Yargıtay · 3. Hukuk Dairesi
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2025/3809 E. 2026/767 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 3. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/3809
- Karar No
- 2026/767
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/267 E., 2025/878 K. DAVA TARİHİ : 14.10.2015 İLK DERECE MAHKEMESİ : Eskişehir 2. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/27 E., 2021/615 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; müvekkilinin dava konusu taşınmazı Ocak 2011 tarihinde dava dışı inşaat firmasından 489.000,00 TL bedelli sözleşme ile satın aldığını, 244.000,00 TL'nin ödendiğini, kalan 255.000,00 TL'nin taksitle ödenmek üzere anlaşıldığını, daha sonra maddi durumunun kötüleşmesi üzerine söz konusu daireyi müvekkilinin eşinin kız kardeşi olan davalıya kredi kullanarak bakiye borcu ödeyebilmek için emaneten devrettiğini, bu devir ile davalı adına 270.000,00 TL bedelli kredi kullanıldığını, ödemeleri her ay düzenli olarak davalı adına müvekkilinin yaptığını, davalının taşınmazı 585.000,00 TL bedelle rayicin çok altında, müvekkilinin rızası olmadan sattığını, satış bedelini ise müvekkiline ödemediğini, dava konusu taşınmazın değerinin bilirkişi incelemesi neticesinde belirleneceğini ileri sürerek; fazlaya ilişkin talep ve dava hakkı saklı kalmak kaydıyla şimdilik 20.000,00 TL’nin tapu tescil tarihinden itibaren reeskont faizi ile tahsilini talep etmiş, 17.07.2018 tarihli ıslah dilekçesi ile talebini 75.000,00 TL olarak artırmıştır. II. CEVAP Davalı vekili; davacının inançlı temlik işlemine dayanabilmesi için iddiasını yazılı delil ile ispat etmesi gerektiğini, davacının borca batık olduğunu, dava konusu taşınmazı bedelini ödeyerek satın almasının mümkün olmadığını, davacının müteahhit ile ön sözleşmeye dayalı olarak bu konutu satın almak istemiş ise de bedelini ödemede sıkıntıya düştüğünü, bunun üzerine müvekkilinin gerek davacının ve ablasının mağdur olmamaları gerekse yatırım amaçlı olarak dairenin bedelini 203.000,00 TL konut kredisi ve 70.000,00 TL tüketici kredileri ile dava dışı müteahhit şirkete ödemek suretiyle satın aldığını, kredi borçlarını ödemede zorluk çektiği için de evi satmak zorunda kaldığını, satış bedeli ile banka borçlarını ödediğini savunarak, davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 12.10.2021 tarihli kararıyla; davanın, inançlı işlemden kaynaklanan alacak istemine ilişkin olduğu, 2015/33059 sayılı soruşturma dosyasında, davalının savcılık huzurunda verdiği beyanı incelendiğinde, davacının davaya konu ev için ödemeleri yapamayınca kendisine yardımcı olmalarını istediklerini, ev için kredi çektiğini ve evin de üzerine olduğunu, davacı kredileri ödeyememeye başlayınca kredi borcundan dolayı davaya konu evi sattığını beyan ettiği, bu beyanın ikrar niteliğinde olduğu, davalının ev için çektiği krediyi davacının ödemesini beklemesi ve nitekim davacının banka hesaplarının incelenmesi sonucunda davacının 75.000,00 TL ev için dava dışı şirketin hesabına ödediğinin anlaşılması ve taraflar arasındaki akrabalık ilişkisi de dikkate alındığında taraflar arasında evin inançlı işlem ile davalıya devredildiği gerekçesiyle; davanın kabulüne, 75.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin 03.11.2022 tarihli kararıyla; davalının savcılık ve emniyette vermiş olduğu ifadeleri kapsamında taraflar arasında inançlı işlem bulunduğunun sabit olması, davacının ödediği meblağı davalıdan talep edebilecek olması ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında, mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı ancak dava dilekçesi ile talep edilen kısım yönünden dava tarihi, ıslahla artırılan kısım yönünden ıslah tarihinden itibaren faiz yürütülmesi gerekirken, dava tarihinden yasal faize hükmedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle, davacının istinaf başvurusunun esastan reddine, davalının istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden davanın kabulü ile 75.000,00 TL'nin ( 20.000,00 TL için dava tarihinden, 55.000,00 TL için ıslah tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte) davalıdan tahsiline karar verilmiş; karar süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ 1. Dairece verilen 24.10.2023 tarihli ilamla; davalının tüm, davacının sair temyiz itirazları reddedilerek, davacının, dava konusu edilen inanç sözleşmesi kapsamında davalının banka hesabına ATM’den ödeme yaptığına yönelik iddiası yönünden inceleme yapılarak, tespit edilen ödemeler olduğu takdirde bu ödemelerin ne amaçla yapıldığının değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiğinden bahisle, Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. 