Yargıtay · 11. Hukuk Dairesi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2025/6312 E. 2026/3132 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 11. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/6312
- Karar No
- 2026/3132
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/269 Esas, 2025/986 Karar HÜKÜM : Davanın kabulü İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 5. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2021/209 E., 2023/378 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 02.06.2026 günü hazır bulunan davacı vekili Avukat ... ile davalı vekili Avukat... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.
KARAR
I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında işletme hakkı devir sözleşmesi (İHDS) imzalandığını, devir tarihinden itibaren davalının kullanımında olan mülkiyeti müvekkili davacıya ait taşınmaz ve tesislere ilişkin davalı ile üçüncü kişiler arasında imzalanan sözleşmelerle kiraya verilmesi nedeniyle davalının haksız gelir elde ettiğini, sözleşme ve mevzuat gereği davalının böyle bir hakkı bulunmadığını ileri sürerek sözleşmeye aykırı olarak davalının elde ettiği gelirlerden belirsiz alacak davası olarak şimdilik 1.000,00 TL'nin işletme hakkı devir sözleşmesi tarihi baz alınarak tahsil tarihlerinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; öncelikle zamanaşımının dolduğunu, İHDS ile devre konu varlıkların mülkiyet hakları haricinde tüm hakları ile birlikte müvekkiline devredildiğini, İHDS'de devredilen taşınır ve taşınmaz malların kira ve reklam için kullanılmasını engelleyen herhangi bir hüküm bulunmadığını, dava konusu bedellerin İHDS ile özelleştirme uygulamaları ve elektrik piyasasını düzenleyen ilgili mevzuat uyarınca dağıtım şirketinin elde etmesine izin verilen gelirlerden olduğunu, bu gelirlerin davacıya ödenmesinin söz konusu olamayacağını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasındaki sözleşme hükümleri incelendiğinde, davacının, davalıya ait elektrik dağıtım bölgesindeki dağıtım tesislerinin çıplak mülkiyeti dışındaki haklarının bilhassa Sözleşmenin 5. maddesi uyarınca, bu taşınmazlar üzerindeki kullanım haklarının davalıya devredildiği, sözleşmede kira ve reklam gelirlerinin davacıya verileceğine ilişkin bir yükümlülük getirilmediği, davacının reklam ve kira gelirlerini davalıdan talep edemeyeceği, bu gelirlerin EPK tarafından düzenlenen gelir tarifesi içinde yer aldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekilince istinaf edilmiştir.
IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında imzalanan sözleşmenin konusunun, elektrik dağıtım sisteminin, dağıtım tesislerinin ve dağıtım tesislerinin işletilebilmesi için varlığı zorunlu diğer taşınır ve taşınmazların dağıtım faaliyetleri için işletme hakkının devrini oluşturduğu, bu kapsamda davalıya, sadece “işletme hakkı” kapsamında kalan ve sadece bu amaca hizmet eden taşınır ve taşınmaz malvarlığı değerlerinin işletme amacıyla sınırlı olmak üzere tahsisinin öngörülüp mülkiyet hakkı davacıda kalma şartı ile işletme hakkının devrinin amaçlandığı, İHDS'nde mülkiyeti davacıya ait olan tesisler üzerinde davalının herhangi bir reklam ve kira geliri elde etme hakkının düzenlenmediği, sözleşmenin konusunun sözleşmede yer alan kapsam ve şartlar dahilinde dağıtım bölgesindeki mevcut ve yeni yapılacak elektrik dağıtım sisteminin dağıtım tesislerinin işletilebilmesi için varlığı zorunlu diğer taşınır ve taşınmazların dağıtım faaliyeti için işletme hakkının devri olup, davalı tarafça dağıtım faaliyetinin gerçekleştirildiği, mülkiyeti davacıya ait taşınır/taşınmazlarda kira ve reklam gelirleri elde etmesinin, taraflar arasındaki sözleşmeye göre mümkün olmadığı, anılan Tebliğde "Dağıtım şirketinin bölgede işlettiği dağıtım şebekesi üzerinden elde ettiği reklam ve kira (baz istasyonu, araç, bina, arazi, veri transferi iletişim alt yapısı kullanım geliri)'' gelirlerinin dağıtım şirketinin gelirleri arasında sayılmasının, bu gelirlerin davalı tarafça elde edilmesini meşrulaştırmayacağı, bu hali ile davalı tarafça mülkiyeti davacıya ait olan taşınır ve taşınmaz malvarlığı değerlerinin