Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2023/2017 E. 2026/1271 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2023/2017
- Karar No
- 2026/1271
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2023/2017 KARAR NO : 2026/1271
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : KARŞIYAKA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 20/08/2020 (Dava) - 02/06/2023 (Karar) NUMARASI : 2020/328 Esas - 2023/386 Karar DAVA : Tazminat BAM KARAR TARİHİ: 07/07/2026 KARAR YAZIM TARİHİ: 07/07/2026
İstinaf incelemesi için Dairemize gönderilen Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 02/06/2023 tarihli ve 2020/328 Esas - 2023/386 Karar sayılı dosyasının incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 04.08.2019 pazar günü, saat 21:40 sıralarında İzmir İli Foça İlçesi ... Mahallesi .35-79 il yolu üzerinde ... Sokak girişine yakın ve Menemen İlçesi istikametinde, davalı sürücü ... sevk ve idaresindeki ... plakalı ve davalı ... adına ruhsatlı otomobil ile 35-79 il yolu üzerinde, Foça istikametinden gelip, Menemen istikametine seyir halinde ...sokak kavşağı girişine yaklaştığında, almış olduğu yüksek ölçüdeki alkolün ve hız sınırını aşmasının etkisi altında güvenli sürme yetisini kaybetmesinden dolayı takip mesafesini koruyamadığı için aracın sağ ön kısımlarıyla, aynı yönde ilerleyen sürücü....'nin sevk ve idaresindeki ... plakalı motosikletin sol arka kısımlarına çarpması neticesinde müvekkilinin yaralandığını ve maddi hasarlı trafik kazası meydana geldiğini, müvekkilinin sol bacağının diz üstü ampute edildiğini, kaza mahalinde hazırlanan kaza teşpit tutanağının gerçeği yansıtmadığından itiraz edildiğini ve Foça Cumhuriyet Başsavcılığının 2019/1900 soruşturma nolu dosyasında bilirkişi raporu alındığını, raporda "... plakalı otomobil sürücüsü ..., alkollü olarak karayolunda araç kullanıp hız sınırlamasını aşarak, hızını mahal şartlarına uydurmayıp, araçlar arasındaki mesafeyi korumadığı için arkadan çarpma kuralına uymadığından dolayı asli ve tam kusurlu, .... plakalı motosiklet sürücüsü ... kusursuzdur..." şeklinde görüş bildirildiğini, müvekkilinin dava konusu kaza nedeniyle, beden gücü kayıp oranının Ege Üniversitesi Hastanesi Erişkinler İçin Engellilik Sağlık Kurulu'nun 04.02.2020 gün 20/388 sayılı raporuyla Opere Sol Bacak Diz Üstü Amputasyon, Opere Humerus Farktürü + Clavikula Fraktürü teşhisi ile % 53 olarak belirlendiğini, kaza tarihi itibari ile 46 yaşında olan müvekillinin konfeksiyon çalıştırmakta olduğunu, kaza nedeniyle kendisinin ve ailesinin psikolojisinin bozulduğunu, sol bacağı diz üstünden ampute edildiğinden oluşan iş gücü kaybı ve efor kaybının telafisi imkansız sonuçlar meydana getirdiğini, normal insanlara oranla bir işi yapabilmek için daha fazla enerji ve güç sarf etmek zorunda kaldığını, tüm yaşamı boyunca sürekli engel hali ile kısıtlandığını, davalı sigorta şirketine 20.12.2019 tarihinde başvuru yapıldığını ancak davalı şirketin meydana gelen trafik kazası sonucunda sakatlanma için hesaplanan maluliyet oranına istinaden 54.081,00 TL iş gücünden yoksun kalma tazminatı ödemeyi teklif ettiğini, bu miktar az olduğu için kabul edilmediğini, arabuluculuk görüşmelerinin anlaşma ile sonuçlanmadığını ileri sürerek, a)Fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10.000,00 TL maddi tazminatın (3.000.00 TL bakıcı gideri ve 5.000,00 TL beden gücü, iş gücü, efor kaybı, geçici ve kalıcı iş görmezlik ile sabit izler nedeniyle oluşan tüm maluliyet tazminatı ve 2.000,00 TL protez bedelinin) davalı ....A.