Yargıtay · 3. Hukuk Dairesi

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2026/1002 E. 2026/1800 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
3. Hukuk Dairesi
Esas No
2026/1002
Karar No
2026/1800
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi(İlk Derece) SAYISI : 2025/12 E., 2025/15 K.

Bölge Adliye Mahkemesi (İlk Derece sıfatıyla) kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; müvekkili ile davalı avukat arasında 24.11.2022 tarihli avukatlık sözleşmesi imzalandığını, sözleşmenin konusunun, müvekkilinin eşini kaybetmesine dayanan "ölüm nedeniyle mal rejiminin tasfiyesine dayalı katılma alacağı"na ilişkin olduğunu, davalının sözleşmede tevkil yetkisi aldığını, sözleşmede davalının gözetimi altında başka avukatlarla işbirliği yapılarak davanın takip edilebileceğinin (md. 3) düzenlendiğini, bu durumda iş sahibinden ek ücret istenmeyeceğinin kararlaştırıldığını, davalının, sözleşmeye konu dava İstanbul'da görülmesine rağmen, davayı Elazığ'dan takip edebileceğini, bunun kendisi için zor olmadığını, İstanbul'da da kurulu bir ofis ortamının olduğunu söylediğini, ancak İstanbul'da görülen davanın duruşmalarının tamamına yakınına tevkille görevlendirilen başka avukatların girdiğini, her duruşma ve keşiften önce tanımadığı ve anlaşma yapmadığı farklı avukatlara ödeme yapmak zorunda kaldığını, bu şekilde davalının başka avukatlara borçlanmasına yol açtığını, davalının, ölen eşinin mirasçılarının ortak evi boşaltması için baskı yaptıkları sırada, oturduğu aile konutunun adına tahsis edilebileceğini hatırlatmadığını, bu yüzden ortak evi boşaltmak zorunda kaldığını ve barınma sorunu yaşadığını belirterek Türkiye Barolar Birliği Tahkim Merkezi'nin 02.06.2025 tarihli ve 2024/57 Esas sayılı kararının iptaline karar verilmesini istemiştir. II. CEVAP Davalı vekili; davacının İstanbul Anadolu 12. Aile Mahkemesinin 2022/909 Esas sayılı davasında avukatlığını üstlendiğini, davanın açıldığı günden haksız bir şekilde azledildiği 07.10.2024 tarihine kadar davayı özenle takip ettiğini, davacı ile yapılan sözleşmede edim dengesizliği bulunmadığını, sözleşmede tevkil yetkisinin ne şekilde kullanılacağının kararlaştırıldığını, davacının, ... Barosu'na kayıtlı bir avukat olduğunu bilerek sözleşmeyi imzaladığını, davacı tarafından ortak evi boşaltması konusunda baskı oluşturulduğu iddia edilmiş ise de, davacının ortak evde kendisini güvende hissetmediğini, diğer mirasçılar tarafından sürekli bazı evrakları imzalamaya zorlandığını dile getirdiğini, bunun üzerine davacıya "imzalamayın, güvende değilseniz oradan ayrılın, herhangi bir evrak imzalamamanızı öneriyorum, imzalayacağınız evraklarla haklarınızdan feragat edebilirsiniz dikkatli olmanız gerekiyor." mesajları atarak hak kaybına uğramasını engellemeye çalıştığını, avukatlığını üstlendiği davada davacının hak kaybına uğramasına sebebiyet vermediğini savunarak davanın reddini dilemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; tahkime konu uyuşmazlığın, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri avukatlık ücret sözleşmesinden kaynaklanması nedeniyle tahkime elverişli olduğu, tahkim yargılamasında ve karar içeriğinde kamu düzenini ihlal eden bir husus tespit edilmediğinden kararın kamu düzenine de aykırı olmadığı, hakemin hukuku doğru uygulayıp uygulamadığı, başka bir ifade ile kararın pozitif hukuk kurallarına göre isabetli olup olmadığı, bir iptal sebebi olmadığından, davada inceleme kapsamı dışında olduğu, esasen, taraflar, aralarındaki tahkim şartını içeren tarihsiz avukatlık sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlığın, serbest iradeleri ile Devlet yargısı yerine tahkim yoluyla çözülmesini istemek suretiyle, maddi hukukun doğru uygulanıp uygulanmayacağı konusundaki riski de kabul etmiş sayılacağı, hakem kararının iptaline ilişkin nedenler mevcut olmadığı gerekçesiyle davacı müvekkil tarafından açılan hakem kararının iptaline ilişkin davanın reddine karar verilmiş; karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. IV. