Yargıtay · 2. Ceza Dairesi
Yargıtay 2. Ceza Dairesi 2022/4476 E. 2024/539 K. – Hırsızlık
Konu: Hırsızlık
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 2. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2022/4476
- Karar No
- 2024/539
- Karar Tarihi
- Konu
- Hırsızlık
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2019/1763 E., 2019/3020 K. ŞİKÂYETÇİ :... SUÇ : Hırsızlık HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma
İlk Derece Mahkemesince sanık hakkında hırsızlık suçundan kurulan hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 286/1. maddesi uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260/1. maddesi gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291/1. maddesi gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294/1. maddesi gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298/1. maddesi gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 288. maddesinin ''Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.'' ve aynı Kanun'un 294. maddesinin ise; ''Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olabilir.'' şeklinde düzenlendiği de gözetilerek sanık müdafiinin temyiz isteminin, şikâyetçi ...'e yönelik yapılan kesinleştirme işleminin hukuka aykırı olduğuna ve bu hüküm yönünden de inceleme yapılması gerektiğinin gözetilmediğine, sanığın mahkûmiyetine yeter delil olmadığına, katılanın beyanlarının çelişkili olduğuna yönelik olduğu; Şikâyetçi ... ve katılan ...'nin birlikte bir ekmek fırınında çalıştıkları ve aynı fırının üst katında beraber kaldıkları, sanığın da fırın sahibini tanıması sebebiyle bahsi geçen fırına ara sıra gelip gittiği ve bu nedenle katılan ve şikâyetçi ile tanışıklığının bulunduğu, yakın zamanda ev kurmak isteyen şikâyetçi ...'e, sanığın televizyon, fırın ve televizyon ünitesi satmak istediği, 600,00 TL karşılığında anlaştıkları ve sanık tarafından eşyaların şikâyetçiye teslim edildiği, 17.08.2014 günü gece saat 01.30 civarında sanığın daha önce şikâyetçi ...'e sattığı televizyon ve televizyon ünitesini katılan ve şikâyetçinin kaldıkları fırının üst katından alarak fırının önünden ayrıldığı, ayrıca katılan ...'a ait kıyafet ve ayakkabıları da bavula koyarak götürdüğü, bu hususun kamera kayıtları ve tanık beyanı ile doğrulandığı, sanığın bu eylemi nedeniyle, Antalya Cumhuriyet Başsavcılığının 11.09.2014 tarihli iddianamesi ile hırsızlık suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 142/2-h, 143, 53, 58. maddeleri gereğince 2 defa cezalandırılmasına karar verilmesi istemiyle kamu davası açıldığı, Antalya 28. Asliye Ceza Mahkemesinin 07.03.2017 tarihli ve 2014/1180 Esas, 2017/136 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında şikâyetçi ...'e yönelik hırsızlık suçundan, 5237 sayılı Kanunu’nun 142/2-h, 143, 62. maddeleri uyarınca 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, katılan ...'a yönelik hırsızlık suçundan ise, aynı Kanun'un 142/2-h, 143, 145, 62. maddeleri uyarınca 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, o yer Cumhuriyet savcısı tarafından her iki hükme yönelik olarak sanık aleyhine istinaf kanun yoluna başvurulduğu, Antalya Bölge Adliye Mahkemesinin 05.06.2017 tarihli ve 2017/994 Esas, 2017/1065 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında kurulan hükümlerin "....Sanık hakkında müşteki ...'na ve katılan ...'ye yönelik hırsızlık eylemlerinden dolayı kurulan hükümlerde tekerrüre esas alınan Antalya 16 ASCM nin 2012/1135 esas 2013/425 karar sayılı kararının 1 yıl 8 ay erteli hapis cezasını içerdiği ve kararın 22/11/2013 tarihinde kesinleştiği halde TCK 51/7 maddesi uyarınca gereğinin yapılması hususunda mahkemesine ihbarda bulunulmaması,.... Sanık hakkında müşteki ...'ye yönelik hırsızlık eyleminden dolayı kurulan hükmün incelenmesinde; müştekinin beyanına göre çalınan ayakkabı, pantolon ve gömleğin 300 TL olması karşısında, yasal ve yeterli gerekçe gösterilmeksizin sanık hakkında TCK 145 maddesi uygulanmak suretiyle indirim yapılarak eksik ceza tayini, hükmün bu yönden CMK 230 maddesi gereğince gerekçeyi içermemesi..." gerekçeleri ile hükümlerin bozulmasına karar verildiği, bozma üzerine ilk derece mahkemesince yeniden yapılan yargılamada, sanık hakkında, katılan ...'a yönelik hırsızlık suçundan bu defa 142/2-h, 143, 62. maddeleri uyarınca 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, şikâyetçi ...'e yönelik hırsızlık suçundan ise "... aleyhe istinaf olmadığından kararın bu şekilde kesinleştiği anlaşıldığından , YENİDEN HÜKÜM KURULMASINA YER OLMADIĞINA, CEZANIN İNFAZA VERİLMESİNE..." şeklinde karar verildiği, sanık müdafiince, şikâyetçi ...'e yönelik eylem hakkında ilk derece mahkemesince karar verilmesi gerektiği hususu da ifade edilerek istinaf kanun