Ş.'den sorumlu olduğu üst sınırdan temerrüt tarihinden işletilecek avans faizi ile, diğer davalılar yönünden ise kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile müştereken ve müteselsilen tahsiline, b)300.000,00 TL manevi tazminatın davalı .... A.Ş. dışındaki diğer davalılardan kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalılar ... ve ... cevap dilekçesinde özetle; HMK'nun 116. maddesinde sayılan ilk itiraz nedenlerinin tümünü tekrar ettiklerini, yetkisizlik ve görevsizlik nedeniyle davanın reddini, dava değeri hatalı gösterildiğinden, hatalı harç düzeltilmeden, davaya devam edilmesinin bu aşamada mümkün olmadığını, hatalı harcın düzeltimesi için davacı tarafa kesin süre verilmesini, harcın, verilen kesin sürede usule uygun şekilde yatırılmaması durumunda, dava şartlarından olan harcın ikmal edilmemiş olması nedeniyle davanın reddine karar verilmesini, yargı yerinin caiz olup olmadığı, aynı konuda kesin hüküm bulunup bulunmadığı, davacının, dava açmakta hukuki yararının bulunup bulunmadığı, kesin yetki kuralının bulunup bulunmadığı gibi hususlar, dava şartlarından olduğundan, bu hususların da araştırılmasını ve usule aykırılığın tespiti halinde, dava şartlarının yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesini, davacı vekilinin ve trafik polisi olan bilirkişi ...'ın kazanın oluşuna ilişkin iddialarının maddi delillere tamamen ters olduğunu, trafik polisi bilirkişi ilgili mühendislerin yapabileceği hesaplamaları yapmaya çalışırken birçok hesap hatası yaptığını ve yanlış sonuçlara vardığını, kazanın hangi sebeple meydana geldiği, oluşu ve maddi delillerinin kazanın hemen sonrasında Foça İlçe Jandarma Komutanlığı görevlilerince düzenlenen kaza yeri krokisi ve trafik kazası tespit tutanağı ile sabit olduğunu, müvekkili ...'nın yanında diğer müvekkili ...'nın da olduğu halde yönetimindeki ... plakalı otomobil ile Foça-Menemen 35-79 il yolu yönünde seyrederken 49,3 km'ye geldiğinde yaklaşık 100 metre ileride bir motosikletin yolun sağ tarafında durduğunu gördüğünü ve güvenli geçiş için motosiklete selektör yaptığını, ancak motosiklet sürücüsünun bu ikaza rağmen motosikletini yola doğru hareketlendirdiğini, bunun üzerine müvekkilinin hemen frene basıp motosikletten uzaklaşmak için de direksiyonunu karşı şeride kırdığını ancak o anda motosiklet de karşı şeride geçtiği için karşı şeritte maalesef aracın sağ tamponu, motosikletin sol ortasıyla çarpıştığını bu sırada davacının sol ayak üstü tampon ile motosikletin ayak-vites pedalı arasında sıkışarak parçalandığını, ampute edilmek zorunda kalındığını, araç ve motosikletin aralarındaki mesafe 62 metre iken yolun sağında duran motosikletin aniden yola fırladığını, müvekkilin de hemen frene bastığını, 29 metre fren sonrasında karşı şeritte çarpışma gerçekleştiğini, 15 metre daha frenle karışık hareket edip yol kenarında toplam 44 metre mesafede durduğunu, sürücünün çarpma sonrası refleksle bir an freni bıraktığı dikkate alındığında frene basmasa ve kesmeseydi 15 metreden daha önce aracın duracağının açık olduğunu, 82 km/h hız ile giden bir araç bir tehlike görüp 44 metrelik bir fren mesafesiyle durmuşsa hızının 82 km/h olması gerektiğini, müvekkilinin tehlikeyi yani motosikletin yola çıkmak için hamle yaptığını 61,2 metre önce gördüğünü ve frene basmak için anında hamlesini yaptığını, kaza anında havanın karanlık olduğu ve yolda da dönüş için herhangi bir kavşak bulunmadığı yani dümdüz bir yol olduğu dikkate alındığında, müvekkilinin 62 metreden motosikletin hamlesini net bir şekilde görmesinin ve hemen frene