2. Bozmaya uyan Bölge Adliye Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dava konusu taşınmazın dava dışı inşaat firması tarafından önce davacıya satıldığı, davacının firmaya 60 adet senet verdiği, bilahare davalı ile aralarındaki inançlı işlem nedeniyle taşınmazın dava dışı firma tarafından davalıya 354.000,00 TL'ye satıldığı, buna ilişkin dava dışı firmanın faturasının bulunduğu, farklı bir satış bedelinin kabulü için dosyada delil bulunmadığı, davacının inşaat firmasına başlangıçta verdiği senetlerden toplam tutarı 75.000,00 TL olan 15 adet senet bedelini ödediği, davalının hesabına da 15.475,00 TL havale ettiği, buna göre 354.000,00 TL satış bedelinin 90.475,00 TL'sini davacının ödediği, kalanın davalı tarafından ödendiği, davacının daha fazla ödeme yaptığını ispat edemediği gerekçesiyle, davanın kabulüne, 75.000,00 TL'nin ( 20.000,00 TL için dava tarihinden, 55.000,00TL için ıslah tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte) davalıdan tahsiline karar verilmiş; karar süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1. Davacı vekili; tam kabul ile sonuçlanan davada karşı taraf lehine vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu ileri sürerek, kararın bozulmasını talep etmiştir. 2. Davalı vekili; müvekkilinin savcılık ve emniyette verdiği ifadelerin mahkeme dışı ikrar olabileceğini, kesin delille ispatı gereken bir hukuki işlemin varlığının ise, mahkeme dışı ikrar ile ispat edilemeyeceğini, iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı kapsamında bilirkişi raporu alındıktan sonra sunulan ödeme dekontlarının dikkate alınmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, yapılan ödemelerin ev satışı için olduğunun dava dışı inşaat firması tarafından kabul edilmediğini, davacının ev borcu için ödeme yaptığını ispat edemediğini, mahkemenin bu hususta yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırmadığı gibi ek rapor da almadığını, davacı tarafça gönderilen 15.475,00 TL'lik dekontta işlem açıklaması olmadığı hususunun dikkate alınmadığını ileri sürerek, kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Değerlendirme Uyuşmazlık, inanç sözleşmesinden kaynaklı alacak istemine ilişkindir. 1. Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararında belirtilen gerekçeye, bozmaya uyulmakla usuli kazanılmış hak oluşturan hususlara ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinin artık mümkün olmadığının anlaşılmasına göre; davalı vekilinin temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) “Yargılama giderlerinden sorumluluk” başlıklı 326. maddesi “(1) “Kanunda yazılı hâller dışında, yargılama giderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verilir. (2) Davada iki taraftan her biri kısmen haklı çıkarsa, mahkeme, yargılama giderlerini tarafların haklılık oranına göre paylaştırır. (3) Aleyhine hüküm verilenler birden fazla ise Mahkeme yargılama giderlerini, bunlar arasında paylaştırabileceği gibi, müteselsilen sorumlu tutulmalarına da karar verebilir.” şeklinde, “Vekâlet ücretinin taraf lehine hükmedilmesi” başlıklı 330. maddesi “(1) Vekil ile takip edilen davalarda Mahkemece, kanuna göre takdir olunacak vekâlet ücreti, taraf lehine hükmedilir.” şeklinde, “Yargılama giderlerine hükmedilmesi” başlıklı 332. maddesi ise “(1) Yargılama giderlerine, mahkemece resen hükmedilir. (2) Yargılama gideri, tutarı, hangi tarafa ve hangi oranda yükletildiği ve dökümü hüküm altında gösterilir. (3) Hükümden sonraki yargılama giderlerini hangi tarafın ödeyeceği, miktarı ve dökümü ile bu giderlerin hangi tarafa yükletileceği, Mahkemece ilamın altına yazılır.” şeklinde düzenlenmiş olup, aynı Kanun'un 323/1-ğ bendi uyarınca, vekil ile takip edilen davalarda kanun gereğince takdir olunacak vekâlet ücretinin, yargılama giderleri kapsamında olduğu tartışmasızdır. Somut olayda her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesince, davanın kabulüne ilişkin karar verilmiş olmasına rağmen, davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmiş ise de, karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13. maddesi uyarınca vekâlet ücretinin davada tamamen veya kısmen haklı çıkan taraf lehine takdir edilmesi gerektiğinden, davanın tamamen kabul edildiği bir durumda davalı tarafın davayı kazandığından söz edilemeyeceği için davalı lehine vekâlet ücretine hükmedilmesi doğru görülmemiştir. Ne var ki yapılan bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Kanunun 370/2 maddesi hükmü uyarınca kararın düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; 1. Davalı vekilinin temyiz itirazlarının REDDİNE, 2. Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının (6) numaralı bendinin hüküm fıkrasından çıkarılarak, hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
Aşağıda yazılı bakiye temyiz karar harcının temyiz eden davalıya yükletilmesine, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 17.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.