diye soracak kadar durumu anladığı görülmektedir. Bazı öğrencilerin kendilerini ve hazırlık beyanlarında olay yerinde bulunduklarını beyan ettikleri komutanlarını suçtan kurtarmak için değiştirdikleri beyanlarına ise önceki beyanların içeriğine ve tutarlılığına göre itibar etmek mümkün değildir. Sanık üsteğmenlerin böyle bir konuşma duymadıklarını ve bir güvenlik tehdidi nedeniyle gittikleri nizamiyelerde darbe girişiminden haberdar olduklarını beyan ettikleri savunmalarına ise öğrencilerin hazırlık ve yargılama beyanları yanında, öğrencilere bahsedilen hususların kendilerinden gizlenmesinin genel hayat tecrübeleriyle bağdaşmayacağı gerçeği karşısında itibar edilemeyecektir. Bir numaralı nizamiyede sanıklardan ... ile birlikte nöbet tutan ve itiraz kapsamında bulunmayan sanık Üsteğmen ...'ün girişimin ilk anlarında yaptığı bir telefon konuşmasında Okul komutanlarının darbeciler tarafından tutuklandığını söylediğine ilişkin beyan ve ses kaydı dosya içine alınmıştır. Tabur komutanının konuşması bittikten hemen sonra üsteğmenlerin öğrencilerle birlikte derhâl nizamiyelere hareket ettiğine dair beyanlar karşısında itiraza konu sanıkların tamamının konuşmanın yapıldığı bölgede bulundukları anlaşılmaktadır. Mahkeme kabulünde sanıkların her tür teamüle aykırı şekilde silahlandırılmış öğrenciler eşliğinde nizamiyelerin güvenliğini almaya gittikleri sırada kendilerine bu görevi veren kurmay başkanı ve tabur komutanının darbeyi kendilerine tevdi ettiğini ve okul komutanının alıkonulduğunu belirttiğine işaret ederek sanıkların darbe girişimini başlatanlar tarafından kendilerine tevdi edilen görev kapsamında, onların emir komuta zincirine girerek nizamiyelerin güvenliğini sağlama görevini kabul ettiği düşüncesine yer vermiştir. Böylelikle 2. tabur personelinin kullandığı Whatsapp grubu yazışmalarına göre saat 22.30’dan itibaren on dakika içinde Kara Harp Okulu’nun beş nizamiyesinde rutin nöbetçilerin (bir rütbeli ve iki er) yanında aralarında itiraza konu edilen beş sanığın da olduğu takım ve bölük komutanları ile ilk kez silahlı görev verilmiş Kara Harp Okulu öğrencilerinin bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu zaman diliminde nizamiyelerin rutin nöbetçilerine ‘’TSK yönetime el koydu, Kurmay Başkanının emriyle giriş çıkışlar yasaklandı’’ şeklinde emir verilmiştir. 2. Taburda görevli Yüzbaşı ... tarafından bilahare 40 Kara Harp Okulu öğrencisi daha silahlandırılarak nizamiyelere gönderilmiştir. Saat 23.07’de ise tabur komutanı Kurmay Binbaşı ... ... tarafından tabur personeline kullanılan Whatsapp grubuna okul personelinin girişine kontrollü olarak izin verileceği şeklinde mesaj atıldığı ve giriş çıkışın yasaklandığına ilişkin emrin kaldırıldığı, Kurmay Başkanı Kurmay Albay ...ve ona yardımcı olan Okul Dekanı Tuğgeneral ... tarafından Dekanlık personeli ve Savunma Bilimleri Enstitüsü personelinin yine Whatsapp mesajlarıyla okula çağrıldığı anlaşılmıştır. Bu mesajlar üzerine 213 dekanlık personelinin 141’i, 80 Savunma Bilimleri Enstitüsü personelinin 38’i, 93 alay personelinin 51’i mesaiye gelmiştir. Bu personelin çoğunluğu sanıklar ... ve ... tarafından kontrol edilen ve olay tarihinde 1 numaralı ana nizamiye öğrenci alım faaliyetlerine ayrıldığından okul personelinin kullanımına ayrılan 4 numaralı nizamiyeden kimlik göstererek ya da kart okutarak birliğe giriş yapmıştır. Darbeci subaylar okulun güvenliğinden sorumlu Lojistik Destek Komutanlığı, Karargâh Bölüğü ve diğer birliklerden kimseyi çağırmamışlardır. Nizamiyelere gönderilen sanık üsteğmenler nizamiyelerin kontrolünü almadıklarını yani giriş çıkışı kontrol etmediklerini, sadece güvenlik amacıyla görevlendirildiklerini, nizamiye geçişlerinin rutin nöbetçiler tarafından denetlendiğini savunmuşlardır. Buna karşın çok sayıda başka sanık, tanık ve nizamiyelerin rutin görevli personeli kontrolün kendilerinden daha rütbeli itiraza konu sanık üsteğmenler tarafından devralındığını beyan etmişlerdir. Okul personeli ... 3 numaralı nizamiyeden girmek istediğinde Üsteğmen ...’ın kendisini almadığını, içeri sorduktan sonra ‘’komutanım sizin gelmenize gerek yokmuş’’ dediğini, bu anda saatin 01.00’i geçmediğini, ... itiraz kapsamındaki üsteğmen ...’in kendisini telefonla kurmay başkanına sorduktan sonra içeri aldığını anlatmıştır. ... da aynı şekilde içeri girebildiğini, yine sanık ... da saat 01.00’den sonra okula girişin yasaklandığı belirtilerek 3 numaralı nizamiyeden alınmadığını, tanık ... 4 numaralı nizamiyeye yaklaştığı sırada harbiyelileri silahla kimlik kontrolü yaparken görünce ‘’bir terslik’’ olduğunu anlayıp döndüğünü beyan etmiştir. Beş numaralı nizamiyenin olağan nöbetçisi olan Astsubay ...'ın beyanlarına göre sanık ..., Binbaşı ...’nin nizamiyeden çıkışına önce izin vermemiş, bilahare telefonla teyit alındıktan sonra izin vermiştir. Okul Komutanı Tümgeneral ... alıkonulduktan sonra darbe girişimini planlayanlar tarafından hazırlanan sözde atama listesinde okul komutanlığına getirilen ve bu görevi kabul eden Tuğgeneral ... okulda bulunmak istemeyen personelin Dekan Yardımcısı Albay ...’dan izin alarak okuldan çıkmasına izin vermiştir. Bu şekilde Albay ...’dan izin alan personel arasında olan Yarbaylar ... ve ... okuldan çıkmak üzere 4 numaralı nizamiyeye yönelmişler ama burada itiraza konu sanıklar ... ve ... tarafından ‘’size kim izin verdi?’’ şeklinde alaycı bir tavırla durdurulmuşlardır. Rütbelerini hatırlatarak tepki gösteren personel zorlukla dekan yardımcısını aratarak ve bir deftere izin yazdırarak okuldan çıkabilmiştir. Sanık ... olaydan sonra sanıklara ‘’niçin isimlerimizi aldınız darbe gerçekleşseydi bizi hain mi ilan edecektiniz?’’ diye sorduğunu beyan etmiştir. Bu zaman diliminde Dekan Yardımcısı Albay ... ve 4 numaralı nizamiye arasında çıkmak isteyen personele ilişkin yoğun telefon trafiği yaşanmıştır. Dosya kapsamındaki delillere göre sanıkların bulundukları nizamiyelerde yalnızca güvenlik amaçlı bulunmadıkları, Kurmay Albay ...’ın emirleri doğrultusunda giriş çıkışı kontrol altında tuttukları anlaşılmaktadır. Saat 00.24’te Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan darbe girişimini kabul etmediğini ilan ederek halka darbe girişimine karşı meydanlara inme çağrısı yapmıştır. Bu açıklamadan sonra Kara Harp Okulunda darbe girişimini yöneten Tabur Komutanı Kurmay Binbaşı ... ... 2. tabur Whatsapp grubunda itiraza konu sanık üsteğmenlerin de içinde bulunduğu topluluğa ‘’toplu gösteri ve taşkınlıklarda havaya ateş açın muhatap olmayın’’ yazmış, Üsteğmen ... mesajı ‘’emredersiniz komutanım’’ şeklinde cevaplamıştır. Sanıklar bu emrin silah kullanmayla ilgili rutin bir emir olduğunu ve emri verenin darbeci olduğunu göstermeyeceğini savunsalar da sanıkların darbe girişiminin yanında tavır alarak darbe girişimine karşı Kara Harp Okulu’nun önüne gelmesi muhtemel halk topluluklarını dağıtma görevini itiraz etmeksizin kabul ettikleri anlaşılmaktadır. Kurmay Başkanı ...’ın odasında izlediği televizyondan Cumhurbaşkanı'nın halka çağrı yaptığını duyan Tuğgeneral ... halkın okula girişini engellemek için nizamiyelerin önüne kamyon çekmeye karar vermiştir. İtiraza konu sanıklar bu hususla ilgili savunmalarında darbecilerin okula girişini engellemek için bu kamyonların çekildiğini ve bunun okulun darbecilerin tarafında olmadığını gösterdiğini sık sık öne sürseler de itiraz kapsamındaki sanıklardan Albay ... saat 01.00’de kurmay başkanının odasında toplanan Dekan Tuğgeneral ... ve Kurmay Başkanı ...’ın halkın nizamiyelerden girişini nasıl engelleyeceklerini tartıştığını beyan etmiştir. Tabur Komutanı Kurmay Binbaşı ... ...’in Whatsapp grubuna yazdığı ve halkın havaya ateş açılarak dağıtılmasına yönelik emir de dikkate alındığında nizamiyenin önüne çekilen kamyonların darbecilerin değil, girişime karşı çıkan halkın içeri girmesini engellemeyi amaçladığı anlaşılmaktadır. İtiraza konu sanıklardan Üsteğmen ... ve Üsteğmen ... ise Kara Harp Okulu Öğrenci Alay Komutanlığı’nın 1. taburunda görevlidir. Sanıklar ... ve ... mesaiye çağrıldıkları saat 22.49’da birlik dışında olduklarını beyan etmişlerdir. Sanıklar bu mesaj üzerine hızla önce lojmana daha sonra da 23.30-00.00 arası bir zaman diliminde görevli bulundukları tabura gelmişlerdir. Başbakan Binali Yıldırım’ın saat 23.02’de yaptığı ve internet haber sitelerinde hızlı şekilde yayılan ‘’ordu içinde bir grubun kalkışmasından şüphelendiklerini ve güvenlik güçlerinin gereğini yapacağını’’ şeklindeki açıklaması ile saat 00.05’te TRT’de darbeciler tarafından darbe bildirisi okutulmuş olmasına göre bu iki sanığın Bozpark’a geldikleri anda darbe girişiminden haberdar olmadıklarına ilişkin savunmalarına itibar edilemeyecektir. Saat 00.00’dan sonraki dakikalarda Bozpark’ta subay temel kursu öğrencileri bulunmaktadır. Sanık Üsteğmen ... hazırlık aşamasında verdiği ‘’tabur komutanı TSK yönetime el koydu, herşey emir komuta zinciri içinde ilerliyor dedi’’ şeklindeki beyanını yargılamada ‘’TSK yönetime el koydu, bizim bir görevimiz yok, sadece birliğimizin emniyetini alacağız dedi’’ şeklinde değiştirmiştir. Sanık Üsteğmen ... ise bu konuşma yapıldığı sırada Bozpark’ta olmadığını, konuşmayı nizamiyelere dağıldıktan sonra kendisini arayan sanık Üsteğmen ...’den öğrendiğini beyan etmiştir. Sanık ... yanına 10 kurs taburu öğrencisini alıp o anda kullanılmayan ve kapalı tutulan 6 numaralı nizamiyeye gitmiştir. Sanık ... savunmalarında fiilen kullanılmayan bu nizamiyeye sabaha kadar kimsenin gelmediğini ve herhangi bir olay olmadığını beyan etmiştir. 2. Tabur personeli tarafından kullanılan Whatsapp grubu yazışmalarına göre bu nizamiyenin emniyetinin alınması Yüzbaşı ...'ün isteği üzerine kararlaştırılmıştır. Sanık ... ise protokol nizamiyesi olarak adlandırılan 2 numaralı nizamiyeye gönderilmiştir. Saat 00.30’da geldiğinde bu nizamiyede itiraz dışı sanık Üsteğmen ...’ın bulunduğu anlaşılmaktadır. Saat 23.00 sıralarında darbecilerin Kara Harp Okulundaki mühimmat miktarını yetersiz bulduğu için kara kuvvetlerinden getirdiği mühimmatı taşıyan araç birliğe giriş yaptığında sanık üsteğmen ... burada bulunmamaktadır. Sanık darbe girişimini nizamiyeye geldiği saat 00.30’da öğrendiğini beyan etmiştir. Saat 02.00’de nizamiyede bulunduğu sırada yakında bulunan Spor Okulu nizamiyesinden onu aradığını ve okula girmek istediğini beyan eden Kurs Tabur Komutanı Binbaşı ...’a ‘’komutanım giriş çıkışlar kurmay başkanının emriyle yasaklandı’’ dediğini kabul etmiştir. Okulun kontrolünü ele geçiren Kurmay Başkanı Kurmay Albay ...ve daha yüksek rütbeli olsa da ona bağlı hareket ettiği anlaşılan Tuğgeneral ... liderliğindeki darbeciler darbe girişimi kapsamında yoğun faaliyetlerde bulunmuşlardır. Saat 00.57’de okulun SMS sisteminden ‘’sevgili harbiyeliler en seri vasıta ile okula dönünüz’’ mesajı atılmış, tüm Kara Harp Okulu öğrencilerinin girişime destek vermeleri amacıyla okula çağrıldıkları anlaşılmıştır. Mesajı alan Kara Harp Okulu öğrencisi ... komutanı sanık Üsteğmen ...’i aramış ve ne yapacağını sormuş, ‘’Emir buysa uygulayın’’ cevabını almıştır. Darbe girişimini başlatan ve yöneten darbeci subaylar arasında bulunan Kurmay Albay ... ile bağlantılı olduğu anlaşılan Kurmay Albay ...okulda bulunan kurs taburunu darbe girişiminde daha aktif şekilde kullanmak istemiş, bu nedenle etrafı darbe girişimine engel olmak isteyen vatandaşlarla çevrili bulunan Genelkurmay Başkanlığı binasında darbecilere yardımcı olmak için 155 kursiyeri ... alanına gelen helikopterlere bindirerek başlarına rastgele yerleştirilen rütbeliler eşliğinde silahlı ve mühimmatlı şekilde Genelkurmay Başkanlığına indirmiş, buraya getirilen kursiyerlerin halka karşı kullanılmak istendiği anlaşılmıştır. Darbeciler yine 141 Hava Harp Okulu öğrencisinden 90 tanesini helikopterler eşliğinde Etimesgut havaalanına indirmişlerdir. Gerek Hava Harp Okulu öğrencileri gerek Subay Temel Kursu öğrencileri arasında çok sayıda örgüt mensubu bulunması, bu birliklerin sayısı, Başkent Ankara’da bulundukları merkezi konum dikkate alındığında bu rezerv gücün darbenin başarıya ulaşmasında kritik öneme sahip olduğu anlaşılmaktadır. Helikopter sevkleri saat 03.00’ten başlayarak saat 05.00’e kadar sürmüş, darbe karşıtı unsurlardan açılan ateş sonucu devam ettirilememiştir. İtiraz kapsamında yer alan sanıklar bu faaliyetin bilgileri dışında yapıldığını ve plansız olduğunu ifade etmiş iseler de okulda bulunan bu birliklerin darbe girişimi kapsamında sevk edildiklerini bilmediklerine ilişkin savunmaları askerî hizmete ilişkin bilgi düzeylerine ve olayın gelişimine göre genel hayat tecrübeleri ile uyuşmamaktadır. Kara Harp Okulu’nu ele geçiren darbeciler bu eylemleri dışında İzmir’de bulunan öğrenci alay komutanı Kurmay Albay ... ile birlikte Menteş ve Eğirdir’deki Kara Harp Okulu öğrenci taburlarını da Ankara’ya getirmeye çalışmış ancak darbe girişimine karşı direnen unsurlar tarafından buna engel olunmuş, bu eylemlere ilişkin yargılamalar başka dosyalarda yapılmıştır. Genelkurmay’a gönderilen subay temel kursu öğrencileri ve başlarında bulunan rütbeli askerler de ayrı yargılamaya konu edilmiştir. Sanıklardan ..., ... alanından yapılan sevklerde yer almamış olup mahkeme kabulündeki bu hususun hatalı bulunduğu anlaşılmaktadır. İtiraza konu sanık üsteğmenler tarafından tutulan ve sabaha kadar devam eden nöbetler, Tabur Komutanı Kurmay Binbaşı ... ...’in tabur personeli tarafından kullanılan Whatsapp grubuna attığı mesajla sona ermiştir. Sanık Albay ... Beden Eğitimi ve Spor Bölümü, kısa adıyla BES olarak isimlendirilen Kara Harp Okulu Komutanına bağlı birliğin komutanıdır. Birliğinde rütbeli ve rütbesiz toplam 80 asker olan Albay ...’un savunmalarında darbe girişiminin yaşandığı gün akşam mesaiden erken saatte çıktığını, eşiyle AVM’de iken kızının aradığını ve jetlerin alçak uçuş yaptığını söyleyerek kendisini bulunduğu yerden almalarını istediğini, bu sırada kendisine bağlı görev yapan ve olay tarihinde İzmir’de görevli bulunan Yüzbaşı ...’ın aradığını ve Ankara’ya dönme emri aldıklarını bildirdiğini, ...’a bundan haberi olmadığını söyleyerek yerinde kalmasını istediğini beyan ettiği anlaşılmaktadır. Sanık bu hususların darbeden önceden haberdar olmadığını gösterdiğini savunmaktadır. Dekanlık ve savunma bilimleri personelinin mesaiye çağrıldığını da yine yaptığı telefon görüşmelerinden öğrenen sanık kendisini arayan kimse olmayınca saat 23.31’de arasında hiyerarşik bir ilişki bulunmayan Kurmay Albay ...’ı aramış, kısa süren telefon görüşmesinde ‘’Benim gelmeme gerek var mı?’’ şeklindeki sorusuna ‘’Yok’’ cevabını alınca ‘’askerim, tesisim var’’ demiş, bunun üzerine ...’tan ‘’sen bilirsin’’ yanıtını almıştır. Sanığın taksiyle saat 00.30’da Kara Harp Okuluna geldiği ve 4 numaralı nizamiyeden giriş yaptığı, okula yaklaşırken evi Kara Harp Okulu’na yakın en kıdemsiz iki teğmeni de (... ve ...) okula çağırdığı anlaşılmıştır. İlk önce kendi birliğine giden sanığın burada nöbetçi subay ve diğer iki subaya askerleri koğuşa toplayıp başlarında durmalarını, silahlıktaki nöbetçi sayısını arttırmalarını emrettikten sonra saat 01.00’de okul komutanını sormak üzere karargâha geldiği, burada bulunan askerlerin kendisine okul komutanının Kara Kuvvetlerine gittiği yanıtını verdikleri anlaşılmaktadır. Bunun üzerine Kurmay Başkanı Kurmay Albay ...’ın odasına giden sanığın odada ..., darbeciler tarafından okul komutanlığına getirilen Okul Dekanı Tuğgeneral ... ve okul komutanını alıkoyan Nöbetçi Yarbay ...’ın yanında bir süre oturduğu, odada bulunan televizyondan Cumhurbaşkanı’nın darbe girişimine ilişkin açıklamasını dinlediği ve savunmasında darbe girişimini bu anda öğrendiğini savunduğu anlaşılmaktadır. Sanığın darbe girişiminden bu anda haberdar olduğuna ilişkin savunması Başbakan Binali Yıldırım’ın açıklamasını duyduğunu beyan etmiş olması da dikkate alındığında genel hayat tecrübeleriyle de uyuşmamaktadır. Sanık Albay ... Cumhuriyet savcılığında verdiği ifade de; odada bulunduğu sürede Tuğgeneral ... ve Kurmay Albay ...’