Yargıtay · 3. Hukuk Dairesi
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2026/724 E. 2026/2555 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 3. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2026/724
- Karar No
- 2026/2555
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/2455 E., 2025/3138 K.
Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyularak verilen karar taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA Davacı vekili; müvekkilinin 04.08.2010 tarihinde davalı şirkete ait hastanede üçüncü çocuğunu sezaryen ile doğurduğunu, diğer davalı doktorun rızası olmamasına rağmen müvekkiline tüp ligasyonu (fallop tüplerinin bağlanması) işlemi yaptığını, bunu tekrar çocuk sahibi olamaması üzerine gittiği başka bir hastanede çekilen röntgen sonucunda öğrendiğini, yumurtalıklarının işlevsizlikten dolayı kuruduğunu tüplerin ameliyatla açılması halinde dahi ancak tüp bebek yoluyla hamile kalabileceğini, ayrıca müvekkilinin doğumdan sonra birtakım sağlık sorunları yaşamaya başladığını, migren, şeker, astım, sinir sıkışması ve adet düzensizliğinin baş gösterdiğini, kendi inancına göre tüplerin bağlanmasının günah olduğunu, ayrıca tıbbi olarak da yan etkilerinin bulunduğunu, bu durumun hem bedensel sağlığını hem de ruhsal sağlığını etkilediğini ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, şimdilik 2.000,00 TL maddi ve 300.000,00 TL manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1. Davalı doktor vekili; zamanaşımı def'inde bulunduktan sonra, davacının tüp ligasyonu iddiasının doğru olmadığını, müvekkilinin davacıya böyle bir müdahalede bulunulmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. 2. Davalı şirket vekili; zamanaşımı def'inde bulunduktan sonra, davacının tüplerinin bağlanmadığını, aynı gün ameliyat olan dava dışı F.K'nın tüplerinin bağlandığını, ancak bu işlemin yanlışlıkla davacının epikriz raporuna eklendiğini, davacının sadece sezeryan olduğunun ameliyat defteri ve anestezi formundan anlaşılabileceğini, davacının sunduğu histerio sealpingografi raporunun sonuç kısmında; kontrast maddenin sağ ve sol tubalara geçişinin saptanmadığının belirtildiğini, tüplerin bağlanıp bağlanmadığının ancak yapılacak ameliyatla anlaşılabileceğini, davacının gerekirse yeniden ameliyat edilerek iddiaların araştırılması gerektiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 09.11.2021 tarihli kararıyla; 04.09.2010 tarihli ameliyat notunda tüp ligasyon işleminin kayıtlı olduğu, SGK'ya yazılan müzekkere cevaplarında da bu hususun doğrulandığı anlaşıldığından kusurun sübut bulduğu gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, 40.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, maddi tazminat talebinin ve fazlaya dair istemin reddine karar verilmiş; karar karşı, süresi içerisinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin 19.10.2023 tarihli kararıyla; davalıların davacının epikriz raporunun F.K. adlı hastanın epikrizi ile karıştırılmış olduğu savunması karşısında davacının tüplerinin bağlandığına ilişkin net kanaat bildirir tıbbi bir belge getiremediği, sadece kayıtlara göre tüp ligasyon işlemi yapıldığı sonucuna varılamayacağı, davacının da yeni bir tıbbi işlem yapılmasını istemediği gerekçesiyle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine, davalıların istinaf başvurusunun kabulü ile, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmiş; karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ 1. Dairece verilen 16.01.2025 tarihli ilamla; davacıya ait 04.09.2010 tarihli epikrizde bileteral pomeroy usulüyle tüp ligasyonu yapıldığının yazılı olduğu, hasta giriş-yatış ve kabul formunda yer alan tedavi sonucu kısmına da sezaryen ve tüp ligasyonu işlemlerinin not edildiği, davacıya dava dışı özel hastanede yapılan histeriosalpingografi sonucunda kontrast maddelerin sağ ve sol tubalara geçişinin saptanmadığına ilişkin radyoloji raporunun mevcut olduğu, aynı sonuçların Adli Tıp Kurumun 7. İhtisas Kurulu tarafından da incelendiği ve sağ tubaya kontrast madde geçişi izlenmezken sol tubaya az miktarda