Yargıtay · 6. Ceza Dairesi
Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2024/2466 E. 2026/4374 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 6. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2024/2466
- Karar No
- 2026/4374
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi EK KARAR TARİHİ : 14.02.2024 SAYISI : 2023/2486 E., 2024/248 K. SUÇLAR : Nitelikli yağma, kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma HÜKÜMLER : İstinaf başvurusunun esastan reddi, temyiz isteminin reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Ek karar onama, bozma
Her ne kadar ilk derece mahkemesince verilen 24.05.2020 tarihli kararda, katılana yönelik sanıkların kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan neticeten ayrı ayrı 3 kez 8 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmalarına dair hükümlerin sanıklar müdafileri tarafından istinaf edilmesi üzerine, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesi'nin 29.01.2024 tarihli kararında özetle "Tutanakların isimleri açıkça yazılıp duruşmada okunmadan hukuka uygun olmayan yöntemlerle elde edilmemiş yöntemlerle elde edilmiş delil niteliğine büründüğü, sanıkların eylemlerinin tek nitelikli yağma veya hukuki alacağın tahsili amacıyla tehdit veya yaralama, tek kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu oluşturup oluşturmadığı değerlendirilmeden eksik araştırma ile hüküm kurulduğu" gerekçesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 280/1-e maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının bozulmasına karar verilerek dosyanın ilk derece mahkemesine gönderildiği, anılan karara direnme yetkisi bulunmayan ve kanunen uyma zorunluluğu bulunan ilk derece mahkemesince verilennitelikli yağma ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerinin aslında Bölge Adliye Mahkemesince verilmiş bir karar olarak kabulünde zorunluluk bulunduğu, esas olarak Bölge Adliye Mahkemesince eylemin nitelendirilerek suç vasfının belirlenmesi ve sanıklar hakkında daha az cezayı gerektiren bir halin uygulanması nedenleriyle bozma kararı verilemeyeceği, bu tür kararların istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince verilmesi gereken kararlardan olduğu, bu şekilde verilen kararların ilk derece mahkemesi kararı niteliğinde bulunduğunun kabulü halinde esasen tarafların var olan temyiz haklarının ellerinden alınmış olacağının anlaşılması karşısında, mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan ve bölge adliye mahkemesince kurulacak olsaydı temyiz yolu açık olacak olan yeni mahkûmiyet hükümlerinin de temyizi kabil olduğu belirlenerek bu husustaki Tebliğname'deki görüşe iştirak edilmeyerek temyiz kapsamının sanıklar hakkında yağma, sanıklar hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik olduğu belirlenerek ve İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesince sanıklar hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan hükümlere yönelik temyiz isteminin reddine dair 14.02.2024 tarihli ek kararı kaldırılarak yapılan incelemede;
Sanıklar ... ve ... müdafiinin duruşmalı inceleme talebinin, 7079 sayılı Kanun’un 94 üncü maddesiyle değişik 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 299 uncu maddesinin birinci fıkrası gereği takdîren reddine karar verilmekle, gereği düşünüldü;
I. HUKUKİ SÜREÇ A. İlk Derece İstanbul 18. Ağır Ceza Mahkemesinin, 03.03.2023 tarihli ve 2019/500 Esas, 2023/84 Karar sayılı kararı ile sanıklar ..., ..., ... ve ...'nun katılanlara yönelik nitelikli yağma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 149/1-c-d-h, 168/3-2, 62/1 ve 53. maddeleri uyarınca ayrı ayrı 6 yıl 8 ay hapis cezasıyla cezalandırılmalarına ve hak yoksunluklarının uygulanmasına, sanık ...'ın katılanlara yönelik nitelikli yağmaya azmettirme suçundan 5237 sayılı Kanun’un 38/1, 149/1-c-d-h, 168/3-2, 62/1 ve 53. maddeleri uyarınca 6 yıl 8 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarının uygulanmasına, sanıklar ..., ..., ... ve ...'nun katılanlara yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan 5237 sayılı Kanun'un 109/2, 109/3-b, 43/2, 62... . maddeleri uyarınca ayrı ayrı 4 yıl 2 ay hapis cezasıyla cezalandırılmalarına ve hak yoksunluklarının uygulanmasına, sanık ...'ın katılanlara yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan 5237 sayılı Kanun'un 38, 1, 109/2, 109/3-b, 43/2, 62... . maddeleri uyarınca 4 yıl 2 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarının uygulanmasına karar verilmiştir.
