Yargıtay · 3. Hukuk Dairesi

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2025/3911 E. 2026/2540 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
3. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/3911
Karar No
2026/2540
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/2861 E., 2025/1827 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 39. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2022/625 E., 2024/37 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı, asıl ve birleşen davada davacı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 28.04.2026 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen günde gelen davacı vekili Avukat ...'ın sözlü açıklaması dinlenildikten sonra; işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saat 14.00'te Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek, dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1.Davacı vekili asıl davada; müvekkilinin Libya vatandaşı olup, belirli aralıklarla Türkiye’ye geldiğini, bu nedenle İstanbul’da bir konut satın almak amacıyla davalının kardeşi ... ile görüştüğünü ve taraflar arasında dava konusu dairenin satışı konusunda 09.06.2021 tarihli adi yazılı satış vaadi sözleşmesi imzalandığını, sözleşme gereği davalının kardeşi ... tarafından bildirilen ve davalıya ait olan banka hesabına, 10.06.2021 tarihinde 450.000,00 TL satış bedelinin gönderildiğini, ödeme sonrası dairenin anahtarının müvekkiline teslim edildiğini, müvekkilinin daireye eşya ve mobilya aldığını, ayrıca tapu harcı, güvenlik ve benzeri gerekçelerle müvekkilinin toplam 55.585,00 TL ek ödeme alındığını, ancak tapu devrinin çeşitli bahanelerle sürekli ertelendiğini, müvekkilinin 2022 yılında yeniden Türkiye’ye geldiğinde dairenin kilidinin değiştirildiğini ve dava dışı B.D.’ye kiraya verildiğini öğrendiğini, bu şekilde dolandırıldığını anlayarak şikâyetçi olduğunu ileri sürerek; ödediği bedelin iadesi amacıyla başlatılan takibe itiraz edildiğini ileri sürerek; takibe vaki itirazın iptali ile davalının icra inkâr tazminatına mahkûm edilmesini talep etmiştir. 2. Davacı vekili birleşen davada; müvekkili ile davalı arasında 09.06.2021 tarihinde dava konusu taşınmazın satışı konusunda anlaşma sağlandığını, bu kapsamda davalının bildirdiği kardeşi ...'ın banka hesabına satış vaadi sözleşmesine istinaden 450.000,00 TL ödeme yapıldığını, ancak aradan yaklaşık bir yıl geçmesine rağmen taşınmazın devredilmediğini, sonradan taşınmazın gerçekte üçüncü bir kişiye ait olduğunun anlaşıldığını, davalı ile kardeşinin devrini gerçekleştiremeyecekleri taşınmazı teslim edecekleri vaadiyle müvekkilinden haksız şekilde para tahsil ederek sebepsiz zenginleştiklerini ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, şimdilik 450.000,00 TL’nin faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir. II. CEVAP 1.Asıl davada davalı vekili; davanın görevsiz mahkemede açıldığını, dava konusu ilişkinin daire satış protokolünden kaynaklanması nedeniyle görevli mahkemenin Tüketici Mahkemesi olduğunu, davalı müvekkilinin ne protokolün tarafı ne de taşınmazın maliki olduğunu, davacı ile arasında herhangi bir sözleşme veya kazandırıcı işlem bulunmadığını, satış bedelinin yalnızca kardeşi ...'ın talebi üzerine müvekkilinin hesabına gönderildiğini, bedelin derhal ...'a teslim edildiğini, müvekkilinin herhangi bir menfaat elde etmediğini savunarak, davanın reddini istemiştir. 2. Birleşen davada davalı vekili; süresinde cevap dilekçesi sunmamıştır. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; taraflar arasındaki borç ilişkisinin 09.06.2021 tarihli ve 450.000,00 TL bedelli daire satış protokolü ile yazılı olarak ispatlandığı, protokolde davacı ile birleşen dosyada davalı ...'ın imzalarının bulunduğu ve ...'ın yönlendirmesiyle davacı tarafından asıl dosya davalısı ...'ın hesabına 10.06.2021 tarihinde 450.000,00 TL gönderildiğinin ihtilafsız olduğu, davacı ile davalı ...'ın arasında başka bir ticari ilişki bulunmadığı, gönderilen bedelin birleşen dosya davalısı ... ile yapılan taşınmaz satışına ilişkin olduğu, davalı ...'ın parayı kardeşi ...’a verdiği yönündeki savunmasını yazılı delille ispatlayamadığı ve ... tarafından da bu hususun kabul edilmediği, bu nedenle davalı ...'ın sebepsiz zenginleştiği ve bedeli iade etmediği, birleşen dava yönünden ise; satış bedelinin yalnızca asıl dosya davalısı ...'ın hesabına yatırıldığı, paranın birleşen dosya davalısı ...’a aktarıldığının ispatlanamadığı gerekçesiyle; asıl davanın kabulü ile icra takibine yapılan itirazın 450.000,00 TL asıl alacak ve 47.157,53 TL faiz yönünden iptaline, asıl alacak tutarı 450.000,00 TL üzerinden %20 oranında 90.000,00 TL icra tazminatının davalı ...'dan alınarak davacıya verilmesine, birleşen davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, davacı ve asıl davada davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; Mahkeme kararında bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle, istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; davalılar ... ve ...’ın birlikte hareket ederek müvekkilini dolandırdıklarını, dava konusu taşınmazın satışına ilişkin 09.06.2021 tarihli sözleşme kapsamında satış bedeli olan 450.000,00 TL’nin davalı ...’