ın Cumhurbaşkanının çağrısı üzerine harekete geçmesi muhtemel vatandaşların birliğe girişini nasıl engelleyeceklerini planladıklarını beyan etmiştir. Bu beyanı sanığın sonraki savunmalarında Kurmay Albay ...ve Tuğgeneral ...’ın darbeci olduğunu ve Tuğgeneral ...’ın okul komutanlığına atandığını bilmediğine ilişkin beyanlarıyla da uyuşmamaktadır. Santralden eşini arayan sanığın koridorda Tuğgeneral ... ile karşılaştığı, Tuğgeneral ...’ın bir numaralı ana nizamiyeye yöneldiği, ...’ın nizamiyeyi denetlediği sırada sanığın da onun yanında yer aldığı anlaşılmaktadır. Nizamiyeden sonra dekanlık binasına giren sanığın kısa bir süre de Dekan Yardımcısı Albay ...’ın odasında oturduğu ve saat 01.40 sıralarında birliğine geri döndüğü anlaşılmıştır. Sanık Albay ... güvenlik kamera kayıtlarına ve kendi savunmalarına göre bu ilk gidişi haricinde gece boyu dört kez daha dekanlık binasına girip çıkmıştır. Dekanlıkta darbe girişimi içinde yer alan askerî personelle pek çok kez kamera kayıtlarında görüntülenmiştir. Bu gidişlerini meclise atılan bombalar ve birliğe ateş açılması gibi nedenlerle yaşanan panik anlarında okul ve çevresinde neler olup bittiğini anlamaya çalışmasıyla açıklamıştır. Sanık hakkında yapılan güvelik kamera çözümlerine göre saat 04.50’de Okul Dekanı Tuğgeneral ... ile birlikte birlik dışına sevklerin yapıldığı ... alanına gittikleri tespit edilmiştir. Sanık bu tespite itiraz ederek kafeterya kamerasının ... yolunu görmediğini, kendi birliğinin de aynı bölgede olduğundan kendi birliğine gittiğini, ...’ın da bunu doğruladığını ifade etmiştir. Sanığın defalarca gittiğini kabul ettiği dekanlıkta personelin mesaiye çağrılması ve gönderilmesi, personele silah dağıtılması ve ... alanından gerçekleştirilen nakillere yardım ve koordinasyon faaliyetlerinin Tuğgeneral ... ve onunla birlikte hareket eden subaylarca gerçekleştirildiği anlaşılmıştır. Kara Harp Okulu'nda darbe girişimini yöneten Kurmay Albay ..., Kurmay Başkanlığı görevini henüz devrettiği ..., Kurmay Yarbay ... ile Kurmay Yarbay ... olaydan sonra firar ermişlerdir. Ankara 24. Ağır Ceza Mahkemesi aralarında itiraza konu sanık ...’un da bulunduğu on dokuz sanık hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası vermiştir. Bunlar arasında Okul Dekanı Tuğgeneral ..., Dekan Yardımcısı Albay ..., Alay Komutan Yardımcısı Albay ..., 2. tabur komutanı Kurmay Binbaşı ... ...’in yanı sıra Okul Komutanı ile emir astsubayını alıkoyan tüm subaylar, dekanlık ve savunma bilimlerini yöneten ve personeli mesaiye çağıran diğer subaylar yer almaktadır. Yirmi sekiz sanık ise bu subaylar tarafından verilen emirleri yerine getiren daha alt rütbedeki askerler olup bu sanıklar hakkında ise müebbet hapis cezasına hükmedilmiştir. Bu hükümler ile Anayasayı ihlal suçuna yardım suçundan yüz on sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükümlerine ilişkin istinaf ve temyiz talepleri Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesi ve Yargıtay 3. Ceza Dairesince reddedilmiş ve hükümler onanmıştır. Sanıklar olaya ilişkin savunmalarında; Sanık ... hazırlıkta; Olay günü saat 17.30’da mesaiden çıktığını, restorana giderken tabur komutanının mesajını gördüğünü, saat 22.00’de okula giriş yaptığını, nöbetçi subay Üsteğmen ...’nın ‘’Bozpark’ta toplanıyoruz’’ dediğini, tabur komutanının Bozpark’ta kendisini ve ...’i dört numaralı nizamiyede görevlendirdiğini, Balgat’tan silah sesleri geldiğini, nöbet sırasında sedan bir arabadan kendilerine ateş açıldığını ama karşılık vermediklerini, içeri tank girme ihtimaline karşı kapıya araç çekildiğini, halkla temasları olmadığını, darbe girişimini medyadan öğrendiğini, FETÖ ile bağlantısı olmadığını, yargılamada; 11.07.2016 tarihinde Kara Harp Okulunda göreve başladığını, tabur komutanının çağrısı üzerine sivil kıyafetle mesaiye gittiğini, Bozpark’a tüfek ve kompozit başlık alarak gittiğini, tabur komutanının kendisini ve ...’i ‘’harbiyelilerin başında bekleyin’’ diyerek yanlarından uzaklaştırdığını, Whatsapp kayıtlarına göre saat 22.41’de görevlendirildiği nizamiyeden tekmil verdiğini, tabur komutanından darbe girişimine yönelik bir emir almadığını, nizamiyede nöbet tutmanın suç teşkil etmediğini düşündüğünü, suç oluşturan bir emre itaat etmeyeceğini, kışla içinde bilgisi olmadan gelişen olaylardan sorumlu tutulamayacağını, nizamiye önüne araç çekilmesinin kendisinde darbe girişimine karşı oldukları izlenimine sebep olduğunu, helikopterle yapılan nakillerden haberi olmadığını, zira bulunduğu yerin ... alanına uzak olduğunu, sivil araçtan kendilerine ateş açılmasına rağmen karşılık vermediklerini, darbeden önceden haberdar olmadıklarını, nizamiyede kesinlikle kimlik kontrolü yapmadığını, halkın darbeci olmadıkları için kendilerine yönelmediğini, Kara Harp Okulu öğrencilerinin beyanlarında geçen ve tabur komutanının darbeden bahsettiği konuşmayı kesinlikle duymadığını, kendilerine verilen tüm emirlerin meşru olduğunu düşündüğünü, kimsenin kendisine darbeci olduğunu söylemediğini, kurs taburu öğrencilerinin okulda olduğundan haberi olmadığını, Kurmay Albay ...’ın adını hiç duymadığını, tabur komutanı Binbaşı ... ...’in kendilerine darbe ile ilgili bir açıklama yapmadığını, bahsi geçen darbe konuşmasına şahit olmadığını, üzerindeki mühimmatı nizamiyenin emniyetini sağlamak için aldığını, Sanık ... hazırlıkta; Saat 17.30’da mesaiden çıkarak eve gittiğini, tabur komutanının mesajını görünce mesaiye geldiğini, tabur komutanını silahlı harbiyeliler ile koşarken ggörünce ‘’neler oluyor?’’ diye sorduğunu, kendisine ‘’tabura git bekle!’’ şeklinde cevap verdiğini, tabur binasında karşılaştığı Yüzbaşı ...’ün ‘’üzerinizi değişin, silah alın, Bozpark’a gidip bekleyin!’’ dediğini, Bozpark’a gittiğinde harbiyelilere ‘’neler oluyor?’’ diye sorduğunu, onların ise ‘’haberimiz yok’’ şeklinde cevap verdiğini, tabur komutanının yanına gittiğinde kendilerine ‘’harbiyelilerin başında durun!’’ dediğini, yarım saat bekledikten sonra harbiyelilerle nizamiyelere dağıldıklarını, saat 01.30‘da Tuğgeneral ...’ın emir astsubayının kamyonla nizamiyeye gelip, ‘’tank girebilir’’ dediğini, önlerinden geçen bir sivil araçtan silah sesleri geldiğini, darbe girişimiyle bağlantısı olmadığını, internetten öğrendiğini, helikopter nakillerini sonradan öğrendiklerini, yargılamada; FETÖ ile bağlantısı olmadığını, darbe girişiminden önce gerçekleşen terör saldırılarından sonra da mesaiye geldiğini, en az on beş kez nizamiye nöbeti tuttuğunu, tabura gelince Bozpark’a yönlendirildiklerini, toplandıkları yerin aslında Bozpark değil karargâh girişi olan A-21 kapısının önü olduğunu, tabur komutanına neler olduğunu sormaya gittiğinde kendisini ve ...’ı ‘’harbiyelilerin başında bekleyin!’’ diye uzaklaştırdığını, on beş yirmi dakika bekledikten sonra farklı nizamiyelere görevlendirildiklerini, darbe girişimini cep telefonundan öğrendiklerini, suç işlemediklerini düşündüklerini, tankların girmesini engellemek için kamyon çekildiğini, bunların darbecilere karşı çekildiğini düşündüklerini, kimseden kanuna aykırı bir emir almadığını, darbe faaliyetinden önceden haberdar olmadığını, Kurmay Albay ...’ın değil Tabur Komutanı Binbaşı ... ...’in emriyle mesaiye geldiğini, Bozpark’ta darbe girişimine ilişkin bir açıklamaya şahit olmadığını, bu açıklamanın yapıldığı belirtilen saatte nizamiyede olduğunu, helikopter nakillerinin gece saat 03.00’ten sonra başladığını, bulunduğu bölgenin ... alanına uzak olduğunu, nakil faaliyetlerine şahit olmadığını, bu nakillerin plansız yapıldığının anlaşıldığını, komutanlarının darbeci olduğundan şüphelenmediğini, okul personelinin kimlik okutarak giriş yaptığını, giriş kontrolünü nizamiye nöbetçisi Uzman Çavuş ...’nın yaptığını, darbeyi saat 00.30’da öğrendiğini, Tabur Komutanı Binbaşı ... ...’in toplu gösteri ve taşkınlıklarda havaya ateş açılmasına ilişkin emrinin her zaman uygulanması gereken bir kural olduğunu, ...ve ... ...’in kendilerine kesinlikle ordunun yönetime el koyduğunu söylemediğini, harbiyelilerin kendilerine bu açıklamadan bahsetmediğini, darbe girişimine karşı hareket ettiğini, nizamiyede kendi birliğinin güvenliği için durduğunu, bulundukları dört numaralı nizamiyeden yüz yirmi iki personelin giriş yaptığını, kimseyi çevirmediklerini, ellerinde kimlerin giriş yapacağına ilişkin bir liste bulunmadığını, dışarıdan darbe girişimine karşı çıkan halk, polis ve askerin gelmediğini, Türk Telekom’a gönderilen personel okuldan ayrıldıktan sonra okula geldiğini, okul komutanının tutuklandığının kendilerine söylenmediğini, nizamiyenin helikopter pistine bir buçuk iki kilometre uzaklıkta olduğunu, arada rakım farkı ve ormanlık alan olduğunu, birlikten çıkanların herhangi bir listeye yazılmadığını, okuldan ayrılmak isteyenlere izin vermediklerine ilişkin anlatımları kabul etmediğini, birlik darbeciler tarafından ele geçirildi ise bundan haberinin olmasının mümkün olmadığını, harbiyelilerin kendilerine ne olursa olsun silah kullanmayın emri verildiğini söylediğini, darbeci olsa böyle bir emir vermeyeceğini, okulun güvenliğinden başka düşüncesi olmadığını, Sanık ... hazırlıkta; Kara Harp Okulu lojmanında oturduğunu, Tabur Komutanı Binbaşı ... ...’in mesajı üzerine saat 21.50’de mesaiye geldiğini, tabur binasında diğer takım ve bölük komutanlarını gördüğünü, silahlı şekilde Bozpark’ta toplanmalarının istendiğini, Bozpark’ta on beş yirmi harbiyeli gördüğünü, on beş yirmi dakika kendilerine bir şey söylenmediğini, daha sonra acele ile yanlarına harbiyeliler verilerek nizamiyelere gönderildiklerini, bir numaralı nizamiyede Üsteğmen ... ile birlikte nöbet tuttuklarını, herhangi bir olay yaşanmadığını, darbe girişimiyle bir bağlantısı olmadığını, birliğin içindeki diğer olaylardan haberi olmadığını, yargılamada; bir yıldır Kara Harp Okulunda görev yaptığını, tabur komutanının mesajı üzerine sivil kıyafetle mesaiye geldiğini ve silah alarak Bozpark’a gittiğini, on beş yirmi dakika harbiyelilerle bekledikten sonra nizamiyelere dağıtıldıklarını, silah kullanmadıklarını, duvarların arkasında beklediklerini, Meclis binasına en yakın nizamiyenin kendilerinin bulunduğu nizamiye olduğunu, beş yüz altı yüz metre önlerine bombalar düştüğünü, kimseden kanuna aykırı emir almadığını, Kurmay Albay ...’ın değil tabur komutanının emriyle mesaiye geldiğini, mesaiye çağrılmanın olağan bir durum olduğunu, ...’ın Bozpark’ta darbe açıklaması yaptığı sırada nizamiyede olduğunu, plansız yapılan helikopter nakil faaliyetini öngöremeyeceğini, bir numaralı nizamiyenin karşısında rutin şekilde güvenlik amaçlı bekleyen polis aracının o gece de beklediğini ama kendilerine bir müdahalede bulunmadığını, nizamiyelerde herhangi bir olay yaşanmadığını, bu nedenle darbe girişimine karşı çıkacak sivil halk, polis ve askere karşı nöbet tutma iddiasını kabul etmediğini, kaos ve kargaşa ortamının sağlıklı düşünmeye engel olduğunu, kimsenin net bir bilgi sahibi olmadığını, nizamiyenin kendisinin rutin nöbet yeri olduğunu, darbe girişimini öğrenince zihninin allak bullak olduğunu, olayın neresinde olduklarını düşündüklerini ve arkadaşlarıyla yaptıkları değerlendirmede hukuksuz bir şey yapmadıkları kanaatine vardıklarını, darbe girişimine karşı birliklerini koruduklarını, emniyet güçleri gelirse onlara karşı koymayacaklarını kararlaştırdıklarını, toplu gösteri ve taşkınlıklarda havaya ateş açılmasına ilişkin mesajda ‘’halka ateş açın'' yazmadığını, mesajdan yanındakilere bahsetmediğini, bu mesajı uygulamadığını, kendilerine darbe konuşması yapılmadığını, olay tarihinde terör nedeniyle sürekli teyakkuzda olduklarını, kendilerine verilen emirlere darbeye karşı oldukları düşüncesiyle uyduklarını, darbe açıklamasının yapıldığı anda Bozpark’ta bulunmadığını, harbiyelilerin beyanlarında kendilerine açıklama yapıldığı hususunun geçmediğini, nizamiyede görevlendirildiğinde darbe girişiminden haberdar olmadığını, plansız yapılan intikalin güvenliğini almak için önceden nizamiyeye gönderilmiş olamayacağını, sivil halkın birliğin önünde toplanmadığını, ihtimallere dayanarak değerlendirme yapmanın niyet okuma olduğunu, Kurmay Albay ...’ı görmediğini ve ondan emir almadığını, bulundukları nizamiyeden yirmi dört kişinin giriş yaptığını ama kimsenin bir listeden bahsetmediğini, yanlarında bekleyen harbiyelilerin darbe yanlısı olmadıklarını söylediklerini ve kendilerinin lehine beyanlarda bulunduklarını, kendisi ile ilgili yapılan ankesör kartı tespitini kabul etmediğini, Sanık ... hazırlıkta; Kara Harp Okulu lojmanında ikamet ettiğini, saat 18.00’de mesaiden çıktığını, önce tabur komutanının mesajını gördüğünü, ardından Yüzbaşı ...’ün telefon ederek kendisini mesaiye çağırdığını, bu sırada silah sesleri duymaya başladığını, okulun basıldığını düşündüğünü, tabura gittiğinde nöbetçi subay Üsteğmen ...’nın tabur komutanının on beş harbiyeliyle çıktığını söylediğini, herkesin Bozpark’ta toplanmasını istediğini, gittiğinde tabur komutanının bir tarafta, harbiyelilerin başka bir tarafta beklediğini, silah sesleri geldiğini ve bir kargaşa ortamı olduğunu, herkesin ne olduğunu anlamaya çalıştığını, tabur komutanının emriyle önce Üsteğmen ...’la iki numaralı nizamiyeye geçtiğini, daha sonra tabur komutanının emriyle beş numaralı nizamiyede görevlendirildiğini, burada cep telefonundan darbe girişimini öğrendiğini, bunun üzerine harbiyelilere geride durmalarını söylediğini, sabah saat 06.00 sıralarında Ayrancı pazarında bir polis zırhlı aracının okulun üstünden geçen hava araçlarına nişan aldığını görünce yanlarına giderek sadece okulun güvenliğini aldıklarını söylediğini, polislerin ‘’hedefimiz hava araçları, siz değilsiniz’’ diye cevap verdiklerini, tabur komutanın son mesajı üzerine nizamiyeden ayrıldıklarını, FETÖ ile bağlantısı olmadığını, nizamiye nöbeti tutmanın teşkil etmediğini, harbiyeliler silah alınca endişelendiklerini, okula onlardan sonra gittiklerinden neler olduğunu onlara sorup öğrenmeye çalıştıklarını, onların da ne olduğunu bilmediğini, tabur komutanının kendilerini nizamiyelere dağıttığını, neler olduğunu gece saat 01.00-02.00 gibi öğrendiklerini, darbeci tarafta olduklarını düşünmediğini, yargılamada; Kara Harp Okulu'nda takım komutanı olarak görev yaptığını, tabur komutanının mesajından sonra bölük komutanının da arayarak kendisini mesaiye çağırdığını, önce rutin tatbikat olduğunu düşündüğünü ama sonra silah sesleri gelmeye başlayınca saldırı olduğunu düşünerek eşofmanlı şekilde mesaiye geldiğini, o bölgede silah seslerinin normal olmadığını, Üsteğmen ... ve Bölük Komutanı Yüzbaşı ... tarafından Bozpark’a yönlendirildiğini, harbiyelilerin toplu hâlde Bozpark’ta beklediğini gördüklerini, ne olduğunu onlara sorduklarını ama onların da bilmediğini, Çetin Emeç Bulvarı'ndan silah seslerinin gelmeye devam ettiğini, daha sonra tabur komutanının gelerek kendilerini nizamiyelere dağıttığını, önce iki, sonra lojman nizamiyesi olan beş numaralı nizamiyeye gittiğini ve buralardan tekmil verdiğini, beş numaralı nizamiyedeki nöbetçi astsubayın rutin nöbetini icra ettiğini, gelenlerin girişlerini de onun sağladığını, Kara Harp Okulu'nda lojmanlar ve askerî tesislerin birbirinden bağımsız olduğunu, beş numaralı nizamiyeden geçerek askerî tesislere girmenin mümkün bulunmadığını, beş numaralı nizamiyede bulunarak sadece kendilerinin ve ailelerinin emniyetini aldıklarını, burada telefona bakma imkânı bulabildiğini, darbeye karşı çıkan üst rütbeli komutanların ‘’asker kışlasını terk etmesin’’ şeklinde çağrı yaptıklarını, darbeyi destekler yönde veya darbeyi çağrıştırır en ufak bir emir almadıklarını, FETÖ ile ilgisi olmadığını, Tabur Komutanı Binbaşı ... ...’in mesajlarının güvenlik ve emniyetle ilgili olduğunu, darbe girişimine karşı çıkan halka moral verdiklerini, hava araçlarına nişan alan polislerle konuştuklarını, mesaiye Kurmay Albay ...’