basmasının onun sürüş anında tüm dikkatini yola verdiğinin, sürüş anında üzerine düşen tüm dikkat ve özeni gösterdiğinin açık olduğunu, dolayısıyla kaza anında 0,81 promil düzeyinde alkollü olmasının kazaya hiçbir etkisinin olmadığını, kaza anında alkollü olmanın tek başına güvenli sürüş yeteneğini ortadan kaldırmayacağını, kazanın jandarma görevlilerinin olayın hemen akabinde tüm deliller olay yerinde iken düzenlediği TKTT ve krokide belirtildiği ve çizildiği gibi gerçekleştiğini, sadece motosikletin ani fren yapıp U dönüşü yaptığı tespitinin yanlış olduğunu, zira motosikletin önceden yolun sağında durup akabinde yola çıktığının açık olduğunu, müvekkili ...'nın olayda tali kusurunun, dolayısıyla maddi ve manevi tazminat sorumluluğunun bulunmadığını, müvekkili ...'nın da buna bağlı işleten sorumluluğundan dolayı haksız bir fiil ve tazminat sorumluluğu bulunmadığını, manevi tazminat talep miktarının haksız olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı sigorta şirketi vekili cevap dilekçesinde özetle; dava şartı arabuluculuğa başvurulmadığındın dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddini, esas yönden ise, davayı kabul anlamına gelmemek üzere kaza ile davacının sakatlığı arasındaki illiyet bağının ve davacının kazadan kaynaklanan maluliyetinin tespiti bakımından dosyanın Adli Tıpa gönderilerek erişkinler için engellilik değerlendirmesi hakkındaki yönetmeliğe göre rapor tanzim edilmesi gerektiğini, davacının talep ettiği ekonomik geleceğin sarsılması nedeniyle tazminat talebi ile kazanç kaybı taleplerinin poliçe teminatı kapsamı dışında olup müvekkili şirketin bu talepler hakkında herhangi bir sorumluluğu bulunmadığını, davacının talebine konu geçici iş göremezlik tazminatı, protez bedeli ve sair tedavi gideri tazminatı taleplerinin, yasa değişikliği ile SGK'nın sorumluluğuna eklenen tedavi teminatı kapsamında olduğundan, ilgili mevzuat kapsamında SGK tarafından karşılanması gerekli işbu giderlerden müvekkilinin herhangi bir sorumluluğu bulunmadığını, gelirin asgari ücret üzerinden hesaplanması gerektiğini, tazminat hesaplamasının genel şartlarda berlirlenen usul ve esaslara göre yapılması gerektiğini, tazminat hesaplamasında kullanılması gereken yaşam tablosunun TRH 2010 ve hesaplamada esas alınması gereken teknik faizin %1,8 olarak düzenlendiğini, tazminat hesaplanmasında bu tablonun kullanılması ve teknik faizin 1,8 olarak esas alınması gerektiğini, davacının kaza sırasında kask takıp takmadığının incelenmesi gerektiğini, iş bu husus zararın oluşmasında etkili olduğundan Yargıtay kararları gereğince hesaplanacak tazminattan müterafik kusurun tenzilinin gerektiğini, dava tarihinden itibaren yasal faiz olarak alınması gerektiğini, aksi halde ise, müvekkil şirketin temerrüt tarihinin KTK hükümleri doğrultusunda belirlenmesi gerektiğini, faiz başlangıç tarihinin başvuru tarihinden 8 iş günü sonrası olması, ayrıca faizin yasal faiz olması gerektiğini savunarak, davanın reddini savunmuştur. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI : İlk derece mahkemesince; "...I-Davacı tarafından davalılar hakkında açılan maddi tazminat davası ile ilgili olarak: A)5.000,00 TL kalıcı iş göremezlik ve geçici iş göremezlik tazminatı, 2.000,00 TL protez ve tedavi gideri olmak üzere toplam 7.000,00 TL maddi tazminatın davalılar ... ve ... yönünden kaza tarihi 04/08/2019 dan itibaren, davalı .... A.Ş.yönünden temerrüt tarihi 06/01/2020 den itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, B)3.000,00 TL bakıcı gideri ücretine ilişkin talebin REDDİNE, II-Davalılar ... ve ... haklarında açılan manevi tazminat davasının KISMEN KABULÜNE, 100.