geçiş olduğu, ancak distale ulaşmadığının bildirildiği, yine dava dışı devlet hastanesinin histerasalpingografi raporunda da bilateral tubaya kontrast madde geçişi izlenmediğinin belirlendiği, Adli Tıp 7. İhtisas Kurulu raporunda tüp ligasyonu yapılsa dahi yeniden kanallaşma olasılığı bulunduğundan kontrast madde geçişinin gözlemlenebileceği dolayısıyla sadece histerosalpingografilerle tüp ligasyonu işleminin yapılıp yapılmadığı sonucuna varılamayacağı, tubalara cerrahi girişim yapılıp yapılmadığının ancak açık ameliyat veya laparoskopi ile anlaşılabileceği mütalaa edildiği, üç kişilik bilirkişi heyetinden alınan raporda; tüplerin tıkanmasının pelvik inflamatuar hastalık, endometriozis, geçirilmiş cerrahilere bağlı yapışıklıklar, inflamatuar barsak hastalığı ve pelvik tüberküloz gibi durumlar nedeniyle de olabileceğinin bildirildiği, doktorun özen borcunun kapsamına teşhis ve tedaviye ilişkin kayıtların doğru tutulması yükümlülüğünün de dahil olduğu, davacıya ait tıbbi kayıtlarda kendisine tüp ligasyonu işlemi yapıldığının yazılı olması, davacının tüplerinin kısmen veya tamamen tıkalı olduğunun belirlenmesi ve kendisine infertilite(kısırlık) tanısı konulmuş olmasının davacıya tüp ligasyonu yapıldığı yönünde bir karine oluşturduğu, bu durumda tıbbi kayıtların karıştırılmış olduğunu gerçekte davacıya tüp ligasyonu yapılmadığını iddia eden davalıların bunu ispat etmesi gerektiği, davalılarca davacı ile kayıtlarının karıştırıldığı iddia edilen dava dışı F.K'nın epikriz raporunda sadece sezaryen yazıldığı halde, Mahkemede tanık olarak alınan ifadesinde; kendisine aynı zamanda tüp ligasyonu işlemi yapıldığını beyan ettiği, davalıların davacıya tüp ligasyonu yapılmadığına yönelik savunmalarını mevcut deliller ile ispat edemediği, davacının zarara ilişkin iddialarının değerlendirilmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle, Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. 2. Bozmaya uyan Bölge Adliye Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; bozma ilamında belirtilen davalı tarafın kusuruna dair tespitler çerçevesinde davacı vekiline maddi zararlarının ispatına yarayan kayıtları sunması ve dosyanın bilirkişiye maddi zarar hesabına gönderilmesi için gider avansının yatırması hususları ihtar edilerek, 13.05.2025 tarihli duruşmada davacı vekiline süre verildiği, ayrıca davacı vekiline celse arasında çıkarılan ve sonuçları kesin olarak ihtar edilen 9.000,00 TL bilirkişi ücretini yatırması için tebliğ evrakında kesin süre verildiği, aksi takdirde mevcut delil durumuna göre dosyada karar verileceğinin bu tebliğ evrakı muhtırası tebliği ile davacı vekiline ihtar edilmesine, bu tebliğin de davacı vekiline 18.06.2025 tarihinde tebliğ edilmesine rağmen, davacı vekilinin bilirkişi ücretini dosyaya yatırmadığı, davacı vekilinin 07.10.2025 tarihli karar duruşması sırasında da müvekkilinin bu bilirkişi ücretini ekonomik sebeplerle yatıramayacağını beyan ettiği, bilirkişi ücretinin celse arasında davacı vekiline çıkarılan kesin ihtaratlı ve miktar içeren muhtıra tebliğine rağmen yatırılmamış olduğu ve duruşma sırasında da davacı vekilince bu ücretin yatırılmayacağı açıklandığından, 6100 sayılı Hukuk Muhakemesi Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 324. maddesi uyarınca, dosyada gerekli olan bilirkişi raporunun tanzimi bir delil ikame avansı niteliğinde olup, bu avansın süresinde davacı yanca yatırılmamasının hukuki sonucunun davacı tarafın dayandığı o delilden vazgeçmiş sayılması olduğu, böylelikle davacının maddi tazminat davasının ispatlayamadığı, manevi tazminatın şartlarının oluştuğu gerekçesiyle, davacının maddi tazminat talebinin reddine, manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile, 100.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. VI. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1. Davacı vekili; bozma ilamıyla davalıların savunmalarını ispat edemediğinin sabit olduğunu, maddi tazminata hükmedilmemesinin ve manevi tazminatın düşük hesaplanmasının hakkaniyete aykırı olduğunu, Anayasa Mahkemesinin 2024/29 E., 2024/226 K. sayılı kararıyla, manevi tazminat taleplerine ilişkin olarak açılan davalarda reddedilen tutara ilişkin karşı vekalet ücretine hükmedilmesi uygulaması iptal edildiğini, bu nedenle manevi tazminat yönünden davalılar lehine hükmedilen karşı vekaletin hatalı olduğunu, Bölge Adliye Mahkemesinde yapılan duruşmalar için hesaplanan vekalet ücretinin de usule aykırı olduğu ileri sürerek, kararın bozulmasını talep etmiştir. 2. Davalı şirket vekili; davacının haksız iddialarını ispat edemediğini, dosya kapsamında alınan bilirkişi raporları, tanık beyanları ve SGK kayıtları müvekkili lehineyken manevi tazminatın kabulünün hatalı olduğunu, sehven tutulan epikriz notu dikkate alınarak davacının haksız davasının kabul edilmesinin hukuka aykırı olduğunu, müvekkilinin hiçbir kusurunun bulunmadığını, manevi tazminat miktarının fahiş olduğunu ileri sürerek, kararın bozulmasını talep etmiştir. 3. Davalı doktor vekili; davacının kendi iradesiyle reddettiği tıbbi inceleme ve işlemler nedeniyle ortaya çıkan ispat güçlüğünün müvekkiline yüklenmesinin hukuka aykırı olduğunu, dava tarihinde asgari ücretin 1.300,00 TL olduğunu, hükmedilen manevi tazminatın asgari ücretin neredeyse 75 katı olduğunu, dava tarihindeki ekonomik gerçeklikle bağdaşmayan manevi tazminatın fahiş olduğunu ileri sürerek, kararın bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, davalı özel sağlık kuruluşu ile davalı doktorun vekalet sözleşmesinden kaynaklanan özen borcuna aykırı davrandığı iddiasına dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Bölge Adliye Mahkemesince; uyulan bozma ilamına uygun karar verildiği, bozma ilamı ile kazanılmış hak teşkil eden yönlerin ise yeniden incelenmesine imkan bulunmadığı anlaşılmasına göre, davalılar vekillerinin tüm ve davacılar vekilinin ise aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan kararın onanmasına karar verilmiştir. Anayasa Mahkemesinin 25.12.2024 tarihli ve 2024/29 E., 2024/226 K. sayılı kararıyla; manevi tazminat talepli davalarda, reddedilen tutara ilişkin olarak yargılama giderlerinden haklılık oranına göre sorumluluğa dayanak oluşturan 6100 sayılı Kanunu'nun 326. maddesinin ikinci fıkrasının ve karşı vekalet ücreti ödenmesi uygulamasının Anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle, anılan kanun hükmünün iptaline karar verilmiş, 14.03.2025 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan mezkur kararın dokuz ay sonra, 14.12.2025 tarihinde yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür. Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tarife ile manevi tazminat davalarının kısmen reddi durumunda karşı taraf lehine vekalet ücreti verilmesine dair Tarife'nin 10. maddesinin ikinci fıkrasını 08.01.2026 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan değişiklik ile yürürlükten kaldırmıştır. Temyiz inceleme tarihi itibari ile, mezkur Anayasa Mahkemesi kararı yürürlüğe girmiş, reddedilen manevi tazminat talepleri yönünden yargılama giderlerine ve karşı vekalete hükmedilmesinin yasal dayanağı ortadan kalkmış olup bu husus bozmayı gerektirmiştir. Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Kanunun 370. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca kararın düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir. V. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Davalılar vekillerinin tüm, davacı vekilinin ise sair temyiz itirazlarının REDDİNE, 2. Davacı vekilinin vekalet ücretine yönelik temyiz itirazının kabulü ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 9. bendinin (b) alt bendinin kaldırılarak, 9. bendin "Davalılar kendilerini vekil ile temsil ettirdiğinden, maddi tazminat davası bakımından AAÜT hükümlerine göre hesaplanan 2.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine," şeklinde değiştirilerek kararın DÜZELTİLEREK ONANMASINA, Aşağıda yazılı bakiye temyiz karar harçlarının temyiz eden davalılara yükletilmesine, Davacı taraf harçtan muaf olduğundan peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 29.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.