ın değil tabur komutanı Binbaşı ... ...’in emriyle geldiğini, okula gelirken darbe girişiminden haberdar olmadığını, Bozpark’ta darbe açıklaması duymadığını, zira harbiyelilere açıklama yapılan zaman diliminde orada bulunmadığını, harbiyelilerin bu yönde beyanları olduğunu, onların açıklamaları ile orada olmadığının kanıtlandığını, A-21 kapısı önü ve Bozpark’ın farklı alanlar oldukları, olaydan önce mühimmat teminine ilişkin yazıdaki parafının kanuna uygun bulunduğunu, mühimmatın o gün alındığını ise bilmediğini, tanıklar ... ve ...’in FETÖ ile ilişkisi olduğuna dair beyanlarını kabul etmediğini, Sanık ... hazırlıkta; Kara Harp Okulu'nda takım komutanı olduğunu, olay günü mesaiden çıktıktan sonra Keçiören’de misafirliğe gittiklerini, bu arada bölük komutanı olan Yüzbaşı ...’nin arayarak kendisini mesaiye çağırdığını, eşini lojmanda bulunan evlerine bıraktıktan sonra mesaiye geçtiğini, taburda Nöbetçi Üsteğmen ...’nın Tabur Komutanı Binbaşı ... ...’in yanında on beş harbiyeliyle birlikte Bozpark’a gittiğini söylediğini, silah sesleri ve harbiyelilerin silah alması nedeniyle okula saldırı olduğunu düşündüğünü, Bozpark’ta harbiyeliler ile takım ve bölük komutanlarının olduğunu, müteakiben nizamiyelere dağıldıklarını, üç numaralı nizamiyede görev aldığını, yanında kendisinden daha rütbeli olan Üsteğmen ...’ın bulunduğunu, Kurmay Başkanının izni olmadan okula giriş çıkış yapılmayacağının emredildiğini, Üsteğmen ...’in jet uçaklarının Meclisin üzerinde uçtuğuna dikkat çekmesi üzerine darbe olduğunu anladığını, darbecilere karşı okulun emniyetini sağladıklarını düşündüğünü, büyük bir çöp arabasının nizamiyenin girişine yerleştirildiğini, yargılamada; Kara Harp Okulu’nda takım komutanı olduğunu, olay akşamı mesaiye çağrıldıklarını, bunun olağan bir durum olduğunu, darbe girişiminden önce iki hafta boyunca bir numaralı nizamiyede nöbet tuttuğunu, okula gelirken Genelkurmay’ın önünde silah sesleri duyduğunu ama haberlerde bir şey olmadığını, darbeden haberdar olarak mesaiye gelmediğini, bilse eşini yanında lojmana getirmeyeceğini, harbiyelilere silah verilmesinin olağanüstü bir durum olduğunu, kesin olarak bir saldırı olduğunu düşündüğünü, sivil kıyafetle Bozpark’a gittiğini, burada tabur komutanının kendisini Üsteğmen ...’la birlikte üç numaralı nizamiyeye gönderdiğini, en fazla beş dakika Bozpark'ta durduğunu, harbiyelilerin beyanlarında açıklama yapılırken kendilerini görmediklerini söylediğini, kendilerine darbe açıklaması yapılmadığını, okuldaki faaliyetlerden haberleri olmadığını, nizamiyede dururken F-16’nın neden üzerilerinde dolaştığını sorduğunda Üsteğmen ...’ın ‘’bizim değil Meclis’in üzerinde uçuyor’’ demesi üzerine darbe olduğunu anladığını, sürekli telefonda haberlere baktığını ve TSK’nın yönetime el koyduğunu öğrendiğini, ‘’bu devirde darbe mi olur?!’’ diye içinden geçirdiğini, kendilerinin sadece okulu koruduğunu düşündüğünü, nizamiyede güvenlik almayı hiç yadırgamadığını, görev yaptığı bir yılda dört ay nizamiyede görev yaptığını, Cumhurbaşkanı’nın darbeyi küçük bir grubun yaptığını söylediğini, nizamiyeye ‘’tanklar girmesin’’ diye araç çekildiğini, bu sebeplerle darbe karşıtı olduklarını düşündüğünü, suç işlediğine dair içinde zerre şüphe bulunmadığını, darbeci askerlerin kışlalarına dönmesi için çağrı yapıldığını, kendilerinin ise zaten kışlalarında olduklarını, bulundukları nizamiyenin ölü bölge olduğunu, Eskişehir yoluna baktığını ve yoldan beş yüz altı yüz metre kadar içeride daha çok bir iç nizamiye olduğunu, halk, tank ya da polis görmediklerini, kanunsuz emir almadığını, nizamiyede bulunma amaçlarının nizamiye güvenliği almak olduğunu, darbeyle ilgili hiçbir harekette bulunmadığını, darbeyi engellemeye gelecek kişilere karşı nöbet tuttuğu iddiasının tamamen düşünce okuma olduğunu, tabur komutanının Whatsapp yazışmalarında darbe girişimine ilişkin bir şey olmadığını, helikopter nakillerinin saat 03.00’ten sonra plansız olarak yapıldığını, bulundukları nizamiyenin helikopter nakillerinin yapıldığı yere uzak olduğunu, nizamiyeden hiç ayrılmadığını ve bu nedenle nakilleri görmediğini, kendi nizamiyelerinden okula gelen personelin kimlik kontrolüyle okula girdiğini, terör örgütüyle ilişkisi olmadığını, toplu gösteri ve taşkınlıklarda havaya ateş açılmasıyla ilgili mesajın yanlış bir şey yapılmasını engellemek için atıldığını, ‘’halka ateş et!’’ denilmediğini, oysa darbecilerin halka karşı ‘’vur emri’’ verdiğini, kendi telefonundan Kurmay Albay ...’la olan konuşmanın Üsteğmen ... tarafından yapıldığını, gelenlerin içeri alınıp alınmaması hakkında konuştuklarını, harbiyelilerin beyanlarında geçen ve darbe girişimine ilişkin olarak Tabur Komutanı Binbaşı ... ... tarafından yapılan açıklamayı duymadığını, okul komutanının tutuklandığını bilmediğini, harbiyelilerin beyanlarında darbeyi destekleyen açıklamalarda bulunmadıklarını söylediklerini, ‘’polis gelseydi, halk gelseydi şöyle ya da böyle olacaktı’’ şeklinde bir suçlama yapılamayacağını, Sanık ... hazırlıkta; Olay günü saat 19.30’da mesaiden çıkıp arkadaşı Üsteğmen ... ile birlikte Ankamall isimli AVM’ye gittiklerini, yemek yedikten ve alış veriş yaptıktan sonra kapanma saati gelince metro ile Kızılay’a geldiklerini, yolların kapalı olduğunu gördüklerini, Meclis’in kapısında bekleyen polisin kendilerine Genelkurmay’da tatbikat yapıldığını söylediğini, bunu tabur Whatsapp grubuna yazdıklarını, aynı Whatsapp grubuna mesaj atan Yüzbaşı ...’un herkesi mesaiye çağırdığını, saat 23.30’da sivil kıyafetle iş yerinde olduğunu, taburdan Bozpark’a yönlendirildiklerini, iki numaralı nizamiyeye yanında on kursiyerle gittiğini, gittiğinde Üsteğmen ...’ın burada bulunduğunu, saat 02.00’de Tabur Komutanı Binbaşı ... ...’in gelerek Üsteğmen ... ve kursiyerleri götürdüğünü, on harbiyeli ile sabaha kadar nizamiyede beklediğini, Kurmay Başkanının emriyle giriş çıkışın yasaklandığını, nizamiyeye polis ya da halktan kimse gelmediğini, FETÖ ile ilgisi bulunmadığını, Bozpark’ta darbe açıklaması duymadığını, daha sonradan Üsteğmen ...’in kendisine darbe açıklamasından bahsettiğini, Kurs Tabur Komutanı Binbaşı ...’ın içeri girmesi için Alay Komutan Yardımcısı Albay ...’ün telefon ettiğini, Kurmay Başkanı'nın emrini hatırlattığını, ‘’o zaman emri uygula’’ dediğini, yargılamada; Olay günü saat 22.49’da mesaiye çağrıldıklarını, saat 00.15 gibi Bozpark’ta bulunduğunu, nizamiyelerde emniyet alacaklarının söylendiğini, tabur komutanı Binbaşı ... ...’in kendisini on tane kursiyerle iki numaralı nizamiyeye gönderdiğini, gittiğinde Üsteğmen ...’ın orada bulunduğunu, nizamiyenin helikopterler tarafından tarandığını söylediklerini, nizamiyenin önüne darbecilerin okula girişini engellemek için çöp kamyonu çekildiğini, Kurmay Başkanı'nın emriyle giriş çıkışın yasaklandığını, darbe girişiminden nizamiyeye gidince haberdar olduğunu, o ana kadar terör saldırısı olduğunu düşündüğünü, Üsteğmen ...’i aradığını, ‘’darbeden haberin var mı?’’ diye sorduğunu, onu da ‘’haberim var, ... ... Bozpark’ta söyledi’’ dediğini, mühimmat aracının kendisi iki numaralı nizamiyeye gelmeden önce birliğe geldiğini, nizamiyede bir teğmen ve iki nöbetçi daha bulunduğunu, tabur komutanı Binbaşı ... girmek için ısrar edince Kontrol Merkezini aradığını, telefona çıkan Yüzbaşı ...’ın giremeyeceğini söylediğini, Binbaşı ...’ın kendisine ‘’Albay ... seni arayacak’’ dediğini, arayan Alay Komutan Yardımcısı Albay ...’e de aynı şeyi söylediğini, başka görüşmesi olmadığını, mesaiye kendi komutanının emri üzerine geldiğini, Kurmay Başkanı Kurmay Albay ...’tan emir almadığını, darbeyi önceden bilmediğini, Kara Harp Okulu'nda darbeciler olduğunu bilmesinin mümkün olmadığını, herhangi bir darbe açıklaması duymadığını ve darbe girişimini iki numaralı nizamiyede öğrendiğini, darbeyi çağrıştıracak herhangi bir emir almadığını, okulda olan olaylardan haberdar olmadığını, okuldan nakil yapılacağı hususunda bilgilendirilmediğini, bulunduğu nizamiyenin görüşünün kısıtlı olduğunu, nizamiyede nakillerin emniyetini almak için değil darbecilere karşı bulunduğunu, darbecilerin direnişi önceden öngörüp nizamiyelerde önlem aldırmalarının mantıklı olmadığını, nizamiyeye gönderildiğinde sokakta halk ve darbe karşıtı unsur olmadığını, bulundukları nizamiyenin konum itibarıyla da halkla karşılaşmaya uygun bulunmadığını, iki numaralı nizamiyenin normal zamanlarda okul personeli tarafından kullanılmadığını, protokol girişi olup generaller tarafından kullanıldığını, telefonda görüştüğü Kurs Tabur Komutanı Binbaşı ...’a bulunduğu nizamiyeden giriş olmadığını söylediğini yoksa ''okula giriş yok'' demediğini, bulunduğu nizamiyeye geldiği takdirde tutanak tuttuktan sonra içeri alacağını, Kurmay Albay ...’ın darbeci olduğunu bilmediğini ve onunla muhatap olmadığını, okul komutanının derdest edildiğini bilmediğini, Sanık ... hazırlıkta; Olay günü Yüzbaşı ... tarafından mesaiye çağrılması üzerine saat 23.30’da okula geldiğini, Bozpark’a gittiğini, Binbaşı ... ...’in ‘’TSK’nın yönetime el koyduğunu ve sürecin emir komuta zinciri içinde ilerlediğini’’ söylediğini, tabur komutanının rastgele görevlendirme yaptığını, kendisini de altı numaralı nizamiyede görevlendirdiğini, darbenin içinde olmadığını, olsa AVM’ye gitmeyeceğini, Kara Harp Okulu öğrencisi ...’a okula çağrılmaları üzerine ‘’emir buysa uygulayın’’ dediğini, yargılamada; Olay günü mesaiden saat 19.30’da ayrıldığını, Ankamall’a gittiğini, saat 22.15’te Kızılay’a geldiklerini, jetlerin havada olduğunu, saat 22.46’da Meclis önündeki polislere ne olduğunu sorduğunu, Genelkurmay’da tatbikat olduğunu söylediklerini, bu cevabı tabur Whatsapp grubuna yazdığını, aynı gruba iki uçağın kaçırıldığına dair başka bir mesajın yazıldığını, saat 22.49’da komutanları tarafından mesaiye çağrıldıklarını, mesaiye giderken darbe girişiminden haberdar olmadığını, önce tabur binasına gittiğini, Üsteğmen ...’nun ‘’herkes teçhizatlı olarak Bozpark’ta toplanıyor’’ dediğini, Bozpark’ta kurs taburunu toplanmış bulduğunu, 2. Tabur Komutanı Binbaşı ... ...’in ‘’TSK yönetime el koydu, birliğimizin emniyetini alacağız, başka bir görevimiz yok’’ dediğini, darbeye dahil olmadıklarını anladığını, altı numaralı nizamiyenin kapalı nizamiye olduğunu, darbe girişimini böylece saat 00.15’te öğrendiğini, yanına kurs taburundan on asker verildiğini, askerlerine‘’silah kullanma yetkisi dışına çıkmayın’’ dediğini ve kesinlikle şarjör takılmayacağını söylediğini, emniyetini aldığı bölgenin giriş çıkışa müsait olmadığını, halkın kışladaki askere müdahale etmesi için bir sebep bulunmadığını, idari tahkikat raporunun lehine olduğunu, nakiller hususunda bilgisi olmadığını, zira Kara Harp Okulunun en uzak bölgesinde olduğunu, amirlerinin bilgisi dahilinde tuttuğu emniyet maksatlı nöbetin suç teşkil etmediğini, bulunduğu bölgede herhangi bir olay yaşanmadığını, ilk ifadesinin okumadan imzalatıldığını, Tabur Komutanı Binbaşı ... ...’in darbeye dahil olduklarını söylemediğini, darbe girişimiyle ilgileri olmadığını ve emniyet alacaklarını söylediğini, darbeyi küçük bir grubun yaptığına ilişkin açıklamaların Kara Harp Okulu’nun bu işe dahil olmadığı izlenimini oluşturduğunu, arkadaşı Üsteğmen ...’in helikopterlerin nizamiyeye ateş ettiğini söylediğini, Kurmay Başkanı Kurmay Albay ...ve Dekan Tuğgeneral ...’ı hiç görmediğini, Kara Harp Okulunda herhangi bir olay yaşanmadığını, helikopter nakillerinin planlı faaliyet olmadığını ve nakillerin yapıldığı bölgeyi görmediğini, dışarıdan gelecek darbe karşıtlarına yönelik olarak nöbet tuttukları iddiasının niyet okuma teşkil ettiğini, bulunduğu nizamiyenin sivil kullanıma kapalı ve hâlihazırda hiç kullanılmayan bir nizamiye olduğunu, kendisinin bile varlığını o akşam öğrendiğini, kursiyerlere darbeyi övücü ve destekleyici bir beyanı olmadığını, kendisiyle ilgili ankesör tespitlerini kabul etmediğini, FETÖ ile ilgisi bulunmadığını, ... hazırlık beyanlarında; Olay günü Kurmay Albay ...’ı arayarak okula gelmesine gerek olup olmadığını sorduğunu, onun da‘’sen bilirsin’’ dediğini, okula geldikten sonra Kurmay Albay ...’ın odasına giderek onunla görüştüğünü, saatin 01.00 civarı olduğunu, Kurmay Albay ...'ın odasında Yarbay ...’ın olduğunu, monitörlerden nizamiyeleri takip ettiğini, Okul Dekanı Tuğgeneral ...’ın da orada olduğunu, ikisinin halkın okula girmemesi için tedbir almaktan bahsettiklerini, bariyerlerin biraz daha öne alınması hakkında konuştuklarını, okul komutanının okulda olmadığını, birliğin emniyetini aldıklarını söyledikleri ve başka bir konuşmaları olmadığını, Dekan’la aynı anda yürümeye başladıklarını, Dekan kendisinden rütbeli olduğundan izni olmadan yanından ayrılamayacağı için birlikte yürüdüklerini, bir numaralı nizamiyeye gittiklerini, emir astsubayı Başçavuş ...'un da arkalarından geldiğini, sonra birlikte Dekanlığa gittiklerini, dekanın odasında çay içtiğini, gitmeden önce Dekan Yardımcısı ...'ın odasına da uğradığını, daha sonra birliğine gittiğini ve sabah saat 08.00 sıralarında ayrıldığını, Dekanlığa birden fazla kez gitmiş olabileceğini ama ikiden fazla gitmediğini düşündüğünü, ortamın ne olduğunu anlamaya çalıştığını, önemli olmadığını düşündüğünden daha önce Dekanlık binasına gittiğinden bahsetmediğini, kimsenin kendisini okula çağırmadığını, kendi birliğinin emniyetini almak üzere okula gittiğini, yargılamada; ... başkanı olarak görev yaptığını, tesislerini ve askerlerini emniyete almak amacıyla olay gecesi Kara Harp Okuluna gittiğini çünkü Merasim sokaktaki terör olayından sonra askerlerinin büyük panik yaşadığını, bu olayın mesaiye gitmesinde büyük etkisi olduğunu, olay günü saat 18.30’da mesaiden çıktığını, saat 22.00’de bir AVM’de iken darbeyle ilgili haberler gelmeye başladığını, İzmir’de bulunan ve kendi birliğinde görev yapan Yüzbaşı ...’ın kendisine Ankara’ya dönme emri aldıklarını ve ne yapması gerektiğini sorduğunu, bir şeyden haberi olmadığını söyleyerek yerinde kalmasını istediğini, Başbakan Binali Yıldırım’ın açıklamasını dinlediğini, saat 23.00’te Savben müdürü olarak görev yapan Albay ...’ın kendisini arayarak ‘’okula çağrıldık, bilgin var mı?’’ diye sorduğunu, Albay ...’ın da arayarak aynı bilgiyi verdiğini, saat 23.31’de Kurmay Başkanı Kurmay Albay ...’ı arayıp, ‘’gelmeme gerek var mı?’’ diye sorduğunu, ''yok'' cevabını aldığını, bunun üzerine ‘’askerim, tesisim var’’ dediğini, ‘’sen bilirsin’’ şeklinde cevap verdiğini, saat 00.30’da dört numaralı nizamiyeden giriş yaptığını, okula gelirken evleri okula yakın olan teğmenler ... ve ...’ı da nöbetçi subaya yardımcı olmaları için çağırdığını, saat 00.45’te birliğine geldiğini, emniyet tedbirlerinin arttırılmasıyla ilgili emirler verdiğini, saat 01.00’de Okul Komutanı Tümgeneral ...’ü görmek için karargâha geldiğini, komutanın habercisine sorduğunda Kara Kuvvetleri Komutanlığına gittiğini söylediğini, Kurmay Başkanı Kurmay Albay ...’ın odasına gittiğini, ...’ın yanında Okul Dekanı Tuğgeneral ... ve Personel Yarbay ...’ın oturduğunu, ...devamlı telefonda konuştuğu için fazla konuşma imkânı olmadığını, o sırada televizyonda Cumhurbaşkanı’nın açıklamasını gördüğünü, darbe girişiminden o an haberi olduğunu, kendi birliklerini ilgilendiren bir olay olmadığına ikna olduğunu, kendisine verilen bir emir olmadığını, karargâhtan çıkarken tesadüfen Okul Komutanı Tuğgeneral ... ile karşılaştığını, birlikte yürümeye başladıklarını, nezaketen yanından ayrılamadığını, komutanın bir numaralı nizamiyeye yöneldiğini, ana nizamiyeyi görmek istemesini normal karşıladığını, komutanın nizamiyede nöbetçi subaya uyarılarda bulunduğunu, kendisinin geride kalarak beklediğini, nöbetçilerle hiç muhatap olmadığını, birlikte dekanlık binasına gittiklerini, Dekan Yardımcısı ...’ın odasına uğradığını ve yoğunluk nedeniyle kısa bir süre kaldığını, birliğine geri döndükten sonra büyük bir patlama olduğunu, neler olduğunu öğrenmek için tekrar dekanlığa döndüğünü, saat 03.24’te bir kez daha dekanlığa gittiğini, helikopterlerden ateş açıldığı söylenince çıkıp baktıklarını ama bir şey göremediklerini, tekrar birliğine döndüğünü, sabah saat 06.00’da olan patlamadan sonra bir kez daha dekanlık binasına gittiğini, Kurmay Albay ...’ın darbe için ne kendisini ne de birliğinden birini aradığını, kendisinin onu aradığını, gece boyu onunla başka irtibatı olmadığını, Tuğgeneral ...’ın hukuka aykırı bir emir vermediğini, okula çağırdığı teğmenlerin silah ve mühimmat almadığını, Tuğgeneral ...’