dava dışı 3. kişiye kiraya verilip kullandırılması hakkı olmamasına rağmen, aksi yönde davranarak gelir elde ettiği ve davacının işbu gelirin davalıdan tahsili talebiyle eldeki davayı açtığı, dava dilekçe içeriği ve dayanılan maddi vakıalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde istemin gerçek yönünün kendilerinden onay almaksızın sözleşme hükümlerine aykırı olarak mülkiyeti davacıya ait taşınmaz/taşınırı kiraya veren davalıdan gerçek olmayan vekâletsiz iş görme hükümleri uyarınca elde ettikleri menfaatin devri istemine ilişkin olduğu, vekaletsiz iş görmeden kaynaklanan alacak istemine ilişkin davada, 818 sayılı Borçlar Kanunu (818 sayılı BK) özel bir zamanaşımı süresi öngörmediğinden, BK'nın 125. maddesindeki (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı TBK) 146. madde) 10 yıllık genel zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiği, delillerin bu hükümler çerçevesinde değerlendirilmesi ve oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekmesine rağmen yukarıda yazılı olduğu şekilde hüküm tesisinde isabet görülmediği, somut olayda davalının elde ettiği haksız kira gelirlerinin bilirkişi raporu ile belirlendiği, davacı tarafça yukarıda açıklanan yasal düzenleme çerçevesinde gerçek olmayan vekaletsiz iş görme hükümleri kapsamında dava tarihinden geriye dönük 10 yıl süre ile davalının elde ettiği gelirlerin kendisine ödenmesini davalıdan talep edebileceği, davalının temerrüde düşürüldüğüne ilişkin tebliğ edilmiş bir ihtar bulunmadığından temerrüdün dava tarihi itibarıyla gerçekleştiği dikkate alınarak davanın kabulü ile taleple bağlı kalınarak şimdilik 1.000,00 TL üzerinden hüküm kurulması gerektiği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne, 1.000,00 TL'nin dava tarihinde itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş, hüküm, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava, gerçek olmayan vekaletsiz iş görmeye dayalı işgörenin elde ettiği menfaat kapsamındaki alacağın tahsiline ilişkindir. B.Değerlendirme ve Gerekçe 1.Davacı ..., İHDS'ne konu edilen taşınmazların kendi mülkiyetinde olduğunu, davalıya sadece işletme amacıyla sınırlı olmak üzere tahsis yapıldığını, taşınmazlar üzerinden reklam, baz istasyonu, tesis, TV aktarıcısı kurulumu gibi sözleşmelerle kira ve reklam geliri elde edilmesinin sözleşmeye aykırı olduğunu ileri sürmüş; davalı taraf ise, sözleşmede, devredilen malların kira ve reklam için kullanılmasını engelleyen herhangi bir hüküm bulunmadığını, konuyla ilgili çözüm için EPDK'nın ilgili Tebliğlerinin esas alınması gerektiğini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesince; İHDS'de davalının işlettiği dağıtım şebekesi üzerinden reklam ve kira gelirlerini elde etmesini sınırlayan herhangi bir hüküm bulunmadığı, söz konusu gelirlerin EPDK tarafından düzenlenen gelir tarifesi içinde yer aldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hükmün davacı tarafça istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince ise, davacının taleplerinin gerçek olmayan vekaletsiz iş görmeye dayalı olduğu, İHDS kapsamında davalıya devredilen tesislerin mülkiyet hakkının davacıda kaldığı ve sözleşmelerde bunların kiralanması, reklam alınması vs. şekilde gelir elde edilmesi ve edilecek gelirin davalıya ait olacağına dair açık bir hükmün bulunmadığı, davacının talebinde haklı olduğu gerekçesiyle taleple bağlı kalınarak davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararı hem davacı hem de davalı temyiz etmiştir. 2. Uyuşmazlık, mülkiyeti davacıya ait İHDS kapsamındaki taşınmaz ve tesisleri davalının elektrik iletimi ve dağıtımı faaliyeti dışında kullanma hakkı bulunup bulunmadığı, buradan varılacak sonuca göre, davalının dağıtım faaliyeti dışında gelir elde edebilmek için söz konusu taşınmaz ve tesisleri kiraya vermeye yetkili olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre ise "kira ve reklam gelirlerinin" mülkiyet sahibi davacıya mı yoksa elektrik dağıtım yetkisi verilen davalıya mı ait olması gerektiği, buradan da varılacak sonuca göre davacının talebinin hukuki dayanağının ne olması gerektiği noktalarında toplanmaktadır.