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; dava dilekçesindeki hususları tekrar ederek davalı avukatın kendisini yanlış yönlendirdiğini ve bu sebeple hak kaybına uğradığını, azil haklı olduğu halde Tahkim Merkezi kararının iptaline karar verilmemesin hatalı olduğunu belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık; Hakem Kararının iptali istemine ilişkindir. 1. Tahkim, özel hukuk alanına ilişkin uyuşmazlıkların bağımsız ve tarafsız hakemler eliyle ve yargısal yolla çözümü demektir. Tahkimin tanımı 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nda (HUMK) yer almazken, 6100 sayılı Kanunun 412/1 maddesinde; “Tahkim sözleşmesi, tarafların, sözleşme veya sözleşme dışı bir hukuki ilişkiden doğmuş veya doğabilecek uyuşmazlıkların tamamı veya bir kısmının çözümünün hakem veya hakem kuruluna bırakılması hususunda yaptıkları anlaşmadır.” şeklinde tanımlanmıştır. Uyuşmazlıkta tahkim yargılamasına başvurulabilmesi için taraflar arasında tahkim koşulu içeren bir sözleşmenin veya ayrı bir tahkim sözleşmesinin bulunması gerekir. Tahkim yargılamasının temelini oluşturan tahkim sözleşmesi, taraflar arasındaki sözleşmenin bir koşulu ya da ayrı bir sözleşme ile yazılı biçimde yapılabilir. Tahkim şartı veya anlaşmasının geçerli olabilmesi için tarafların, tahkim iradesini açıkladıkları tahkim şartı ya da sözleşmede tartışma ve karışıklığa neden olmayacak biçimde açık ve kesin olarak belirtmiş olmaları zorunludur. Taraflar sözleşmeden kaynaklanan uyuşmazlıkların tümünün tahkim yoluyla çözülebileceğini kararlaştırabilecekleri gibi sadece bir bölümünün tahkim yoluyla çözülebileceğini de kararlaştırabilirler. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 13.04.2018 tarihli ve 2016/2 E., 2018/4 K. sayılı kararında; “…Yargı, devletin temel fonksiyonlarından biridir ve kural olarak taraflar arasındaki uyuşmazlıkların çözüm yeri mahkemelerdir. Ancak özel hukuka ilişkin uyuşmazlıkların çözümünde Mahkemeler yerine hakemlere başvurulması konusunda sözleşme yapılabilir veya taraflarca bağıtlanan sözleşmelere bu yönde bir hüküm konulabilir (HMK m. 412/2). Özel hukukun taraflara tanıdığı irade serbestisi, kendisini sözleşme yapıp yapmamak, sözleşmenin karşı tarafını ve içeriğini belirlemek noktalarında gösterdiği gibi taraflar arasında çıkmış ve çıkması muhtemel uyuşmazlıkları hakemler eliyle çözmek noktasında da gösterir. Hakem kararı, devlet Mahkemeleri tarafından verilen karar gibi bağlayıcıdır. Bu hâliyle tahkim, alternatif uyuşmazlık çözüm yollarından biridir…” şeklinde belirtildiği üzere Hakem kararları bağlayıcı ve kesindir. Uyuşmazlığın tahkim yolu ile çözülebilmesi için; tarafların uyuşmazlığın tahkim yolu ile çözümleneceği konusunda anlaşmış olmaları yanında uyuşmazlığın tahkime elverişli olması gerekir. Milli tahkime elverişlilik 6100 sayılı Kanun’un 408. maddesinde; “Taşınmaz mallar üzerindeki ayni haklardan veya iki tarafın iradelerine tabi olmayan işlerden kaynaklanan uyuşmazlıklar tahkime elverişli değildir.” şeklinde düzenlenmiştir. Tahkime elverişlilik, kamu düzenini ilgilendiren bir kavramdır. Uyuşmazlığın tahkime elverişli olup olmadığının kendiliğinden dikkate alınması gerektiği gibi 6100 sayılı Kanunun 439/2-g uyarınca iptal sebebi olarak kabul edilmiştir. Somut uyuşmazlıkta; dava konusu olan ve tahkime konu edilen uyuşmazlığın davacının (avukat) davalının (müvekkil) taraf olduğu aile mahkemesinde görülen davayı takip etmesinden kaynaklı vekalet ücreti alacağının tahsiline ilişkin olduğu, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunu (6502 sayılı Kanun) kapsamında kaldığı, davalının (müvekkilin) 6502 sayılı Kanun kapsamında tüketici sıfatını haiz olduğu anlaşılmaktadır. Öncelikle, 6502 sayılı Kanundaki haksız şarta ilişkin 5. maddesinin incelenmesi gerekir. 