ın okul komutanı olarak atandığından haberi olmadığını, saat 04.50’de ... ile birlikte Dekanlık binasından çıkarak ... alanına doğru gittiğini kabul etmediğini, kameranın ... alanını göstermediğini, kendi birliğinin de o tarafta olduğunu ve kendi birliğine gittiğini, ... alanına gitmediğini Tuğgeneral ...’ın da doğruladığını, o saatlerde zaten helikopter faaliyeti bulunmadığını, helikopter faaliyetinin olduğu saat 02.30-03.30 arası kendi birliğinde olduğunu, nakillerde bulunmadığını, denetlemediğini, Kurmay Albay ...’ın darbeci olduğunu o gece hiç anlamadığını, mahrem imam Volkan Sevinç ile görüştüğü iddiasını kabul etmediğini, bu kişiyi tanımadığını, Savunmuşlardır. Sanıkların FETÖ ile bağlantılarına dair çok sayıda delil dosyaya gönderilmiştir. Sanık ...’un örgüt mahrem imamına bağlı şekilde başka bir albayla birlikte üç kişilik hücre oluşturarak operasyonel hatla haberleştiğine dair deliller ile Kara Harp Okulu’nda görev yapan başka albaylarla ankesörden arandığına ilişkin tespitler dosyaya dercedilmiştir. Sanık ... hakkında FETÖ ile bağlantısına dair tanık beyanları gerekçeli kararda yer almıştır. Sanık ...’in numarası tespit edilen bir ankesör kartını kullanan mahrem imam tarafından başka askerlerle ardışık olarak arandığına dair delil ile sanıklar ..., ... ve ... hakkında başka askerlerle ardışık arandıklarına ilişkin tespitler dosyaya gönderilmiştir. Tüm sanıklar darbe girişimini gerçekleştiren FETÖ ile bağlantıları bulunduğuna dair iddiaları reddetmiştir. C. Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma Suçundan Kurulan Hükümlere İlişkin İtiraza Konu Hukuki Olgular 1- Sanık ... Sanık Üsteğmen ...’nin suç tarihinde Kara Harp Okulunda kursiyer olarak eğitim aldığı, olay gecesi 15 kişilik kursiyer grubu tarafından kullanılan Whatsapp grubuna gelen ve herkesi okula çağıran mesaj nedeniyle okula geldiği, Dekanlık binasında diğer kursiyer arkadaşlarıyla birlikte kendilerine ait sınıfta bekledikleri, bomba sesleri üzerine alt katlara indikleri, silah almayan sanığın başkaca bir faaliyeti de bulunmadığından Anayasayı ihlal suçundan beraatine karar verildiği anlaşılmıştır. Bununla birlikte FETÖ ile bağlantısına ilişkin dosyaya gönderilen tanık beyanları nedeniyle silahlı terör örgütüne üye olma suçundan hakkında mahkûmiyet hükmü kurulmuştur. Tanık ... hazırlık ve yargılamada talimatla alınan beyanında; Kara Harp Okulu’nda öğrenci iken üst devresi olup hakkında olumsuz gözlem formu düzenleyerek disiplin puanını düşüren üst devresi ....’nun sanık ... ile yakın arkadaş olduğunu, ...kendisini örgütsel jargonla uyarırken ...’ın da yanında bulunduğunu, bu nedenle sanık ...’ın da örgütten olduğunu tahmin ettiğini beyan etmiş, sanık tanığın tahmine dayalı beyanlarını kabul etmemiştir. Tanık ... ise hazırlık aşaması beyanlarında; Devresi olan sanık ... ile İstanbul’da görev yaparken kaldıkları kısa süre içinde kendi paralarıyla ortak bir ev tuttuklarını, bu eve örgüt adına kendilerine sohbet vermek için gelen ... kod isimli örgüt mensubunun ..., kendisi ve ... isimli başka bir arkadaşlarına sohbet verdiğini ve kendilerinden himmet topladığını beyan etmiş, talimatla alınan yargılama aşaması beyanlarında da benzer anlatımları sürdürmüştür. Sanık ... müdafii 30.09.2018 tarihli dilekçesi ile hazırlık beyanı dosyaya alınan ...’ın mutlaka mahkemede dinlenmesini talep etse de tanık 15.10.2018’de talimatla dinlenmiştir. Sanık kendisine okunan beyanları reddetmiş, kendileri tarafından tutulan ve çok sık gitmediği eve sohbete gelen bir imam varsa bile bundan haberi olmadığını, böyle bir toplantıya katılmadığını söylemiştir. Yargılama boyunca sanığın, tanığın kendilerinin de bulunduğu duruşmada dinlenme talebi karşılanmamıştır. 2- Sanık ... Sanık ... suç tarihinde Kara Harp Okulu son sınıf öğrencisidir. Bütünleme sınavları için bulunduğu okulda darbeci subaylar tarafından silah verilerek beş numaralı nizamiyeye gönderilmiştir. Sabaha kadar burada bekleyen sanık hakkında Türk Ceza Kanunu’nun 30/4. maddesinde düzenlenen hata hükümleri gereğince Anayasayı ihlal suçundan ceza verilmesine yer olmadığına kararı verilmiştir. Bununla birlikte FETÖ ile bağlantısına ilişkin dosyaya gönderilen tek tanık beyanı nedeniyle silahlı terör örgütüne üye olma suçundan hakkında mahkûmiyet hükmü kurulmuştur. Tanık ... sanık hakkındaki hazırlık beyanında; 2013-2015 arasında Kara Harp Okulu öğrencisi olan sanık ... ile örgüt adına kendisinin ilgilendiğini, ağabeyi ile de aynı sohbetlere katıldığını anlatmış, yargılama aşamasında mahkemesine talimat yazılarak ve sanığın yakalama müzekkeresiyle arandığı dönemde 29.01.2018 tarihinde alınan beyanında ise sanıkla hafta sonları ilgilendiğini, sanığı lise döneminden de tanıdığını, o zaman da örgüt evlerine geldiğini, ağabeyinin bölge talebe mesulü olduğunu, sanıkla büfelerden haberleştiklerini söylemiştir. Sanık tanımadığını beyan ettiği tanığın anlatımlarını reddetmiştir. Sanık ...’ın müdafii teşhise itiraz edip itirafçı tanığın beyanının tek başına hükme esas alınmayacağını beyan ettikten sonra tanığı huzurda dinleyemediklerini, soru sorma haklarını kullanamadıkları için tanığın yalan söylediğini ortaya çıkaramadıklarını ve adil yargılama hakkının ihlal edildiğini savunmuştur. Yargılama aşaması boyunca dosyada sanık hakkında başkaca bir delil bulunmadığı anlaşılmaktadır. 3- Sanık ... Sanık ... suç tarihinde Kara Harp Okulu son sınıf öğrencisidir. Bütünleme sınavları için bulunduğu okulda darbeci subaylar tarafından silah verilerek üç numaralı nizamiyeye gönderilmiştir. Sabaha kadar burada bekleyen sanık hakkında Türk Ceza Kanunu’nun 30/4. maddesinde düzenlenen hata hükümleri gereğince Anayasayı ihlal suçundan ceza verilmesine yer olmadığına kararı verilmiştir. Bununla birlikte FETÖ ile bağlantısına ilişkin dosyaya gönderilen tanık beyanları nedeniyle silahlı terör örgütüne üye olma suçundan hakkında mahkûmiyet hükmü kurulmuştur. Tanık ... hazırlık beyanlarında; Uzun yıllar örgüt içinde değişik görevler üstlendikten sonra ''...'' kod adıyla TSK mahrem yapılanmasında Ümitçi-Mahrem İmam olarak görev yaptığını, örgütten kopma aşamasında olan kişilerle görüşmeler yaptığını, bu dönemde ... isimli Kara Harp Okulu öğrencisiyle de görüştüğünü beyan etmiştir. Bu tanığın yargılama aşamasında dinlenmesi amacıyla talimat yazılmış ama kendisine ulaşılamadığı için dinlenememiştir. Bunun üzerine 06.11.2018 tarihli celsede dinlenmesinden vazgeçilmiş ancak bu karara itiraz ederek daha fazla araştırma yapılmasını talep eden sanık müdafii beyanın bu hâliyle hükme esas alınamayacağını, teşhis işleminin de usulüne aykırı olduğunu savunmuştur. Sanık da savunmalarında tanımadığını beyan ettiği tanığın anlatımlarını reddetmiş, buna rağmen mahkeme ara kararından dönmemiş ve tanığın hazırlık beyanı hükme esas alınmıştır. Yargılama devam ederken dosyaya ... isimli tanığın beyanı gönderilmiştir. Bu tanık, sanık ...’le Tarsus’ta aynı örgüt evinde sınavlara hazırlandıklarını beyan etmiştir. 14.05.2019 tarihli celse de sanık avukatı tanık ...'un duruşmada dinlenmesini talep etmiş, mahkeme talebin sonra değerlendirilmesine karar vermiş ama bu konuda herhangi bir karar vermemiş ve yargılama aşamasında dinlenmeyen tanık ...’un beyanını sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmüne esas almıştır. Hükümden sonra her üç sanık hakkında dosyaya atılı suça ilişkin başkaca delillerin de gönderildiği anlaşılmaktadır. V. GEREKÇE A. Anayasayı ihlal suçundan TCK’nın 37. maddesi kapsamında müşterek fail olarak mahkûmiyetlerine karar verilen sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında eksik araştırma ile hüküm kurulup kurulmadığı, sonucuna göre de kabul edilen eylemlerinin TCK’nın 39/2-c maddesi uyarınca anılan suça yardım eden olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği sorunu 1. Konuya ilişkin mevzuat ve genel açıklamalar Delil araçlarının olay mahkemesince nasıl değerlendirildiğinin Yargıtay tarafından denetlenmesi mümkündür. Ancak, Yargıtay olay mahkemesinin delil araçlarını, çelişme yönteminin hayata geçirilip sözlülük ve doğrudan doğruyalık gibi vicdani kanaatin oluşumu için son derece önemli ilkelerin gereklerinin yerine getirildiği bir duruşmada değerlendirildiğini gözden çıkarmamalı, dosyadaki tutanakları okumakla edindiği kanaate dayanarak kendini olay mahkemesi yerine koyması ve delilleri öğrenme duruşması gibi değerlendirmesi mümkün değildir (Sami Selçuk, Feyzioğlu s. 182-183; Keskin, s. 78). Ceza muhakemesinin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile, taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup, muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir. Ceza mahkemesinin öncelikle sanığa isnat olunan fiilin sanık tarafından işlenip işlenmediğini saptaması, yani maddi sorunu çözmesi gerekir. Kural olarak bu sorun çözüldükten sonra olayın hukuk karşısındaki durumu tespit edilecektir. Hukuki sorun; sanık tarafından gerçekleştirilmiş fiilin suç oluşturup oluşturmadığı, suç oluşturmakta ise hangi suçu oluşturduğu, bu suçun kamu adına takip edilebilir ve cezalandırılabilir bir suç olup olmadığı, hangi ölçüde bir cezanın belirlenmesi gerektiği gibi maddi ve yargılama hukukuna ilişkin normlar ile hukukun temel ilkeleri çerçevesinde çözülmesi gereken bir problemdir. Sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır. Maddi sorunun, delil serbestîsi ilkesi doğrultusunda yargılama hâkimi tarafından, hukuka uygun yöntemle elde edilmiş ve usulünce tartışılmış her türlü delille çözülmesi gerektiğinde kuşku yoktur. Maddi gerçeğin açıkça ortaya konulmaya çalışılması, olayın sübutuna, suç teşkil edip etmediğine, suç oluşturuyorsa vasfının tayinine temas eden, sonuca etkili tüm delillerin toplanması ve tartışılması ile mümkündür. Doktrin (Yener Ünver, "Ceza Muhakemesinde İspat", Ceza Hukuku Dergisi, 2006/2, s. 125, Erdal Yerdelen, Ceza Muhakemesinde Hükmün Gerekçesi, Adalet Yayınevi, Mart 2015, s. 356) ve uygulamada (YCGK'nın 01.05.2007 tarihli ve 2007/1-43 Esas - 2007/101 Karar sayılı kararı vb.) istikrarlı biçimde kabul edildiği üzere; eksik soruşturma ve araştırmanın söz konusu olduğu durumlarda mahkûmiyet kararı verilemeyeceği gibi beraat kararı da verilemez. (CGK 18.06.2025 tarih ve 2023/540 E. - 2025/264 K. Sayı ) Anayasayı İhlal Suçu Ayrıntıları Yüksek Ceza Genel Kurulu'nun 06.02.20 25... /58-2025/57 sayılı ve 13.02.20 25... /217-2025/74 sayılı kararlarında da açıklandığı üzere; İnceleme konusu suça ilişkin, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 309. maddesi şöyledir: "(1) Cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs edenler ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılırlar. (2) Bu suçun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunur. (3) Bu maddede tanımlanan suçların işlenmesi dolayısıyla tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur." TCK'nın 309. maddesinin gerekçesinde; "Anayasanın Başlangıç Kısmında aynen Millet iradesinin mutlak üstünlüğü; egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk dışına çıkamayacağı; hiç bir faaliyetin Türk milli menfaatlerinin, Türk varlığının, Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihi ve manevi değerlerini, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılapları ve medeniyetçiliğin karşısında koruma göremeyeceği ve laiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı" ifadelerine yer verilmiştir. Ülkemizin çok partili siyasi hayata geçişinden sonra, köklü temelleri olmayan demokrasi serüveninde, henüz demokrasi kültürünün oluşmasına fırsat vermeden darbe yapma alışkanlığını sıradanlaştıranların, unvan ve statüleri ne olursa olsun, ihlal edilen hukuk düzeninin tesisi, toplumun demokratik geleceğinden emin olması, temel hak ve hürriyetlerin ve ayrıca mukadderatını tayin hakkının korunması bakımından her suçlu gibi cezai bir yaptırıma tabi tutulması hukuk devleti olmanın gereğidir. Hukuk kuralları koyma ve kamu gücünü kullanma tekeli devleti yönetenlerin elindedir (Erdoğan Teziç, s. 128). Modern devletin maddi özünü, cebir kullanma tekeline sahip bulunan siyasal iktidar oluşturmaktadır (M. Erdoğan, Anayasal Demokrasi, 7. Bası, s. 327). Devleti meydana getiren dinamik unsur siyasi iktidar olduğuna göre bir devletin mevcudiyeti ve devamı iktidarın himayesine bağlıdır. Bunun içindir ki, hukukun en eski günlerinden bu yana değişik sistemler içinde siyasi kuvvetler himaye edilmiştir. Devlet otoritesinin mevcudiyeti ancak siyasi iktidarın himayesiyle mümkündür. Devlet mefhumunun hukuki ve politik karakterini ortaya koyan siyasi iktidar realitesi, devleti diğer topluluklardan ayıran kriterdir. Ülke ve millet mefhumlarını bir birlik ve siyasi organizasyon hâlinde ortaya koyan unsur siyasi iktidardır. Bu bakımdan devletin varlığının tehlikelere ve fiilî karşıt hareketlere karşı himaye edilmesi bir zaruretin icabıdır ve devlete devlet vasfını veren iktidar unsuru bu himayenin en önemli parçasını teşkil etmektedir. Fakat bu himaye demokrasilerde hiçbir zaman fikrin cezalandırılmasına hak vermez (Özek, Siyasi İktidar Düzeni ve Foksiyonları Aleyhine Cürümler, 1976, s. 50). Bu suçla korunan hukuki değer, madde gerekçesinde de ifade olunduğu üzere; siyasal iktidarın kuruluşu ve işleyişine egemen olan ilkeleri belirleyen kurallar bütünü olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın öngördüğü düzen ve bu düzene egemen olan ilkeler olarak belirtilmiştir. Bu durumda normun özü itibarıyla, millet iradesine dayanan demokratik rejimi koruduğu söylenmelidir. Doktrin de aynı görüştedir. (İzzet Özgenç, Suç Örgütleri, 8. Bası, s. 224.) Suçun tipik fiili, cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs etmektir. Kanunun aradığı cebrîlikten maksadın fiziki/maddi cebir olduğu açıktır. Fiziki güce dayanan elverişli ve cebrî eylemin, Anayasayı ihlal/Hükûmeti ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek suçunu oluşturacağı konusunda Fransız, İtalyan, Alman ve Türk hukukunda hiçbir hukukçunun itirazı yoktur (Doğan Soyaslan, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Güncelleştirilmiş 11. Baskı, s. 779-782). Cebir ve şiddet kullanılarak elverişli bir ya da eş zamanlı birçok hareketle Anayasa'nın öngördüğü düzeni, doğrudan doğruya, tanımlanan biçimde değiştirmeye yönelik bir fiilin icrasına başlandığı anda suç işlenmiş, yani suç yolu tüketilmiş olmaktadır (Manzini, Trattato, IV, s. 489; Fiandaca-Musco, Diritoo penale, Ps., s. 11; Antolisei, Manuale, Ps., II, s. 1011; Erem, Ceza Hukuku, HH., s. 78; Yaşar-Gökcan-Artunç, Ceza Kanunu, VI, s. 8468, Z. Hafızoğulları-M. Özen, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, s. 373). Belirli bir plan içerisinde uygulamaya konulan, sistemli ve örgütlü bir bağlantı içinde organik bütünlük arz eden eylemler tehlike suçunun oluşması için yeterlidir (Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 23.11.1999 tarihli ve 274/284 sayılı kararı). Bu suçun bu amaçla kurulmuş bir örgüt faaliyeti kapsamında işlenmesi, korunan amaçlara matuf fiillerin elverişliliğinin değerlendirilmesi bakımından önem taşır. Yoksa bu husus, Türk Ceza Kanunu'nun 309. maddesinde düzenlenen suçun unsuru değildir. Doktrin de aynı görüştedir. (Kangal s. 40; Hafızoğulları, TCK madde 302, s. 509; Namık Kemal Topçu, Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar, s. 75.). Bu suçun işlenmesi için önceden oluşturulmuş bir çete veya örgütün varlığı zorunlu değildir. Maddede "teşebbüs edenler" denilmiş olduğundan, suçun işlenmesi bakımından şahıs itibarıyla ayırım yapılmadığı, korunan değeri zorla ihlal eden bir kimsenin konumuna bakılmaksızın bu suçun faili olabileceği görülmektedir (YCGK, 07.07.1998 tarihli ve 187/272 sayılı kararı). Suç kural olarak icrai hareketle işlenebilir. İhmali fiillerle bu suçun işlenebilmesi, sanığın gerçekleştirilmekte olan icrai fiiller yönünden görevi gereği önleme yükümlülüğünün mevcudiyetine, başka bir deyişle garantör sıfatının bulunmasına bağlıdır. Garantörlük kavramı olarak ifade edilen bu durum; kanundan, sözleşmeden veya kendisinin yaratmış olduğu tehlikeli durumdan kaynaklanabilir. Terör örgütlerinin her kademesindeki