Yargıtay · 3. Hukuk Dairesi
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2026/5519 E. 2026/4164 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 3. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2026/5519
- Karar No
- 2026/4164
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi (İlk Derece) SAYISI : 2025/21 E., 2026/6 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; tahkim sözleşmesinin geçersiz olduğunu, yargılama sırasında alınan icazetin hukuken yok hükmünde olduğunu, sonradan verilen icazetin geçersiz olduğunu, hukuki dinlenilme hakkının ihlal edildiğini ve bilirkişi incelemesi yaptırılmadığını, hakem heyeti tarafından "konu uzmanlarından müteşekkil hakem heyeti" ibaresine yer verilerek Hakem Heyetinin kendisini bilirkişi yerine koyduğunu, Hakem Heyeti tarafından Mahkeme kanalıyla yapılan tespit ile yetinilmiyor ise yeni bir bilirkişi heyeti oluşturularak dosya üzerinden veya mevcut verilerle ek rapor alınması gerektiğini, varsayıma dayalı hüküm kurulamayacağını, somut olayda Hakem Kurulunun Mahkeme tespit raporunu bertaraf ederken yerine bilimsel bir rapor koymadığını, varsayımlarla hareket ettiğini, gizli ayıp ve hak düşürücü sürenin yanlış uygulandığını, satıcının ağır kusuru veya gizli ayıp hallerinde sözleşmedeki 90 günlük analiz yaptırma şartının uygulanamayacağını, ayrıca Hakem Kurulunun reddedilen miktar üzerinden fahiş bir vekalet ücreti ve hakem ücretine hükmettiğini, bu durumun hak arama özgürlüğünü kısıtlayacak nitelikte olup adelete erişim hakkını engellediğini ve kamu düzenine aykırılık teşkil ettiğini, hakem kararının gerekçesiz ve denetime elverişsiz olduğunu, savunma hakkının açıkça kısıtlandığını ileri sürerek; Hakem Kurulu tarafından verilen 14.11.2025 tarihli HK-2025-06 sayılı hakem kararının tahkim sözleşmesinin geçersizliğine, hukuki dinlenilme hakkının ihlali, eksik inceleme ve kamu düzenine aykırılık sebebiyle iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP Davalılar vekili; tahkim sözleşmesinin geçerli olduğunu, tahkim yargılaması aşamasında verilen icazetin de geçerli olduğunu, hukuki dinlenilme hakkının ihlal edilmediğini, dosyanın bilirkişiye gönderilmemesinin hakem kararının iptalini gerektirmediğini, davacı tarafın bu yöndeki iddialarının tutarsız, hukuken mesnetsiz ve dinlenilemez nitelikte olduğunu, hakem kararının gerekçesinde hak düşürücü süreden bahsedilmediği gibi gerekçenin sebeplerine yönelik incelemelerin tek tek anlatıldığını, kamu düzenine aykırılık iddiasının doğru olmadığını, gerekçeli kararda herhangi bir tazminata hükmedilmediğini, davacı vekilinin talep etmiş olduğu miktar üzerinden Avukatlık Kanunu gereğince Avukatlık Asgari Ücreti Tarifesince vekalet ücretine hükmedildiğini ve TÜRKTOB Tüzüğünün ilgili maddesi gereğince talep değerinin %3'ü oranında yargılama giderinin tahsiline karar verildiğini, hakem kararının iptalini gerektirir hiçbir sebebin bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. MAHKEME KARARI Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; hakem dosyasının davacısı, her ne kadar yargılama sırasında alınan icazetin hukuken yok hükmünde olduğunu ve tahkim sözleşmesinin bu nedenle geçersiz olduğunu ileri sürmüş ise de, taraflar arasındaki tahkim sözleşmesini şirket adına imzalayan ...'nın sözleşmeyi imzalama yetkisi olup olmadığı araştırılarak bu konuda tüzel kişiliğin icazetinin olup olmadığı hususlarınında beyanının alınması için Hakem Kurulunca karşı taraf vekiline