6502 sayılı Kanunun 5. maddesinde; "(1) Haksız şart; tüketiciyle müzakere edilmeden sözleşmeye dâhil edilen ve tarafların sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerinde dürüstlük kuralına aykırı düşecek biçimde tüketici aleyhine dengesizliğe neden olan sözleşme şartlarıdır. (2) Tüketiciyle akdedilen sözleşmelerde yer alan haksız şartlar kesin olarak hükümsüzdür. Sözleşmenin haksız şartlar dışındaki hükümleri geçerliliğini korur. Bu durumda sözleşmeyi düzenleyen, kesin olarak hükümsüz sayılan şartlar olmasaydı diğer hükümlerle sözleşmeyi yapmayacak olduğunu ileri süremez. (3) Bir sözleşme şartı önceden hazırlanmış ve standart sözleşmede yer alması nedeniyle tüketici içeriğine etki edememişse, o sözleşme şartının tüketiciyle müzakere edilmediği kabul edilir. Sözleşmeyi düzenleyen, bir standart şartın münferiden müzakere edildiğini iddia ediyorsa bunu ispatla yükümlüdür. Sözleşmenin bütün olarak değerlendirilmesinden standart sözleşme olduğu sonucuna varılırsa, bu sözleşmedeki bir şartın belirli unsurlarının veya münferit bir hükmünün müzakere edilmiş olması, sözleşmenin kalan kısmına bu maddenin uygulanmasını engellemez. (4) Sözleşme şartlarının yazılı olması hâlinde, tüketicinin anlayabileceği açık ve anlaşılır bir dilin kullanılmış olması gerekir. Sözleşmede yer alan bir hükmün açık ve anlaşılır olmaması veya birden çok anlama gelmesi hâlinde; bu hüküm, tüketicinin lehine yorumlanır. (5) Faaliyetlerini, kanun veya yetkili makamlar tarafından verilen izinle yürütmekte olan kişi veya kuruluşların hazırladıkları sözleşmelere de niteliklerine bakılmaksızın bu madde hükümleri uygulanır. (6) Bir sözleşme şartının haksızlığı; sözleşme konusu olan mal veya hizmetin niteliği, sözleşmenin kuruluşunda var olan şartlar ve sözleşmenin diğer hükümleri veya haksız şartın ilgili olduğu diğer bir sözleşmenin hükümleri dikkate alınmak suretiyle sözleşmenin kuruluş anına göre belirlenir. (7) Sözleşme şartlarının haksızlığının takdirinde, bu şartlar açık ve anlaşılır bir dille yazılmış olmak koşuluyla, hem sözleşmeden doğan asli edim yükümlülükleri arasındaki hem de mal veya hizmetin piyasa değeri ile sözleşmede belirlenen fiyat arasındaki dengeye ilişkin bir değerlendirme yapılamaz.

(8) Bakanlık, genel olarak kullanılmak üzere hazırlanmış sözleşmelerde yer alan haksız şartların, sözleşme metinlerinden çıkarılması veya kullanılmasının önlenmesi için gerekli tedbirleri alır. (9) Haksız şartların tespit edilmesi ve denetlenmesine ilişkin usul ve esaslar ile sınırlayıcı olmamak üzere haksız şart olduğu kabul edilen sözleşme şartları yönetmelikle belirlenir." düzenlenmesine yer verilmiş olup; bu düzenlemeye göre tüketiciyle müzakere edilmeden, tek taraflı olarak sözleşmeye konulan, tarafların sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerinde iyi niyet kuralına aykırı düşecek biçimde tüketici aleyhine dengesizliğe neden olan sözleşme koşulları haksız şarttır. Taraflardan birini tüketicinin oluşturduğu her türlü sözleşmede yer alan haksız şartlar tüketici için bağlayıcı değildir. Yine 6502 sayılı Kanunun 5. maddesine dayanılarak çıkartılan Tüketici Sözleşmelerindeki Haksız Şartlar Hakkında Yönetmeliğin Haksız Sözleşme Şartları başlıklı Ek-1. maddesinin (n) bendinde ise; "Aşağıda yer alan sonuçları hedefleyen veya bu sonuçları doğuran şartlar haksız şarttır. .... (n)Tüketicinin özellikle, hukuki düzenlemelerde öngörülmemiş bir hakeme müracaatını öngörmek, gösterebileceği delilleri ölçüsüz derecede sınırlandırmak veya mevcut hukuki düzen uyarınca diğer tarafta olan ispat külfetini tüketiciye yüklemek suretiyle tüketicinin Mahkemeye gitme veya başka başvuru yollarını kullanma imkanını ortadan kaldıran veya sınırlandıran şartlar,..."düzenlenmesi yer almaktadır. Söz konusu yasal mevzuat değerlendirildiğinde avukatlık sözleşmesinde yer alan tahkime ilişkin hükmün haksız şart olduğu ve bu nedenle geçersiz olduğu anlaşıldığından dava konusu uyuşmazlık tahkime elverişli olarak kabul edilmez. Tüketici hukukundan kaynaklanan uyuşmazlıklarda tahkim yasağının olduğu kabul edilmekle birlikte 6100 sayılı Kanunun "İptal" başlıklı 439. maddesinde; "(1) Hakem kararına karşı yalnızca iptal davası