Yargıtay · 11. Hukuk Dairesi

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2025/5730 E. 2026/2806 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
11. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/5730
Karar No
2026/2806
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : Konya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/860 Esas, 2025/1146 Karar HÜKÜM : Davalılar ... ve ... aleyhine açılan davanın kabulü, davalı ... aleyhine açılan davanın reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : Konya 5. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2023/263 E., 2025/92 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili, davalı ... vekili ve davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: KARAR I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketin, ..'daki inşaat projesinde finansal sorunlar yaşadığını, bu sebeple şirketin o zamanki tek sahibi ve yetkili müdürü ...'nin, .. Gıda Gayrimenkul Hayvancılık Sanayi ve ... Limited Şirketi'nin (.. Gıda) müdürü ... tarafından finansal sorunları çözeceği vaadiyle kandırıldığını, müvekkili şirket ile .. Gıda arasında 40 daire ve 1 dükkanın üçüncü şahıslara satılmasına ilişkin 18.09.2018 tarihli bir sözleşme imzalandığını, bu sözleşmeye göre .. Gıda'nın her sattığı daire için 6.000,00 TL komisyon alacağını, ayrıca .. blok ... katta yer alan .. numaralı bağımsız bölümü 225.000,00 TL bedelle satın almayı kabul ettiğini, ancak asıl amacın dairelerin bir an önce satılması olduğunu, kötüniyetli .. Gıda yetkilisi ... ve eşi davalı ...'ın, bu taşınmazı ele geçirmeyi amaçladıklarını ve sözleşmeye tanık olarak imza attıklarını, hemen ardından aynı gün hiçbir bedel ödemeden müvekkili şirkete ait 40 daire ve 1 dükkan satım işini yapmak için anlaşma yapılmasına rağmen müvekkili şirket yetkilisi ...'nin saflığından istifade ederek 19 numaralı bağımsız bölümün satış yetkisini içeren bir vekaletnameyi aldıklarını, vekaletin düzenlenmesinden sadece 10 gün sonra, davalı ...'ın, 50.000,00 TL bedel göstererek taşınmazı muvazaalı olarak davalı ... ..'a devrettiğini, davalı ... ..'ın da 105 gün sonra yine 50.000,00 TL bedel göstererek taşınmazı muvazaalı olarak davalı ... ..'ye devrettiğini, komisyon sözleşmesine rağmen tek bir daire bile satılmayınca müvekkili şirket yetkilisi ...'nin inşaata devam edemediğini ve şirket hisselerini ..'a devrederken söz konusu daire satım komisyon sözleşmesi ve vekaletten hiç bahsetmediğini, yeni şirket sahiplerinin inşaata hızla devam ettiklerini, ancak davalı ... ..'nin yaklaşık dört yıl sonra gelerek daireyi almak istemesi üzerine, eski şirket sahibinin gizlediği vekaletin kötüye kullanılması suretiyle üç davalının birlikte hareket ederek taşınmazın tapu kaydının ele geçirildiğini öğrendiklerini, esasen ortada gerçek bir satış bulunmadığını ileri sürerek davalı ... .. adına olan tapu kaydının iptali ile müvekkili adına tapuya kayıt ve tesciline, mümkün olmadığı takdirde dava değeri olan 1.500.000,00 TL'den aşağı olmamak üzere keşif ile belirlenecek bedelin ilk satım tarihi olan 28.09.2018 tarihinden itibaren ticari temerrüt faiziyle birlikte davalılar ... ve .. .. ..'dan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP 1.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davacının muvazaa olarak nitelendirdiği açıklamalar gerçek dışı olup müvekkilinin iyiniyetli üçüncü kişi durumunda olduğunu, davacının sözleşme yaptığı ve vekalet verdiği diğer davalılarla müvekkilinin hiçbir alakası ve bağlantısı bulunmadığını, önceki satışın ne şekilde yapıldığını, satışı yapan ile davacının arasındaki sözleşme veya ilişkiden tamamen bihaber olduğunu, dava konusu yeri 182.000,00 TL bedelle, kendisine ait birikimleri, annesine ait .. hissesi, araç ve bir kısım altınlarının satışından elde ettikleri parayı bir araya getirerek ve biraz da borçlanarak, davalı ... ..'dan bedelini ödeyerek satın aldığını, davacının, müvekkilinin söz konusu yeri aldığından bihaber olduğu iddialarının doğru olmadığını, zira davacı şirketin müvekkili ve annesini devraldıkları tarihten sonra defalarca telefonla aradıklarını ve sürekli olarak daireyi iade etmelerini yoksa teslim etmeyeceklerini söylediklerini, hatta Temmuz 2022 tarihinde müvekkiline ".. İnşaat .. Siteleri .. Blok Genel Ödeme Listesi" ile başlayan bir mesaj gönderip hesap numarası vererek bir defaya mahsus 15.000,00 TL para istediklerini ve müvekkilinin de bu parayı davacının hesabına ödediğini, bu hususun bile tek başına müvekkilinin dava konusu yeri aldığını davacının başından itibaren bildiğini gösterdiğini savunarak davanın reddini istemiştir.