süre verildiği, verilen süre içerisinde 24.10.2025 tarihli yazılı beyanda bulunularak .... Ltd. Şti.nin tahkim başvurusuna icazeti olduğu belirtildiğinden, ayrıca başvurucu vekili adına sözleşmeyi imzalayan ....'in sözleşmeyi imzalama yetkisinin olup olmadığı hususunda beyanda bulunmak üzere başvurucu vekiline verilen süre içerisinde ...'in yetkili olduğuna dair yazılı beyanda bulunulduğundan sonradan verilen icazetin geçerli olması nedeniyle tahkim şartının geçerli olduğu anlaşıldığından davacı tarafın bu yöndeki talebinin yerinde olmadığı, davacı tarafça tahkim başvurusunda bulunulmadan önce Tarsus 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2024/29 D.İş sayılı dosyası ile yaptırılan delil tespiti neticesinde alınan bilirkişi raporuna göre, taşınmazın farklı bölge ve noktalarından olmak üzere 3 adet topraktan sökülerek topraklı şekilde köklerin poşet içerisinde kalacak şekilde alınan numunelerin Adana Biyolojik Mücadele Araştırma Enstitüsü Müdürlüğünce analiz edilmesi neticesinde, davalı şirketten satın alınan Trabzon Hurması fidanlarında "Kök Kanseri" hastalığının tespit edildiği, bu hastalığın durdurulabilmesi ve yayılma hızının azaltılabilmesi için bazı önlemler alınabilir olup uygulama ve maliyet açısından ekonomik olmadığından hastalık yayılım hızının yüksek olma ihtimali ve durdurulması güç olup tüm fidanların sökülmesinin uygun olduğu, hastalığın toprak kaynaklı olma ihtimalinin çok düşük olduğu, büyük ölçüde fidan kaynaklı olabileceği belirtilmiş olmasına rağmen Hakem Kurulunca konunun uzmanları olduğu belirtilerek, toprak kaynaklı olduğu bilinen Agrobacterium tumafaciens'ın dikim yapılan araziden de fidanlara kök budaması yapıldığında açılan yara yerlerinden giriş yapabileceği ve bu 10 aylık sürede gelişerek bu yumruları oluşturabileceği teknik değerlendirmesi yapılarak, ayrıca delil tespit raporunda fidanların bir bölümünün gelişiminin sağlıklı ve düzenli bir bölümünün ise sağlıksız ve bodur kaldığı tespitlerine yer verilmesine rağmen hastalıklı fidan sayısına ya da oranına yönelik herhangi bir bilgi verilmediği, 54.5 70... 'lik bir bahçeden sadece 3 numune alındığı gerekçesiyle başvurucunun fidanların teslim tarihinde hasta olduğu iddiasını ispat edemediği değerlendirilerek başvurunun esastan reddine karar verildiği dikkate alındığında, Hakem Kurulunca delil tespit raporunda eksik hususlar öngörülmüşse bu hususta delil tespit raporundaki bilirkişi heyetinden ek rapor alınmak suretiyle karar verilmesi gerekirken davaya konu uyuşmazlıkta uzman oldukları gerekçesiyle bilirkişi raporu veya ek raporu alınmaksızın delil tespiti sırasında alınan bilirkişi heyeti raporundaki değerlendirmelerin aksine tespitlere yer verilerek davanın reddine karar verilmiş olmasının hukuki dinlenilme hakkına aykırılık teşkil ettiği ve bu nedenle Hakem Kurulu Kararının HMK’nın 439/f maddesi uyarınca iptalinin gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne, dava konusu Türkiye Tohumcular Birliği Hakem Kurulunun 14.11.2025 tarihli ve HK-2025-06 E. sayılı Hakem Kurulu Kararının iptaline karar verilmiş; karara karşı, davalılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