yoluna başvurulduğu ve Antalya Bölge Adliye Mahkemesinin 29.11.2019 tarihli ve 2019/1763 Esas, 2019/3020 Karar sayılı kararı ile sadece katılan ...'a yönelik eylem incelenerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği, devamında sanık müdafiinin yukarıda belirtilen temyiz gerekçeleri ile temyiz isteminde bulunduğu; 5271 sayılı Kanun’un 280/1-e maddesinde Bölge Adliye Mahkemelerinin duruşma açmaksızın hükmün bozulmasına karar verebileceği hâllerin sınırlı olarak sayıldığı, dosya içeriğine göre, Antalya 28. Asliye Ceza Mahkemesinin 07.03.2017 tarihli ve 2014/1180 Esas, 2017/136 Karar sayılı dosyasında verilen mahkûmiyet hükümlerine yönelik yapılan istinaf incelemesi neticesinde, Antalya Bölge Adliye Mahkemesinin 05.06.2017 tarihli ve 2017/994 Esas, 2017/1065 Karar sayılı kararı ile duruşma açılmaksızın hırsızlık suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerinin bozulmasına karar verildiği, ancak verilen bu bozma kararının aynı Kanun’un 280/1-e maddesinde sınırlı olarak sayılan bozma nedenleri arasında gösterilmediği, Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesinin duruşma açarak karar vermek yerine dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde bozma kararı vermesinin ve anılan karara yönelik direnme yetkisi bulunmayan İlk Derece Mahkemesince yeniden hüküm kurulmasının yasal dayanağı bulunmadığı, Antalya 5. Asliye Ceza Mahkemesinin, 28.01.2019 tarihli ve 2017/491 Esas, 2019/95 Karar sayılı kararı ile bu karara yönelik istinaf incelemesi yapan Antalya Bölge Adliye Mahkemesinin 29.11.2019 tarihli ve 2019/1763 Esas, 2019/3020 Karar sayılı kararının hukukî değerden yoksun ve yok hükmünde olduğu, bu durumda temyizen incelenen kararın, Antalya Bölge Adliye Mahkemesinin 05.06.2017 tarihli ve 2017/994 Esas, 2017/1065 Karar sayılı bozma kararı olması gerektiği belirlenerek yapılan incelemede; 1.5271 sayılı Kanun’un 280/1-g maddesi uyarınca duruşma açılarak ve taraflar da çağrılarak delillerin değerlendirilmesi sonucunda anılan Kanun maddesinin 2. fıkrasına göre yeniden hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden, duruşma açılmaksızın dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, yazılı şekilde hükümlerin bozulmasına karar verilmesi, 2.5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 142. maddesinde 6545 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 62. maddesi ile yapılan ve 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren değişiklik uyarınca, sanığa yüklenen 5237 sayılı Kanun’un 142/2-h ve 143. maddelerinde öngörülen suçun gerektirdiği cezanın alt sınırının 5 yıldan fazla olması ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 14.10.2021 tarihli ve 2021/35 Esas, 2021/473 Karar sayılı kararı ile Antalya 28. Asliye Ceza Mahkemesinin 07.03.2017 tarihli ve 2014/1180 Esas, 2017/136 Karar sayılı dosyasında müdafii atanmadığı dikkate alınarak, 5271 sayılı Kanun’un 150/3. maddesi uyarınca sanığa zorunlu müdafi atanması ve sanığın müdafi huzurunda savunmasının alınması gerektiği gözetilmeden, yargılamaya devam edilerek aynı Kanun’un 188/1 ve 289/1-(h) maddelerine aykırı davranılması suretiyle savunma hakkının kısıtlanması, 3.Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 04.07.2022 tarihli ve 2022-512 sayılı kararı başta olmak üzere sonraki bir çok kararında da açıklandığı üzere, bir suç işleme kararının icrası kapsamında, başka bir ifadeyle, tek bir iradi karara dayalı olarak aynı yer ve zaman birliği içinde birbirleriyle bağlantılı bulunan ve kendi aralarında bir bütün olarak değerlendirilebilecek hareketlerin, birden fazla fiil ya da birden fazla suçun varlığına rağmen hukuki anlamda tek bir fiili oluşturduğu, sanığın, eşyanın farklı kişilere ait olduğunu bilmesinin ya da somut olayın özelliğine göre bilebilecek durumda olmasının fiilin tekliği üzerinde etkili olmadığı, bu yöndeki kabulün, ceza adalet sistemine de uygun olduğu kabul edilmelidir. Sanığın tek bir suç işleme iradesi ile aynı yerde kalan katılan ve şikâyetçiye ait eşyaları çalması şeklindeki eylemi, hukuki anlamda tek bir fiil sayılacağından aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiil ile işlenmesi nedeniyle 5237 sayılı Kanun'un 43/2. maddesi yollamasıyla aynı Kanun’un 43/1. maddesi gereğince zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerektiği gözetilmeyerek fazla ceza tayini, Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz nedenleri bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle, 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği, istem gibi BOZULMASINA, dava dosyasının, aynı Kanun’un 304/2. maddesi uyarınca Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 15.01.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.