Yargıtay · 2. Ceza Dairesi
Yargıtay 2. Ceza Dairesi 2024/4510 E. 2026/8640 K. – Hırsızlık
Konu: Hırsızlık
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 2. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2024/4510
- Karar No
- 2026/8640
- Karar Tarihi
- Konu
- Hırsızlık
MAHKEMESİ:Ceza Dairesi SAYISI : 2023/4294 E., 2023/3794 K. SUÇ : Hırsızlık HÜKÜM : İstinaf başvurularının esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Onama
İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Kanun'un 286/1. maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, 260/1. maddesi uyarınca temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291/1. maddesi gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294/1. maddesi uyarınca temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298/1. maddesi gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü: 5271 sayılı Kanun'un 288. maddesinin ''Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır." ve aynı Kanun'un 294. maddesinin ise; ''Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olabilir.'' şeklinde düzenlendiği de gözetilerek, sanığın temyiz isteminin "somut delil bulunmadığı halde kanaat kullanılarak tarafına ceza verildiğine"; sanık müdafiinin temyiz isteminin ise "sanık hakkındaki iddiaların gerçeği yansıtmadığına, sanığın olay tarihinde Bodrum'da olmadığına ve suçun işlendiği yere gitmediğine, sanığın mahkûmiyetine yeter, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığına, masumiyet karinesi ve şüpheden sanık yararlanır ilkesi uyarınca sanığın beraatine karar verilmesi gerektiğine" yönelik olduğu belirlenerek yapılan incelemede, 1-5271 sayılı Kanun’un 280. maddesinin 1. fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde bölge adliye mahkemelerinin duruşma açmaksızın hükmün bozulmasına karar verebileceği hâllerin sınırlı olarak sayıldığı, dosya içeriğine göre Bodrum 1. Asliye Ceza Mahkemesinin, 11.11.2021 tarihli ve 2020/321 Esas, 2021/767 Karar sayılı dosyasında verilen mahkûmiyet hükmüne yönelik O yer Cumhuriyet savcısı, sanık ve müdafiinin istinaf istemleri üzerine yapılan inceleme neticesinde, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin, 18.04.2022 tarihli ve 2022/1393 Esas, 2022/1325 Karar sayılı kararı ile "... Dosya tüm olarak incelendiğinde; olay tarihi olan 08.07.2019 günü saat 00.30 sıralarında sanığın katılan ...'nın işyerinden hırsızlık yaptığından bahisle kamu davası açılmış ise de; güvenlik kamera kayıtlarından 04.11.2019 günü olarak geçtiği, bu hususta suç tarihi ve saatinin tam olarak mahkemesince değerlendirilme yapılmadığı, Müşteki ...'a yönelik eylemi sonrası bindiği taksinin şoförü olan Ö.G.'nin hazırlık soruşturması sırasında olaya ilişkin beyanı alınmakla birlikte kovuşturma evresinde sanığın mümkün olması halinde canlı teşhis yaptırmak suretiyle, değil ise fotoğrafları çekilmek suretiyle teşhis yaptırılıp suç sonrası aracına binen şahsın sanık olup olmadığı yönünde beyanının alınması gerektiği halde alınmadığı anlaşılmakla; Açıklanan bu durum CMK'nın 289/1-e.maddesinde yazılı duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken kişilerin yokluğunda duruşma yapılması olarak değerlendirilmiştir. Kabule göre de; TCK'nun 145 maddesinin şartları oluşmadığı halde sanığın cezasından indirim yapıldığı ... " gerekçeleriyle hükmün bozulmasına karar verildiği, ancak bozma kararında belirtilen hukuka aykırılıkların aynı Kanun’un 280. maddesinin 1. fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde sınırlı olarak sayılan bozma nedenleri arasında gösterilmediği gözetilerek, Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesince davanın yeniden görülmesine karar verilmek suretiyle yapılacak duruşma sonucunda hukuka aykırılığın giderilmesi