3.Uyuşmazlığın çözümü taraflar arasında yapılan İHDS'nin sağlıklı bir şekilde yorumlanmasına ve talebin nitelendirilmesine bağlıdır. O nedenle ilgili kanun ve sözleşme hükümleri ile sözleşmedeki kavramların belirtilmesinde fayda bulunmaktadır.
Sözleşmelerin yorumunun hukuki dayanağı 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 19. maddesidir (818 sayılı BK madde 18). Bu hükme göre, bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır.
Somut olayda, davalının kiraya verme yetkisi olmadığı davacı tarafından iddia edildiğinden, talebin nitelendirilmesinin dayanağı gerçek olmayan vekaletsiz iş görmeyi düzenleyen TBK'nın 530. maddesidir (818 sayılı BK madde 414). Bu hükme göre, kendi menfaatine yapılmamış olsa bile, iş sahibi iş görmeden doğan faydaları edinme hakkına sahiptir, ancak zenginleştiği ölçüde, işgörenin masraflarını ödemek ve giriştiği borçlardan onu kurtarmakla yükümlüdür. Aynı Kanun'un 531. maddesinde (818 sayılı BK madde 415), işsahibinin yapılan işi uygun bulması halinde vekalet hükümlerinin uygulanacağı düzenlenmiştir.
15.05.2006 tarih ve 5456 sayılı 5456 sayılı Gümrük Müsteşarlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye Bir Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun'un 4. maddesi ile o dönemki adı Elektrik Piyasası Kanunu olan 4628 sayılı Kanun'un 14.03.3013 gün ve 6446 sayılı Kanun'un 30. maddesiyle yürürlükten kaldırılan 14. maddesine eklenen ikinci fıkra, "...'ın faaliyet alanında yer alan ve dağıtım faaliyeti için gerekli olan işletme ve varlıklar üzerinde, mülkiyet hakkı saklı kalmak kaydı ile ... ile belirlenen dağıtım bölgelerinde faaliyet göstermek üzere kurulan elektrik dağıtım şirketleri arasında işletme hakkı devir sözleşmesi düzenlenebilir" hükmüne havi olup bu hüküm uyarınca davacı ile o dönem %100 hisseleri davacıya (...) ait olan dağıtım şirketleri arasında işletme hakkı devir sözleşmeleri imzalanmıştır. Bu durumda burada belirtilmesi gereken önemli bir husus ise, taraflar arasında yapılan İHDS'nin amacı ve ilgili kavramlara verilen anlamlardır. Bu bağlamda belirtmek gerekir ki; Sözleşmenin amacı “Amaç” başlıklı sözleşmenin 1. maddesinde düzenlenmiş olup bu hükme göre, Sözleşme'nin amacı; Antalya, Burdur ve Isparta illerinden oluşan elektrik dağıtım bölgesinde yer alan ve ...'ın uhdesinde bulunan Dağıtım Sistemi'nin, Dağıtım Tesisleri'nin ve Dağıtım Tesisleri'nin işletilebilmesi için varlığı zorunlu diğer taşınır ve taşınmazların, mülkiyet hakkı saklı kalmak koşuluyla ...'ne işletme hakkının devredilmesi ile Dağıtım Tesisleri'nin ve gerekli diğer unsurların iyileştirilmesi, güçlendirilmesi ve yeni dağıtım tesisi yapımının esaslarını ve tabi olduğu hükümleri belirlemektir.
