Yargıtay · 4. Hukuk Dairesi
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2021/25772 E. 2023/13250 K. – Haksız İhtiyat
Konu: Haksız İhtiyati Tedbir Nedeniyle Maddi Tazminat
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 4. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2021/25772
- Karar No
- 2023/13250
- Karar Tarihi
- Konu
- Haksız İhtiyati Tedbir Nedeniyle Maddi Tazminat
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/920 E., 2021/1479 K. vekili Avukat ... vekili Avukat ... DAVA TARİHİ : 24.07.2014 HÜKÜM/KARAR : Davalının istinaf başvurusunun reddi, davacının başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesi TARİH : 23.01.2019 SAYISI : 2017/859 E., 2019/36 K.
Taraflar arasındaki haksız ihtiyati tedbir nedeniyle maddi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalının başvurusunun reddi, davacının başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; mülga TEAŞ Genel Müdürlüğü ile Aksa Enerji üretim A.Ş. arasında Esenboğa Ankara Trafo Merkezinde 40 mw'lık bir mobil santralin kiralanması ve hizmet alımı yoluyla işletilmesine ilişkin 13.10.2000 tarihli sözleşmenin imzalandığını, TEAŞ'ın Bakanlar Kurulu Kararıyla yeniden yapılandırılması sonucu sözleşmenin bir tarafının davacı ... olduğunu, sözleşmeye göre mobil santralin konuşlandırılması süresi 6 ay olup en geç 05.07.2001 tarihinde konuşlandırılması gerekirken testlerin bitirilmesi ve işletmeye açılmasının 399 gün sonra 09.08.2002 tarihinde gerçekleştiğini, davalıya 11 gün süre uzatımı verilmesinin uygun bulunduğunu, sonuç olarak kalan 388 günlük gecikme için sözleşmenin 10 uncu maddesi uyarınca işlem yapılarak 4.500.000 USD gecikme cezası hesaplandığını, ancak davalı şirket (eski unvanı Ankara Enerji Üretim A.Ş.) tarafından kesilen gecikme cezasının açılacak dava sonuçlanıncaya kadar tahsilinin durdurulması yönündeki ihtiyati tedbir talebinin Ankara 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2003/339 D.İş sayılı ve 19.06.2003 tarihli kararıyla kabul edildiğini, işbu kararda "Elektrik Üretim A.Ş. tarafından başlatılan cezai şart tutarının 16 trilyon TL'ye kadar olan kısmının talepte bulunan Ankara Enerji Üretim A.Ş.'den tahsiline yönelik iş ve eylemlerin bu yolda açılacak dava sonuçlanıncaya değin HUMK'nın 103 üncü maddesi uyarınca durdurulmasına" şeklinde karar verildiğini, bu nedenle söz konusu 4.500.000 USD gecikme cezasının tahsil edilemediğini, davalı tarafından anılan mahkemenin 2003/431 esasında davada gecikme cezası nedeniyle borçlu olunmadığının tespiti talebiyle açılan davada ilk olarak verilen kabul kararının Yargıtay 15. Hukuk Dairesince bozulduğunu, bozma sonrası ihtiyati tedbirin kaldırılması yönündeki taleplerinin mahkemece kabul edilmediğini, bozma sonrası yapılan yargılama sonucunda anılan mahkemenin 08.02.2012 tarihli kararıyla asıl ve birleşen davanın reddine karar verilip kararın onandığını, haksız ihtiyati tedbir kararı nedeniyle alacağın tahsilinin yaklaşık 11 yıl geciktiğini, bu nedenle müvekkilinin zarara uğradığını belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 21.231.178,40 TL'nin 28.05.2014 tarihinden itibaren 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un (6183 sayılı Kanun) 51 inci maddesinde düzenlenen gecikme zammı oranı üzerinden faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; bir yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu, gecikme cezasının haksız ve hukuka aykırı olması nedeniyle Ankara 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2003/339 D.İş sayılı dosyasında ihtiyati tedbir taleplerinin kabul edildiğini, ihtiyati tedbir nedeniyle tazminat talep edilebilmesi için gereken şartların oluşmadığını, ihtiyati tedbir kararının davacının takip yapması ya da dava açmasına engel olmadığını, yalnızca tahsilat aşamasını durdurucu nitelikte olduğunu, 4.500.000 USD'nin asliye ticaret mahkemesindeki davanın sonuçlanmasını müteakip müvekkilince ödendiğini, müvekkilinin ihtiyati tedbir bulunduğu tarihte haksız olmadığını, menfi tespit davasının ve talep edilen ihtiyati tedbirin tahsilatı geciktirme amacıyla olmadığını, açtıkları davada yargılamanın 11 yıl sürdüğünü, davacının bir zararı olmadığını, sözleşmede santralin kurulmasından itibaren 60 ay işletme süreli olup hiç gereği olmadığı halde davacının sözleşmeyi daha önce sona erdirdiğini, 60 aylık sürenin devamı için asıl dava dosyasında birleşen davayı açtıklarını, bir an için tazminat talep edilebileceği düşünülse dahi davacının yaptığı hesaplama ve talebi kabul etmediklerini belirterek davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı şirketin tahakkuk ettiği 4.500.000 USD miktarındaki ceza alacağının 28.05.2014 tarihinde davalı tarafından davacıya ödendiği, davacı tarafından ihtiyati tedbir kararı nedeniyle alacağın geç tahsil edilmesi sonucu oluşan zarar nedeniyle işbu davanın açıldığı, davacının