mensuplarının, hatta yardım edenlerinin bile, örgütün Devletin birliği ve ülke bütünlüğünü bozmak ya da Anayasal düzenini ortadan kaldırmak şeklindeki nihai amacını bildiklerinde şüphe olmadığı hâlde örgüte yardım eden, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen, örgütün üyesi, yöneticisi veya kurucusu olanlar arasında hiçbir ayrım yapmaksızın her eylemin amaç suç olan TCK'nın 3 02... . maddelerinde düzenlenen suçlardan cezalandırılması gerekeceği gibi bir sonuca ulaşmak mümkün değildir. Yüksek Yargıtayın yerleşik uygulamaları da bu yöndedir. Suç, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmak, bu düzen yerine başka bir düzen getirmek veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemek amacına matuf doğrudan genel kast ile işlenebilen bir suçtur. Anayasayı ihlal suçuna ilişkin olarak 5237 sayılı TCK'da getirilmiş özel iştirak hükümleri yoktur. Bu sebeple TCK'da yer alan genel iştirak hükümleri kural olarak bu suç yönünden de uygulanma kabiliyetini haizdir. Suçun kanuni tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştiren kişilerden her biri, fail olarak sorumlu olur (TCK madde 37/1). Kanun'da suç olarak tanımlanan fiilin, birden fazla suç ortağı tarafından iştirak hâlinde gerçekleştirilmesi durumunda TCK'nın 37/1. maddesinde düzenlenen müşterek faillik söz konusu olacaktır. Müşterek faillik için şu iki şartın birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir: i) Failler arasında birlikte suç işleme kararı bulunmalıdır. ii) Suçun işlenişi üzerinde birlikte/müşterek hâkimiyet kurulmalıdır. Müşterek faillikte, birlikte suç işleme kararının yanı sıra fiil üzerinde ortak hâkimiyet kurulduğu için her bir suç ortağı fail konumundadır. Müşterek faillik, suçun icrai hareketlerinin birlikte gerçekleştirilmesidir. Fiil üzerinde ortak hâkimiyetin kurulup kurulmadığının belirlenmesinde suç ortaklarının suçun icrasında üstlendikleri rollerinin ve katkılarının taşıdığı önem göz önünde bulundurulmalıdır. Suç ortaklarının suçun işlenmesine yaptıkları katkının, diğerinin fiilini tamamladığı durumlarda da müşterek faillik söz konusu olacaktır. Buna göre her müşterek fail, suçun icrasına ilişkin etkin ve fonksiyonel bir katkıda bulunmaktadır. Fiilin başarıyla tamamlanması açısından yapılan iş bölümü doğrultusunda fiili bizzat icra etmeyen diğer kişinin katkısı önemli bir fonksiyon icra etmiş ise bu kişi de müşterek faildir. Suçun işlenişine katkıda bulunanların müşterek fail sayılabilmesi için mutlaka suçun işlendiği yerde olması gerekli değildir. Olay mahallinde bulunmamakla birlikte uzaktan suçun birlikte işlenişini etkileyen önemli bir katkıda bulunulması hâlinde müşterek faillik söz konusu olur. Uzak bir pozisyondan olay yerinde etkili bir konumda olan faili telefon ve telsiz gibi iletişim araçlarıyla koordine eden veya suçun işlenişi anında faile telefonla talimat veren kişi de bizzat müşterek faildir (Roxin, 2 s. 25; kn 200 Atfen, Koca-Üzülmez, s. 440; Özgenç, Gazi Şerhi, Genel Hükümler, 3. Baskı, s. 493). Suçun icrası açısından müstakil bir fonksiyonu olmayan bir katkı müşterek faillik için yeterli değildir. Suçun işlenişine bulunulan katkı hazırlık hareketlerinden ibaret ise suç üzerinde müşterek hâkimiyet kurulduğundan bahsedilemez. Suçun icrasına iştirak etmekle birlikte, işlenişine bulunduğu katkının niteliği gereği kanuni tanımdaki fiili gerçekleştirmeyen diğer suç ortaklarına şerik denilmekte olup TCK'da şeriklik, azmettirme ve yardım etme olarak iki farklı şekilde düzenlenmiştir. Buna göre, kanuni tanımdaki fiili gerçekleştirmeyen veya özel faillik vasfını taşımadığı için fail olamayan bir suç ortağı, gerçekleşen fiilden TCK'nın 40. maddesinde düzenlenen bağlılık kuralı uyarınca sorumlu olmaktadır. TCK'nın 39/2. maddesindeki düzenlemeye göre yardım etme, maddi yardım ve manevi yardım olarak ikiye ayrılmaktadır. Bir suçun işlenmesine maddi yardımda bulunma çok çeşitli şekillerde ortaya çıkmakla birlikte anılan maddede maddi yardım; i) Suçun işlenmesinde kullanılan araçları temin etmek, ii) Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında maddi yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak olarak sayılmış; Manevi yardım ise; i) Suç işlemeye teşvik etmek, ii) Suç işleme kararını kuvvetlendirmek, iii) Suçun işlenmesinden sonra yardımda bulunmayı vadetmek, iv) Suçun nasıl işleneceği konusunda yol göstermek şeklinde belirtilmiştir. Kişinin eyleminin, bir suça katılma aşamasına ulaşıp ulaşmadığının, ulaşması hâlinde suça katılma düzeyinin belirlenmesi için eylemin bir aşamasındaki durumun değil, eylemin yapılması için verilen kararın, bu kararın icra ediliş biçiminin, olay öncesi, sırası ve sonraki davranışların da dikkate alınıp tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi gerekir. Zira yardım etmeyi müşterek faillikten ayıran en önemli unsur, kişinin suçun işlenişi sırasında fiil üzerinde ortak hâkimiyetinin bulunmamasıdır (YCGK, 04.11.2014 tarihli ve 558-480 sayılı kararı). Suç tanımında belirtilen amaçları gerçekleştirmeye yönelik bir fiil işlenmesi hususunda iştirak iradeleri bulunan sanıklar hakkında TCK'nın 309. maddesinde düzenlenen Anayasayı ihlal suçu yönünden iştirakin her şeklinin uygulanması mümkündür (Eren Toroslu, Özel Hükümler, s. 74; Hafızoğulları, Türk Ceza Kanununun 302. maddesi, s. 559; Kangal s. 55; Akdoğan s. 31; Gözübüyük, s. 10; Namık Kemal Topçu, Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar, s. 200). TCK'nın 309. maddesinde düzenlenen suça iştirakten bahsedebilmek için sadece araç fiil/suç bakımından değil, ayrıca amaç suç bakımından da iştirak iradesinin varlığı aranmalıdır. Bir kişinin maddede belirtilen amaçlara yönelik bir örgütün kurucusu ya da üyesi olması, tek başına TCK'nın 309. maddesindeki suça iştirak ettiği anlamına gelmez (Özek, Silahlı Çete, s. 366-374; Akbulut, Ülke Bölücülüğü, s. 130). Bu fiiller, TCK'nın 314. maddesinde bağımsız bir suç olarak düzenlenmiştir. Bu sıfatları haiz kişilerin TCK'nın 309. maddesindeki suça iştirakten sorumlu tutulabilmeleri için örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen ve bu amacı gerçekleştirmeye elverişli nitelikteki belirli bir araç fiil bakımından hem iştirak iradelerini ortaya koymaları hem de maddi veya manevi nitelikte nedensel bir katkıda bulunmaları gerekmektedir. Bu kişilerin maddede sayılan amaçları gerçekleştirmek için salt bir örgütün çatısı altında bir araya gelmeleri, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen araç suçlara da iştirak etmiş sayılmaları anlamına gelmeyecektir (Namık Kemal Topçu, Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar, s. 202). Suça iştirakten söz edebilmek için amaca yönelik bir fiil işleme hususunda iştirak iradelerini ortaya koyan kişilerin hepsinin bu amaçla kurulmuş bir örgütün üyesi olması da gerekmez. Fiilin işleneceği konusundaki bilginin iştirak bakımından önemi yoktur. 1960 darbesi sonrasında 20-21 Mayıs olayları ile ilgili yapılan yargılamalarda Mamak 1 Nolu Sıkıyönetim Komutanlığı Askerî Mahkemesinin 963/1 sayılı ve 05.09.1963 tarihli kararı ile faillerin bir kısmı, ihtilal müteşebbislerinin bu konudaki hareketlerini bilmesi ve hazırlık hareketlerine katılması nedeniyle sorumlu tutulmuşlardır. Diğer bir deyişle failin, fiilin ika edileceği konusundaki bilgisi, iştirak iradesinin mevcudiyetinin ve fiile iştirak ettiğinin delili sayılmıştır. Bu karar temyiz edilmekle Askerî Yargıtay Dava Daireleri Kurulunun 15.01.1964 tarihli ve 1963/25 48... /1 Karar sayılı kararı ile icra hareketi ile iştirak mefhumunun birbirine karıştırıldığı gerekçesiyle bozulmuştur. Doktrinde de aynı görüş savunulmuştur. Failin fiil hakkındaki bilgisi iştirak iradesini sağlamaya yeterli değildir. Olsa olsa bildiğini ihbar etmemekten doğan sorumluluk veya hazırlık hareketlerine katılma nedeniyle mülga 765 sayılı TCK 1 68... . maddelerindeki (5237 sayılı TCK'nın 3 14... . maddelerindeki) suçlar tahakkuk edebilir (Özek, s. 172.). TCK'nın 309. maddesinde düzenlenen suç, bir somut tehlike suçu olduğundan suçun oluşması için ayrıca bir neticenin gerçekleşmesi aranmamaktadır. Bu itibarla sanığın amaca matuf eylemi ve/veya işlediği elverişli araç suç ile suçun konusu üzerinde meydana gelen somut tehlike arasında illiyet bağının bulunması gerekli ve yeterlidir. Suça teşebbüsün kabulü için aranan elverişli vasıtalarla cebrî eylemlere başlanıp başlanmadığı araştırılırken ve vasıtanın elverişliliği takdir edilirken tek tek yapılan eylemler ile amaçlanan hedefler arasında doğrudan doğruya bağ kurmak yoluna gidilemez. Ancak her hâlükarda ülke genelinde gerçekleştirilmek istenen amaca matuf cebrî/icrai fiilin, sanığın bulunduğu mahalde/sorumluluk sahasında da doğrudan doğruya ya da araç suçlar yönünden icrasına başlanması aranmalıdır. Sanığın bu icrai fiile yine icrai bir hareketle katılması mümkün olduğu gibi garantörlük yükümlülüğünü ihmal etmek suretiyle de iştirak edebileceği görülmektedir. 15.07.2016 tarihindeki somut darbe teşebbüsü yönünden Yüksek Ceza Genel Kurulu'nun ve Özel Dairenin istikrar kazanmış kriteri şöyledir: Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Anayasal düzeninin değiştirilmesi amacıyla, Türk Silahlı Kuvvetlerine sızmış FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensubu olan ve/veya bu örgütsel faaliyeti destekleyen 8.000'in üzerinde askerî personel tarafından savaş uçakları dâhil 35 uçağın, 3 geminin, 37 helikopterin, 74'ü tank olmak üzere 246 zırhlı aracın ve 4.000'e yakın hafif silahın kullanılarak; Cumhurbaşkanına suikasta teşebbüs edilmiş, TBMM ve ... Külliyesi başta olmak üzere birçok stratejik merkez bombalanmış, Başbakanın konvoyuna silahlı saldırı gerçekleştirilmiş, kalkışmaya karşı koyan güvenlik görevlileri ile sokaklara çıkan sivillere devletin silahlı kuvvetlerine ait bu uçak, helikopter, tank ve silahlarla saldırılarak 4'ü asker, 63'ü polis ve 183'ü sivil olmak üzere toplam 250 'den fazla kişi şehit edilmiş, 23'ü asker, 154'ü polis ve 2.558'i sivil olmak üzere toplam 2.735 kişi de yaralanmıştır. Böylece olay, TCK'nın 309. maddesinde sayılan amaçlara matuf zarar tehlikesi doğuran vahim eylemler vasfını aşarak Anayasal düzeni doğrudan ortadan kaldırma neticesine yönelmiş, örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğünden ve etkinliğinden istifade edilerek planlanıp uygulanmış, neticesi ve başarısı eş zamanlı ve senkronize hareketlere bağlı hukuki anlamda tek bir fiil olarak ortaya çıkmıştır. Bu nedenle örgütsel koordinasyon veya iştirak iradesi gereğince ve iş bölümü doğrultusunda bulundukları mahal ve konumlarına uygun, amaca hizmet eden ve katkı sunan icrai harekette bulunanların, icra aşamasına geçerek amaç suç yönünden somutlaştığında ve elverişliliğinde tartışma bulunmayan bu fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurdukları gözetilerek TCK'nın 37. maddesi kapsamında doğrudan fail olduklarının kabulünde zorunluluk vardır. Doğrudan kanuni tanımda öngörülen cebir ve şiddet içeren icrai hareket niteliğinde olmayan, somut zarar tehlikesinin gerçekleşmesini sağlayacak biçimde -faillerle birlikte- fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurmalarını temin edecek fonksiyonel bir mahiyet taşımayan, suç organizasyonu içinde bir iş bölümünün gereği olarak görevlendirilmeleri nedeniyle ika edildiği kanıtlanamayan ancak suçun icrasına başlanmasından sonra katılma iradesini açıkça ortaya koyan, zaman, nitelik ve yakın zarar tehlikesine yaptığı katkı itibarıyla bütün olarak darbenin icrasını kolaylaştırmaya yönelen hareketleri gerçekleştirenlerin eylemlerinin ise TCK'nın 309/1 ve 39/2-c maddeleri kapsamında Anayasayı ihlal suçuna yardım etme suçunu oluşturacağı gözetilerek hukuki durumlarının buna göre takdir ve tayin edilmesi gerekmektedir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun benimsediği suç teorisine göre tipe uygun ve hukuka aykırı fiil, failin kusurlu olması hâlinde ceza yaptırımı uygulanmasını gerektirir. Her ceza hukuku normu, temelde bir hakkı/bir değeri korur. Bu nedenle ceza hukuku normlarının belirlediği davranış modellerine aykırı düşen her davranış haksızlık içermektedir. Kast suçun subjektif unsurunu, kusur ise iradenin oluşum süreci ile ilgili olarak failin işlediği hukuka aykırı fiilden dolayı kınanabilirliğine ilişkin bir değer yargısını ifade etmektedir. Kınanabilirlik, failin hukuka uygun davranmak, haksızlık yapmamak imkân ve yeteneği varken hukuka aykırı davranması, haksızlığı tercih/irtikap etmesi hâlidir. Şu halde kasten işlenmiş, tipe uygun/haksızlık içeren fiil, olayda bir hukuka uygunluk sebebi varsa suç teşkil etmeyecek, kusurluluğu ortadan kaldıran bir sebep varsa suç oluşturmasına rağmen yaptırıma tabi tutulamayacaktır. Hukuka aykırılık genel bir ifadeyle, hukuka (hakka) karşı gelmek (Heinrich, l kn, s. 305), onunla çatışma hâlinde olmak demektir. Suçun unsuru olarak hukuka aykırılık ise işlenen fiile hukuk düzeni tarafından cevaz verilmemesi, bütün hukuk düzeni ile çelişki ve çatışma hâlinde bulunması anlamına gelmektedir (Koca-Üzülmez, s. 252; Fatih Selami Mahmutoğlu, Av. Serra Karadeniz-LLM, Türk Ceza Kanunu Genel Hükümler Şerhi, s. 450). Hukuka aykırılık, tipe uygunluktan sonra suçun yapısında ikinci aşamayı oluşturur. Başka bir anlatımla, işlenen fiil ile tipik haksızlığın gerçekleştiğinin tespitinden sonra yine bu fiille hukuka aykırılık yönünden bir değerlendirme yapılacaktır. Bir davranışın tipe uygunluğunun belirlenmesiyle suç teşkil eden haksızlık gerçekleşmiş olur. Şayet olayda bir hukuka uygunluk nedeni yoksa tipe uygun davranış aynı zamanda hukuka da aykırı olacak ve suç teşkil edecektir. Suçun hukuka aykırılığını ortadan kaldıran ve dolayısıyla fiilin suç teşkil etmesini engelleyen bu nedenlere hukuka uygunluk sebepleri veya haksızlığı ortadan kaldıran sebepler denir (Roxin 1, s. 14). Klasik suç teorisine göre, objektif olarak bir hukuka uygunluk sebebinin bulunması hâlinde failin bunu bilip bilmemesi yani iradesinin hukuka uygunluğu kapsayıp kapsamaması önemsizdir. Hareketin hukuka uygun olduğu kabul edilmelidir. Hukuka aykırılık neticeye göre belirlenecektir. Hukuka uygunluk sebeplerinden biri objektif olarak mevcut ise fiil hukuka uygundur. TCK'da yer alan hukuka uygunluk nedenleri; kanunun hükmünü yerine getirme (TCK'nın 24/1. maddesi), meşru savunma (TCK'nın 25/1. maddesi), hakkın kullanılması (TCK'nın 26/1. maddesi) ve ilgilinin rızasıdır (TCK'nın 26/2. maddesi). TCK'nın 24. maddesinin 2, 3 ve 4. fıkralarında hukuka aykırı fakat bağlayıcı emrin yerine getirilmesi, kusurluluğu ortadan kaldıran bir sebep olarak düzenlenmiştir. Madde gerekçesinde işaret edildiği üzere hukuka aykırı olan ve emri verenin hukuki sorumluluğunu kaldırmayan bir emrin yerine getirilmesinin hukuka uygunluk nedeni olarak kabul edilmesi mümkün değil ise de Devlet tarafından yerine getirilen kamu hizmetinin yürütülmesinde amirin emrini yerine getirmek durumunda kalan ast yönünden bu durumun bir sorumsuzluk nedeni olarak kabul edilmesinde zaruret bulunmaktadır. Kural olarak hukuka aykırı emre muhatap olan kamu görevlisinin bu emri denetleyip sorgulaması, hukuka aykırı olduğu kanaatinde ise amirin yazılı emri ve ısrarı olmadan yerine getirmemesi gerekir. Ancak, Anayasa'nın 137/3. maddesinde "Askeri hizmetlerin görülmesi ve acele hallerde kamu düzeni ve kamu güvenliğinin korunması için kanunda gösterilen istisnaların saklı" olduğu belirtilerek yapılan işin mahiyeti, kamu düzeni ve kamu güvenliği nedeniyle bazı istisnalara yer verildiği de görülmektedir. Muadil düzenleme TCK'nın 24/4. maddesinde de yer almaktadır. Anayasa'nın 137/2. maddesinde konusu suç teşkil eden bir emrin yerine getirilmesi hâlinde sadece emri yerine getirenin sorumluluktan kurtulamayacağı belirtilmiş ise de böyle bir emri verenin sorumlu olacağı da muhakkaktır. Şayet emrin konusu suç teşkil ediyorsa Anayasa'nın 137/2 ve TCK'nın 24/3. maddeleri gereğince böyle bir emrin yerine getirilmesinden emri veren azmettiren, yerine getiren ise fail olarak sorumlu tutulacaktır (Koca-Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 9. Baskı, s. 