İlgili kavramlar Sözleşmenin “Tanımlar ve Kısaltmalar” başlıklı 2. maddesinde düzenlenmiş olup bu hükme göre, "işletme hakkı", Şirket'in, Dağıtım Tesisleri ve Dağıtım Tesisleri'nin işletilmesinde kullanması gerekli diğer ilave unsurlar üzerinde bu sözleşmede yer alan hükümlerle sınırları belirlenen hakkı ve bu hakkın tanınması nedeniyle yürürlükteki mevzuattan ve bu sözleşmeden doğan bütün sorumlulukları, "işletme hakkı devri", dağıtım tesisleri ve dağıtım tesislerinin işletilmesinde kullanılması gerekli diğer ilave unsurlar üzerindeki işletme hakkının bu sözleşme hükümleri kapsamında devrini, "dağıtım tesisleri" ise, iletim tesislerinin bittiği noktadan itibaren, müstakilen dağıtım faaliyetinin yürütülmesi için tesis edilmiş ve edilecek tesis ve şebeke olarak tanımlanmıştır. Tanımlar ve kısaltmaları düzenleyen ne bu maddede ne de sözleşmenin diğer maddelerinde "kira ve kirayı ima edecek" herhangi bir kavrama doğrudan veya dolaylı olarak yer verilmemiştir.
Sözleşmenin 3. maddesinde ise "Sözleşmenin konusu, sözleşmede yer alan kapsam ve şartlar dahilinde, dağıtım bölgesi'ndeki mevcut ve yeni yapılacak Elektrik Dağıtım Sistemi'nin, Dağıtım Tesisleri'nin ve Dağıtım Tesisleri'nin işletilebilmesi için varlığı zorunlu diğer taşınır ve taşınmazların dağıtım faaliyeti için işletme hakkının devri bu tesislerin iyileştirilmesi ve güçlendirilmesi ile ihtiyaç duyulan yeni dağıtım hat ve tesislerinin yapımı ve Sözleşme'nin herhangi bir şekilde sona ermesinde söz konusu bütün tesislerin ...'a veya ...'ın belirleyeceği kuruluşa geri devredilmesi ile bu konularda tarafların her türlü hak ve yükümlülüklerinin tespit edilmesi oluşturmaktadır." şeklinde düzenlenmiştir.
Yapılan devir işleminin kapsamı da Sözleşmenin “Devir” başlıklı 5.1 maddesinde düzenlenmiş olup bu hükme göre, “Devir, Dağıtım Bölgesi'nde yer alan, mülkiyeti ve/veya kullanma hakkı ...'a ait olan Dağıtım Tesisleri ve Dağıtım Sistemi ile bunların üzerlerinde yer aldığı mülkiyetindeki ve/veya kullanımındaki taşımazlar, bu taşımazlar üzerindeki kullanım hakları, Dağıtım Tesisleri'nin gereği gibi işletilebilmesi için varlığı sorumluluk arz eden taşınmaz, tesis, araç-gereç, iş makinaları, telsiz cihazları ve bunların mütemmim cüzlerinin mülkiyet hakları saklı kalmak kaydıyla, İşletme Haklarının halihazır fiili ve hukuki durumu ile Şirket'e devredilmesidir.”
Dağıtım Sistemi Gelirinin Düzenlenmesi Hakkında Tebliğin yayımlanmasından sonra, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Enerji İşleri Genel Müdürlüğünün farklı tarihlerde konuya ilişkin bilgi sorulması üzerine Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu cevabi yazısında, kira ve reklam gelirlerinin genel olarak tarife kapsamında tüketicilerin ödemeleri gereken bedelleri düşürücü etki yaratacak şekilde kullanıldığını, yani bu gelirlerin tüketicilere yansıtıldığını, bunun dışında söz konusu gelirlerin paylaşımı hususunda bir düzenleme yapılmadığını, ancak anılan gelirlerin paylaşımının İHDS hükümlerinin revize edilmesi yoluyla yapılabileceğini, bu duruma engel bir husus bulunmadığını belirtmiştir. Bu cevabi yazıdan anlaşıldığı üzere, kira ve reklam gelirleri tüketicilere daha düşük bedelle elektrik verebilmek için sübvansiyon amaçlı kullanılmıştır.