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi 04/08/2019 dan itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılar ... ve ...'dan alınarak davacıya verilmesine, Fazlaya ilişkin manevi tazminat isteminin REDDİNE..." şeklinde karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; yerel mahkeme kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, yerel mahkeme kararının A) maddesi başlığı altındaki kısmına fazlaya ilişkin hakları saklı tutularak kısmi dava açmaları sebebi ile itirazlarının olmadığını, ancak fazlaya ilişkin haklarımızı saklı tutarak açtığımız kısmi davaya kısmi dava nedeni ile ek dava açıp açmayacakları, aksi halde iş bu davada ıslah hakkı için süre verilmesinin söz konusu olmadığını, müvekkilinin ıslah harcının yüksek olması nedeni ile ödeme güçlüğü yaşadığından zaman kazanmak ve harcı temin etmek için fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak açtıkları kısmı davada talepleri gibi karar verildiğini, dosyadaki bilirkişi raporu ile belirlenen fazlaya ilişkin haklarına ilişkin ek davayı açtıklarını, ek dava açma hakkını kullandıkları için kararın A) maddesi başlığı altındaki kısmına fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla itiraz etmediklerini, ancak aktüerya hesabının yapıldığı tarih, karar tarihi ve dosyanın istinaf incelemesinde geçecek süre değerlendirildiğinde paranı alım gücünün azalması, enflasyon, asgari ücret değişiklikleri vs hususlar göz önünde bulundurularak müvekkilinin ATK maluliyet raporunda belirlenen % 53 maluliyet oranı üzerinden yeniden rapor alınmasını talep ettiklerini, yerel mahkeme kararının B) maddesi başlığı altında verilen 3.000,00 TL bakıcı gideri ücretine ilişkin talebin reddine kararını kabul etmediklerini, müvekkilinin geçirdiği kaza sonucunda bacağını kaybettiğini ve öz bakımını yapamadığı için bakıcı desteği almadığını, yargılama aşamasında gelen bilirkişi raporunda, kişinin geçirdiği trafik kazasına bağlı yaralanması sebebiyle başka birisinin sürekli bakımına muhtaç durumda olmadığını, ancak iyileşme süresi içerisinde 2 (iki) ay boyunca başka birisinin yardımına ihtiyaç duyabileceği tespitinin yapıldığını, yerel mahkemenin de gerekçesinde bu hususa dayandığı halde talebin reddine karar verdiğini, BK'nın 47. maddesindeki (6098 Sayılı TBK m. 56 ) hükmüne göre hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği para tutarı adalete uygun olması gerektiğini, takdir edilecek miktarın, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olması gerektiğini, davacının cismani zarara uğraması nedeniyle oluşan zararın ağırlığı da göz önünde bulundurularak hakkaniyete uygun olacak şekilde manevi tazminata hükmedilmesi gerektiğini, maddi ve manevi tazminat taleplerine ilişkin gerek nispi gerekse de kabul red oranına göre verilen karşı taraf vekalet ücretlerinin karşı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ettiklerini belirterek, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalılar ... ve ... vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; yerel mahkeme kararanın usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacının olay anında motosikletiyle hız sınırlarına uygun ve kendi şeridinde seyrederken otomobilin kendisini solladığı sırada çarptığını iddia ettiğini, polis memuru bilirkişinin de durumu bu şekilde kabul ettiğini, ancak bu durumun mümkün olamayacağını, trafik polisi bilirkişinin bu maddi delili davalının kaza sonrası uzvunu kaybetmesi nedeniyle