331). Bir hukuk devletinde kural olarak konusu suç teşkil eden emir hiçbir surette yerine getirilemez. Aksi takdirde yerine getiren ile emri veren sorumlu olur (1982 Anayasası'nın 137/2 ve TCK'nın 24/3. maddeleri). Askerî hizmete müteallik hususlarda verilen emir bir suç teşkil ederse bu suçun işlenmesinden emri veren mesuldür. Ancak amirin emrinin adli ve askerî bir suç maksadını ihtiva eden bir fiile müteallik olduğu kendisince malum ise maduna da failin müşterek cezası verilir (1632 sayılı Askerî Ceza Kanunu 41/3-B). Amiri tarafından askerî hizmete müteallik hususlarda verilen emrin, bir suç maksadını ihtiva eden bir fiile müteallik olduğu kendisince malum olan ast, işlemekte olduğu haksızlığı hukuka uygun hâle getiren bir sebebin bulunduğunu düşünmekte ise cezai sorumluluğu ne olacaktır? Amirin emrini icra suretiyle işlenen suçlardan dolayı hukuka uygunluk meselesi, askerî ceza hukukunda büyük bir önem taşır. Gerçekten askerlik hizmeti, diğer hizmetlerden farklı olarak, fertlerden daha tam, daha kesin ve daha çabuk bir itaat bekler; hatta böyle bir itaate askerleri zorlar. Nitekim, 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu'nun 14. maddesinde; "Ast, amir ve üstüne umumi adap ve askeri usullere uygun tam bir hürmet göstermeğe, amirlerine mutlak surette itaate ve kanun ve nizamlarda gösterilen hallerde de üstlerine mutlak itaate mecburdur. Ast, muayyen olan vazifeleri, aldığı emri vaktinde yapar ve değiştirmez, haddini aşamaz. İcradan doğacak mes’uliyetler emri verene aittir. İtaat hissini tehdit eden her türlü tezahürler, sözler, yazılar ve fiil ve hareketler cezai müeyyidelerle men olunur." denilmektedir. İşte askerlik hizmetinin bu özelliğini nazara alan Anayasa, "Kanunsuz emir" kenar başlığını taşıyan 137. maddesinde, kanunsuz emrin yerine getirilemeyeceğini ve böyle bir emri alan memurun ne suretle hareket etmesi gerekeceğini belirttikten sonra "Askerî hizmetlerin görülmesi… için kanunla gösterilen istisnalar saklıdır" dediği gibi, Askerî Ceza Kanunu'nda amir tarafından verilen emrin yerine getirilmesine ilişkin olmak üzere "Hizmete müteallik hususlarda verilen emir bir suç teşkil ederse, bu suçun işlenmesinden emir veren mesuldür. Aşağıdaki hallerde maduna da faili müşterek cezası verilir; kendisine verilen emrin hududunu aşmış ise; amirin emrinin adli ve askeri bir suç maksadını ihtiva eden bir fiile müteallik olduğu kendisince malum ise" hükmü yer almıştır. Bu düzenlemelere göre, emri veren amir ise kesin itaat kuralı her bakımdan geçerlidir; ast, emre mutlak surette itaat edecektir. Üst ise kanun ve nizamlara göre kendisine böyle bir emir vermeye yetkili olup olmadığını araştıracak, yetkili olduğuna kanaat getirirse itaat edecektir. İç Hizmet Kanunu'na göre amir makam ve memuriyet yönünden emretmek yetkisine sahip kimse iken (madde 9); üst, rütbe ve kıdem büyüklüğünü ifade eder (madde 10). Mevzuat, konusu suç teşkil eden emir müstesna, amir tarafından verilen emrin muhteva itibari ile kanuna uygunluğunu araştırmaktan astı yasaklamıştır. Emrin hizmete ilişkin olması hâlinde, emri yerine getiren kimsenin prensip itibariyle hiçbir ceza sorumluluğu yoktur ve bütün sorumluluk sadece emri verene aittir. Özel nitelikte olmayan ve bu özel niteliği ilk bakışta anlaşılmayan her emir, hizmetle ilgili sayılmak gerekir. Ast, kendisine verilen emrin bir suç işlemek maksadıyla verildiğini biliyorsa ve buna rağmen emri yerine getirmişse amirle birlikte ceza görecektir. Dikkat edileceği veçhile, astın bu hususta sadece bir şüpheye kapılması cezalandırılması için yeterli değildir; zira her asker, amiri tarafından verilen emrin kanuni olduğunu farz ve kabul etmek zorundadır ve bu konuda ast lehine bir karinenin varlığı kabul edilebilir (Askerî Ceza Kanunu'nun 41. maddesinin 2 ve 3. fıkraları) (Sahir Erman, Askerî Ceza Hukuku, s. 176). Emrin hukuka uygunluğu konusunda hata olabilir. Hata (yanılma), genel olarak kişinin tasavvuru, zihinden geçirdikleri ile gerçeğin birbirine uymaması anlamına gelen bir kavramdır. Hata, kural olarak iradenin oluşum sürecine etki eder ve gerçeğin yanlış biçimde tasavvuru veya bilinmesi nedeniyle irade bozulmuş olarak doğar. Failin tasavvurunun konusu, dış dünyaya ait bir şeye ilişkin olabileceği gibi normatif dünyaya (kurallar alanına) dair de olabilir. Dış dünyayla ilgili şey, olduğundan farklı bir biçimde algılanması hâlinde unsur yanılgısından (tipiklik hatası), normatif dünyaya ait gerçekliğin farklı biçimde değerlendirilmesi hâlinde ise yasak hatasından bahsedilir. Kısaca unsur hatası, bir algılama hatası olduğu hâlde; yasak hatası, bir değerlendirme hatasıdır. Hata, kastı ortadan kaldıran veya kusurluluğu etkileyen hata olmak üzere ikiye ayrılır. Suçun maddi unsurlarında (TCK'nın 30/1. maddesi), suçun nitelikli hâllerinde (TCK'nın 30/2. maddesi), hukuka uygunluk nedenlerinin maddi şartlarında (TCK'nın 30/1-3. maddesi) hata hâlleri kastı kaldırır. Kusurluluğu ortadan kaldıran veya azaltan sebeplerin maddi şartlarında hata (TCK'nın 30/3. maddesi) ile haksızlık yanılgısı (yasak hatası) (TCK'nın 30/4. maddesi) kusurluluğu etkileyen hata şekilleridir. Kastı kaldıran hata türüne hukuka uygunluk nedenlerinin sınırındaki yanılgıyı da eklemek gerekmektedir (TCK'nın 27/1. maddesi). Yargıtay, geçmişteki uygulamalarında haksızlık yanılgısını kast kapsamında ele alarak çözüm yoluna gitmiştir (YCGK, 24.12.1996 tarihli ve 1996/286 Esas, 1996/296 Karar sayılı kararı). Doktrin ve uygulamadaki bu görüş, 2003 tarihli TCK tasarısına da aynen yansıyarak "Kanunun bağlayıcılığı" başlığını taşıyan 2. maddesi "Ceza kanunlarını bilmemek mazeret sayılmaz." şeklinde bir düzenleme ihtiva etmekteydi. Yine aynı etkiyle tasarıda "hata" başlığını taşıyan 23. maddesinde fiilî hata ifadesi kullanılmıştır. TCK'nın 30. maddesinde düzenlenen hata kurumuyla ilgili olarak madde gerekçesinde "...işlenen fiilin esasen bir haksızlık oluşturduğu hususunda hataya düşmüş olabilir. Bu hatanın kişi açısından kaçınılmaz olması halinde, kişi gerçekleştirdiği haksızlık dolayısıyla kınanamaz. Kişi sakınamayacağı bir hata nedeniyle bu bilinçten yoksunsa onu sorumlu tutmak bir evrensel hukuk prensibi olan kusursuz ceza olmaz ilkesine aykırılık oluşturur. Ancak kişinin cezalandırılabilmesi için işlediği fiilin bir haksızlık teşkil ettiğini gerçekten bilmesi gerekmez. Kişi, her ne kadar işlediği fiilin haksızlık teşkil ettiğini gerçekten bilmiyorsa da bilgi düzeyi, gördüğü eğitim, içinde bulunduğu sosyal ve kültürel çevre bakımından, bu fiilin bir haksızlık teşkil ettiğini kavrayabilecek durumda olabilir. Bu husustaki hatanın kaçınılabilir olduğu durumlarda kişi gerçekleştirdiği fiil açısından kasten hareket etmemiştir. Ancak, düştüğü bu hatanın kaçınılabilir olması nedeniyle kusurunun azalmış olabileceğini kabul etmek gerekir. Bu hatanın kaçınılabilir olduğunun kabul edilmesi halinde, bu kaçınılabilirliğin derecesine göre kusurun da derecelendirilmesinden bahsedilebilir. Bu durumda kişinin cezasında suçun kanundaki cezasının alt sınırına kadar indirim yapılabilecektir. Bu indirim zorunlu değil, ihtiyari bir indirim olmalıdır." açıklamalarına yer verilmiştir. Alman Federal Mahkemesi Büyük Ceza Kurulunun 18.03.1952 tarihli kararında "...hukuka aykırılık bilinci; failin, davranışının hukuken tasvip edilmediğini, yasaklandığını bilmesidir. Suçun yasal tanımında yer alan unsurlar haksızlık bilincinin konusunu oluşturmaz; bunlar kast kapsamındadırlar. Failin suçun yasal tanımında yer alan unsurların somut olayda gerçekleştiğini bilmemesi unsur yanılgısıdır. Unsur yanılgısında, fail somut olayda ne yaptığının bilincinde değildir. Failin iradesi suçun yasal tanımında yer alan unsurların gerçekleştirilmesine yönelik değildir. Bu nedenle failin kasten hareket ettiği söylenemez. Failin yanılgısı taksire dayanıyorsa, bu suç taksirle işlenebiliyorsa sorumlu tutulabilir. Buna karşılık haksızlık yanılgısında fail somut olayda ne yaptığının bilincindedir. Fakat davranışını yasaklayan normun varlığında veya yorumunda yahut hukuken tanınmayan bir hukuka uygunluk nedeninin varlığında veya hukuki sınırında hataya düşmekte, böylece davranışının meşru olduğu düşüncesiyle hareket etmektedir. Yasak yanılgısı, fiilin hukuka aykırılığı hakkındaki yanılgıdır. Failin ceza sorumluluğuna gidilebilmesi için kusurlu olması şarttır. Kusur, kınanabilirliktir. Kusurun ifade ettiği değersizlik yargısı ile fail hukuka uygun davranmadığı, haklı olan lehine karar verebilme ve hukuka uygun davranma imkânına sahip olmasına rağmen haksız olan davranışı tercih etmesi nedeni ile kınanmaktadır. Kusur yargısının temeli insanın özgür iradesidir. İnsan, özgür iradeye sahip bir varlık olması nedeniyle haklı olan davranış ile haksızlık arasında bir tercih yapma ve haklı olan davranış lehine karar verebilme, davranışlarını hukuk düzeninin gereklerine göre yönlendirebilme, hukuk düzeninin yasakladığı davranışlardan sakınma yeteneğine sahiptir. Kusur yargısının temelini oluşturan insanın irade özgürlüğü ise, haksızlık bilincinin varlığını gerekli kılar. Çünkü insanın haklı olan davranışla haksızlık arasında tercih yapabilmesi için bunu bilmesi şarttır. Fail, haksızlık bilincine sahipse ve özgür iradesiyle haksız olan davranışı tercih ediyor ise kusurludur. Fakat yasak yanılgısı her zaman failin kusurunu tamamen ortadan kaldırmaz. İnsan, hukuk toplumunun bir üyesi olarak hukuka uygun davranmak ve haksız olan davranışlardan sakınmak yükümlülüğü altındadır. Failin açıkça yasak olduğunu bildiği davranışlardan sakınması bu yükümlülüğü yerine getirdiği anlamına gelmez. Fail, aynı zamanda davranışlarının hukuk düzeninin gerekleri ile uyumlu olup olmadığını sorgulamakla yükümlüdür. Fail bu husustaki şüphesini tefekkür etmek veya bir uzmana danışmak yoluyla bertaraf etmek zorundadır. Ayrıca fail vicdan muhasebesi de yapmalıdır. Failden beklenen vicdan muhasebesinin ölçüsü, somut olayın koşulları ile onun sosyal ve mesleki çevresidir. Fail ondan beklenen vicdan muhasebesine rağmen davranışının haksızlığını idrak etmeye muktedir değilse yanılgısı kaçınılmazdır. Bu durumda fail kusurlu addedilemez. Buna karşılık fail ondan beklenen vicdan muhasebesiyle davranışının haksızlığını idrak edebilecek idiyse yasak yanılgısı failin kusurunu tamamen ortadan kaldırmaz; fail kusurludur, ancak kusuru azalmıştır. Hukuka aykırılık bilinci ne davranışın cezalandırılabilir olduğunun, ne de yasak normu ihtiva eden kanun hükmünün bilinmesini gerekli kılar; davranışın teknik hukuk bakımından doğru şekilde nitelendirilmiş olması da şart değildir. Bununla birlikte davranışın münhasıran ahlaka aykırı olduğunun bilinmesi de kafi değildir. Kasten işlenen bir suç, haksızlık yanılgısı içinde işlenebilir. Yasak yanılgısı suç kastını ortadan kaldırmaz; kast varlığını muhafaza eder. Hukuka aykırılık bilinci ya da fiilin hukuka aykırılığının fail tarafından idrak edilebilir olması kusurun bir unsurudur. Kast teorisinin benimsenmesi sakıncalıdır. Kusur teorisinin öngördüğü çözüm kusur ilkesi ile de uyumludur." ifadeleriyle unsur hatası ve haksızlık yanılgısı kavramlarına açıklık getirmiştir. Suçun maddi unsurlarında hata (unsur yanılgısı) ile ilgili olarak TCK'nın 30/1. maddesinde suçun kanuni tanımındaki maddi unsurlara ilişkin bilgisizliğin kastı ortadan kaldıracağı belirtilmiştir. Unsur yanılgısının konusunu suçun maddi unsurları oluşturmaktadır. Bilindiği üzere, suçun maddi unsurları; suçun konusu, fail, mağdur, fiil, netice ve nedensellik bağıdır. Suçun oluşması için failin, bu unsurları bilerek hareket etmesi şarttır. Bilgisizlik veya yanlış tasavvur (unsur yanılgısı), failin kastını kaldırır. Unsur yanılgısı kastı ortadan kaldırdığına göre böyle bir yanılgı ancak kastın kapsamında kalan konular hakkında olabilir. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilinmesini gerektirdiğinden, maddi unsurların bilinmemesi hâlinde kasten işlenen bir haksızlıktan bahsedilemez. Unsur yanılgısında kısacası, fail somut olayda ne yaptığının bilincinde değildir. Somut olayın gerçekleşme koşullarında yanılmaktadır. Failin iradesi suçun yasal tanımında yer alan unsurların gerçekleşmesine yönelik değildir. Unsur yanılgısının haksızlık yanılgısından farkı ise fail suçun yasal tanımında yer alan maddi unsurların somut olayda gerçekleştiğinin bilincindedir. Fail, somut olayda ne yaptığını bilmekte fakat davranışının hukuka aykırılığında yanılmaktadır. Bu nedenle haksızlık yanılgısının tipiklik üzerinde herhangi bir etkisi yoktur, failin kastını ortadan kaldırmaz. Fiil kasten icra edilen haksız olma özelliğini muhafaza eder. Dolayısıyla unsur yanılgısından farklı olarak haksızlık yanılgısı, failin kastını bertaraf ederek taksirle işlenen suçtan sorumlu tutulması sonucunu doğurmaz. Fail, somut olayda kasten hareket etmesine rağmen fiilin bir haksızlık teşkil ettiğini bilmeyebilir. Bu nedenle ne kastı ne de fiili bertaraf edici değildir. Sadece kusur üzerinde etkilidir. Haksızlık yanılgısı kaçınılmaz ise failin kasta dayalı kusuru tamamen ortadan kalkar ve faile kasten işlediği suçun cezası verilmez; buna karşılık yanılgı kaçınılabilir ise fail kasten işlediği suçtan sorumludur. Ancak yanılgının kusur üzerindeki etkisine göre cezada indirim yapılması gerekmektedir (Göktürk, s. 76-77). TCK'nın 30/3. maddesinde "Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ilişkin koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi bu hatasından yararlanır." denilerek hukuka uygunluk nedenleri ile kusurluluğu etkileyen hâller birlikte düzenlenmiştir. Hukuka uygunluk nedenlerinin maddi şartlarındaki hatayı bu kapsamda değerlendirmek gerekecektir. Hatadan yararlanmak için hatanın kaçınılmaz olması gereklidir. Kaçınılmazlık, failin hataya düşmesindeki kişisel kusurunun değerlendirilmesiyle ilgilidir. Failin; yaşı, mesleği, bilgisi, görgüsü ve somut olaydaki durumu dikkate alınarak hatanın kaçınılmaz olup olmadığı bu değerlendirmede göz önünde bulundurulacaktır. Failin hukuk düzenince tanınmayan bir hukuka uygunluk nedeninin var olduğu (Bestandsirrtum/Erlaubnisnormirrtum) ya da hukuken tanınan bir hukuka uygunluk nedeninin hukuki sınırında yanılgı içinde (Grezirrtum Erlaubnisgrenzirrtum) bulunduğu durumda izin yanılgısı (Erlaubnisirrtum) ya da dolaylı haksızlık yanılgısından (der indirikte Verbotsirrtum) söz edilmektedir. Bu durumda somut vakıaya değil, münhasıran norma dayalı bir değerlendirme söz konusu olduğundan, haksızlıkla doğrudan bir ilgisi bulunmayan bu yanılgının haksızlık yanılgısı (TCK'nın 30/4. maddesi) kapsamında mütalaa edilmesi gerekmektedir. Bu yanılgı türünün, haksızlıkla doğrudan bir ilgisinin bulunmaması nedeniyle kast üzerinde herhangi bir etkisi de yoktur. Fiil kasten icra edilen bir haksızlık olma özelliğini korur. Hukuka uygunluk nedenlerini düzenleyen normların da bir hukuk normu olduğu göz önünde bulundurulduğunda bu yanılgı norma dayalıdır. Ancak bu norm bir suç tipine dayanak oluşturan yasak normu değil, bu normun yasakladığı davranışa izin veren bir normdur. Failin izin normunu bilmemesine ya da yanlış bilmesine dayalı bir değerlendirme yanılgısı mevcuttur. Fail, hukuk düzeninde mevcut olmayan bir hukuka uygunluk nedenini var saydığı veya hukuki sınırında yanılgıya düştüğü için hukuk düzeninin fiiline izin verdiği kanaatiyle hareket etmektedir. İzin yanılgısının kaçınılmaz olması durumunda failin haksızlık bilinciyle hareket ettiği söylenemez. Failin içinde bulunduğu izin yanılgısı, yasak normunun uyarı fonksiyonunu tamamen işlevsiz bırakmaktadır. Yasak normu ile izin normunun çatıştığı bir durumda uygulanma önceliği izin normuna aittir. Buna bağlı olarak izin normu, yasak normunun fiilin icrasından kaçınmak yönündeki uyarısını tümüyle etkisiz bırakmaktadır. Kaçınılmaz izin yanılgısı hâlinde kusur tamamen ortadan kalkacağı için faile ceza verilemez (TCK'nın 30/4. maddesi, CMK'nın 223/3-d maddesi) (Neslihan Göktürk, Haksızlık Yanılgısının Ceza Sorumluluğuna Etkisi, s.125). Failin gerçekte olmamasına rağmen işlemiş olduğu fiili hukuka uygun hâle getiren bir sebebin bulunduğunu düşünerek hareket