Diğer taraftan İHDS'lerin 18.7. maddesi ile, sözleşmenin imzalanmasından sonra yürürlükteki mevzuat hükümlerinde meydana gelebilecek değişikliklerin, tarafları etkileyen hükümlerinin sözleşmeye yansıtılabileceği hükme bağlanmıştır.
İHDS'lerin 21/2. maddesi ise, sözleşmede yer almayan hususlarda yürürlükteki mevzuat hükümlerinin, Kurul ve Kurum kararlarının uygulanacağını düzenlemiştir.
Taraflar arasında yapılmış olan İHDS niteliği itibariyle borçlar hukuku kapsamında bir özel hukuk sözleşmesi olup, tarafların iradelerinin uyuşması ile imza altına alınmıştır. Bu sebeple uyuşmazlığın çözümünde de öncelikli olarak işbu sözleşme hükümlerinin uygulanması gerekir. Sözleşme hükümlerinin ise TBK'nın 19. madde hükmüne uygun yorumlanması gerekmektedir. Yukarıda belirtilen sözleşme hükümlerinden anlaşıldığı üzere dağıtım faaliyetinin yürütülmesi, elektrik enerjisinin iletilmesi için varlığı zorunlu olan gayrimenkul ve menkullerin mülkiyet hakkı davacı üzerinde kalmak kaydıyla elektrik dağıtımı ve dolayısyla dağıtım faaliyeti için gerekli olan işletme hakkı devredilmiş olup, mülkiyet hakkı kapsamındaki tüm hakları kapsayacak şekilde ayni hak niteliği olan tam yararlanma (intifa) hakkı tesis edilmemiştir. O nedenle mülkiyet hakkının daha geniş ve üstün olduğu gözetildiğinde tarafların gerçek iradelerinin kiraya verme hakkının devredildiği yönünde olmadığı anlaşılmaktadır. Nitekim, EPDK'nın 15.04.2022 tarihli cevabi yazısında sözleşmenin yapıldığı tarihi de kapsayacak şekilde kira gelirlerinin tüketicilere yönelik tarifelerde subvansiyon olarak kullanıldığının, dolayısıyla kira gelirlerinin davalıya ait olmadığının kira ve reklam gelirlerinin paylaşımı ile ilgili sözleşme tarafları arasında mutabakat sağlanarak sözleşmenin revize edilmesiyle çözülebileceğinin belirtilmesi de, kira ve reklam gelirlerinin davalıya ait olmadığı ve dolayısıyla davalının kiraya verme yetkisinin bulunmadığını göstermektedir. (Beşir Fatih Doğan/ Akif Özkan, Elektrik Dağıtım Şirketlerinin Kira Ve Reklam Geliri Elde Etmesinin Elektrik Piyasası Hukuku Bakımından Değerlendirilmesi, Kırıkkale Hukuk Mecmuası, Yıl 2023 Cilt: 3 Sayı: 2) Bu bağlamda davalı tarafın savunmasına dayanak gösterdiği sözleşmenin 21/2. maddesi "Bu sözleşmede yer almayan hususlarda yürürlükteki mevzuat hükümleri, Kurul ve Kurum kararları uygulanır." hükmüne havi olup, bu hüküm sözleşmenin yapıldığı tarih itibariyle yürürlükte olan mevzuat hükümleri ile Kurul ve Kurum kararlarına ilişkin olarak uygulanabilir. Zira, tarafların gerçek iradeleri ancak sözleşmenin yapıldığı tarih itibariyle belirlenmek durumundadır. Nitekim hem İHDS'nin 18. Maddesi hem de EPDK'nın cevabi yazısında belirtildiği üzere, sözleşme yapıldıktan sonra mevzuatta yapılan değişiklikler ancak tarafların mutabakatıyla sözleşmeye ithal edilebilir. EPDK'nın gelire ilişkin tarifesi sözleşmenin yapıldığı tarihten sonra yürürlüğe girdiğinden tarafların mutabakatı olmadığı sürece sözleşme hükmü haline gelmesi kabul edilemez. Bu nedenle Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi'nin de kabulünde olduğu üzere, davalı şirketin kiraya verme yetkisi bulunmadığının kabulü gerekir. Hak sahibi davacının izni olmadan mülkiyeti davacıya ait varlıkları davalının kendi ad ve hesabına kiraya vermesi gerçek olmayan vekaletsiz işgörme niteliğinde olup, davacı kiralama nedeniyle davalının varsa yaptığı masrafları ödemek suretiyle elde edilen kira ve reklam gelirlerini talep etme hakkına sahiptir. Davacı yapılan işi uygun bulmadığından yukarıda belirtilen YİBK kararı uyarınca zamanaşımı süresinin 10 yıl uygulanmasında da isabetsizlik bulunmamaktadır.