2.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davacı tarafından ileri sürülen muvazaa ve vekalet ilişkisinin kötüye kullanıldığına dair iddiaların tamamen gerçek dışı olduğunu, müvekkilinin, davacı ile vekalet ilişkisi olan tarafların durumunu bilebilecek bir konumda olmadığını, dava konusu taşınmazın devrinin tamamen gerçek bir ticari ilişkiye dayandığını, müvekkilinin babasının taşınmazın bedelini kendisinin ödeyeceğini belirterek, "senin evin olsun oğlum" ifadesiyle gayrimenkulün devrinin gerçekleştirildiğini, bu devir işlemine ilişkin tüm hususların davacı şirketin hem önceki yetkilisi hem de şimdiki sahipleri tarafından eksiksiz bir şekilde bilindiğini, müvekkilinin babası ile davacı şirket arasında akdedilen sözleşmede, şirketin herhangi bir şekilde zarara uğratılmasının söz konusu olmadığını, davacı şirketin taşınmazın devredildiği tarihteki yetkilisinin tüm devir işlemlerinden haberdar olduğunu ve bu işlemlere onayının mevcut olduğunu, davacı şirketin devri sırasında ise, yeni şirket sahiplerinin bu devirler ve şirketin mali durumu hakkında tam olarak aydınlatıldığını, davacı şirketin bedelde muvazaa iddialarını kesinlikle kabul etmediklerini, dava konusu taşınmazın devir tarihi olan 2018 yılında, ortalama ev bedellerinin müvekkilinin davacı şirkete borçlandığı bedeller kadar olduğunu, dava konusu taşınmazın tüm ödemelerinin önceki şirket sahibine yapılmış olduğunu ve bu durumun şirketi devralanlar tarafından bilindiğini, bu taşınmazın devrinde kambiyo senedi düzenlendiğini ve bu borçların da ödendiğini, taşınmazın tüm bedeli ödenmişken şirketin nasıl zarara uğratıldığının ispat yükümlülüğünün davacı şirket üzerinde olduğunu, muvazaa, kötüniyet veya vekaletin kötüye kullanılmasının söz konusu olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