tahakkuk ettirdiği cezadan dolayı davalının açtığı borçlu olunmadığının tespitine ilişkin dava reddedildiğinden, dava açılması ve ihtiyati tedbir talep edilmesinde davalının haksız olduğunun anlaşıldığı, haksız ihtiyati tedbir nedeniyle oluşan zarardan sorumluluk haksız fiil sorumluluğu olup taraflar arasında sözleşme bulunsa dahi zararın belirlenmesinde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) haksız fiile ilişkin hükümlerinin uygulanması gerektiği, davacının ihtiyati tedbir karar tarihi ile fiili ödeme tarihi arasındaki geçen sürede parayı tahsil edememesinden dolayı zarar uğrayacağı, talep edebileceği zararın ise paranın geç ödenmesinden kaynaklı faiz alacağı olduğu, tahsil edilemeyen para cinsi yabancı bir para olup faizin 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'un (3095 sayılı Kanun) 4/a maddesinde düzenlenen oran üzerinden hesaplanması gerektiği, sözleşmede alacağın geç ödenmesi durumunda 6183 sayılı Kanun gereğince gecikme cezası ödeneceği kararlaştırılsa bile davanın haksız fiil hükümlerine dayalı olması nedeniyle sözleşme hükümlerinin uygulanmasının mümkün olmadığı, yargılamada alınan 02.11.2018 tarihli ek hesap raporunda ihtiyati tedbir tarihi ile ödeme tarihi arasında 4.500.000 USD'nin tahsil edilememesinden kaynaklı faiz miktarının ise 7.205.904,97 TL olarak tespit edildiği, davacının uğradığı zarar faiz zararı olup yeniden faiz yürütülmediği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 7.295.904,97 TL'nin davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde; taraflar arasındaki sözleşme esas alınarak faiz zararının belirlenmesi gerektiğini, mahkemece 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesine faiz uygulayarak TL'ye çevirerek tazmine karar verilmişse de USD olan bir bedelin faizinin de USD olması gerektiğini, hükmedilen bedele ödenme tarihinde kadar faiz işletilmesi gerektiğini, talebin dava tarihinden itibaren anaparaya dönüştüğünü, bu bedelin dava tarihi itibariyle değer kaybedeceğini, davacının 28.05.2014 tarihinde ödediği cezai şartın faizini ödemediğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde; ihtiyati tedbir kararının haksızlığının ancak 11 yıl sonra uzun bir yargılama sonucunda anlaşılabildiğini, tazminat talebinin yasal koşullarının oluşmadığını, cezai şart alacağını ihtiyati tedbir kararının kalkması üzerine 28.05.2014 tarihinde kur üzerinden ödediklerini, davacının bir zararı olmadığını, haksız fiilin varlığının ispat edilemediğini, davanın tümden reddi gerektiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile haksız ihtiyati tedbir sebebiyle tazmini gereken zararın gerçek zarar olduğu, gerçek zararın zarar verici eylem olmasaydı zarar görenin mal varlığı ne durumda olacak ise o durumun yeniden tesisi için gerekli olan miktar kadar olduğu, somut olayda mobil santral işinin yapımını üstlenen davalının 05.07.2001 tarihinde işi teslim etmesi gerekirken belirlenen sürenin aşıldığı, bu nedenle sözleşmede öngörülen 4.500.000 USD gecikme cezasının davalıdan talep edildiği, bunun üzerine davalı şirket tarafından gecikme zammının ödenmesinin durdurulması yönündeki ihtiyati tedbir talebinin mahkemece kabul edilerek gecikme cezasının tahsiline yönelik iş ve işlemlerin bu yolda açılacak dava sonuçlanıncaya kadar tedbiren durdurulduğu, davalının gecikme cezası yönünden borçlu olunmadığı iddiası ile açtığı menfi tespit davanın reddedildiği ve işbu kararın kesinleştiği, davalının 4.500.000 USD'yi 28.05.2014 tarihinde davacıya ödediği anlaşılmış olup zarar ile haksız ihtiyati tedbir arasında uygun illiyet bağının bulunduğu, bu nedenle davalı vekilinin davacının zarar görmediği, davacının zararın varlığını ispat edemediğine ilişkin istinaf itirazlarının yerinde görülmediği; davacının istinaf itirazlarına gelince davanın niteliği gereği sözleşme esas alınarak faiz zararının belirlenmesi gerektiğine yönelik itirazın yerinde olmadığı, İlk Derece Mahkemesince davacının faiz talebinin reddine karar verilmişse de davanın haksız eylemden kaynaklanan zararın tazminine ilişkin olduğu, hükme esas alınan bilirkişi raporunda ödenmesi gereken gecikme cezasının haksız ihtiyati tedbir nedeniyle geç ödenmesi sonucu davacının uğradığı zararı belirlemek için yıllık USD faiz oranlarını esas alarak hesaplama yapılmasının, alacağı bir faiz alacağı haline getirmediği, faiz talebinin reddine karar verilmesini hatalı olduğu, bu durumda hesaplanan bedel üzerinden faize hükmedilmesi gerektiği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) nolu alt bendi uyarınca esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile 6100 sayılı Kanun'un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (2) nci alt bendi uyarınca İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulü ile 7.295.904,97 TL alacağın 28.05.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuşlardır.
