Yargıtay · 11. Hukuk Dairesi

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2025/7070 E. 2026/4370 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
11. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/7070
Karar No
2026/4370
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/231 Esas, 2025/1578 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2021/596 E., 2022/792 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: KARAR I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin oğlu dava dışı ...'in ... Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. isimli bir şirket kurduğunu, şirketin kuruluş aşamasındayken kurulacak şirket üzerinden davalıdan distribütörlük almak için görüşmeye gittiğini, görüşme sırasında davalı şirket yetkilisinin, distribütörlüğün verilmesi için, önceki distribütörün borçlarına kefil olunmasını şart koştuğunu, ancak müvekkilinin oğluna ait şirket kurulma aşamasında olduğundan, söz konusu kefaletin müvekkili ve müvekkilinin yetkilisi olduğu şirket tarafından verilmesinin talep edildiğini, bunun üzerine müvekkilleri ile davalı şirket arasında “...” başlıklı kefalet sözleşmesi imzalandığını ve bu sözleşmenin teminatı olarak davalı şirkete 3 adet senet verildiğini, sözleşmede bahsi geçen çeklerin ödenip ödenmediği, ödendi ise ne kadarının ödendiği gibi hususlarda bilgi verilmediğini, bu nedenle müvekkilinin asıl borçlular tarafından ödenip ödenmediğini bilemediği çeklere ilişkin olarak protokolün teminatı olarak verdiği 435.000,00 TL tutarlı ilk senedin ödemesini yapmak durumunda kaldığını, yine protokolün teminatı olarak davalı şirkete verilmiş olan 24.12.2021 (değiştirilmeden önce 24.12.2019) vadeli 435.000,00 TL bedelli ve 24.12.2022 (değiştirilmeden önce 24.12.2020) vadeli 435.000,00 TL bedelli 2 adet senet daha bulunduğunu, asıl borçluları tarafından ödenip ödenmediği dahi belirli olmayan çeklere ilişkin müvekkilinin ödeme yapmak istemediğini, müvekkiline ödediği tutar ile ilgili rücu imkanı tanınmadığını, kefalet sözleşmesinin geçerlilik şartlarını taşımadığını, geçerli olduğunun kabul edilmesi halinde dahi müvekkilinin borçlu kabul edilemeyeceğini ileri sürerek müvekkillerinin ödemiş olduğu 435.000,00 TL'nin ödeme tarihi olan 10.01.2019 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte tahsiline, 20.11.2017 tarihli “Protokol” başlıklı kefalet sözleşmesinin geçersizliği veya müvekkillerinin borçtan kurtulduğunun tespiti suretiyle müvekkillerinin söz konusu protokol nedeniyle borçlu olmadıklarının tespitine, bu sözleşmenin teminatı olarak verilmiş olan diğer bonoların iptaline karar verilmesini istemiştir.

II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; taraflar arasındaki sözleşmenin garanti sözleşmesi olduğunu, rücu imkanı bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile protokolün içeriğinin kefaletten ziyade garanti sözleşmesi şeklinde düzenlendiği, önceki borçlunun davalıya verdiği çek ve senetlerin tahsil edilmeme riskinin davacılarca üstlenildiği, bunun ayrı bir sözleşme olduğu ve kefalet sözleşmesi olarak değerlendirilemeyeceği, şeklen geçersiz bir kefalet senedine benzediği ancak iki tarafın iradelerinin tam bir garantörlük sözleşmesine yönelik olduğu, içeriğinde kefil/kefalet ibarelerinin geçmesinin tek başına protokolü kefalet sözleşmesi yapmayacağı, taraflar arasındaki sözleşme kefalet sözleşmesi olarak değerlendirilse bile, şeklen geçersiz olan bu kefalet sözleşmesi dışında davacıların ayrıca üç adet bono düzenleyip verdiği, senetlerde teminat olduğuna dair bir kayıt da bulunmadığı, protokolde senetlerden bahsedilmesinin tek başına senetleri teminat senedi kılmayacağı, protokol başlıklı belgenin içeriği, ayrıca bono verilmesi, bilirkişi raporu uyarınca dava dışı kişinin verdiği müşteri çeklerinin tahsil edilememesi nedeniyle davacıların temerrüde düşmesi birlikte nazara alındığında, bağımsız bir borç üstlenme olduğu, davacının davalıya borçlu olduğu, tahsil edilen ve edilmemiş senetlerle ilgili davacının borçlu olmadığının tespiti ve istirdat talebinin yersiz olduğu gerekçesiyle davanın reddine, tedbir nedeniyle davalı alacaklı 870.000,00 TL'lik alacağına geç kavuştuğundan İİK'nın 72/4. maddesi uyarınca davacıların tazminata mahkum edilmelerine karar verilmiş, karar, davacılar vekilince istinaf edilmiştir.

IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile bir sözleşmenin kefalet sözleşmesi mi garanti sözleşmesi mi olduğunun tespitinde bir takım ana ve yardımcı kıstasların bulunduğu, protokolde davacılardan kefil olarak ve protokolde belirtilen çeklere kefil olunmasından bahsedilmiş ise de feri kıstas olan sadece bu sözcüklere göre sözleşmenin kefalet sözleşmesi olduğunun kabul edilmesinin mümkün olmadığı, davacıların, davalı ile aralarında cari hesap ilişkisi olan dava dışı ....Ltd.Şti.'nin davalıya vermiş olduğu çeklere kefil olmayı şartsız koşulsuz itiraz hakları olmadan kabul ettikleri, yine çeklerin tahsilata dönüşmemesi halinde davacıların söz konusu çeklerin bedeli toplamını protokolde belirtilen toplamı aynı miktar olan bonolar ile kendi borçları olarak şartsız koşulsuz ödemeyi kabul ettikleri, taahhüt ettikleri tutara ilişkin menfi tespit, istirdat veya iade talebinde bulunma haklarından da peşinen feragat edildiğinin belirtilmek suretiyle itiraz ve defi haklarından feragat edildiği dikkate alındığında davacıların borcunun asli nitelikte olduğu, feri niteliğinin söz konusu olmadığı, teminat veren davacıların sözleşme ile bağımsız bir borcu yüklendiği, kişiye yönelik bir teminat verilmediği, protokole konu çeklerin tahsil edilmeme haline ilişkin teminat verildiği ve teminatın bağımsız ve objektif bir sonucun gerçekleşmesine yönelik olduğu, davacıların kabulünde olduğu üzere kendi oğluna ait dava dışı ...Ltd. Şti. ile davalı arasında distribütörlük sözleşmesinin akdedilmesini temin etmek için protokolün yapılmasında menfaatlerinin bulunduğu, bu durumda tüm ana kıstaslar uyarınca “...” başlıklı sözleşmedeki teminatının garanti sözleşmesi amacıyla verildiği, davacılar garanti edilen tutarın tamamının ödemekle yükümlü olduğundan bir kısım çeklere ilişkin ödenen banka sorumluluk bedellerinin garanti edilen tutardan mahsubunun mümkün olmadığı, ayrıca davacıların ödenen bedele ilişkin rücu hakkının da bulunmadığı dikkate alındığında davacılara rücu imkanının tanınıp tanınmadığının sonuca etkisinin olmadığı, protokolün 3. maddesinin "Kefiller, yukarıda anılan senetlerden herhangi birini ödememesi halinde sıralı diğer senetler muaccel hale gelmiş sayılacaktır. ...”ın; iş bu senetler ile ilgili, keşideci ve kefillere karşı tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla yasal takibe geçeceğini kabul etmektedir." hükmünü içerdiği, bu durumda bonolardan birinin vadesinde ödenmemesi üzerine diğerinin de muaccel hale geldiği ve Mahkemece verilen tedbir sebebiyle davalının alacağını tahsilde geciktiği, bu nedenle her iki bono bedeli üzerinden davacılar aleyhine İİK'nın 72/4 hükmüne dayalı olarak tazminata hükmedilmesinin de isabetli olduğu gerekçesiyle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, karar, davacılar vekilince temyiz edilmiştir.

V. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava, taraflar arasında akdedilen protokol başlıklı sözleşmenin geçersizliğinin tespiti, bu sözleşme gereğince verilen bonoların iptali ve ödenen bono bedelinin istirdatı istemine ilişkindir. Uyuşmazlık, taraflar arasındaki sözleşmenin kefalet sözleşmesi mi garanti sözleşmesi mi olduğu noktasında toplanmaktadır.

B. Değerlendirme ve Gerekçe Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına ve taraflar arasında akdedilen 20.11.2017 tarihli protokol ile ''Bu Ek-Protokol 14.11.2019 tarihinde taraflarca konuşulmuş, mutabık kalınarak, anlaşılarak kabul edilmiştir. 2018 yılı Ağustos ayının sonlarında başlayan Döviz artışı, sonrasında kurun stabil olmamasından dolayı ticaretin zayıflaması, 2019 yılı içerisinde de ticaret hacminin tüm Türkiye’de tüm endüstrilerde beklenildiği gibi gelinmemesinden dolayı; taraflarca 20/11/2017 tarihinde imzalanmış olan protokolün (ekte kopyası bulunan) sadece 2-b) ve 2-c) maddelerinde yazılı vade tarihlerinde taraflarca konuşularak, anlaşarak, mutabık kalınarak değişiklik yapılmıştır. Söz konusu maddelerdeki vade tarihindeki değişiklikten başka herhangi bir değişiklik yapılmamıştır. Protokolün diğer tüm maddeleri tümüyle aynı kalmakta, değişmemektedir.'' şeklinde ön açıklama içeren Ek Protokol içeriğinin birlikte değerlendirilmesine göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/1-b(1) hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.

VI. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacılar vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı harcın istek halinde ilgililere iadesine, 08.09.2026 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2025/7070, K. 2026/4370, T. 08.09.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-11-hukuk-dairesi-2025-7070-e-2026-4370-k-66b3cfdafd67