Yargıtay · 4. Hukuk Dairesi
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2025/1736 E. 2026/5022 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 4. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/1736
- Karar No
- 2026/5022
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/2138 E., 2024/2631 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmiş, incelemenin duruşmalı olarak yapılması davalı vekili tarafından istenilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 28.04.2026 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen gün ve saatte davacı vekili Av. ... ile davalı vekili Av. ...geldiler. Tarafların vekillerinin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen 30.04.2026 gününde Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin TC Cumhurbaşkanlığı ... Başkanı olarak görev yaptığını, ... Genel Başkanı olan davalının 16.04.2020 tarihinde ...'nde, 03.05.2020 tarihinde ...'de yayınlanan "..." isimli programda, 15.04.2020 tarihinde ...'de yayınlanan "... " ve "..." isimli programlarında yer alan gerçeğe aykırı söz ve ifadeleri nedeniyle müvekkilinin kişilik haklarının saldırıya uğradığını, müvekkili hakkındaki iddia yönünden 2960 sayılı ... Kanunu'na Aykırılık suçundan verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın itiraz edilmeden kesinleştiğini, iddia konusu arsa vasıflı taşınmazın ... Genel Müdürlüğü ile yapılan sözleşme uyarınca kiralandığını, kurum tarafından yerinde yapılan tespitte kiralama sözleşmesine aykırı bir durum olmadığının tespit edildiğini, ifade özgürlüğü sınırlarının aşıldığını belirterek 200.000,00 TL manevi tazminatın 15.04.2020 tarihinden işleyecek yasal faizi ile beraber davalıdan tahsili ile kararın yayınlanmasını talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; mahkemenin yetkili olmadığını, müvekkilinin ifadelerinin görünür gerçeğe uygun olduğunu, 2960 sayılı ... Kanunu'na göre bu alanda yapılacak her türlü yapı yönünden izin alınması gerektiğini, ifade özgürlüğü sınırlarının aşılmadığını, kişilik haklarına saldırı olmadığını belirterek davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu söz ve ifadelerle davacının kişilik haklarının saldırıya uğradığı, konuşmaların gerçek ve güncel olmadığı, değer yargısı olarak nitelendirilemeyeceği, eleştiri sınırlarının aşıldığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 20.000,00 TL manevi tazminatın 15.04.2020 tarihinden işleyecek yasal faizi ile beraber davalıdan tahsiline ve kararın yayınlanmasına karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine; Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile kişilik hakları saldırıya uğrayan davacı lehine manevi tazminat şartlarının oluştuğu, hükmedilen manevi tazminat miktarının yerinde olduğu gerekçesiyle tarafların istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; hükmedilen tazminat miktarının az olduğunu, caydırıcı olarak değerlendirilemeyeceğini, kamuoyu nezdinde müvekkilinin güvenilirliğinin ve itibarının zedelendiğini, davalının sosyal ekonomik durumu, olaydaki ağır kusuru, tarafların toplum içindeki konumunun değerlendirilmesi gerektiğini, ifade özgürlüğü sınırlarının aşıldığını, tam kabul kararı verilmesi gerekirken kısmen kabule ilişkin verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu belirtmiştir. Davalı vekili temyiz dilekçesinde; taraflarınca sunulan deliller toplanmadan karar verildiğini, müvekkilinin tüm beyanlarının gerçek olduğunu, ispat hakkını kullanmalarına izin verilmediğini, hakimin reddi taleplerinin hukuka aykırı şekilde geri çevrildiğini, Bölge Adliye Mahkemesinin gerekçesinin olmadığını, adil yargılanma ilkesine uygun olmadığını, dava konusu beyanların bir bütün halinde ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu, müvekkilinin halkı aydınlatma görevini üstlendiğini, dava konusu yerde yapılan yapıların 13.04.2020 tarihli kira sözleşmesinden önce inşa edildiğini bu anlamda görünür gerçeklik olduğunu, davacının siyasi kimliği gereğince eleştirilere katlanması gerektiğini, ifade özgürlüğü sınırlarının aşılmadığını, hükmedilen tazminat miktarının fahiş olduğunu, davanın reddedilmesi gerektiğini belirtmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık; davalı ... Genel Başkanının 16.04.2020 tarihinde ...'nde, 03.05.2020 tarihinde ...'de yayınlanan "..." isimli programda, 15.04.2020 tarihinde ...'de yayınlanan "..." ve "..." isimli programlarda yer alan gerçeğe aykırı söz ve ifadeleri nedeniyle TC Cumhurbaşkanlığı ... Başkanı olan davacının kişilik haklarının saldırıya uğradığı iddiası ile manevi tazminat ve kararın yayınlanması talebine ilişkindir. 1. Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili kavram ve yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır. Manevi zarar, kişilik değerlerinde oluşan objektif eksilmedir. Duyulan acı, çekilen ızdırap manevi zarar değil, onun görüntüsü olarak ortaya çıkabilir. Acı ve elemin manevi zarar olarak nitelendirilmesi sonucu, tüzel kişileri ve bilinçsizleri; öte yandan, acılarını içlerinde gizleyenleri tazminat isteme haklarından yoksun bırakmamak için yasalar manevi tazminat verilebilecek bazı olguları özel olarak düzenlemiştir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 24. maddesi; “Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hakimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir. Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.” 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun “Kişilik hakkının zedelenmesi” başlıklı 58. maddesi; “Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir. Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir.” 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 90. maddesinin son fıkrası; “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.” Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “İfade özgürlüğü” başlıklı 10. maddesinin 1. fıkrası; “Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine tabi tutmalarına engel değildir.” İfade özgürlüğü geniş bir şekilde yorumlanmakta ise de, sınırsız olmadığı da Sözleşme'nin 10/2. maddesinde belirtilmiştir. Burada çözülmesi gereken temel sorun ifade özgürlüğü ile kişilik haklarına yönelik saldırı arasındaki sınırın hangi ölçütlere göre saptanacağıdır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önüne gelen uyuşmazlıklarda yapılan müdahalenin ifade özgürlüğünü ihlal edip etmediğini aşağıdaki kriterleri uygulayarak tespit etmektedir: i. Müdahalelerin yasayla öngörülmesi: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Sözleşme’nin 10. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “yasayla öngörülme" ifadesinin, ilk olarak, itiraz konusunun iç hukukta bir dayanağı olması gerektiğini hatırlatır. Ancak söz konusu ifade hukukî normların ilgili kişinin erişiminde olmasını, sonuçlarının öngörülebilmesini ve hukukun üstünlüğü ilkesine uygun olmasını gerektiren kanun niteliğine de atıfta bulunmaktadır (Association Ekin/Fransa, başvuru no: 39288/98; Ürper ve diğerleri/Türkiye kararı, başvuru no: 14526/07, 14747/07, 15022/07, 15737/07, 36137/07, 47245/07, 50371/07, 50372/ 07... /07, 20... ). ii. Müdahalelerin meşru bir amaç izleyip izlemediği: Sözleşme'nin 10/2. maddesine göre, "... Bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demoktarik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlâkın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir." Görüldüğü üzere yasayla düzenlemek şartıyla ve "başkalarının şöhret ve haklarının korunması" amacıyla ifade özgürlüğünün sınırlandırılabileceği kabul edilmekte olup sınırlama haklı olsa bile, bu kez sınırlamanın orantılılığı gündeme gelecektir (bkz. sınırlamanın orantısızlığı konusunda Pakdemirli/Türkiye kararı). Kişilik hakkının korunması ile ifade özgürlüğü arasındaki dengeyi iyi sağlamak gerekmektedir. Özellikle siyasetçilerin ve devlet görevlilerinin kişilik hakları ve şöhretleri söz konusu olduğunda bu dengede ifade özgürlüğünün ağır bastığı konusunda kuşku yoktur. Diğer bir deyişle, terazide bir yanda siyasetçilerin ve devlet görevlilerinin kişilik hakları, diğer yanda ifade özgürlüğü bulunduğu durumda, tercihin daha çok ifade özgürlüğünden yana kullanıldığı söylenebilir (Doğru, O., Nalbant, A; İhsan Hakları Avrupa Sözleşmesi Açıklama ve Önemli Kararlar, C.2, ... 