Yargıtay · 3. Hukuk Dairesi

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2025/3439 E. 2026/1937 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
3. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/3439
Karar No
2026/1937
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/649 E., 2025/1109 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Borçka Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2022/374 E., 2024/179 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 07.04.2026 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen günde gelen davacı ... vekili Avukat ... ile davalı ... İnş. Tur. Mad. En. Ür. Tic. ve San. A.Ş. vekili Avukat ...'ın sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saat 14.00'te Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; müvekkil kurum ile davalı borçlu şirket arasında 28.12.2007 tarihli hibe vaadi sözleşmesi imzalandığını, davalı borçlunun söz konusu hibe vaadine dayanarak 20 12... yıllarında müvekkili kuruma 120.000 USD tutarında ödeme yaptığını, ancak 2014 yılı ve sonrasında borçlu tarafından herhangi bir ödeme yapılmayınca borçlu aleyhine icra takipleri yapıldığını, işbu sözleşmeye istinaden 2020 yılı hibe bedeli ödenmediğinden Borçka İcra Müdürlüğünün 2019/244 E. sayılı dosyası ile borçlu şirket aleyhine icra takibi başlatıldığını ileri sürerek; haksız itirazın iptaline ve icra inkar tazminatına hükmedilmesini istemiştir.

II. CEVAP Davalı vekili, yetkili mahkemenin Ankara Mahkemeleri olduğunu, taraflar arasındaki sözleşmenin kişilik haklarına ve ahlaka aykırı olduğunu, hibe vaadi sözleşmesinin davacının zorlayıcı tutum ve davranışları neticesinde imzalandığını, müvekkili şirketin iradesini yansıtmadığını, sözleşme bedelinin fahiş düzeyde olduğunu, mevcut projenin davalı şirket tarafından işletilmediğini, bu sebeple sözleşme işlem temelinin çöktüğünü, hibe vaadi hukuken geçerli olsa bile bağışlama vaadinden vazgeçildiğini, davacı ... Başkanının şartlı hibe vaadi sözleşmesini imzalama yetkisinin bulunmadığını savunarak davanın reddine ve kötü niyet tazminatına hükmedilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dava konusunun belli bir miktar paranın tahsiline yönelik olması nedeniyle alacaklının ikametgahı mahkemesinin ve icra dairelerinin yetkili olduğu, davalının yetki itirazının yersiz olduğu, davalı vekilinin cevap ve beyan dilekçelerinde hibe vaadi sözleşmesinin icbar sureti ile imzalandığını iddia ettiği, Mahkemenin 2016/91 Esas sayılı dosyasında bulunan ve Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2022/20 89... /3638 Karar sayılı ilamı ile de onanan kararda Borçka Cumhuriyet Başsavcılığına bu hususta şikayette bulunulduğu ve Cumhuriyet Başsavcılığınca kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiği, Türk Borçlar Kanunu'nun 295 ve devamı maddeleri ile Gelir İdaresi Başkanlığının davalı şirketin 2008 yılı ve sonrasına ait bilançoları birlikte değerlendirildiğinde bağışlama sözleşmesinden dönme şartlarının mevcut olmadığı, sözleşmede davalının ticari ve ekonomik özgürlüğünü kısıtlayıcı mahiyette hüküm bulunmadığından sözleşmenin kelepçe sözleşme olarak nitelendirilmesinin mümkün olmadığı, sözleşmede yer alan işletmelerin devri halinde devralan kişinin sözleşme koşullarını yerine getireceği aksi takdirde üretim devam ettiği sürece davalının bu ödemeyi yapacağının düzenlenmesinin kendilerini borçtan kurtarmayacağı gerekçesiyle; davanın kabulüne ve Borçka İcra Müdürlüğünün 2021/26 Esas dosyasına davalının 120.000 USD asıl alacak ve bu alacağa takipten itibaren 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesi uyarınca değişen oranlarda faiz yürütülmesine, kabul edilen miktarın takip tarihindeki efektif satış kuru karşılığı üzerinden %20 oranında hesaplanan 170.152,80 TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, karara karşı davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; sözleşmede davalının ticari ve ekonomik özgürlüğünü kısıtlayıcı mahiyette bir hüküm bulunmadığından, bu sözleşmenin kelepçe sözleşme olarak nitelendirilmesinin mümkün olmadığı, davalının borcunun işletmenin sona ermesi halinde sona ereceği sözleşmeden anlaşıldığından, bunun "ebedi borç" veya "aşırı uzun süreli bir borç" olarak nitelendirilmesine yönelik uzman görüşüne de iştirak edilmediği, ayrıca davalının tacir olması, işletmeyi işleteceği muhtemel süreyi öngörmesi ve dava konusu alacağın işletmenin faaliyete başlamasından dört yıl sonrasına ilişkin olması dikkate alındığında sürenin aşırı uzun olduğunun söylenemeyeceği, ifa güçlüğüne ilişkin şartların oluştuğunun ispatlanamadığı, döviz kurlarındaki değişim sebebiyle ödeme güçlüğünün doğmasının tek başına sözleşmenin uyarlanması için yeterli olmadığı, zira ülkemizin ekonomik koşullarının basiretli tacir olan davalı tarafından bilinmesi gerektiği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, karara karşı; davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı vekili; davaya konu uyuşmazlık bakımından Borçka İcra Müdürlüğünün ve Mahkemelerinin yetkili olmadığını, davaya konu sözleşmenin aşırı süreli borç sözleşmesi niteliğinde olup TBK'nın 23... . maddeleri uyarınca kişilik haklarına ve ahlaka aykırı olduğunu, dosyaya sunulan uzman görüşü ile bilirkişi raporu arasında çelişki bulunduğunu, gerekçeli kararda uzman görüşüne neden itibar edilmediğine dair gerekçe belirtilmediğini, geçersiz bir hibe vaadi sözleşmesi hükmünün davacı tarafça ifasının talep edilmesinin kötü niyetli olduğunu ve TBK'nın 138. maddesi kapsamında dürüstlük kuralına aykırılık teşkil ettiğini, müvekkilinin sırf tacir olduğu için oldukça uzun bir süre bir belediyeye yıllık 120.000 USD ödeme yapmayı kabul ettiğini değerlendirmenin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, hibe vaat eden tarafın bu hibe karşılığından herhangi bir kazanımı ya da yararlanması söz konusu olmadığından değişen ekonomik koşullara rağmen sözleşme ile bağlı olmasının katlanılmaz olacağını ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, bağışlama sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Temyizen incelenen kararda; tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere, tarafların serbest iradeleri ile imzaladıkları sözleşme hükümleri ile bağlı olduklarının anlaşılmasına göre davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın onanmasına karar verilmiştir.

VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370. maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, 40.000,00 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Aşağıda yazılı bakiye temyiz karar harcının temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 07.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2025/3439, K. 2026/1937, T. 07.04.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-3-hukuk-dairesi-2025-3439-e-2026-1937-k-edffaba50a2f