B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; kısmen kabul hükmünü kabul etmediklerini, sözleşmenin göz ardı edildiğini, USD olan bedelin faizinin de USD olarak ödenmesi gerektiğini, mahkemenin ödenmeyen faizi 28.05.2014 tarihli kura göre TL'ye çevirerek tahsil kararı verdiğini, 4.500.000 USD gecikme cezasının faizinin TL olarak hesaplanması durumunda 21.231.178,49 TL olduğunu, davanın tümden kabulü ile ödeme tarihine kadar faiz işletilmesi gerektiğini, kararın aleyhe kısımlarının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
Davalı vekili temyiz dilekçesinde; bir yıllık zamanaşımı süresinin dolması nedeniyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddi gerektiğini, davanın tümden reddi gerektiğini, tazminat talebinin yasal koşullarının oluşmadığını, davacının ihtiyati tedbir kararı verilmesinden önce yapılan ödemelerden ceza kesintisi yapmadığını, davacının davalıyı zarara uğrattığını, bu nedenle illiyet bağının kesildiğini, ilk davanın sonuçlanmasının ardından 4.500.000 USD nin ödeme tarihindeki kur üzerinden davacıya ödendiğini, davacının zararını ispat edemediğini, ihtiyati tedbir talebi ve açılan menfi tespit davasının kötüniyetli olmadığını belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık; 6100 sayılı Kanun'un 399 uncu maddesi uyarınca haksız ihtiyati tedbir nedeniyle maddi tazminat talebine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 399 uncu maddesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49 uncu maddesi, 3095 sayılı Kanun'un 4/A maddesi.
3. Değerlendirme Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere ve özellikle ilk davada verilen kararın kesinleşme tarihi gözetildiğinde davanın süresinde açılmış olmasına, eldeki davanın cezai şartın davalıdan tahsiline ilişkin bir dava olmayıp haksız ihtiyati tedbir talebi nedeniyle 11 yıl boyunca tahsili engellenen ve sözleşmede 6098 sayılı Kanun'un 179/2 maddesinde tariflenen ifaya eklenen ceza niteliğindeki 4.500.000 USD yönünden davacının haksız eylem nedeniyle uğradığı zarara ilişkin olmasına, bu konuda gerçek zarar ilkesinin geçerli bulunmasına, hükme esas alınan bilirkişi raporunda yabancı para borcuna uygulanması gereken 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesi uygulanarak 4.500.000 USD'nin haksız ihtiyati tedbir tarihi ile davalı tarafından ödendiği 28.05.2014 tarihine kadar toplam faize ilişkin zararın o günkü kura göre TL karşılığının 7.295.904,97 TL olarak belirlenmesine, dava dilekçesinde davacının yabancı para cinsinden değil TL olarak talepte bulunmasına, taleple bağlı kalınarak karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine, davanın dayanağı 6100 sayılı Kanun'un 399 uncu maddesi uyarınca maddi tazminat taleplerinde ihtiyati tedbir koyduran tarafın kusursuz sorumluluğunun kabul edilmesine, haksız ihtiyati tedbir koydurtmuş olan tarafın bundan doğan maddi zararla sorumlu tutulabilmesi için ihtiyati tedbiri kötüniyetle istemiş ve koydurmuş olmasının gerekmemesine, hükmedilen miktara faiz işletilmiş olup bu yöndeki davacının temyizinde hukuki yarar bulunmamasına, menfi tespit davasında ileri sürülen savunmaların eldeki davanın konusu olmamasına, zira ihtiyati tedbirin haksız olduğunun ilk davadaki yargılama sonucunda anlaşılmasına göre usul ve kanuna uygun olup taraf vekillerince temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Taraf vekillerinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz harcının davacıya ve davalıya yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
11.12.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.