2013, s.232). iii. Müdahalelerin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığı: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi; ifade özgürlüğünün, demokratik bir toplumun temel yapılarından birini oluşturduğu ve toplumun gelişimi ve bireyin kendini gerçekleştirmesinin temel koşullarından biri olduğunu hatırlatır (Lingens/Avusturya, başvuru no: 9815/82, 08.07.1986). İfade özgürlüğü istisnalara tabi olsa da, bu istisnalar dar bir biçimde yorumlanmalı ve sınırlama nedeni ikna edici bir biçimde ortaya konmalıdır (Observer ve Guardian/Birleşik Krallık, A Serisi no: 216, başvuru no: 13585/88, 26.11.1991). İfade özgürlüğü demokratik bir toplumun en önemli temellerinden birisi olup, toplumsal ilerlemenin ve her bireyin gelişiminin başlıca koşullarından birini teşkil etmektedir. AİHS’nin 10. maddesinin 2. fıkrası saklı kalmak koşuluyla, ifade özgürlüğü yalnızca iyi karşılanan ya da zararsız veya önemsiz olduğu düşünülen değil, aynı zamanda kırıcı, hoş karşılanmayan ya da kaygı uyandıran “bilgiler” ya da “düşünceler” için de geçerlidir. Bunlar, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleri olup, bunlar olmaksızın "demokratik toplum" olmaz (Handyside/Birleşik Krallık, Başvuru No: 5493/72, 07.12.1976, parag. 49).
Bu kapsamda somut olay incelendiğinde, davacı hakkında ceza soruşturmasına konu olan 13.04.2020 tarihli ... Büyükşehir Belediye Başkanlığı ... İmar Müdürlüğü tarafından tutanak düzenlenmesinin akabinde dava dışı ...'nde 14.04.2020 tarihinde bu iddiaların haber yapıldığı akabinde davalı siyasetçi tarafından bu hususla ilgili olarak dava konusu söz ve ifadelerin sarf edildiği, dava konusu açıklamaların yapıldığı tarihlerde davacı hakkında halen devam eden soruşturmada kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın henüz verilmemiş olduğu, bu anlamda dava konusu söz ve ifadelerin tutanak kapsamında o andaki görünür gerçeğe uygun olduğu, gerçek olmadığının ileride verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karar ile anlaşıldığı, davalının siyasetçi davacının ise üst düzey devlet görevlisi olduğu; seçmenlerini temsil eden, onların taleplerini, endişelerini ve düşüncelerini politik alana aktaran ve çıkarlarını savunan, seçilmiş kimseler için ifade özgürlüğünün özellikle değerli olduğu, bu sebeple ifade özgürlüğüne getirilen kısıtlama, eğer bir siyasetçinin ifade özgürlüğüne yönelik ise dava konusu istemlerin çok daha sıkı bir denetimden geçirilmesi gerektiği; siyaset adamlarının özellikle de birbirlerine karşı kullandıkları sözlerin açıkça polemik çıkarmaya, şiddetli tepkiler yaratmaya ve taraftarlarını konsolide etmeye yönelik siyaset üsluplarının bir parçası olduğunun kabul edilmesi gerektiği, dava konusu söz ve beyanlar ile davalı tarafından ifade özgürlüğü ve eleştiri sınırlarının aşılmadığı, davacının kişilik haklarına bir saldırı olmadığı, ifade özgürlüğüne getirilmesi gereken bir sınırlamanın gerekli olmadığı, özle biçim arasındaki dengenin bozulmadığı, bu nedenle davanın tümden reddine karar verilmesi gerekirken istemin kısmen kabulüne karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden İlk Derece Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir. 2. Bozma neden ve şekline göre davacı vekilinin temyiz itirazının incelenmesine gerek görülmemiştir. VI. KARAR 1. Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan sebeplerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, 3. Yukarıda (2) numaralı bentte açıklanan sebeplerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, 40.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak duruşmada vekille temsil olunan davalıya verilmesine, Peşin alınan temyiz harçlarının istek hâlinde davacı ve davalıya iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 30.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.