ın yönlendirmesi ve WhatsApp yazışmaları doğrultusunda asıl davada davalı ...’ın hesabına gönderildiğini, ...’ın “bereket versin” şeklindeki mesajıyla ödemenin alındığını ve müvekkilinin edimini yerine getirdiğini açıkça kabul ettiğini, ... hakkında çok sayıda icra takibi ve haciz bulunması nedeniyle işlemlerin kardeşi ... üzerinden yürütüldüğünü, ...’ın paranın bir kısmını aldığını ikrar ettiğini, tanık beyanları, savcılık dosyası, WhatsApp kayıtları ve taraf beyanlarının davalıların işbirliği içinde hareket ettiğini ortaya koyduğunu, ...’ın savcılık ifadesinde taşınmazı borçları nedeniyle yeğeni Y.O. üzerine yaptığını ve mallarını yakınları üzerinden yürüttüğünü kabul ettiğini, taşınmazın gerçek maliki B.D.’nin de savcılık beyanında ..., ... ve Y.O.’nun sahte tapu ve satış protokolü düzenleyerek birlikte hareket ettiklerini ifade ettiğini, ayrıca davalılar arasındaki organik bağın daha önceki mahkeme kararları ve istihkak davasıyla da ortaya konulduğunu, buna rağmen Derece Mahkemelerince tüm bu deliller değerlendirilmeden ve davalılar arasındaki menfaat çatışması ile aynı vekille temsil edilmeleri hususu araştırılmadan ... yönünden davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, her iki davalının da müvekkilin zararından müştereken ve müteselsilen sorumlu olduklarını, ayrıca vekâlet ücretinin de hatalı hesaplandığını ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Birleşen davada uyuşmazlık, adi yazılı satış vaadi sözleşmesine dayalı alacak istemine ilişkindir. Tapulu taşınmazlarda mülkiyetin devrini öngören her türlü sözleşmenin resmî şekilde yapılması zorunludur. Bu bir geçerlilik koşuludur [4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 706; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (6098 sayılı Kanun) 237; Noterlik Kanunu m. 60/3; Tapu Kanunu m. 26]. Resmî biçimde yapılmayan taşınmaz satış sözleşmeleri hukuken geçersiz olup geçerli sözleşmelerde olduğu gibi taraflarına hak ve borç doğurmaz; taraflar verdiklerini sebepsiz zenginleşme kuralları gereğince geri isteyebilirler. Geçersiz sözleşme nedeniyle verilenlerin geri istenmesi hâli 6098 sayılı Kanunun sebepsiz zenginleşmeden doğan borç ilişkilerini düzenleyen 77 ve devamı maddeleri çerçevesinde çözümlenir. 6098 sayılı Kanunun 77. maddesine göre haklı bir sebep olmaksızın, bir başkasının malvarlığından veya emeğinden zenginleşen, bu zenginleşmeyi geri vermekle yükümlüdür. Bu yükümlülük, özellikle zenginleşmenin geçerli olmayan veya gerçekleşmemiş ya da sona ermiş bir sebebe dayanması durumunda doğar. Anılan madde hükmünden de anlaşılacağı üzere, sebepsiz zenginleşmeden söz edilebilmesi için bir taraf zenginleşirken diğerinin fakirleşmesi, zenginleşme ile fakirleşme arasında uygun nedensellik (illiyet) bağının bulunması ve zenginleşmenin hukuken geçerli bir nedene dayalı olmaması gerekmektedir. Sebepsiz zenginleşme hâlinde zenginleşen ve fakirleşen arasında kanun gereği bir borç ilişkisi doğar ve bu borcun konusu malvarlığında meydana gelen fazlalığın geri verilmesidir. Somut olayda; davacı ile birleşen dosya davalısı ... arasında haricen düzenlenen taşınmaz satış vaadi sözleşmesi kapsamında, davacı alıcı tarafından satış bedeline mahsuben 450.000,00 TL ödeme yapıldığı, söz konusu bedelin ise davalı ...’ın yönlendirmesi doğrultusunda ablası olan asıl dosya davalısı ...'a ait banka hesabına gönderildiği, ayrıca birleşen dosya davalısı ...’ın da anılan bedelin uhdesine geçtiği hususuna yönelik bir inkârının bulunmadığı dosya kapsamı ile sabittir. Bu kapsamda; asıl ve birleşen dosya davalılarının birbirinden bağımsız hareket etmedikleri, aksine dava konusu taşınmazın satışı sürecinde aynı ekonomik amaç doğrultusunda ortak hareket ettikleri açıktır. Bu durumda, elde edilen menfaatin davalılar arasında hangi oranda paylaşıldığının veya bedelin hangi kısmının hangi davalının uhdesinde kaldığının tam olarak belirlenememesi, üçüncü kişi konumundaki zarar gören davacı aleyhine yorumlanamaz. Zira 6098 sayılı Kanun hükümleri uyarınca, birden fazla kişinin birlikte gerçekleştirdiği zarar verici eylemlerden doğan sorumluluk müteselsil sorumluluk niteliğinde olup, zarar gören alacağının tamamını sorumlulardan herhangi birinden talep etme hakkına sahiptir. Hal böyle olunca İlk Derece Mahkemesince; birleşen dosya davalısı ...’ın da davacının alacağından asıl dosya davalısı ... ile birlikte (tahsilde tekerrür olmayacak şekilde) müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulması gerekirken, eksik inceleme ve hatalı değerlendirme ile birleşen davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.

VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 373/1 maddesi uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının aynı Kanunun 371. maddesi uyarınca birleşen davada davacı yararına BOZULMASINA, 40.000,00 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin birleşen davada davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz edene iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 28.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2025/3911, K. 2026/2540, T. 28.04.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-3-hukuk-dairesi-2025-3911-e-2026-2540-k-cd55dcf07fe9