IV. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalılar vekili; Bölge Adliye Mahkemesinin sınırlı olarak sayılan iptal denetimi sınırını aşarak Hakem Kurulunun delil takdirine müdahale ettiğini ve bu değerlendirmeyle aslında esasa ilişkin denetim yaparak karar verdiğini, ek bilirkişi raporu alınmalıydı şeklindeki gerekçe ile Hakem Heyetinin delil değerlendirmesi denetlendiğini, Mahkemenin Hakem Heyetinin yerine geçerek yeniden yargılama yaptığını, bu durumun yetki aşımı olduğunu, hukuki dinlenilme hakkı ihlali bulunmadığını, tespit dosyasında alınan bilirkişi raporuna karşı tarafların itirazlarını sunduğunu, Hakem Kurulunun ise, her iki tarafın beyanlarını değerlendirdiğini, mevcut delil durumuna göre kanaat oluşturduğunu, bunun yanında, hakem kararının değerlendirme ve gerekçe kısmında fidanların sökülmesi nedeniyle ek bir keşif ya da tespit imkanı kalmadığının belirtildiğini, fiilen imkânsız hale gelmiş bir incelemenin yapılmamış olması, hukuki dinlenilme hakkı ihlali olarak değerlendirilemeyeceğini, ayrıca, somut olayda Hakem Heyetinin alanında uzman kişilerden oluştuğunu, bu nedenle; teknik konularda değerlendirme yapmalarının, bilirkişi incelemesine ihtiyaç duymadan kanaat oluşturmalarının tahkimin doğal sonucu olduğunu, Hakem Kurulunun fiili keşif ve tespit imkansızlığını da belirterek, mevcut raporu yeterli görmeyerek gerekçeli bir şekilde teknik değerlendirme yaptığını, Mahkemenin, teknik değerlendirmeyi yetersiz görmesi ve bilirkişi zorunluluğu yaratmasının tahkimin işlevini ortadan kaldırdığını, Hakem Kurulunun bilirkişi raporuna bağlı olmaması ve aksine karar verebilmesi hukuken mümkün olduğunu, heyetin tüm teknik ve hukuki gerekçeleriyle birlikte dosyadaki tespit raporuna ve esasa yönelik değerlendirmelerini hukuk kuralları içerisinde yaptığını, ileri sürerek, kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, Türkiye Tohumcular Birliği Hakem Kurulu Komisyonunun 14.11.2025 tarihli kararının iptali istemine ilişkindir. Tahkim yargılaması neticesinde hakemin/hakem kurulunun verdiği karar, tahkim kurumunun yargısal niteliğinin doğal bir sonucu olarak Mahkeme kararları gibi maddi anlamda kesin hüküm teşkil eder ve bu kararın iptali yahut 437. madde kapsamı dışında kalacak ölçüde değiştirilmesi ancak kanunda öngörülen "iptal davası" ile sağlanabilir. Hakem kararlarına karşı itiraz için öngörülen yol olan iptal davası HMK'nın 439. maddesinde düzenlenmiş olup hakem kararının (veya tavzih, düzeltme ya da tamamlama kararının) taraflara bildirildiği tarihten itibaren bir ay içerisinde (md. 439/4) tahkim yeri bölge adliye mahkemesi nezdinde (md. 439/1-2.c) iptal talebinde bulunulabilir. Hakem kararına karşı iptal davası açılması kural olarak kararın icrasını durdurmasa da taraflardan birinin talebi üzerine teminat mukabilinde aksine karar verilebilir (md. 439/4). Bölge Adliye Mahkemesince öncelik ve ivedilikle (md. 439/1) ve yine duruşma açılması yönünde karar alınmadıkça dosya üzerinden (md. 439/5) yapılan bu inceleme sonunda iptal talebiyle ilgili verilecek kararlara karşı temyiz yoluna başvurulabilir (md. 439/6). İptal davasında Bölge Adliye Mahkemesinin incelemesinin sınırları 439. maddenin 2. fıkrasında düzenlenmiştir. Buna göre; "a) Tahkim sözleşmesinin taraflarından birinin ehliyetsiz ya da tahkim sözleşmesinin geçersiz olduğu, b) Hakem veya Hakem Kurulunun seçiminde, sözleşmede belirlenen veya bu Kısımda öngörülen usule uyulmadığı, c) Kararın, tahkim süresi içinde verilmediği, ç) Hakem veya Hakem Kurulunun, hukuka aykırı olarak yetkili veya yetkisiz olduğuna karar verdiği, d) Hakem veya Hakem Kurulunun, tahkim sözleşmesi dışında kalan bir konuda karar verdiği veya talebin tamamı hakkında karar vermediği ya da yetkisini aştığı, e) Tahkim yargılamasının, usul