B. İstinaf İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesinin, 29.01.2024 tarihli ve 2023/2486 Esas, 2024/248 Karar sayılı kararı ile; ilk derece mahkemesince sanıklar hakkında nitelikli yağma, nitelikli yağmaya azmettirme ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından kurulan hükümlere yönelik sanıklar müdafiilerinin istinaf başvurularının 5271 sayılı Kanun'un 280/1-a maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Sanık ... Müdafiinin Temyiz İstemi Mağdur beyanlarının aşamalarda çelişkili olduğu, müştekinin kovuşturma aşamasında verdiği ve diğer sanık ve tanık beyanlarıyla uyumlu ifadesinde telefonu arabada unuttuğunu beyan ettiği, suçun işlendiği hususunda oluşan şüphenin müvekkili lehine değerlendirilmesi gerektiğine ilişkindir.
Sanık ...Müdafiinin Temyiz İstemi Sanık, müşteki ve tanık anlatımlarından sanığın suçu işlemediğinin sabit olduğu, müşteki ile tanık İlhan Yaşar arasında yaşanan kavga sırasında sanık ...'in aracında meydana gelen zarar nedeniyle sanık ... ile müşteki arasında yapılan konuşma üzerine ikamete gidildiği ve müştekinin rızaen zararı gidermek istediği, sanık ...'in müştekiden telefonu zorla alması halinde polislerin yanına kendiliğinden gitmesinin beklenemeyeceği, bu durumun tanık ....'ın beyanıyla da sabit olduğu, müştekinin alkol etkisindeyken verdiği ilk ifadesinin gerçeği yansıtmadığı ve beyanlarının çelişkili olduğu, mal sahibi ... de olsa olayın içerisinde bulunan ve ... 'ün samimi arkadaşı olan, aynı zamanda olay anında alkolün etkisinde bulunan ...'e de 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesi uygulanarak yağma suçundan değil tehdit veya yaralama suçundan ceza verilmesi gerektiği, haksız tahrik hükümlerinin uygulanması gerektiği, yağma suçunun unsurları itibariyle oluşmadığına ilişkindir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe Sanıklar hakkında, nitelikli yağma ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından yapılan yargılama sonucunda; İstanbul 18. Ağır Ceza Mahkemesinin, 24.05.2019 tarihli ve 2016/64 Esas, 2019/238 Karar sayılı kararı ile sanıklar ..., ..., ..., ... ve ...'ın nitelikli yağma suçundan ayrı ayrı 3 kez 12 yıl hapis cezasıyla, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan ise ayrı ayrı 3 kez 8 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmalarına karar verildiği, anılan hükümlerin sanıklar müdafilerince istinaf edilmesi üzerine, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesinin, 17.09.2019 tarihli ve 2019/2760 Esas, 2019/2135 Karar sayılı kararında özetele "Tutanakların isimleri açıkça yazılıp duruşmada okunmadan hukuka uygun olmayan yöntemlerle elde edilmemiş yöntemlerle elde edilmiş delil niteliğine büründüğü, sanıkların eylemlerinin tek nitelikli yağma veya hukuki alacağın tahsili amacıyla tehdit veya yaralama, tek kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu oluşturup oluşturmadığı değerlendirilmeden eksik araştırma ile hüküm kurulduğu" şeklindeki gerekçe ile ilk derece mahkemesi kararının 5271 sayılı Kanunu'nun 280/1-e ve 289/1 maddeleri gereğince bozulmasına karar verilerek dosyanın ilk derece mahkemesine gönderildiği, bozma üzerine yapılan yargılama sonucunda ilk derece mahkemesince incelemeye konu mahkûmiyet hükmünün kurulduğu anlaşılmakla;
