Yargıtay · 11. Hukuk Dairesi

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2026/216 E. 2026/4403 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
11. Hukuk Dairesi
Esas No
2026/216
Karar No
2026/4403
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/1600 Esas, 2025/1844 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 5. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2022/249 E., 2023/142 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

KARAR

I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde, davalı gerçek kişi tarafından 2020/... başvuru numaralı “...” ibareli marka için 41... . sınıflarda tescil başvurusunda bulunulduğunu, markanın yayımına müvekkili şirkete ait “...” ibareli markalar mesnet gösterilerek 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 6/1 hükmü uyarınca itiraz edildiğini, itirazın Markalar Dairesi Başkanlığı tarafından kısmen reddedildiğini, müvekkili şirket tarafından yayıma itirazın yeniden incelenmesi talebinde bulunulduğunu, ikinci itirazın Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulunun (YİDK) kararı ile reddedildiğini, müvekkili şirketin “...” ibaresini içeren tescilli markaları bulunduğunu, “...” markasının tanınmış marka statüsünde olduğunu, davalı şahsın markayı kullanmak suretiyle su ve maden suyu üretip piyasaya sürebileceğini, bu durumda markanın müvekkili şirkete ait tescilli marka ile iltibasa yol açabileceğini, dava konusu markaya eklenen “...” ibaresi ile ayırt edicilik sağlanmadığını ileri sürerek YİDK kararının iptaline ve 2020/100494 sayılı markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP 1.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde, müvekkili Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

2.Davalı vekili cevap dilekçesinde, davacının kendi ile özleştirdiği marka isminin “...” ibaresi olduğunu, ortalama bilgi düzeyine sahip her bireyin “...” ismi ile karşılaştığında aklına ... tabiat parkı içinde bulunan set gölünün geleceğini, “...” ibaresinin bir coğrafi isim olduğunu, müvekkilinin bu bölgede otel işletmeciliği yapacağını, bu sebeple “... ... ...” ibareli markanın tescili için başvurduğunu, markalar arasında ürün benzerliğine yol açabilecek hiçbir unsur bulunmadığını, “...” ibaresinin “dağ evi” anlamına geldiğini, ortalama bilgi birikimine sahip her kişinin dağ evi ile su markasını ayırt edebileceğini, markalar üzerinde ayırt ediciliği sağlayan özgün grafik ve figürlerin bulunmasının markalar arasında karıştırılma ihtimalini ortadan kaldırdığını, müvekkili ile davacının hizmet verdiği kitle ve sektörün birbirinden tamamen bağımsız ve farklı olduğunu, müvekkili markasında yer alan “...” ibaresinin bir su markasında kullanılması ihtimalinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, dava konusu marka başvurusu incelendiğinde, şekil ve kelime unsurlarından oluştuğu, iç içe geçmiş tamamlanmayan dairesel figürlerin ortasında yön okları ile oluşturulmuş ağaç figürüne yer verildiği, bu şekil unsurunun altında "... ..." ibaresinin stilize bir yazım tarzı ile oluşturulduğu, bu ibarenin altında nispeten küçük punto ile "..." ibaresine yer verildiği, söz konusu ibarenin davaya konu hizmetler bakımından somut ayırt ediciliğinin bulunmadığı, markanın genel görünümü dikkate alındığında; "... ..." ibaresinin ön planda olduğu, redde mesnet marka incelendiğinde, beyaz ve gri renklerden oluşan çembersel bir figür içerisinde kırmızı renk ile "..." ibaresine yer verildiği, bu ibarenin altında nispeten küçük punto ile "..." ibaresine yer verildiği, "nadir ve saf" anlamına gelen söz konusu ibarenin davaya konu hizmetler bakımından somut ayırt ediciliğinin bulunmadığı, markanın genel görünümü dikkate alındığında; "..." ibaresinin ön planda olduğu, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 26.11.1999 tarih, 1999/5790-9590 E.K. sayılı kararında, Ülkemizdeki şehir, bölge veya maruf mahal isimlerinin tek bir sözcük olarak bir kişi lehine marka olarak tesciline olanak tanımanın, bu isimlerin artık başkaları tarafından markalarında kullanılamayacağı sonucunu ortaya çıkaracağına işaret edildiği, o halde coğrafi yer adlarının, coğrafi işaret anlamını taşımamak kaydıyla, yanlarına ilave yapılması suretiyle marka olarak tescilinin mümkün olduğunun kabulünün gerektiği, nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 04.06.2018 tarih, 2016/11850 E., 2018/4241 K. sayılı ilamında da, aynı ilkelerin tekrarıyla kötüniyetli yapılmadığı sürece başkalarının da aynı coğrafi yer adını farklı bir takım eklerle marka olarak tescil ettirmesinin mümkün olduğunun kabul edildiği, markalarda müşterek olarak bulunan "..." sözcüğünun, ...'nun ... üzerinde oluşmuş bir krater ve birikinti gölünün adı olduğu, çok popüler bir tatil merkezi olduğu, davacıya ait marka başvurusunda "..." ibaresine yer verilse de, tek başına "..." kelimesinden kaynaklı olarak davacıya üçüncü kişileri bu maruf mahal ismini kullanmaktan men yetkisi vermek yukarıda yer verilen açıklamalara ve içtihatlara uygun düşmeyeceği, davacıya ait redde mesnet marka karşısında, davalı şahsın "... ... "..." ibareli marka başvurusunun tescilinin mümkün bulunduğu, markanın hükümsüzlüğü istemi bakımından, dava konusu marka kapsamında yer alan bir kısım 41. sınıf hizmetler ile 43. sınıf hizmetler bakımından, taraf markaları arasında “emtiaların aynı ve/veya benzer olması” şartının sağlandığı, dava konusu marka başvurusu ile hükümsüzlüğe mesnet markalar arasında ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesi bulunmadığı, davacı tarafça gerekçe gösterilen markalarının tanınmışlığın ispatına yönelik Türkiye’de gerçekleşen tanıtım faaliyetlerine ilişkin dosyaya herhangi bir belge, ilan, reklam harcaması, haber, dergi vb. tanıtım malzemesi sunulmadığı, yayıma itiraz aşamasında markanın kullanıldığını gösterir bir kısım belge dosyaya ibraz edilmişse de, bu belgelerin tanınmışlığa ilişkin olmadığı, dolayısıyla tanınmışlığın değerlendirilebileceği herhangi bir belgenin dosya kapsamında bulunmadığı, iddia edilen tanınmışlığın ispatlanamadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, karar, davacı vekilince istinaf edilmiştir.

IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Ülkemizdeki şehir, bölge veya maruf mahal isimlerinin tek bir sözcük olarak bir kişi lehine marka olarak tesciline olanak tanınamayacağı, coğrafi yer adlarının, coğrafi işaret anlamını taşımamak kaydıyla, yanlarına ilave yapılması suretiyle marka olarak tescilinin mümkün olduğu, bu kapsamda taraf markaları arasında benzerlik olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, karar, davacı vekilince temyiz edilmiştir.

V. TEMYİZ İNCELEMESİ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava, marka başvurusundan davacının itirazı üzerine Markalar Dairesi Başkanlığı kararı ile çıkartılan, ancak davalı şahsın itirazı üzerine tesis edilen nihai Kurum kararının iptali ve markanın hükümsüzlüğü istemine ilişkindir.

B. Değerlendirme ve Gerekçe Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/1-b(1) hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.

VI. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 09.09.2026 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2026/216, K. 2026/4403, T. 09.09.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-11-hukuk-dairesi-2026-216-e-2026-4403-k-7fac27fd5a18