açılabilir. İptal davası, tahkim yeri Bölge Adliye Mahkemesinde açılır; öncelikle ve ivedilikle görülür. (2) a) Tahkim sözleşmesinin taraflarından birinin ehliyetsiz ya da tahkim sözleşmesinin geçersiz olduğu, b) Hakem veya hakem kurulunun seçiminde, sözleşmede belirlenen veya bu kısımda öngörülen usule uyulmadığı, c) Kararın, tahkim süresi içinde verilmediği, ç) Hakem veya hakem kurulunun, hukuka aykırı olarak yetkili veya yetkisiz olduğuna karar verdiği, d) Hakem veya hakem kurulunun, tahkim sözleşmesi dışında kalan bir konuda karar verdiği veya talebin tamamı hakkında karar vermediği ya da yetkisini aştığı, e) Tahkim yargılamasının, usul açısından sözleşmede veya bu yönde bir sözleşme bulunmaması hâlinde, bu Kısımda yer alan hükümlere uygun olarak yürütülmediği ve bu durumun kararın esasına etkili olduğu, f) Tarafların eşitliği ilkesi ve hukuki dinlenilme hakkına riayet edilmediği, g) Hakem veya hakem kurulu kararına konu uyuşmazlığın Türk hukukuna göre tahkime elverişli olmadığı, ğ) Kararın kamu düzenine aykırı olduğu, tespit edilirse, hakem kararları iptal edilebilir. (3) Hakem veya hakem kurulunun, tahkim sözleşmesi dışında kalan bir konuda karar verdiği iddiasıyla açılan iptal davasında, tahkim sözleşmesi kapsamında olan konuların, tahkim sözleşmesi kapsamında olmayan konulardan ayrılması mümkün olduğu takdirde, hakem kararının sadece tahkim sözleşmesi kapsamında olmayan konuları içeren bölümü iptal edilebilir. (4) İptal davası, bir ay içinde açılabilir. Bu süre, hakem kararının veya tavzih, düzeltme ya da tamamlama kararının taraflara bildirildiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Hakem kararına karşı iptal davası açılması kararın icrasını durdurmaz. Ancak taraflardan birinin talebi üzerine hükmolunan para veya eşyanın değerini karşılayacak bir teminat gösterilmek şartı ile kararın icrası durdurulabilir. (5) İptal talebi, davaya bakan bölge adliye mahkemesi aksine karar vermedikçe, dosya üzerinden incelenerek karara bağlanır.

(6) İptal davası hakkında verilen kararlara karşı temyiz yoluna başvurulabilir. Temyiz incelemesi, bu maddede yer alan iptal sebepleriyle sınırlı olarak, öncelikle ve ivedilikle karara bağlanır. Temyiz, kararın icrasını durdurmaz. (7) İptal davasının kabulü hâlinde, kabul kararı temyiz edilmezse veya ikinci fıkranın (b), (c), (ç), (d), (e) ve (f) bentlerindeki hâllerin varlığı sebebiyle kabulü hâlinde, taraflar aksini kararlaştırmamışlarsa hakemleri ve tahkim süresini yeniden belirleyebilirler. Taraflar isterlerse eski hakemleri tayin edebilirler." şeklinde yer alan hükme göre tüketici hukukundan kaynaklanan uyuşmazlıklarda tahkim koşulunun bu türden uyuşmazlıkların tahkime elverişli olup olmadığının tayininde ise; (ç) bendinde düzenlenen "hakem veya hakem kurulunun, hukuka aykırı olarak yetkili veya yetkisiz olduğuna karar verdiği," şeklinde düzenlemeye aykırı olduğu gibi aynı zamanda Kanunun (ğ) bendinde düzenlenen "kararın kamu düzenine aykırı olması " şeklindeki düzenlemeye aykırılık teşkil etmektedir. Bu durum Mahkemelerce resen dikkate alınması gerekir. Hal böyle olunca, Bölge Adliye Mahkemesince; tahkime elverişli olmayan bir konuda verilen hakem kararının 6100 sayılı Kanunun 439. maddesinin (ç) ve (ğ) maddelerinde yer alan düzenlemelere aykırılık nedeniyle iptaline karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir 2. Bozma nedenine göre davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına karar verilmesi gerekmiştir. V. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi (İlk Derece) kararının 6100 sayılı HMK'nın 371. maddesi uyarınca davacı yararına BOZULMASINA, 2. Bozma nedenine göre davacı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz edene iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine (İlk Derece) gönderilmesine, 01.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2026/1002, K. 2026/1800, T. 01.04.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-3-hukuk-dairesi-2026-1002-e-2026-1800-k-29f39db0de26