3.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davacının muvazaa ve vekalet ilişkisinin kötüye kullanılması iddialarının gerçek dışı olduğunu, davacı şirket ile dava dışı .. Gıda arasında davacı şirkete ait gayrimenkullerin satışından kaynaklı aracılık sözleşmesi yapıldığını, bu sözleşme gereğince şirket yetkilisinin bilgisi ve onayı dahilinde davalı ...'a taşınmaz devrinin gerçekleştirildiğini, bu taşınmazın devri yapıldıktan sonra davacı şirkete 5.000,00 TL ödeme yapıldığını, davacı şirketin gayrimrenkullerinin satışı için 15.000,00 TL'ye katalog bastırıldığını ve gayrimenkullerin satışı için aracılığın gerektirdiği işlemlerin başlatıldığını, bu katalog basım bedellerinin de yine sözleşme gereği alınan gayrimenkulün bedelinden düşüldüğünü, bu durumu davacı şirketin hem önceki yetkilisi hem de şimdiki sahiplerinin bildiğini, davacı şirketin ekonomik sıkıntıları sebebiyle taşınmazların zamanında yetiştirilemediğini, satışa hazır hale gelmeyen gayrimenkullerin satılamaması sebebiyle dava dışı ...'ın sözleşmeden doğan yükümlülüklerini yerine getiremediğini, bunun üzerine müvekkilinin eşi ... ile davacı şirketin o dönem yöneticisi ve sahibi olan ...'nin devredilen taşınmazın bedelinin ödenmesi hususunda anlaştıklarını, anlaşma gereği o zamana kadar elden yapılan 5.000,00 TL ödeme ve bastırılan katalogların masrafı olan 15.000,00 TL'nin düşüldüğünü, geriye kalan bedelin ise peyderpey ödendiğini, söz konusu taşınmazın müvekkili tarafından davalı ... ...'a devredilmesinin ise yine o dönem davacı şirketin yönetici ...'nin bilgisi dahilinde olduğunu, ayrıca müvekkilinin eşi ... tarafından taşınmaz bedeline karşılık olarak senet verildiğini, müvekkilinin eşi ...'ın da maddi sıkıntılar yaşaması sebebiyle oğluna devredilen davaya konu taşınmazın diğer davalı ... ...'ye devredilmesi hususunun davacı şirket tarafından bilindiğini, davacının basiretli tacir konumunda olduğunu, müvekkilinin vekaletname ile yapmış olduğu devir işleminin davacı şirketin devir tarihindeki yöneticisi tarafından verilen talimatlara ve anlaşmalara uygun bir işlem olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı şirketin daire satım komisyon sözleşmesi ile dava dışı ... ve eşi davalı ...'a verilen vekaletten haberlerinin olmadığı iddiaları değerlendirildiğinde; dosya içerisinde bulunan 18.09.2018 tarihli ... yevmiye numaralı vekaletname ile, dava konusu taşınmazın satış yetkisinin .. ve .. ..'a ... tarafından verildiği, 18.09.2018 tarihili sözleşme kapsamında yapılan devirlerin, davacı müteahhit firmanın inşaatları devralma tarihi olan 31.12.2019 tarihinden önce yapıldığı açık olduğundan tapu siciline güven ilkesi kapsamında davacının tapu kaydının iptalini isteyemeyeceği, toplanan deliller ve tanık anlatımlarından çıkan sonuca göre, taşınmaz satımında bedelin senet olarak ödenmesinin kararlaştırıldığı, satıcının hakkı bedel olup ödenmemesi halinde yasal yollara müracaat ederek tahsili sağlanabileceğinden ödememenin, tapu iptal ve tescilin hukuki nedenini teşkil etmeyeceği, davalılara yapılan temlik işleminde satış iradesinin bulunduğu, ne satış senedinde ne de haricen yazılı olarak herhangi bir ihtirazi kayıt içeren sözleşme düzenlenmediği, bu nedenle tapu iptali ve tescil davasının reddi gerektiği, bedel talebi yönünden yapılan değerlendirmede, dava konusu .. blok .. numaralı daire için verilen 225.000,00 TL bedelli senedin devri gerçekleştiren ilk müteahhit ...'nin beyanında kendisi tarafından teslim alındığını beyan ettiği, ödeme hususunda davacı şirketi devralan 2. müteahhit yetkililerinin ...'den şirketi devralmaları nedeniyle taleplerini davalılara yöneltemeyecekleri, taraflar arasında düzenlenen senet resmi nitelikte olup, davacının gerçek satış bedelinin resmi senette yazılı tutardan daha fazla olduğu ve satış bedelinin ödenmediği iddiasının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 200. maddesi gereğince yazılı delil ile ispat etmesi gerektiği, resmi senette satış bedelinin davacı şirkete ödendiğinin yazılı olduğu, davacı firmanın önceki yetkilisi ...'nin de dava konusu taşınmaza ilişkin satış iradesinin bulunduğu ve iradeyi fesada uğratan hallerin varlığının da ileri sürülmediği, davacı tarafın satışın 235.000,00 TL üzerinden yapıldığını ileri sürdüğü, mahkemenin 04.12.2024 tarihli duruşmasına katılan davacı şirket yetkilisi ..'ın "Tanığın bahsetmiş olduğu senet bizdedir, teminattır. 225.000,00 TL'lik senedin fotokopisi bendedir, icraya koymadık. Yalnızca kasada bir fotokopi vardı. Üzerinde de teminat için yazıyordu, senedin aslı şirkette yoktur." şeklinde beyanda bulunduğu, taşınmazın satışı konusunda kabul ettiği 235.000,00 TL'den resmi senette ödendiği belirtilen bedelin ödenmediği hususunda davacı tarafın iddialarını ispat edemediği, kaldı ki ödenmesi istenilen bedelin davalı iyiniyetli üçüncü kişilerden istenemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.

IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalı kayıt maliki olan taşınmazı vekaleten satıştan sonra ikinci alıcı ...'nin vekil ve kendi akidi ile işbirliği içerisinde vekalet görevinin kötüye kullanıldığını bilen veya bilmesi gereken kişilerden olduğunun yani kötüniyetinin davacı tarafça ispatlanamaması nedeniyle davacının tapu iptal ve tescil isteminin reddine karar verilmesinin doğru olduğu, taşınmazın bedelinin tahsili yönünden ise; davacı şirketin o tarihte temsilcisi ile dava dışı ... Gıda'yı temsilen ... arasındaki 18.09.2018 tarihli sözleşmeye göre dava dışı şirketin davacının taşınmazlarının satışına aracılık edeceği, ayrıca dava konusu olan taşınmazın 225.000,00 TL bedelle davacıdan satın alındığı, ödemelerin komisyoncu şirketin alacaklarından mahsup edileceğinin de açıkça kararlaştırıldığı, dava dışı komisyoncu şirket olan ... Gıda tarafından sözleşmeye uygun aracılık suretiyle satış yapılmadığı, bizzat davalı vekil ...'ın delil olarak dayandığı sözleşmenin tarafı olup imza eden şirket temsilcileri tanıklar ... ile davalı vekilin eşi diğer davalı ilk alıcı ... ...'ın babası olan sözleşmenin tarafı ... Gıda temsilcisi ...'ın beyanlarından, taşınmaz için 15.000,00 TL dışında vekaletle devirden sonra herhangi bir ödeme yapılmadığı, sözleşmenin tarafı olan şirketin edimini hiç yerine getirmeden ve taşınmazın bedelini de ödemeden davacı şirket tarafından verilen vekaleti kötüye kullanarak vekilin ve temsilcinin de oğlu olan ...'a tapuda devredildiği, vekil ve ilk alıcının vekaletin kötüye kullanıldığını bilen kimselerden olduğu ve başka bir kişiye takas için harici taşınmazı verdiklerinden onun gösterdiği kayıt malikine tapuda devir yaparak taşınmazın elden çıkmasına sebebiyet verip davacıyı zarara uğrattıkları, yine vekaleten yapılan satışta alıcının vekille işbirliği içinde vekalet verenin aleyhine hareket ettiğinden vekille birlikte 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 46 vd. maddelerinde düzenlenen haksız fiil hükümlerine göre de sorumlu olduğu, dolayısıyla dava konusu taşınmazın bedeli yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı gerekçeyle davanın tümden reddine karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmasına, davalılar ... ve ... yönünden davanın kabulüne, 1.790.000,00 TL'nin davalılar ... ile ... ...'dan dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tahsili ile davacıya verilmesine, davalı ... ... yönünden davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekili, davalı ... vekili ve davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.

V. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava, TBK'nın 19. maddesi uyarınca muvazaa ve vekalet görevinin kötüye kullanılmasına dayalı tapu iptal ve tescil, olmadığı takdirde taşınmazın bedelinin tahsili istemine ilişkindir.

B. Değerlendirme ve Gerekçe 1.İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK'nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi aynı Kanun'un 369/1 hükmü ve 371. maddesinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre davalı ... vekili ve davalı ... vekilinin tüm, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

2.Uyuşmazlık, davacı şirket ile dava dışı ... Gıda arasındaki aracılık işlemi ve harici taşınmaz satımını da konu alan 18.09.2018 tarihli sözleşme başlıklı belgeden kaynaklanmakta olup, Bölge Adliye Mahkemesince sözleşmenin tarafı olan ... Gıda'nın edimini hiç yerine getirmeden ve taşınmazın bedelini de ödemeden davacı şirket tarafından verilen vekaleti kötüye kullanarak vekilin ve temsilcinin de oğlu olan ...'a tapuda devredildiği, vekil ve ilk alıcının vekaletin kötüye kullanıldığını bilen kimselerden olduğu ve başka bir kişiye takas için harici taşınmazı verdiklerinden onun gösterdiği kayıt malikine tapuda devir yaparak taşınmazın elden çıkmasına sebebiyet verip davacıyı zarara uğrattıkları gerekçesiyle davalılar ... ve ... yönünden davanın kabulüne, 1.790.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılar ... ile ... ...'dan tahsiline karar verilmiştir.

Eldeki davada, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin mahiyetine göre uygulanacak hükümler, 6102 sayılı Türk ... Kanunu (6102 sayılı TTK) hükümleri olmakla, aynı Kanun'un 3. maddesi kapsamında bu tür uyuşmazlıklar ticari iş olarak değerlendirilmektedir. 6102 sayılı TTK'nın "Ticari İş Karinesi" başlıklı 19/2 hükmünde ise; taraflardan yalnız biri için ticari iş niteliğinde olan sözleşmelerin, Kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, diğeri için de ticari iş sayılacağı düzenlenmiştir.

Söz konusu yasal düzenlemelerden hareketle somut olayda davacı şirket olup dava dışı ... Gıda ile arasındaki aracılık işlemi ve harici taşınmaz satımını da konu alan 18.09.2018 tarihli sözleşme başlıklı belgeden kaynaklanan uyuşmazlığın 6102 sayılı TTK'nın 3. maddesi gereği ticari iş niteliği taşıması ve davalılar yönünden de 6102 sayılı TTK'nın 19/2 hükmü gereği ticari iş sayılmasına göre hükmedilecek faizin avans faizi olması gerekirken Bölge Adliye Mahkemesince hükmedilen bedelin işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmiş olması bozmayı gerektirir.

Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden HMK'nın 370/2 hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının düzeltilerek onanması gerekir.

VI. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı ... vekili ve davalı ... vekilinin tüm, davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bent uyarınca davacı vekilinin Bölge Adliye Mahkemesi kararına yönelik temyiz itirazının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının hüküm fıkrasının 1 numaralı bendinde yer alan “yasal” ibaresinin çıkartılarak yerine “avans” ibaresinin yazılması suretiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davalılar ... ve ...'a (müştereken ve müteselsilen) yükletilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde davacıya iadesine, 11.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2025/5730, K. 2026/2806, T. 11.05.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-11-hukuk-dairesi-2025-5730-e-2026-2806-k-0620570269e4