olaya objektif bakamadığını, dosya kapsamında alınan bilirkişilerce çelişkiler üzerinde durulmaksızın rapor hazırlandığını, sol bileğin hemen üzerinde meydana gelen şiddetli kemik kırıkları, sol tarafın ezilmesi, kas ezilmeleri ve parçalanmaları niteliğindeki yaralanmanın da motosikletin U dönüşü için yola ve otomobil yönüne geldiğinde otomobilin sağ tamponuyla motosikletin sol ortasına ayak bedalı bölgesine çarptığı ve yaralanmanın da sol kaval kemiğinin tampon ile ayak koyma pedalı arasında sıkışmasından kaynaklandığını, bu açık durumu dahi trafik polisi bilirkişinin görmezden gelip ayaktaki yaralanmanın motorla asfaltın arasında kalıp sürtünmeden gerçekleştirildiğinin belirtildiğini, bilirkişinin yaptığı daha bir çok hatalı tespitinde uzman görüşü heyet mütalaası ile belirttiklerini, karara dayanak bilirkişi raporunun çelişkiler giderilmeden, kazanın arkadan çarpma biçiminde olup olmadığı incelenmeden, davacı ...nin koruyucu kıyafet giymediği dikkate alınmadan, davacı... ..nin hatalı dönüş manevrasının kusur oranına etkisi incelenmeden, sol bacağına isabet eden şiddetli künt travmanın bu bölgede meydana getirdiği yaralanmanın oluşabilmesi için travmanın bölgeye dik açıyla gelmesi gerekip gerekmediği dahi değerlendirilmeden oluşturulduğunu, tazminat miktarına ilişkin hesaplamaların davacının yaşı, mesleği gibi hususlara dikkat edilerek Aktüerler Siciline kayıtlı bir aktüer tarafından yapılması gerekmekte iken tüm bu hususlar göz ardı edilerek, davacının kaza sebebiyle elde ettiği gelir ve tazminatlar mahsup edilmeksizin yapıldığını, hatalı inceleme yapılmış olması nedeniyle hükme esas alınması mümkün olmadığını, yerel mahkeme tarafından 100.000 TL manevi tazminat miktarına hükmedilmişse de, tazminatın ödenmesi halinde müvekkili ...'nın yoksulluğa düşeceğini, zararın, müvekkilin kastıyla ya da ağır ihmaliyle değil taksirle meydana gelmiş olup sonucu ve ceza yargılaması neticesinde müvekkili ve ailesini de derinden sarstığını, müvekkilinin Foça Devlet Hastanesinde temizlik görevlisi olarak çalıştığı, ailesi ve iki çocuğunun geçimini tek maaşla idame ettirdiği dikkate alındığında; müvekkilinin bu denli yüksek bir tazminatı zaten ödeyemeyeceğini, ödediği takdirde ailesi ve iki çocuğuyla birlikte yoksulluğa düşeceğini, bu nedenle tazminat miktarı belirlenirken günümüz ekonomik koşullarında müvekkilinin ekonomik ve sosyal durumu ile yaşam standartları birlikte değerlendirilerek tazminata hükmedilmesi gerektiğini belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı sigorta şirketi vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; yerel mahkeme kararında kararın, kusur oranları arasındaki çelişkiler giderilmeden verildiğini, kabul anlamına gelmemekle, müvekkili şirketin teminat limitinin 390.000 TL olduğunu, tazminat tutarının, teminat limitinin üzerinde olmasına rağmen yerel mahkeme kararında bu hususa yer verilmediğini, davacının motosiklet sürücüsü olduğunu, kask, koruyucu kıyafet kullanmadığının tespit edilmesine rağmen müterafik kusur değerlendirmesi yapılmamasının hatalı olduğunu, davaya konu uyuşmazlığın, poliçe tanzim tarihi olan 26/02/2019 tarihi itibariyle yeni genel şartlara tabi olduğu halde çok hatalı bir şekilde TRH tablosu ve progresif rant yöntemi dikkate alınarak hesaplama yapılmasının son derece hatalı olduğunu, ayrıca %0 teknik faiz ile hesaplama yazılmasını kesinlikle kabul etmediklerini, davacının talebine konu geçici iş göremezlik, bakıcı gideri, protez gideri ve tazminatı taleplerinin, yasa değişikliği ile SGK'nın sorumluluğuna eklenen tedavi teminatı kapsamında olduğundan ilgili mevzuat kapsamında SGK tarafından karşılanması gerekli bu giderlerden davalı müvekkilinin herhangi bir sorumluluğu bulunmadığını belirterek, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava, zorunlu mali mesuliyet sigorta poliçesine dayalı olarak maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup; hüküm taraf vekillerince ayrı ayrı istinaf edilmiştir. İstinaf incelemesi HMK.nun 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzeni yönünden yapılmıştır. 