yerine, dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde bozma kararı verilmesinin ve anılan karara yönelik direnme yetkisi bulunmayan İlk Derece Mahkemesince yeniden hüküm kurulmasının yasal dayanağının bulunmadığı, Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 30.04.2025 tarihli ve 2024/6-490 Esas, 2025/197 Karar sayılı kararında “… bölge adliye mahkemelerinin, kanuni dayanağı bulunmayan (5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde sayılanlar hariç) bozma kararları ile iş bu bozma kararına istinaden ilk derece mahkemesince tesis edilen kararların, görevsiz mahkeme tarafından verilmiş olmaları nedeniyle hukuka açık ve ağır aykırılıkla malul olduklarından hükümsüz sayılmaları gerektiğinin…” kabul edildiği, keza Anayasa Mahkemesinin 12.06.2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 09.01.2025 tarihli ve 2023/33667 sayılı kararı ile de “İstinaf Dairesi kanunda açıkça öngörülmüş hâller dışında bir nedenle bozma kararı vermiş, bunun sonucunda başvurucunun temyiz kanun yoluna başvurma hakkının elinden alınmasına yol açmıştır. Böylelikle istinaf kanun yolu incelemesine ilişkin kuralların İstinaf Dairesince yapılan yorumun kişilerce öngörülebilecek belirlilikte olmadığı ve kanunun lafzıyla çeliştiği görülmüştür. Diğer bir ifadeyle İstinaf Dairesinin bu kararıyla başvurucunun mahkemeye erişim hakkına kanuni dayanağı bulunmayan bir müdahalede bulunulmuştur. Açıklanan gerekçelerle İstinaf Dairesinin 5271 sayılı Kanun'da sınırlı olarak sayılı hâller dışında bir sebeple bozma kararı vermesiyle gerçekleşen müdahalenin kanuni dayanağının olmaması nedeniyle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlâl edildiğine..." hükmedilmekle yukarıda anılan şekilde verilen bozma kararlarının “hukuka açık ve ağır aykırılıkla malûl” olduğunun teyit edildiği dikkate alınmak suretiyle; İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin, 18.04.2022 tarihli ve 2022/1393 Esas, 2022/1325 Karar sayılı kararı ile bozma üzerine verilen Bodrum 1. Asliye Ceza Mahkemesinin, 25.05.2023 tarihli ve 2022/412 Esas, 2023/357 Karar sayılı kararının hukukî değerden yoksun olduğu belirlenerek yapılan incelemede; 5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendi uyarınca davanın yeniden görülmesine karar verilerek, duruşma açılıp, taraflar çağrılarak delillerin değerlendirilmesi sonucunda anılan Kanun maddesinin 2. fıkrasına göre hukuka aykırılığın Bölge Adliye Mahkemesince giderilmesi sonucunda yeniden hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi, 2- Kabule göre de, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 142. maddesinde, 6545 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 62. maddesi ile yapılan ve 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren değişiklik uyarınca, sanığa yüklenen 5237 sayılı Kanun’un 142/2-h ve 143. maddelerinde öngörülen suçun gerektirdiği cezanın alt sınırının 5 yıldan fazla olması ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 14.10.2021 tarihli ve 2021/35 Esas, 2021/473 Karar sayılı kararı dikkate alınarak, 5271 sayılı Kanun’un 150/3. maddesi uyarınca sanığa atanan zorunlu müdafiinin karar duruşmasında hazır bulunması gerektiği gözetilmeden, müdafiinin yokluğunda yargılamaya devam edilip hüküm kurularak aynı Kanun’un 188/1 ve 289/1-e. maddelerine aykırı davranılması suretiyle sanığın savunma hakkının kısıtlanması, Bozmayı gerektirmiş, sanık ve müdafiinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeyen hükmün bu sebeplerden dolayı 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği Tebliğname'ye aykırı olarak BOZULMASINA, dava dosyasının, aynı Kanun’un 304/2. maddesi uyarınca İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 07.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.