açısından sözleşmede veya bu yönde bir sözleşme bulunmaması hâlinde, bu kısımda yer alan hükümlere uygun olarak yürütülmediği ve bu durumun kararın esasına etkili olduğu, f) Tarafların eşitliği ilkesi ve hukuki dinlenilme hakkına riayet edilmediği, g) Hakem veya Hakem Kurulu Kararına konu uyuşmazlığın Türk hukukuna göre tahkime elverişli olmadığı, ğ) Kararın kamu düzenine aykırı olduğu" tespit edilirse, hakem kararları iptal edilebilir. Hakem kararlarına itiraz için öngörülen iptal davası teknik anlamda bir "kanun yolu" değildir. Tarafların gizlilik, çabukluk ve konuya uzman hakemlerce değerlendirme yapılması gibi amaçlarla devlet yargısı yerine tahkim yöntemini tercih ettikleri gözetildiğinde hakemlerin hukuku doğru uygulayıp uygulamadığının yeniden bir denetime tâbi tutulması bu sistemin amacına uygun olmayacaktır. Bu nedenledir ki, kanun koyucu yukarıda tahdidi sıralanan hâller arasında hakem tarafından hukukun doğru uygulanıp uygulanmadığı hususunu bir iptal sebebi olarak saymamıştır. Nitekim genel hatlarıyla iptal sebeplerine bakıldığında, kanun koyucunun kararın tam ya da kısmi (md. 439/3) iptali için ancak hakemlerin kamuyu ilgilendiren ya da ağır usulî ihlâl niteliği taşıyan eylem ve kararlarının var olmasını aradığı görülmektedir. Bu durum ilk bakışta hakemin vereceği bir kararın tümüyle denetimden yoksun olacağı gibi bir çekince/tereddüt ihtimalini akla getirebilirse de, iptal davasının kanun yolu denetiminden farklı ve sınırlı inceleme yöntemi, sözleşmesel bir yargılama sistemi olan tahkimin tabiatına uygun bir niteliktir. Zira taraflar bu yöntemi tercih ettiklerinde, anlaşmazlıklarının kendilerinin serbestçe tayin edebileceği (md. 415, 416) konusunda uzman hakemler eliyle ve yine kural olarak devlet yargısındaki usul kurallarıyla bağlı olmaksızın yargılama usulünü bile kendilerinin kararlaştırabileceği (md. 424) bir sistemi kabul ederek hakem veya Hakem Kurulunun, hukuku doğru uygulayıp uygulamadığının iptal davasında tartışılamayacak olmasından doğabilecek çekinceyi/riski bertaraf etmektedir. Çekişmeli ve çekişmesiz yargı işlerinde, bu yargılamalarla bağlantılı geçici hukuki korumalarda, icra takiplerinde, tahkim yargılamasında ve hatta alternatif uyuşmazlık çözüm yollarında, her bir yargılama ve çözüm yolunda uyuşmazlığın niteliğiyle bağlantılı şekilde tarafların eşitliği ilkesi ve hukuki dinlenilme hakkına uygun davranılmalıdır (Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 07.02.2012 tarihli ve 2011/15852 E., 2012/1321 K. sayılı ilamı). Bu ilkeler sonucu tahkim yargılamasında hakemlerce taraflara eşit davranılması ve hukuki dinlenilme hakkının hakem yargılaması sürecinde devam etmesi gerekir. Doktrin ve Yargıtay uygulamalarında tarafların eşitliği ilkesinden, gerek hakemler gerekse mahkemeler ya da alternatif uyuşmazlık çözüm yolunu yürütenler tarafından yapılan yargılama ve çözüm üretiminde tarafların iddia ve savunmalarını sunmaları konusunda her bir tarafa eşit olanak ve süre tanınması, tarafsız davranılıp, tarafsızlığın yargılama süresince korunması ve tarafsızlık şüphesini uyandıracak hal ve davranışlardan kaçınılmasının anlaşılması gerektiği kabul edilmektedir (Prof. Dr. İbrahim Özbay Tahkim s. 236, 239, Prof. Dr. Turgut Kalpsüz, Türkiye'de Milletlerarası Tahkim s. 41). Delil tespiti talebi çekişmesiz yargı işine ilişkin olup, karşı tarafın dellileri toplanmadan alındığı için yargılamada yeniden bilirkişi raporu alınarak hüküm kurulmalıdır.
