Yargıtay · 3. Hukuk Dairesi

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2025/5517 E. 2026/3485 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
3. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/5517
Karar No
2026/3485
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/943 E., 2025/1913 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Fatsa 2. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2023/46 E., 2024/369 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; müvekkilinin dava dışı N.A.ya olan borcuna karşılık senet düzenlendiğini, N.A.nın işbu senede istinaden müvekkiline ait .... plaka sayılı aracı inançlı temlik hükümlerine göre borç ödeninceye kadar çalışanı müteveffa... İkis adına tescil ettirdiğini, aralarındaki inançlı temlik anlaşmasına göre aracın müvekkilinde kalacağını ve borç ödendiği takdirde kaydının tekrar müvekkiline verileceğini, müvekkilinin 2016 yılında borcunu ödemek suretiyle bitirmesine rağmen aracın kaydını üzerine halen alamadığını, müvekkilinin aracın sigortalarını yaptırdığını ve MTV borçlarını ödediğini, müteveffa...'in vefatından sonra davalı muris...'in aracı müvekkiline devretmediğini ileri sürerek; dava konusu aracın mülkiyetinin müvekkile ait olduğunun tespitini ve tescilini, mümkün değilse araç bedeli ile bu zamana kadar yapılan masrafların faiziyle birlikten davalılardan tahsilini talep etmiş, 10.10.2024 tarihli ıslah dilekçesiyle; MTV ödemelerinin müvekkiline ait kredi kartı ile yapıldığını, müvekkilinin işbu davaya konu araç satışı için müteveffadan herhangi bir para almadığını, Noter huzurunda yapılan satış işleminde gösterilen bedelin müvekkilinin hesabına girdiğine veya müteveffanın hesabından çıktığına dair herhangi bir somut delil bulunmadığını, araç satış işleminin muvazaalı olduğunu, tarafların araç satışı ve para alışı gibi bir amaçlarının bulunmadığını belirterek, satış sözleşmesinin muvazaa nedeniyle iptal edilmesini, mümkün değilse araç bedeli ile bu zamana kadar yapılan masraflar olarak toplamda 300.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikten davalıdan tahsilini istemiştir. II. CEVAP Davalı asil; muris eşi... ile davacı arasında herhangi bir inanç sözleşmesinin yapılmadığını, muris eşinin dava konusu aracın bedelini davacıya elden ödediğini, tanık dinletilmesine muvafakatinin olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; inançlı işlemin yazılı delille veya yazılı delil başlangıcı mahiyetinde bir belge ile ispatlanması gerekeceğinden, davacı tarafça da yemin deliline dayanılmadığından inançlı işlem yönünden davanın kabul edilmesinin mümkün olmadığı, davacı vekili tarafından ıslah dilekçesi sunulduğundan yukarıda sayılan şartlar gerçekleşse bile inançlı işlem hükümlerine bağlı olarak dosya kapsamında karar verilmesinin de mümkün olmadığı, davacı vekili ıslah dilekçesinde müvekkilinin muvazaalı işlemi nedeniyle noter satış sözleşmesinin iptalini talep etse de kişi kendi muvazaasına dayanamayacağından, dosya kapsamında dinlenen tanık anlatımları ve sunulan belgelerden muvazaa iddiasının davacı tarafça ispatlanamadığı hususları birlikte değerlendirildiğinde, davacı tarafın bu talebinin reddine karar vermek gerektiği, davacının ıslah dilekçesindeki terditli talebi bakımından ise, dava konusu araca ilişkin vergi ödemelerinin kim tarafından yapıldığının tespit edilemediği, poliçelerin kim tarafından ödendiğinin belirli olmadığı ve bedele ilişkin başkaca delil de sunulmadığı gerekçesiyle; davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili istinaf isteminde bulunmuştur. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili temyiz başvurusunda bulunmuştur. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; namı müstehar kavramının herhangi bir surette değerlendirilmediğini, karar verildikten sonra ortaya yeni bir delil çıktığını, davalının müteveffa eşi ....'in yanında çalıştığı dava dışı N.A.nın verdiği araç alım-satımına ilişkin vekaletnameye göre davalarının ispat edildiğini, yemin teklifinin hatırlatılmadığını, taraflar arasında yapılan işlemin geçersiz olduğunu, yeni delil ile birlikte yargılamanın seyrinin değişeceğini ifade ederek; kararın bozulmasını talep etmiştir. B. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, inançlı işlem hukuksal nedenine dayalı araç mülkiyetinin tespiti, olmadığı taktirde araç bedelinin tahsili, ıslahtan sonra muvazaaya dayalı araç satış sözleşmesinin iptali, olmadığı takdirde alacak istemine istemine ilişkindir. 1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 33. maddesine göre; Hakim, Türk hukukunu re'sen uygulamak zorundadır. Bir davada olayları belirtmek ve açıklamak taraflara, hukuki nitelendirme Hakime aittir. Hakim, bildirilen hukuki sebeplerle bağlı olmayıp, hukuki sebebi kendiliğinden bulup uygulamakla sorumludur. Davacı vekili, her ne kadar davasını ıslahla ile muvazaalı işleme dayandırmış ise de, dava dilekçesinde ileri sürülen sebepler ve talep sonucu dikkate alındığında; davanın inançlı işlem hukuksal nedenine dayalı araç mülkiyetinin tespiti istemine ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. 2. Araç mülkiyetinin devri Karayolları Trafik Kanunu'nun 20/d maddesine göre resmi şekil şartına bağlanmıştır. Araç mülkiyetinin devrini gerçekleştiren her türlü sözleşmenin (bağış, trampa, satış) resmi şekilde yapılması geçerlilik şeklidir. 3. İnanç sözleşmesi, inananla inanılan arasında yapılan, onların hak ve borçlarını belirleyen, inançlı muamelenin sona erme sebeplerini ve devredilen hakkın, inanılan tarafından inanana geri verme (iade) şartlarını içeren borçlandırıcı bir muameledir. Bu sözleşme, tarafların hak ve borçlarını kapsayan bağımsız bir akit olup, alacak ve mülkiyetin naklinin hukuki sebebini teşkil eder. İnançlı bir işlem ile inanan, sahibi olduğu bir mülkiyet veya alacak hakkını inanılana kazandırıcı bir işlemle devretmekte ancak borçlandırıcı bir sözleşme ile de onu bazı yükümlülükler altına sokmaktadır. İnançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana (veya onun gösterdiği üçüncü kişiye) devretmeyi yüklenmektedir. İnançlı işlem, kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşmedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir. İnanç sözleşmeleri kaynağını 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 19. maddesi ile 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'ndan alır. Sözü edilen bu karar uyarınca inanç ilişkisi ancak yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır. Kısaca, inanç ilişkisinin varlığını kabul edebilmek için yazılı bir sözleşmenin ya da açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, yanlar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek, karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) yazılı delil başlangıcı niteliğinde bir belgenin varlığı aranır. Yazılı delil başlangıcı niteliğinde belge varsa HMK'nın 202. maddesi (HUMK'nun 292 nci maddesi) uyarınca inanç sözleşmesi "tanık" dahil her türlü delille ispat edilebilir. (Hukuk Genel Kurulunun, 04.07.2010 tarihli ve 2010/14-394 E., 2010/395 K. sayılı kararı) 4. Temyiz edilen kararda belirtilen gerekçeye, özellikle davacının iddiasının inançlı işleme dayalı olduğu, bu iddianın 05.02.1947 tarih, 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca yazılı belge ya da yazılı delil başlangıcı niteliğinde bir belge ile kanıtlanması gerektiği, banka dekontları, makbuzların tek başına ispata yeterli olmadığı, taraflar arasındaki inançlı işlem sözleşmesine ilişkin yazılı delil niteliğinde dosya kapsamında herhangi bir bilgi ya da belgenin bulunmadığı, davacı taraf dava dilekçesinde açıkça yemin deliline dayanmadığından yemin teklif hakkının hatırlatılmamasında bir isabetsizlik bulunmadığının anlaşılmasına göre, davacının temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan kararın onanmasına karar verilmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 370/1 maddesi uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı bakiye temyiz karar harcının temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 04.06.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2025/5517, K. 2026/3485, T. 04.06.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-3-hukuk-dairesi-2025-5517-e-2026-3485-k-b2597e7ed5d4