Bu nedenle, İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi aynı Kanun'un 369/1 hükmü ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmaması nedeniyle davalı tarafın tüm temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
4. Davacı tarafın temyizine gelince; yukarıda yapılan tespitlerden sonra davacının dava dilekçesindeki talebi değerlendirilecek olursa, davacı, davalının kira, reklam vs. Sözleşmeleriyle haksız surette elde ettiği bedellerin kendilerince tespit edilmesinin mümkün olmadığını, mahkemece gerçekleştirilecek tahkikat neticesinde müddeabihin ortaya çıkabileceğini, bu sebeple belirsiz alacak davası açtıklarını ifade ederek "fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla...şimdilik 1.000.00 TL'nin İşletme Hakkı Devir Sözleşmesi tarihi baz alınarak tahsil tarihlerinden itibaren işleyecek avans faizleri ile birlikte tahsiline" karar verilmesini istemiştir.
Belirsiz alacak davasını düzenleyen HMK'nın 107. maddesi, “(1) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir. (2) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilir. Aksi takdirde dava, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanır.” hükmüne havidir.
Bu hüküm uyarınca, belirsiz alacak davasının açılabilmesi için davanın açıldığı tarihte uyuşmazlığa konu alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak davacı tarafça belirlenememesi gerekmektedir. Belirleyememe hâli, davacının gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen miktar veya değerin belirlenmesinin kendisinden gerçekten beklenilmemesi durumuna ya da objektif olarak imkânsızlığa dayanmalıdır. Uyuşmazlık konusu istemlerin belirlenebilmesi için davalıda bulunan bilgi ve belgelere ihtiyaç duyuluyorsa anılan alacaklar belirlenebilir olmadığından belirsiz alacak davasına konu edilebilecektir. Belirsiz alacak davasının getirdiği en önemli etkin koruma, usul ekonomisi ve hak arama özgürlüğüne hizmet etmesi yanında, davacının yüksek yargılama giderlerine katlanma ve dava konusu hakkın zamanaşımına uğrama riskini azaltmasıdır.
Islah ise, taraflardan birinin yapmış olduğu usul işleminin tamamen veya kısmen düzeltilmesine denir. Islah müessesi, dava değiştirme, başka deyişle iddia ve müdafaanın değiştirilmesi veya genişletilmesi yasağını bertaraf eden bir imkândır. Islahın konusunun tarafların yapmış oldukları usul işlemleri olduğu için, müddeabihin artırılıp artırılmayacağı hususu da bir usul işlemi olduğundan, ıslahın konusu olabilir.
HMK'nın 357/1. maddesinde Bölge Adliye Mahkemesinde yapılamayacak işler düzenlenmiş olup, Bölge Adliye Mahkemesinde ıslah yapılamaz ise de talep artırımı yapılmasına yasal bir engel bulunmamaktadır.