5271 sayılı Kanun’un 280/1-e maddesinde Bölge Adliye Mahkemelerinin duruşma açmaksızın hükmün bozulmasına karar verebileceği hâllerin sınırlı olarak sayıldığı, dosya içeriğine göre, İstanbul 18. Ağır Ceza Mahkemesinin, 24.05.2019 tarihli ve 2016/64 Esas, 2019/238 Karar sayılı bozma kararında "İstanbul 75. Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/670 esas sayılı dosyasının soruşturma evrakının, iddianamesinin, bu dosyadan aldırılan bilirkişi raporunun, duruşma tutanaklarının, bu dosyadan alınan savunmaların, kısa kararının ve gerekçeli kararının her birinin mahkumiyet hükmünün sübutunda esasa müessir belge oldukları ve soruşturma evresinde toplanan bu delillerin ancak kovuşturma evresine getirilerek kovuşturmada okunmak ve kamu davası taraflarına tartıştırılmak suretiyle sübuta ispat güç ve değeri olarak mahkumiyet hükmünün kurulmasına esas alınabilecekleri, ilk derece mahkemesince ise bu belgelerin duruşmada okunmadığı ve taraflara tartıştırılmadığı," şeklindeki gerekçe ile hukuka aykırı yolla edilen delilin hükme esas alındığı gerekçesiyle bozma kararı verilmiş ise de, İstanbul 75. Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/670 Esas sayılı dosyasına ait bilirkişi raporu veya tutanakların ilk derece mahkemesince mahkûmiyet hükümlerine dayanak gösterilmediği, bölge adliye mahkemesince 5271 sayılı Kanun’un 280/1-e. maddesinde sınırlı olarak sayılan bozma nedenlerinden biri gerçekleşmediği halde bozma kararı verilerek dava dosyasının ilk derece mahkemesine gönderilmesinin açıkça Kanuna aykırı olduğu, bölge adliye mahkemesi ceza dairesince davanın yeniden görülmesine karar verilerek yapılacak duruşma sonucunda hukuka aykırılığın giderilmesi yerine dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde bozma kararı verilmesinin ve anılan karara yönelik direnme yetkisi bulunmayan İlk Derece Mahkemesince yeniden hüküm kurulmasının yasal dayanağının bulunmadığı, bölge adliye mahkemesince yapılan uygulamanın kanuna açıkça aykırılık teşkil ettiği, bu konuda Anayasa Mahkemesi tarafından verilen bir kararda ise "İstinaf Dairesinin 5271 sayılı Kanun'da sınırlı olarak sayılı hâller dışında bir nedenle bozma kararı vermesi başvurucu yönünden önemli sonuçlar doğurmaktadır. Nitekim İstinaf Dairesi, 5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi uyarınca duruşma açarak ve tarafları da çağırarak delillerin değerlendirilmesi sonucunda bir karar vermesi gerekirken dosya üzerinden karar vermiş; başvurucuyu mahkemeye erişim hakkının yanında bölge adliye mahkemesi önünde sözlü yargılanmadan ve bununla bağlantılı diğer usul güvencelerinden yoksun bırakmıştır." değerlendirmeler bulunarak bölge adliye adliye mahkemesinin yasaya aykırı bozma kararının başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğine hükmetmiştir(Ömer Oral [GK], B. No: 2023/33667, 9/1/2025, § …). Aynı konuda Yargıtay Ceza Genel Kurulu ise "Bölge adliye mahkemelerinin hükmün bozulmasına karar verebileceği hâller, 5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde tahdidi olarak sayılmıştır. Bu düzenlemelere göre istinaf mahkemeleri şu hâllerde hükmün bozulması kararı verebilecektir: 1. İlk derece mahkemesinin kararında 5271 sayılı Kanun'un 289. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (g) ve (h) bentleri hariç diğer bentlerinde belirtilen bir mutlak hukuka aykırılık nedeninin bulunması, 2. Soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmediğinin veya ön ödeme ve uzlaştırma usulünün uygulanmadığının anlaşılması ya da davanın ilk derece mahkemesinde görülmekte olan bir dava ile birlikte yürütülmesinin zorunlu olması. .......... Açıkça görüldüğü gibi bölge adliye mahkemesinin bozma kararı verebileceği hâller, kati surette davanın esasına ilişkin değil ve fakat yargılamaya dair usul kurallarının ağır ve açık ihlalleri ile hükme müessir usul kurumlarının ihmali suretiyle hüküm kurulması durumlarına münhasırdır. Nitekim Yargıtay kararlarına karşı direnme yetkisi bulunan ilk derece mahkemesinin, bölge adliye mahkemelerinin bozma kararlarına direnememesinin temelinde yatan düşünce de buna dayanmaktadır. Direnme yasağına ilişkin normun, maddi ceza adaletiyle doğrudan bir ilgisinin bulunmadığı, esas itibariyle makul sürede yargılanma hakkı bakımından bir teminat alanı oluşturduğu söylenmelidir. Hukuki düzenlemeler ve yapılan açıklamalar karşısında, mesele tartışmaya ihtiyaç bırakmayacak açıklıktadır. Buna rağmen uygulama, bölge adliye mahkemelerinin iş yoğunluğu gibi mülahazalarla kanunun kendisine tanımadığı bir yetkiyi kullanarak bozma kararları verilegeldiği bilinen bir gerçektir.Bu uygulamanın, yukarıda yer verilen tespitler yanında, görevli/teminatlı mahkemede yargılanma ve mahkemeye erişim/ kanun yoluna etkin başvuru hakları yönünden ciddi sorunlar taşıdığı da tartışmadan varestedir. CMK'nın 286. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan kararları temyiz edilebileceğinden, bölge adliye mahkemesinin Kanun'un açık hükmüne aykırı şekilde verdiği bozma kararının temyiz edilebilmesi de mümkün değildir. Bu nedenle ilk derece mahkemesi hükmünün hukuka aykırılık taşıdığının tespit edilmesi durumunda bölge adliye mahkemesi ceza dairesince ilk derece mahkemesi hükmünün kaldırarak yeniden hüküm kurulması gerektiği hâlde bozma kararı verilmesi nedeniyle sanığın temyiz hakkının kısıtlanması da söz konusu olabilmektedir." şeklinde değerlendirmelerde bulunarak bölge adliye mahkemelerinin, kanuni dayanağı bulunmayan bozma kararları ile iş bu bozma kararına istinaden ilk derece mahkemesince tesis edilen kararların, görevsiz mahkeme tarafından verilmiş olmaları nedeniyle "hukuka açık ve ağır aykırılıkla malul olduklarından hükümsüz sayılmaları" gerektiğine hükmetmiştir (YCGK, T.:30.04.2025, E.: 2024/6-490, K.:2025/197).
Bu açıklamalar ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesinin, 17.09.2019 tarihli ve 2019/2760 Esas, 2019/2135 Karar sayılı bozma kararı ile bozma kararı üzerine verilen İstanbul 18. Ağır Ceza Mahkemesinin, 03.03.2023 tarihli ve 2019/500 Esas, 2023/84 Karar sayılı kararının hukukî değerden yoksun olduğu, 5271 sayılı Kanun’un 280/1-g maddesi uyarınca duruşma açılarak ve taraflar da çağrılarak delillerin değerlendirilmesi sonucunda anılan Kanun maddesinin 2. fıkrasına göre yeniden hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde hükümlerin bozulmasına karar verilmesi, hukuka aykırı bulunmuştur.
III. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle,diğer yönleri incelenmeyen İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesi kararının 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi uyarınca, Tebliğname’ye aykırı olarak oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/2. maddesi uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,18.05.2026 tarihinde karar verildi.