Somut olayda; davacı, davalı şirketten 3.600 adet sertifikalı Trabzon Hurması fidanı satın aldığını, kısa süre içerisinde fidanlarda ciddi gelişim bozuklukları ve köklerde ur oluşumu ve çürümeler gözlemlendiğini, bu konuda Tarsus 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2024/29 D. İş. sayılı dosyası ile delil tespiti yaptırıldığını, alınan raporda fidanlarda "... (Kök uru Hastalığı)" ile birlikte Phytophthora spp. ve fusarium spp. tespit edildiğini, raporda bu hastalıkların tedavisini olmadığını ve bulaşmanın yüksek ihtimalle fidanlardan kaynaklandığı, tüm fidanların sökülmesi gerektiği ve arazinin en az 3 yıl boyunca meyve tarımına elverişli olamayacağının belirtildiğini ileri sürmüş, davalılar ise, fidanların üretildiği arazinin temiz olduğuna dair rapor bulunduğunu, fidanların sertifikaya uygun olduğunu davacının 90 gün içinde fidan analizi yaptırmak zorunda olduğunu savunarak başvurunun reddini talep etmiştir. Dava konusu olan hakem heyeti tarafından verilen kararda ise; davacının başvuru dilekçesinde ..... .... dışında fidanların analiz sonucunda çıkan...... ve..... Hastalık etmenlerinden de bahsetmiş olsa da, başvuru dosyasında yer alan keşif incelemesi sonucunda bilirkişi heyet raporunda bahçenin sökülmesini gerektirecek hastalık etmeni olarak sadece .... tumafaciens'den bahsedildiğinin görüldüğü, konunun uzmanlarından oluşan hakem heyeti tarafından, ....,.... hastalık etmenlerinin normal koşullarda kültürel ve bitki koruma önlemleriyle yönetilebilir hastalıklar olduğunu ve bahçe sökümünü gerektirmeyeceğini değerlendirdiği, bilirkişi heyet raporunun sonuç bölümünde de bu iki hastalık etmenine yer verilmediğinin görüldüğü, uyuşmazlığa konu olayın uzmanlarından müteşekkil hakem heyetinin, toprak kaynaklı olduğu bilenen Agrobacterium tumafaciens dikim yapılan araziden de fidanlara kök budaması yapıldığında açılan yara yerlerinden giriş yapabileceği ve bu 10 aylık şürede gelişerek bu yumruları oluşturabileceği teknik değerlendirmesinin yapıldığı, yine uyuşmazlık dosyası incelendiğinde, Tarsus 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2024/29 D.İş esas sayılı dosyası kapsamında yapılan tespit tutanağında, "Hurma fidanlarında yaptığımız inceleme ve makro gözlemlerde fidanların bir bölümünün gelişiminin sağlıklı ve düzenli bir bölümünün ise sağlıksız ve bodur kaldığı gözlemlenmiştir" ifadesine yer verildiği, hastalıklı fidan sayısına ya da oranına yönelik herhangi bir bilgi verilmediği, 54.570 metrekarelik bir bahçeden sadece 3 numune alındığı, fidanların sökülmesi nedeniyle ek bir keşif ya da tespit imkanının kalmadığının görüldüğü, ispat külfetinin başvurucuda olduğu yönünde şüphe bulunmayan dosyada, başvurucunun fidanların teslim tarihinde hasta olduğu iddiasını ispat edemediği gerekçesiyle başvurunun reddine karar verilmiştir. Yukarıda belirtilen bilgiler ışığında; tahkim yargılaması yapan Hakem Heyetinin yargılama ilkeleri gereği, dosyada davacı lehine bir tespit raporu varken heyetin konunun uzmanlarından oluştuğu belirtilerek eksik hususlarda ek rapor alınmadan ve tarafların denetleyebileceği bir metin önlerine konulmadan karar verilmesi sürpriz karar yasağı kapsamında olup, 6100 sayıl Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 27. maddesinde düzenlenen hukuki dinlenilme hakkının ihlali niteliğindedir. Bu sebeple Bölge Adliye Mahkemesince bu hususa işaret edilerek yapılan denetim esas denetimi niteliğinde olmadığından davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan kararın onanmasına karar verilmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanunun 370. maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz edenlere iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesie, 29.06.2026 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.