Somut uyuşmazlıkta, davacı taraf, dava dilekçesinde açıkça belirsiz alacak davası açarak talepte bulunmuş ve gerçekleştirilecek tahkikat neticesinde müddeabihin ortaya çıkacağını, buna göre talep artırımına gideceğini ifade etmiş olup, davacının alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak belirlemesinin mümkün olmadığı, bunun için davalıda bulunan bilgi ve belgelere ve konunun uzmanı bilirkişilerce yapılacak tespitlere ihtiyaç duyulduğu anlaşılmakla, BAM Hukuk Dairesi'nce yapılması gereken, davalının sözleşmeye aykırı şekilde işletme ve dağıtım faaliyeti kapsamı dışında üçüncü kişilerle sözleşmeler imzalayarak elde ettiği "kira ve reklam gelirlerinin" dağıtım tesislerinin mülkiyet hakkına sahip ...'a ait olduğunun kabulü ile davalının elde ettiği ve uhdesinde kalan gelirlerin (tüketicilere daha düşük bedelle elektrik verebilmek için sübvansiyon olarak kullanılan tutarlar hesaplama dışı bırakılarak) gerçek olmayan vekaletsiz iş görme hükümleri kapsamında dava tarihinden geriye dönük on yıl süre ile tespitinin bilirkişi marifetiyle yapılarak, tespit edilecek "kira ve reklam gelirleri"nin davanın müddeabihini oluşturduğu gözetilip HMK'nın 107. maddesi uyarınca davacı tarafa iki haftalık kesin süre verilerek talep artırımına imkan tanınması ve sonucuna göre bir karar verilmekten ibaret olmasına göre, aksine uygulama ile yöntemine uygun olarak zarar belirlenip anılan yönde davacı tarafa süre verilmeksizin dava dilekçesinde belirtilen 1.000,00 TL üzerinden davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, hükmün davacı yararına bozulması gerekmiştir.
5. Davacı tarafın, faiz başlangıç tarihiyle ilgili temyiz itirazlarına gelince; taraflar arasında İHDS bulunmakla birlikte uyuşmazlık konusu eylem ve talepler gerçek olmayan vekaletsiz iş görmeden kaynaklanmaktadır. Davalı tarafından üçüncü kişilerle yapılan reklam ve kira sözleşmelerine göre kiralar yıllık olarak tek seferde tahsil ediliyorsa tahsil edildiği tarihten, aylık olarak tahsil ediliyorsa yine ay ay tahsil edildiği tarihlerden itibaren (tespit edilecek kira, reklam vs. bedellerine) işletilecek avans faiziyle birlikte kira, reklam vs. bedellerinin tahsiline karar verilmesi gerekirken, faiz başlangıç tarihi olarak dava tarihinin esas alınması da doğru olmamış, hükmün bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
VI. SONUÇ: Yukarıda (3) numaralı bentde açıklanan nedenlerle davalının tüm temyiz itirazlarının REDDİNE, (4) ve (5) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davacının temyiz itirazlarının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, HMK'nın 373/2 hükmü uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, takdir olunan 40.000,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde davacıya iadesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davalıya yükletilmesine, 02.06.2026 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
K A R Ş I O Y
Dava, İHDS'den kaynaklı kira, reklam, baz istasyonu vb. işlemlerden kaynaklı elde edilen bedellerin tahsili istemine ilişkindir. Ülkemizde elektrik enerjisi üretimi, iletimi, dağıtımı ve perakende satışına dair tüm uygulamalar, 2001 yılında yürürlüğe giren 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu (4628 sayılı Kanun) ve akabinde 2013 yılında yürürlüğe giren 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu (6446 sayılı Kanun) uyarınca düzenleyici kurum olan EPDK tarafından uygulamaya konulan Yönetmelik, Tebliğ, Kurul Kararları, Usul ve Esaslar çerçevesinde yürütülmektedir. Özelleştirilen elektrik dağıtım tesis ve varlıklarına ilişkin her türlü işletme ile yatırım planlaması ve uygulamasında onay ve değişiklik yetkisi EPDK'ya aittir.
İHDS'nde davacının ilgili dağıtım bölgesindeki dağıtım tesislerinin çıplak mülkiyeti dışındaki hakları Sözleşmenin 5. maddesi uyarınca taşınmazlar üzerindeki kullanım haklarının, Dağıtım Tesisleri'nin gereği gibi işletilebilmesi için varlığı zorunluluk arz eden taşınmaz, tesis, araç-gereç, iş makinaları, telsiz cihazları ve bunların mütemmim cüzlerinin mülkiyet hakları saklı kalmak kaydıyla işletme haklarının halihazırdaki fiil ve hukuki durumu ile davalıya devredilmiş olup, sözleşmenin diğer hükümlerinin incelenmesinden davalının işbu davaya konu edilen gelirleri elde etmesinin sözleşme ile sınırlandırılmadığı veya elde edilen bu gelirlerin davacıya verilmesi gerektiğinin düzenlenmediği sonucuna ulaşılmaktadır.