1-) Mahkemece hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu Başkanlığı İstanbul 2. Adli Tıp İhtisas Kurulu'nun 29/03/2022 tarihli raporuna göre, davacının kalıcı maluliyetinin %53, geçici maluliyet süresinin 6 ay ve olay sebebiyle de 2 ay boyunca da başka birisinin yardımına ihtiyaç duyabileceğinin mütalaa olunmuştur. Yine mahkemece alınan aktüer bilirkişi raporunun ise, yargılama sırasında daha önce maluliyetinin tespiti için ATK Başkanlığından alınan 31/05/2021 tarihli rapor esas alınarak düzenlendiği, bu raporda bakıcıya ihtiyaç duyulup duyulmadığı hususunda dosyada net bir bilgi mevcut olunmadığından bu yönde hesaplama yapılmadığı tespit edilmiş, mahkemece de bu aktüer rapor esas alınarak davacının bakıcı giderine yönelik talebinin reddedilmiş ise de, hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu Başkanlığı İstanbul 2. Adli Tıp İhtisas Kurulu'nun 29/03/2022 tarihli raporunun kaza tarihinde yürürlükte olan yönetmelik uyarınca düzenlendiği, bu haliyle usul ve yasaya uygun olduğu, bu rapor uyarınca davacının 2 ay boyunca bakıcı desteğine ihtiyacı olduğunun tespit edildiği anlaşıldığından davacının bakıcı giderine yönelik talebinin reddi doğru olmamış, davacının bu konudaki istinaf başvurusu haklı bulunmuştur. 2-) 6098 sayılı TBK'nun 56. maddesi hükmüne göre, hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Manevi tazminat, zarara uğrayanda, manevi huzuru gerçekleştirecek ve tazminata benzer bir fonksiyonu da olan özgün bir nitelik taşır. Manevi tazminat bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. Zarar görenin zenginleşmemesi, zarar sorumlusunun da fakirleşmemesi gerekmektedir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.6.1976 günlü ve 7/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde takdir edilecek manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden, hakim bu konuda takdir hakkını kullanır iken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir. Davaya konu edilen kazada, davacının sol diz altının ampüte ve vücudunda başkaca kırıklar olduğu, bu sebeple duyulan acı ve elemin kısmen giderilmesinin gerektiği, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, olayın oluş biçimi, kazanın meydana geldiği olay tarihindeki paranın alım gücü, davalı yanın içine düşebileceği mali güçlükler ve manevi tazminatın yukarıda ifade edilen amacı da göz önünde bulundurularak davacı için takdir edilen manevi tazminatın hak ve nesafet kuralları çerçevesinde az olarak belirlendiği görülmüş, davacının bu konudaki istinaf başvurusu haklı bulunmuştur. Manevi tazminata ilişkin olarak değinilmesi gereken bir diğer husus ise; kısmen reddedilen tutarlar bakımından davacılar aleyhine vekalet ücreti ve yargılama giderlerine hükmedilmemesi gerekliliğidir. Zira, Anayasa Mahkemesinin 2024/29 E. - 2024/226 K. sayılı kararı (RG-14/03/2025) ile, HMK'nın 326/2. maddesinin -manevi tazminat davaları yönünden- Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiş ve işbu iptal kararı 14.12.2025 tarihinde yürürlüğe girmiş