etmesi, haksızlık yanılgısının ikinci görünüm şeklini oluşturmaktadır. Bu ihtimalde fail işlediği fiilin yasaklılığına ilişkin tam bir bilgiye sahiptir, ancak somut olayda işlemiş olduğu haksızlığı hukuka uygun hâle getiren bir sebebin bulunduğunu düşünmektedir. Kısaca fail bir hukuka uygunluk nedeninin hukuki varlığında hataya düşmektedir (Koca-Üzülmez, s. 344). Astın, konusu suç oluşturan bir emri haksızlık oluşturduğu konusunda kaçınılmaz hataya düşerek yerine getirmesi, somut olay çerçevesinde bilgi düzeyi, olayın özellikleri, tecrübesi, rütbe ve konumu gibi olgular nazara alınarak TCK'nın 30/4. maddesi bağlamında değerlendirilmelidir. Keza astın, emrin askerî hizmet alanında verildiği, amirin yetkili olduğu ve zorunluluk teşkil ettiği hususlarında yanılgıya düşerek konusu suç teşkil eden emri yerine getirmesi hâlinde yapılan değerlendirme neticesinde TCK'nın 30/1. maddesi gereğince kasten hareket etmediği neticesine varılabilir (F. S. Mahmutoğlu-Av. S. Karadeniz, TCK'nın Genel Hükümler Şerhi, s. 480-482). Hatanın kaçınılamaz olup olmadığı, ex ante bir değerlendirmeyle failin bilgi düzeyi, gördüğü eğitim, yaşı, rütbesi ve görevi, içinde bulunduğu sosyal ve kültürel çevre koşulları ile somut olayın özellikleri göz önünde bulundurularak belirlenecektir. Bu açıklamalar ışığında şu sonuçlara ulaşılmıştır; 15.07.2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Anayasal düzeninin cebren değiştirilmesi amacıyla gerçekleştirilen darbe teşebbüsünde, suç tanımında belirtilen amaçları gerçekleştirmeye yönelik bir fiil işlenmesi hususunda iştirak iradeleri bulunanlar hakkında TCK'nın 309. maddesinde düzenlenen Anayasayı ihlal suçu yönünden aynı Kanun'un 37... . maddeleri gereğince iştirakın her şeklinin uygulanmasının mümkün bulunmasına nazaran; sıfat, konum ve rütbeleri ne olursa olsun örgütsel koordinasyon veya iştirak iradesi gereğince ve iş bölümü doğrultusunda, bulundukları mahal ve konumlarına uygun, amaca hizmet eden ve katkı sunan icrai harekette bulunanların, icra aşamasına geçerek amaç suç yönünden somutlaştığında ve elverişliliğinde tartışma bulunmayan söz konusu bu fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurdukları tespit edildiğinde TCK'nın 37. maddesi kapsamında doğrudan fail; kanuni tanımda öngörülen cebir ve şiddet içeren icrai hareket niteliğinde olmayan ve somut zarar tehlikesinin gerçekleşmesini sağlayacak biçimde fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurmalarını temin edecek fonksiyonel bir mahiyet taşımayan, ancak darbe girişiminin icrasını kolaylaştırmaya yönelen hareketleri gerçekleştirenlerin ise TCK'nın 309/1 ve 39/2-c maddeleri kapsamında Anayasayı ihlal suçuna yardım eden olarak sorumlu tutulmaları gerekmektedir. Söz konusu sorumluluğun tespiti için; a) Anılan kalkışma Anayasal düzeni doğrudan ortadan kaldırma neticesine yönelmiş, örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğünden ve etkinliğinden istifade edilerek planlanıp uygulanmış, neticesi ve başarısı eş zamanlı ve senkronize hareketlere bağlı hukuki anlamda tek bir fiil olarak kabul edildiğinden, ülke genelinde gerçekleştirilmek istenen amaca matuf cebrî/icrai fiilin, sanığın bulunduğu mahalde de doğrudan doğruya ya da araç suçlar yönünden icrasına başlanıp başlanmadığı saptanmalı, b) Hatanın kaçınılmazlığı belirlenirken olağan dönemlerde de aranmakta olan failin bilgi düzeyi, eğitimi, yaşı, rütbesi ve görevi, içinde bulunduğu sosyal ve kültürel çevre koşulları gibi kriterlerin, siyasi tarihi itibarıyla darbe geleneğinin demokrasi kültüründen daha baskın olduğu ülkede suç tarihinde yaşanan kalkışmanın olağanüstü şartları nazara alınarak değerlendirilmeli, mevcut irade ve bilgisini, eylemin haksızlığını algılama, davranışlarını bu algılama doğrultusunda yönlendirme ve böylece haksızlığı tercih etmeme bakımından kendisinden beklenebilen tercih ve tutum noktasında kullanıp kullanmadığı ex ante bir değerlendirmeyle ortaya konulmalı, c) Askerî hiyerarşinin en altında yer alan erler ile rütbeli personelin ast kavramına bağlanan hukuki sonuçlar bakımından aynı değerlendirmelere tabi tutulamayacağı gözetilmeli, Bu şekilde elde edilen neticeye göre de; a) Fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurdukları tespit edilenlerin doğrudan fail sıfatıyla TCK'nın 37. maddesi delaletiyle aynı Kanun'un 309. maddesi gereğince; fiil üzerinde somut zarar tehlikesinin gerçekleşmesini sağlayacak biçimde ve müşterek hâkimiyet kurmalarını temin edecek fonksiyonel bir mahiyet taşımamakla birlikte darbe girişiminin icrasını kolaylaştırmaya yönelen hareketleri gerçekleştirenlerin ise yardım eden sıfatıyla TCK'nın 309/1 ve 39/2-c maddeleri gereğince cezalandırılmalarına, b) İşlediği fiilin haksızlık teşkil ettiğini bilmesine rağmen, bu fiilî somut olayda hukuka aykırı olmaktan çıkaran bir maddi sebebin varlığı hususunda kaçınılmaz bir yanılgıya düştüğü kanaatine varılanların, hukuka uygunluk sebebi olarak yetkili amir tarafından verilen ve yerine getirilmesi görev gereği zorunlu olan hizmete ilişkin emrin ifasının (TCK'nın 24. maddesi) maddi şartlarında kaçınılmaz bir yanılgıya düştüğü kabul edilerek, söz konusu hatanın TCK'nın 30/3. maddesi delaletiyle 30/1. maddesi kapsamında kastı kaldırması nedeniyle CMK'nın 223/2-c maddesi gereğince beraatine, c) İşlediği fiilin haksızlık teşkil ettiğini bilmesine rağmen, esasen hukuk düzeninde kabul edilmeyen konusu suç teşkil eden emrin ifasının, askerî hiyararşi içinde mutlak itaat ve emrin muhtevasını sorgulayamama ilkelerinin sonucu olarak bağlayıcı olduğu hususunda kaçınılmaz bir yanılgıya düştüğüne kanaat getirilenler hakkında ise hukuka uygunluk nedenlerinin varlığında kaçınılmaz bir yanılgıya düştüğü kabul edilerek, kaçınılmaz izin yanılgısının kusuru tamamen ortadan kaldırması nedeniyle TCK'nın 30/4. maddesi delaletiyle CMK'nın 223/3-d maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmelidir. 2. Somut Olayda Hukuki Değerlendirme Mahallinde hukuka uygun olarak ikame olunup usulünce tartışılan delillere dayanan ve dosya kapsamına da uygun olan kabule göre; a. Üsteğmen rütbesiyle görev yapan sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'in; Bozpark alanında saat 22.00'de yapılan darbe açıklamasını duyduktan sonra nizamiyelerde güvenliği almalarıyla ilgili verilen emirlerin darbe girişimine yönelik kanunsuz emirler olduğunu anlamalarına rağmen silahlı ve mühimmatlı şekilde darbe girişimine engel olmak amacıyla dışarıdan gelecek unsurlara karşı durmak ve okulda darbe girişimine ilişkin faaliyetlerin yürütülmesini sağlamak için nizamiyeleri kontrol altına alarak icrai harekette bulundukları, b. Sanık Albay ...'un ise Kara Harp Okulu'nda darbe girişimine yönelik icrai hareketleri yöneten Tuğgeneral ... ile birlikte hareket ettiği, sanık ...'ın nizamiye kontrolü sırasında yanında bulunduğu ve okuldaki faaliyetlerin darbe girişimi kapsamında yapıldığını bilerek darbeye doğrudan katıldığı görülmektedir. Olay ve olgular bölümünde ayrıntılı şekilde açıklandığı üzere, nizamiyelerin güvenliğini alan sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'in Bozpark bölgesinde Binbaşı ... ... tarafından yapılan açıklamayı duyduktan sonra herhangi bir itirazda bulunmadan ve tereddüt göstermeden yerleşik emir ve teamüllere aykırı şekilde silahlandırılmış öğrencilerle birlikte nizamiyelerin kontrolünü ele geçirdikleri, birliğe giriş çıkışı darbe girişimini yöneten Kurmay Başkanı ...ve onun emrinde hareket eden Binbaşı ... ...'in emir ve talimatlarına göre yönlendirdikleri ve halkın okula yaklaşması halinde havaya ateş açılarak dağıtılmasına ilişkin emri uygulamayı kabul ettikleri anlaşılmaktadır. Sanık ... ise, darbe girişimini ve bu girişim kapsamında personelin okula çağrıldığını öğrendikten sonra Kurmay Başkanı ...'a ısrar ederek okula gelmiştir. Sanığın gece boyu toplam altı kez Kara Harp Okulu'nda darbe girişimini yöneten Tuğgeneral ... ve dekanlıkta bulunan diğer subayların yanına geldiği kendi anlatımları ve kamera görüntülerinden anlaşılmaktadır. Sanığın Kurmay Başkanı ...ve Tuğgeneral ...'ın darbeci olduklarını anlamaması mümkün değildir. Sanığın, Tuğgeneral ... ile birlikte ihtiyaç duyulan aktif darbe noktalarına helikopterlerle ikmal güç takviye ve sevklerinin sağlandığı ... alanına gittiği de sabittir. Olayın gelişimi gözetildiğinde sanığın darbe girişimine doğrudan katılmak için okula geldiğine ilişkin ulaşılan sonuç yerindedir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ile Özel Daire arasında, esas itibarıyla yerel mahkemenin maddi olayı, sanıkların eylemlerini kabulü ve bu cümleden olarak, darbe girişimine katıldıkları hususunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlık; sanıkların kabul edilen bu eylemlerinin, Anayasayı ihlal suçuna TCK'nın 37.maddesi kapsamında müşterek fail olarak katıldıkları sonucuna ulaşmak için yeterli olup olmadığı, itiraznamede eksiklik olarak belirtilen delillerin toplanmasının, iştirak derecesinin saptanması bakımından neticeye müessir bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. Ancak ilgili bölümlerde de açıklandığı üzere; Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Anayasal düzeninin değiştirilmesi amacıyla, Türk Silahlı Kuvvetlerine sızmış FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensubu olan ve/veya bu örgütsel faaliyeti destekleyenlerce, TCK'nın 309. maddesinde sayılan amaçlara matuf zarar tehlikesi doğuran vahim eylemler vasfını aşarak Anayasal düzeni doğrudan ortadan kaldırma neticesine yönelmiş, örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğünden ve etkinliğinden istifade edilerek planlanıp uygulanmış, neticesi ve başarısı eş zamanlı ve senkronize hareketlere bağlı hukuki anlamda tek bir fiil olarak tanımlanan darbe suçunun faili olmak için mutlaka örgüt üyesi olmak gerekmez. Bir bütün olarak fiilin, bir örgütün amaç ve faaliyeti kapsamında işlenmesi yeterlidir. Bu suretle icra olunan kalkışma eylemine, örgüt üyesi olmayanların da iştirak kapsamında katılmaları mümkündür. Bu nedenle, zaten haklarında FETÖ ile irtibatları bulunduğuna dair deliller de ikame olunan sanıklarla ilgi olarak, bu olgunun daha fazla kuvvetlendirilmesini teminen araştırma yapılması gereğine dayanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının bu yönüyle yerinde olmadığı değerlendirilmiştir. Ankara, darbe girişiminin merkezidir. Kara Harp Okulu da, ülkede icra olunan her askeri müdahalede/darbede fonksiyonel olarak kullanılan stratejik bir birim olmuştur. Yargılama konusu darbe girişiminde de bu gelenek değişmemiş, Okul Komutanı Tümgeneral ... ile emir astsubayı Başçavuş ... darbeciler tarafından cebir kullanılmak suretiyle alıkonulmuş, okulun giriş ve çıkışları kontrol altına alındıktan sonra Genelkurmay karargahı gibi ihtiyaç duyulan aktif darbe noktalarına helikopterlerle ikmal güç takviye ve sevklerinin sağlandığı bir üst gibi kullanılmıştır.
Dosya kapsamına göre Anayasayı ihlal suçuna ilişkin planlama, hazırlık ve icra organizasyonundan önceden haberdar olduklarına dair delil bulunmayan sanıkların darbe girişimini sevk ve idare edenler tarafından verilen emirleri ve görevleri kabullenerek hareket ettikleri anlaşılmıştır. Bu bağlamda sanık ...'un savunmalarında adı geçen ...'ın beyanı sanığın darbe girişiminden önceden haberdar olup olmadığının tespitine ilişkin olup, bu beyanın alınmaması sanığın hukuki durumu üzerinde belirleyici değildir. Kara Harp Okulu'nda darbe girişimini başlatarak Okul Komutanını alıkoyan darbecilerin ikinci hamleleri okulun dış kuşak güvenliğini ele geçirmek olmuştur. Okulun bir çok birliği mesaiye hiç çağrılmamış, darbe girişimine karşı çıkması muhtemel görülen bazı personeller okula alınmamıştır. Darbeci subayların nizamiye güvenliğine büyük önem verdiği, darbe girişiminin halk tarafından protesto edilmesi nedeniyle güvenlik önlemleri arttırılarak nizamiyelerin sürekli takviye edildiği ve denetlendiği anlaşılmaktadır. Ana ast birlik komutanı ve Albay rütbesiyle birlikte önemli bir konumu bulunan sanık ... gece boyu darbe girişimini yöneten sanık Tuğgeneral ...'ın emir ve komutası altında hazır bulunmuştur. Kara Harp Okulu'nda bulunan ve aralarında örgüt mensuplarının yoğun şekilde yer aldığı 401 kişilik kurs taburu ve 141 Hava Harp Okulu öğrencisinin darbe girişiminde kullanılması için yoğun çaba sarf edildiği görülmüştür. Yukarıda açıklandığı üzere Kara Harp Okulu'nun Başkent Ankara'da, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Başbakanlık, Genelkurmay Başkanlığı binaları ve diğer kuvvet komutanlıklarına yakın merkezi konumu dikkate alındığında okul üzerindeki kontrolün darbe girişiminin başarıya ulaşması için taşıdığı önem de göz ardı edilemeyecektir. Bu kapsamda; Sanıkların, hüküm kurmaya yeterli bulunan delillerle kanıtlanan, örgütsel koordinasyon veya iştirak iradesi gereğince ve iş bölümü doğrultusunda, bulundukları mahal ve konumlarına uygun, amaca hizmet eden ve katkı sunan eylemlerinin; yer, zaman, nitelik ve yakın zarar tehlikesine yaptığı fonksiyonel katkı itibarıyla darbe girişimi başladıktan sonra, ülke genelinde icra olunan hukuki anlamdaki tek fiil üzerinde müşterek hakimiyet kurdukları değerlendirmesiyle, müsnet suçu TCK'nın 37. maddesi kapsamında doğrudan fail olarak işlediklerini kabul eden ve bilgi düzeyleri, eğitimleri, yaşları, rütbe ve görevleri, içinde bulundukları sosyal ve kültürel çevre koşulları itibarıyla, irade ve bilgilerini, eylemin haksızlığını algılama, davranışlarını bu algılama doğrultusunda yönlendirme ve böylece haksızlığı tercih etmeme bakımından kendilerinden beklenebilen tercih ve tutum noktasında kullanmadıklarını ex ante bir değerlendirmeyle ortaya koyan yerel mahkeme ve Özel Daire görüşünde isabetsizlik bulunmamaktadır. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının bu yönüyle reddine karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu üyesi; Sanıkların eyleminin Anayasayı ihlal suçuna yardım suçunu oluşturup oluşturmayacağının tespiti bakımından eksik incelemeyle hüküm kurulduğu ve itirazın kabul edilmesi gerektiği düşüncesiyle, Karşı oy kullanmıştır. B. Silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan TCK'nın 314/2. maddesi gereğince mahkumiyetlerine karar verilen; sanıklardan ... ile ilgili olarak tanık ...'ın, sanık ... ile ilgili olarak tanık ...'in, sanık ... ile ilgili olarak tanık ...'un, tanık dinlenme usullerine ve bu bağlamda tanık sorgulama güvencelerine uyularak dinlenip dinlenmediği sorunu 1. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar a .Uyuşmazlık konusunun silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri ile ceza muhakemesi hukuku kuralları ile ilişkisi Silahların eşitliği ilkesi, davanın taraflarının usuli haklar bakımından aynı koşullara tabi tutulması ve taraflardan birinin diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını makul bir şekilde dile getirme fırsatına sahip olması anlamına gelmekte ve adil yargılanma hakkının unsurlarından biri olarak kabul edilmektedir. Bu ilkenin tamamlayıcısı niteliği taşıyan çelişmeli yargılanma hakkı ise kural olarak tüm taraflara, gösterilen kanıtlar ve sunulan görüşler hakkında bilgi sahibi olma ve bunlarla ilgili görüş bildirebilme imkânı vermektedir. Tanık dinletme hakkı da dâhil olmak üzere delillerin İkame ve tartışılması silahların eşitliği ilkesi kapsamında değerlendirilmektedir. Anayasa Mahkemesi'ne göre de: "AİHS'nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (d) bendinde ilk olarak, sanığın iddia tanıklarını sorguya çekme veya çektirme hakkı güvence altına alınmıştır. Kovuşturma sırasında bütün kanıtların tartışılabilmesi için, kural olarak, bu kanıtların aleni bir duruşmada ve sanığın huzurunda ortaya konulmaları gerekir. Bu kural istinasız olmamakla birlikte, eğer bir mahkûmiyet sadece veya belirleyici ölçüde, sanığın soruşturma veya yargılama aşamasında sorgulama veya sorgulatma imkânı bulamadığı bir kimse tarafından verilen ifadelere dayandırılmış ise, sanığın hakları Sözleşme'nin 6. maddesindeki güvencelerle bağdaşmayacak ölçüde kısıtlanmış olur. Olayın tek tanığı varsa ve sadece bu tanığın ifadesine dayanılarak hüküm kurulacak ise, bu tanık duruşmada dinlenmeli ve sanık tarafından sorgulanmalıdır. Bu tanığın, sanığın sorgulamadığı bir dönemde alınan önceki ifadesine dayanılarak mahkûmiyet kararı verilemez." (Anayasa Mahkemesi, Başvuru No: 2013/99, 20.03.2014, § 46.) "Hakkında gerçekleştirilen ceza yargılaması sürecinde sanığın tanıklara soru yöneltebilmesi, onlarla yüzleşebilmesi ve tanıkların beyanlarının doğruluğunu sınama imkânına sahip olması adil bir yargılamanın yapılabilmesi bakımından gereklidir. Diğer yandan bir mahkûmiyet -tek veya belirleyici ölçüde- sanığın soruşturma veya yargılama aşamasında sorgulama veya sorgulatma imkânı bulamadığı bir kimse tarafından verilen ifadelere dayandırılmış ve dengeleyici güvenceler sağlayan bir usul öngörülmemiş ise sanığın hakları Anayasa'nın 36. maddesindeki güvencelerle bağdaşmayacak ölçüde kısıtlanmış olur." (Anayasa Mahkemesi, Başvuru No: 2020/16404, 05.06.2024, § 18.) Netice itibarıyla Yüksek Mahkemeye göre de, sanığın hukuki durumuna ilişkin tek veya belirleyici delil niteliği taşıyan bir tanık beyanı; silahların eşitliği, adil ve çelişmeli yargılama ilkelerine göre mutlaka sanığın sorgusuna imkan verilecek şekilde alınmalıdır. Anayasa Mahkemesi, birçok kararında tanık kavramını sanıga isnat edilen fiil hakkında bilgi veren herhangi bir kisi seklinde özerk olarak yorumlamıs ve tanık sorgulama hakkı ile ilgili ilkeleri belirlemistir. Anayasa Mahkemesi, tanık sorgulama hakkıyla ilgili olarak verdigi kararlarında somut bir yargılama öncesinde veya haricinde elde edilen tanık beyanlarının delil olarak kabulünün yargılamanın adilligine zarar verip vermediğini değerlendirmek için üç asamalı bir test uygulanması gerektigini ifade etmektedir. Buna göre ilk olarak tanıgın mahkemede hazır edilmemesinin geçerli bir nedeninin varlığına bakılmalıdır. Ancak buna iliskin geçerli bir nedenin ortaya konulmamıs olması, tanık sorgulama hakkının ihlal edildiginin kabul edilmesi için yeterli degildir. Ikinci olarak sanığın sorgulama veya sorgulatma imkânı bulamadıgı tanık tarafından verilen beyanın mahkûmiyetin dayandıgı tek veya belirleyici delil olup olmadıgı değerlendirilmelidir. Sorgulama veya sorgulatma imkânı tanınmayan tanıgın beyanının tek veya belirleyici delil olduğunun tespit edilmesi durumunda ise üçüncü asama olarak savunma tarafının maruz kaldığı bu zorlukların telafi edilmesi amacıyla yeterli düzeyde karsı dengeleyici güvenceler sağlayan bir usulün yürütülüp yürütülmedigi ortaya konulmalıdır (Atila Oguz Boyalı [2. B.], B. No: 2013/99, 20/3/2014, §§ 34-56; Selçuk Demir [2. B.], B. No: 2014/9783, 22/1/2015, §§ 27-46; AZ. M. [2. B.], B. No: 2013/560, 16/4/2015, §§ 45-67; Baran Karadag [2. B.], B. No: 2014/12906, 7/5/2015, §§ 49-76; Orhan Güleryüz [1. B.], B. No: 2019/30221, 28/12/2021, §§ 33-42; Abdurrahim Balur [2. B.], B. No: 2013/5467, 7/1/2016, § 80; Onur Urbay [1. B.], B. No: 2014/6222, 6/3/2019, §§ 36, 40; Zekeriya Sevim [2. B.], B. No: 2018/18989, 16/6/2021, §§ 44, 51; Metin Akdemir (2) [1. B.], B. No: 2020/3964, 21/9/2022, § 36; Ugur Özcan [1. B.],B. No: 2021/12137, 26/7/2022, § 40). Delilin tekliginden, o delilin sanık aleyhine yegâne delil olması, belirleyiciliginden ise davanın sonucunu agırlıklı olarak etkileme egilimi olan delil anlasılmalıdır (AYM. Baran Karadag, § 65). Duruşmanın doğrudan doğruyalığı (yüz yüzelik) ve sözlülük ilkeleri esas alınmış olup hüküm verecek olan mahkeme hâkimi sanık, tanık ve olayın tüm delilleri ile yüzyüze gelecektir. Böylece, belirtilen ilkeler ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde yer alan adil yargılama hakkının temel gerekleri yerine getirilmiş olacak ve CMK'nın 217. maddesi uyarınca hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilecektir. Ceza yargılama hukukumuzun temel amaç ve felsefesi; ihtilafla ilgili tüm delillerin ikame edilmesi suretiyle düzenlenmiş bir iddianameye istinaden açılan kamu davasının, yargılama ve duruşma/tartışma kavramlarının ontolojik anlamlarının gereği olarak, tarafların tamamının katılımı sağlanıp, aleni bir şekilde, yüz yüzelik, sözlülük, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri çerçevesinde ve tek celsede bitirilmesi üzerine inşa edilmiştir. Bu cümleden olarak, olayın delili, bir tanığın açıklamalarından ibaret ise, bu tanık duruşmada mutlaka dinlenir (CMK madde 210/1). Diğer hallerde de tanıkların doğrudan yargılama mahkemesince duruşmada dinlenmeleri kural olarak zorunludur. (CMK madde 206/1,208, 212, 215, 217/1) Ancak bu durumun her zaman mümkün olmadığı bir vakıadır. Bunun içindir ki, tanığın makul nedenlerle duruşmaya katılamadığı hallerde, naiple veya istinabe yoluyla ifadesine başvurulması istisnai bir çare olarak kabul edilmiştir. (CMK madde 180) Şayet tanık doğrudan yargılama mahkemesince duruşmada dinlenemeyecek ise; yüz yüzelik, sözlülük, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin gereği olarak, öncelikle istinabe mahkemesi vasıtasıyla SEGBİS üzerinden ifadesinin alınması (CMK madde 180/5), bunun da mümkün olmaması halinde, istinabe mahkemesince, dinleme gününün taraflara tebliği ile tanığa soru sorma hakkı imkanını sağlanması gerekir. (CMK madde 181/1-3) Naip veya istinabe yoluyla dinlenen tanığın ifade tutanakları duruşmada okunur. (CMK madde 209) Aynı mülahazaları içeren AYM içtihadları da istikrar kazanmış durumdadır. (... başvurusu, sayı: 2023/15057, tarihi: 24/12/2025) Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilir (CMK madde 217). b. Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma Suçu Ayrıntıları ve hukuki mahiyeti Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 24.01.2019 tarihli ve 417-44, 20.12.2018 tarihli ve 419-661, 26.09.2017 tarihli ve 956-370 sayılı kararları ile bu suçların temyiz incelemesiyle görevli Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği 24.04.2017 tarihli ve 2015/3-2017/3 sayılı ilamında açıklandığı üzere; Örgüt üyesi, örgütün amacını benimseyen, örgütün hiyerarşik yapısına dâhil olan ve bu suretle verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olmak üzere kendi iradesini örgüt iradesine terk eden kişidir. Örgüt üyeliği; örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hâkim olan hiyerarşik gücün emrine girmeyi ifade etmektedir. Örgüt üyesi, örgütle organik bağ kurup faaliyetlerine katılmalıdır. Organik bağ; canlı, geçişken, etkin, faili emir ve talimat almaya açık tutan ve hiyerarşik konumunu tespit eden bağ olup üyeliğin en önemli unsurudur. Örgüte yardımda veya örgüt adına suç işlemede de örgüt yöneticileri veya diğer mensuplarının emir ya da talimatları vardır. Ancak örgüt üyeliğini belirlemedeki ayırt edici fark, örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi dâhilinde verilen her türlü emir ve talimatı sorgulamaksızın tamamen teslimiyet duygusuyla yerine getirmeye hazır olması ve öylece ifa etmesidir. Silahlı örgüte üyelik suçunun oluşabilmesi için örgütle organik bağ kurulması ve kural olarak süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gerektiren eylem ve faaliyetlerin bulunması aranmaktadır. Ancak niteliği, işleniş biçimi, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı, örgütün amacı ve menfaatlerine katkısı itibarıyla süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk özelliği olmasa da ancak örgüt üyeleri tarafından işlenebilen suçların faillerinin de örgüt üyesi olduğunun kabulü gerekir. Örgüte sadece sempati duymak ya da örgütün amaçlarını, değerlerini, ideolojisini benimsemek, buna ilişkin yayınları okumak, bulundurmak, örgüt liderine saygı duymak gibi eylemler örgüt üyeliği için yeterli değildir (Vesile Sonay Evik, "Cürüm İşlemek İçin Örgütlenme", Prof. Dr. Çetin Özek Armağanı, Galatasaray Üniversitesi, 1. Basım, İstanbul 2004, s. 383 vd.). Örgüt üyesinin, örgüte bilerek ve isteyerek katılması, katıldığı örgütün niteliğini ve amaçlarını bilmesi, onun bir parçası olmayı istemesi, katılma iradesinin devamlılık arz etmesi gerekir. Örgüte üye olan kimse, bir örgüte girerken örgütün kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla kurulan bir örgüt olduğunu bilerek üye olmak kastı ve iradesiyle hareket etmelidir. Suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olmak suçu için de saikin suç işlemek amacı olması aranır (Nevzat Toroslu, Ceza Hukuku, Özel Kısım, s. 263-266; Uğur Alacakaptan, "Genel Olarak ve Bazı Suçlar Bakımından Cürüm İşlemek İçin Örgüt (Teşekkül) Meydana Getirme Suçu", Prof. Dr. Çetin Özek Armağanı, Galatasaray Üniversitesi, 1. Basım, İstanbul 2004, s. 28; İzzet Özgenç, Ceza Hukuku Genel Hükümler, s. 280). Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir (TCK madde 21/1). Fiilin icrası sırasında suçun kanuni tanımındaki maddi unsurları bilmeyen bir kimse, kasten hareket etmiş olmaz (TCK madde 30/1). TCK’nın "Hata" kenar başlıklı 30/1. maddesinde düzenlenen suçun maddi unsurlarında hata şartlarının gerçekleştiği durumlarda, sanığın kasten hareket ettiğinden bahsedilemeyecek ve somut olayda tipik eylem gerçekleşmiş olsa da CMK’nın 223/2-c maddesi gereğince beraat kararı verilecektir. Hata (yanılma); kişinin tasavvuru, zihninden geçirdikleri ile gerçeğin birbirine uymaması anlamına gelen bir kavramdır. Hata kural olarak iradenin oluşum sürecine etki eder ve gerçeğin yanlış biçimde tasavvuru veya bilinmesi nedeniyle irade bozulmuş olarak doğar. Failin tasavvurunun konusu dış dünyaya ait bir şeye ilişkin olabileceği gibi, normatif dünyaya (kurallar alanına) dair de olabilir. Dış dünyayla ilgili şey olduğundan farklı bir biçimde algılanması hâlinde unsur yanılgısından (tipiklik hatası), normatif dünyaya ait gerçekliğin farklı biçimde değerlendirilmesi durumunda ise yasak hatasından bahsedilir. Kısaca unsur hatası bir algılama hatası olduğu hâlde, yasak hatası bir değerlendirme hatasıdır. FETÖ/PDY terör örgütünün, başlangıçta bir ahlak ve eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve toplumun her katmanında büyük bir kesimce böylece algılanması, amaca ulaşmak için her yolu mübah gören fakat sözde meşruiyetini sivil alanda dinden, kamusal alanda ise hukuktan aldığı izlenimi vermek için yeterli güce erişinceye kadar alenen kriminalize olmamaya özen göstermesi gerçeği nazara alındığında, örgütün ustaca gizlenen amacını bilenler ve bu amaçla örgütte görev alanlar açısından, suç tarihine bakılmaksızın hata savunmalarına itibar edilemeyeceğinde kuşku bulunmamakta ise de; terör örgütü olduğunu bilmeksizin içinde yer alan veya yardım eden sanıklar yönünden mensup olduğu ya da yardım ettiği yapının anayasal düzeni zorla değiştirmeyi, Anayasa'ya uygun olmayan yöntemlerle iktidarı ele geçirmeyi amaçlayan bir terör örgütü olduğunu veya terör örgütüne dönüştüğünü anladığı veyahut exante bir değerlendirme ile dış aleme yansıyan olay ve olgular itibarıyla kendisinden anlamasının beklendiği tarihten itibaren davranışları ile bu örgütten ayrılma iradesini ortaya koyup koymadığı ve bu bağlamda TCK’nın 30/1. maddesinde düzenlenen suçun maddi unsurlarında hata şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği somut olayın özelliğine göre değerlendirilmelidir. 2. Hukuki Değerlendirme Sanıklar ... ve ...'ın darbe açıklaması yapıldıktan sonra kamuflajlı ve teçhizatlı bir şekilde nizamiyelerde bulunmaları nedeniyle haklarındaki tanık beyanlarının tek başına belirleyici delil vasfı taşımadığı şeklindeki Özel Daire görüşünün; gerek TCK'nın 309.maddesine iştirak kapsamında katılmak için örgüt üyesi olmanın zorunluluk taşımaması gerekse örgüt üyeliğinin, hiyerarşik yapıya organik bir bağla, koşulsuz ve tam bir teslimiyetle dahil olmayı gerektirmesi nedenleriyle isabetli olmadığı değerlendirilmiştir. Silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan TCK'nın 314/2.maddesi gereğince mahkumiyetlerine karar verilen sanıkların, eylemleri sabit görülmüş ise de; Sanıklardan ...'nin FETÖ ile ilişkisi hakkında dinlenen tanık ...'in, beyanlarının tahmine dayalı olduğu görülmektedir. Böylece beyanı sanığın hukuki durumunun tayini için belirleyici delil haline gelen diğer tanık ...'ın, duruşmada dinlenmesine yönelik sanık müdafiinin talebi mahkeme tarafından herhangi bir gerekçe gösterilmeksizin yerine getirilmemiştir. Sanık ...'ın FETÖ ile ilişkisi hakkında beyanda bulunan tek tanığın ... olduğu, sanık hakkında başkaca bir delil de bulunmadığı anlaşılmaktadır. Safahatta tanık ...'in sanığa ulaşılamayan dönemde talimat yazılarak dinlendiği, sanık ve müdafiinin yargılama boyunca tanığın mahkemede sorgulanmasına ilişkin taleplerinin ise yerine getirilmediği anlaşılmaktadır. Sanık ... ile ilgili olarak; hazırlık aşamasında sanığın FETÖ ile ilişkisine temas eden ifade veren tanık ...'e kovuşturma safhasında ulaşılamaması nedeniyle dinlenmesinden vazgeçilmiştir. Bu kararın verildiği celse itibariyle sanığın FETÖ ile irtibatına ilişkin tek delil tanık ...'ün beyanıdır. Sanık hakkında daha sonra dosyaya tanık ...'un beyanı gönderilmiştir. Sanık müdafii tanık ...'un duruşmada dinlenmesini talep etmiş, mahkeme bu talebin daha sonra değerlendirilmesine karar vermiş ancak bu konuda herhangi bir karar vermemiş ve tanık ...'un hazırlık beyanını hükme esas almıştır. Şu hale göre; sanıkların FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına, nihai amaç ve yöntemlerini bilerek dâhil olmak suretiyle süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk arz eden faaliyetlerde bulunup bulunmadığına ve bu faaliyetlerine hangi tarihe kadar devam ettiğine ilişkin maddi gerçeğin kuşkuya yer bırakmayacak şekilde tespitini teminen; Sanıklardan ... ile ilgili olarak tanık ...'ın, Sanık ... ile ilgili olarak tanık ...'in Sanık ... ile ilgili olarak; tanık ...'un, doğrudan yargılama mahkemesinde duruşmada dinlenmeleri, mümkün olmaması halinde öncelikle istinabe mahkemesi vasıtasıyla SEGBİS üzerinden ifadelerinin alınması (CMK madde 180/5), bunun da mümkün olmaması halinde ise, istinabe mahkemesince, dinleme gününün taraflara tebliği ile tanığa soru sorma hakkı imkanını sağlanması (CMK madde 181/1-3) gerektiğinin gözetilmemesi suretiyle savunma hakkının da kısıtlanarak eksik araştırma ile karar verilmesi hukuka aykırıdır. Bu itibarla,Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının; sanıklar ..., ... ve ... yönünden kabulüne karar verilmelidir. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının; 1- Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... bakımından REDDİNE, 2- Sanıklar ..., ... ve ... bakımından KABULÜNE, Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 23.12.2022 tarihli ve 18088-9765 sayılı onama kararlarının bu sanıklar yönünden KALDIRILMASINA, 3- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesinin 28.09.2021 tarihli ve 595-1175 sayılı kararının; sanıklardan ... ile ilgili olarak tanık ...'ın, sanık ... ile ilgili olarak tanık ...'in, sanık ... ile ilgili olarak tanık ...'un, doğrudan yargılama mahkemesinde duruşmada dinlenmeleri, mümkün olmaması halinde öncelikle istinabe mahkemesi vasıtasıyla SEGBİS üzerinden ifadelerinin alınması (CMK madde 180/5), bunun da mümkün olmaması halinde ise, istinabe mahkemesince, dinleme gününün taraflara tebliği ile tanığa soru sorma hakkı imkanını sağlanması (CMK madde 181/1-3) gerektiğinin gözetilmemesi suretiyle savunma hakkının da kısıtlanarak eksik araştırma ile karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA, 4- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazı kabul edilip, Özel Dairenin onama kararları kaldırılarak mahkumiyet hükümlerinin bozulması nedeniyle İNFAZIN DURDURULMASINA, ceza infaz kurumunda bulunduğu anlaşılan sanıklardan ...'nin TAHLİYESİNE, başka bir suçtan hükümlü veya tutuklu olmadığı takdirde derhal salıverilmesi için müzekkere yazılmasına, 5- Dosyanın, gereği için CMK'nın 304/2-a maddesi uyarınca Ankara 24. Ağır Ceza Mahkemesine, kararın bir örneğinin Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 18.06.2026 tarihinde bir numaralı uyuşmazlık konusu bakımından oy çokluğu, diğer uyuşmazlık konuları bakımından ise oy birliğiyle karar verildi.