İHDS'nde dava konusu kira ve reklam gelirlerinin kime ait olacağına dair bir düzenleme bulunmadığından sözleşmenin 21.2.madde hükmü de gözetilerek sözleşme ile kararlaştırılmayan hususlarda mevzuat hükümleri, Kurul ve Kurum kararlarının uygulanması gerekecektir. 24.01.2003 tarihli 25003 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Elektrik Piyasasında Gelir ve Tarife Düzenlemesi Kapsamında Düzenlemeye Tabi Unsurlar ve Raporlamaya İlişkin Esaslar Hakkında Tebliğ'in Düzenlemeye esas tarife dışı işletme gelirleri başlıklı 5. maddesinde "Düzenlemeye esas tarife dışı işletme gelirleri, aşağıda yer alan gelirlerden oluşur. c) Birinci uygulama dönemi öncesinde tesis edilmiş duran varlıklardan elde edilen kira ve benzeri elde edilen gelirler." Tebliğ ekinde yer alan "GDO1 (Dağıtım ve Perakende Satış Faaliyetleri İçin)" başlıklı tablonun (b) bendinde ise düzenlemeye esas tarife dışı işletme gelirlerine yer verildiği görülmüştür.
19.12.2015 tarihli 29567 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Dağıtım Sistemi Gelirinin Düzenlenmesi Hakkında Tebliğ'de diğer gelirlerin kapsamı 25. maddesinde "Dağıtım şirketleri tarafından dağıtım sisteminin kullanımına ilişkin bedeller dışında kullanıcılara tahakkuk ettirilen bedeller kapsamında toplanan gelirler ile üçüncü taraflara sunulan hizmetlerden elde edilen gelirler aşağıdaki şekilde sınıflandırılır:... e) "Dağıtım şirketinin bölgede işlettiği dağıtım şebekesi üzerinden elde ettiği reklam ve kira (baz istasyonu, araç, bina, arazi, veri transferi iletişim alt yapısı kullanım geliri) gelirleri" olarak sayılmıştır.
EPDK tarafından görüş sorulması üzerine dosyaya gönderilen müzekkere cevabında da "24.01.2003 tarihli ve 25003 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Mülga Elektrik Piyasasında Gelir ve Tarife Düzenlemesi Kapsamındaki Düzenlemeye Tabi Unsurlar ve Raporlamaya İlişkin Esaslar Hakkında Tebliğ'in 3. ve 5. maddeleri çerçevesinde birinci ve ikinci uygulama döneminde dağıtım şirketlerinin dağıtım faaliyetine ilişkin düzenlemeye esas net işletme gideri hesabı; düzenlemeye esas işletme giderlerinden düzenlemeye esas tarife dışı işletme gelirlerinin düşülmesi yoluyla hesap edilmiştir. Bu kapsamda dağıtım şirketlerinin düzenleyici hesap planlarına kaydedilmiş olması kaydıyla Kurumlarına sundukları reklam ve kira gelirleri tarif dışı işletme geliri olarak kabul görmüştür." denilmiştir.
O halde, İHSD'de kira ve reklam gelirlerinin kime ait olacağına dair açık bir düzenleme bulunmadığı, davaya konu kira ve reklam gelirlerinin, davalı ... şirketinin düzenlemeye tabi tarifeleri içinde yer aldığı, bu durumun 6446 sayılı Kanun'un 1. maddesinde belirtilen "Tüketicilere Düşük Maliyetli Elektrik Sunulması" amacına uygunluk arz ettiği, bu sebeple kira ve reklam gelirlerinin davalıdan tahsilinin istenemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi gerektiği, aynı gerekçelerle verilen İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu, Bölge Adliye Mahkemesi kararının işbu sebeplerle bozulması gerektiği kanaatinde olduğumuzdan, çoğunluk görüşüne katılmamaktayız.