bulunmaktadır. Bu kararda da belirtildiği üzere, maddi tazminat davalarından farklı olarak, manevi tazminat davalarında hüküm altına alınacak manevi tazminat miktarının belirlenmesi tamamen hakimin takdirinde olduğundan, miktar belirtmek suretiyle manevi tazminat davasını açacak kişinin hâkimin hükmedeceği manevi tazminat tutarını önceden öngörebilmesinin mümkün olmadığı gözetildiğinde, manevi tazminatın kısmen reddedilen miktarı yönünden davacı taraf aleyhine vekalet ücretine ve yargılama giderlerine hükmedilmesi hakkaniyete aykırı olacaktır. Ayrıca, AAÜT’nin "manevi tazminat davalarında ücret" başlıklı 10./(2). maddesinde yer alan; “...(2) Davanın kısmen reddi durumunda, karşı taraf vekili yararına bu Tarifenin üçüncü kısmına göre hükmedilecek ücret, davacı vekili lehine belirlenen ücreti geçemez.” hükmü de 08.01.2026 tarihli ve 33131 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tarife ile yürürlükten kaldırılmış olup, Anayasa Mahkemesi kararı ve AAÜT uyarınca davacıların hükmedilecek manevi tazminat miktarını öngörmesi mümkün olmadığından, anılan yasal değişiklikler gereği davacı bakımından; yeniden tesis edilecek kararda kısmen reddedilen manevi tazminat miktarları yönünden davacı aleyhine vekalet ücreti ve yargılama giderine hükmolunmaması gerektiği açıktır 3-) Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası; motorlu bir aracın karayolunda işletilmesi sırasında, bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına neden olması halinde, o aracı işletenin, zarara uğrayan 3. kişilere karşı olan sorumluluğunu belli limitler dahilinde karşılamayı amaçlayan ve yasaca yapılması zorunlu kılınan bir sorumluluk sigortası türüdür. Bu sebepledir ki, sigorta şirketinin sorumluluğu, sigortalı araç sürücüsünün kusuru oranında ve poliçe limitiyle sınırlıdır. Buna göre; davalı sigorta şirketinin kaza tarihi itibariyle sorumluluğuna esas poliçe teminat limitinin 390.000,00 TL olmasına göre, davalının sorumluluğunun poliçe teminat ile sınırlı olduğunun hükümde belirtilmemesi usul ve yasaya aykırı olmuş, davalı sigorta şirketinin bu konudaki istinaf başvurusu haklı bulunmuştur. Açıklanan tüm bu gerekçelerle; taraf vekillerinin istinaf başvurusunun kısmen kabulüne; kararın açıklanan gerekçeler doğrultusunda kaldırılmasına, diğer istinaf nedenlerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, davanın yeniden görülmesi için 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-a-6 maddesi gereğince; dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar verilerek, aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Taraf vekillerinin istinaf itirazlarının KISMEN KABULÜNE; Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/328 Esas - 2023/386 Karar sayılı kararının HMK 353/1-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, 2-İstinaf eden tarafların diğer istinaf itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, 3-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 4-İSTİNAF AŞAMASINDA; istinaf eden taraflarca yatırılan istinaf karar harcının talep halinde ilgili tarafa iadesine, 5-İstinaf aşamasında istinaf eden taraflarca yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek nihai kararda ele alınmasına, 6-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına, 7-Kararın taraflara tebliği, harç ve gider avansı iade işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine, Dair; dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, HMK'nın 353/1-a maddesi gereğince kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 07/07/2026